CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
AKTAN -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:20863/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
23 Eylül 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20863/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı  
Sakine Aktan’ın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Ocak 2002 tarihinde  
Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Gazeteci olan başvuran, 1973 doğumludur ve Zürih’te ikamet etmektedir.  
Özgür Bakış isimli günlük gazetenin 27 Aralık 1999 tarihli 11. sayısında “YRK medya okulu  
ıyor” başlığıyla Kürdistan Gazeteciler Birliği başkanı ile yapılan röportaj yayımlanmıştır.  
Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca suç unsuru yazının yayımlanmasıyla “sınıf,  
ırk ve bölge farklılığı temelinde halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiği gerekçesiyle” 26  
Haziran 2000 tarihli bir iddianame ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı başvuran hakkında ceza davası açmıştır.  
18 Mayıs 2001 tarihli bir kararla, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçlardan  
başvuranı suçlu bulmuş ve bir yıl sekiz ay hapis ve 100.000.000 TL (olayların meydana  
geldiği dönemde 90 Amerikan Doları) para cezasına çarptırmıştır. Devlet Güvenlik  
Mahkemesi ihtilaflı metinden hiçbir alıntı yapmamış ve metnin bütün olarak incelemesinin  
ardından karara varmıştır.  
Başvuran, karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
3 Eylül 2001 tarihinde başvuran ülkesini terk etmiş ve İsviçre’ye siyasi ilticada bulunmuştur.  
17 Ekim 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünü  
önceden başvuran tarafa tebliğ etmeden davayı incelemiş ve başvuranın mahkumiyetini  
onamıştır.  
23 Kasım 2001 tarihinde, ceza fişi başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.  
19 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4744 sayılı Kanun’la Türk Ceza Kanunu’nun 312.  
maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, 18 Aralık 2003 tarihinde mahkumiyetin infazı  
ertelenmiştir.  
25 Şubat 2004 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde re’sen başvuranın  
dosyasının yeniden açılmasının ardından, başvuran hakkında aynı mahkumiyet kararı  
alınmıştır.  
1 Haziran 2005 tarihinde, Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir.  
2
6 Haziran 2005 tarihinde, Yargıtay, kararı bozmuş ve başvuranın hukuki durumunun Yeni  
Türk Ceza Kanunun hükümleri uyarınca yeniden incelenmesi talebinde bulunmuş, dosyayı  
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakletmiştir.  
15 Temmuz 2005 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yetkisizlik kararı vererek dosyayı  
Beyoğlu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne göndermiştir.  
20 Eylül 2006 tarihinde, yetkili mahkeme olmadığına kanaat getiren Beyoğlu Asliye Hukuk  
Mahkemesi, Yargıtay’dan, dosyayı yeniden incelemekle yükümlü mahkemenin Yargıtay  
tarafından belirlenmesini talep etmiştir.  
5 Aralık 2006 tarihinde, Yargıtay, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yetkisizlik kararını  
bozmuştur.  
31 Ağustos 2007 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun yeni hükümleri  
çerçevesinde suç unsuru bulunmadığı gerekçesi ile başvuranın beraatına karar vermiştir.  
22 Ekim 2007 tarihinde, dava konusu yazının Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 216/1 maddesini  
ihlal ettiğine ve “sınıf, ırk ve bölge farklılığı temelinde halkı kin ve düşmanlığa” teşvik  
ettiğine kanaat getiren Savcılık, sözkonusu beraat kararına itiraz etmiştir.  
Yargıtay’da dava hala derdesttir.  
HUKUK  
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZI HAKKINDA  
Hükümet, başvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, Yeni Türk Ceza  
Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra, davanın re’sen yeniden görüldüğünü ve başvuranın  
beraat ettiğini AİHM’nin bilgisine sunmaktadır. Ayrıca Hükümet, İsviçre’ye yerleşmek üzere  
başvuranın Türkiye’yi terk ettiğini belirtmektedir. Sonuç olarak, Hükümet, AİHS anlamında  
başvuranın mağdur sıfatını kaybettiğine kanaat getirmekte ve başvurunun kayıttan  
düşürülmesini talep etmektedir.  
Başvuran, hapis cezası çekmemek için ülkesini terk etmek zorunda kaldığını ve Türkiye’ye  
dönemeyeceğinden hala yurtdışında yaşadığını ileri sürmektedir. Zira Savcılık tarafından  
itiraz edilmesi nedeniyle başvuran hakkındaki beraat kararı henüz kesinleşmemiştir.  
AİHM, ilke olarak, başvuran lehindeki karar ya da tedbirin sadece ulusal makamlar alenen ya  
da esastan AİHS’nin ihlalini kabul edip daha sonra telafi ettiği sürece “mağdur” sıfatını  
ortadan kaldırmak için yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (Öztürk-Türkiye, başvuru no:  
22479/93). Mevcut davada, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından ilk  
derece mahkemesi tarafından 31 Ağustos 2007 tarihinde başvuran hakkında beraat kararı  
verildiği gerçektir. Ancak, 17 Ekim 2001 tarihinde başvuranın nihai olarak mahkum edildiğini  
ve iki dönem boyunca hapse girme riskiyle yaşadığını gözden uzak tutmamak uygun  
olacaktır: 23 Kasım 2001 tarihinden (ceza fişinin tebliğ edildiği tarih) 18 Aralık 2003 tarihine  
kadar (mahkumiyetin ertelendiği tarih) ve 25 Şubat 2004 tarihinden (ikinci mahkumiyet  
tarihi) 6 Haziran 2005 tarihine kadar (temyiz tarihi). Mahkumiyetinin ardından hapsedilme  
riski başvuranı siyasi mülteci olarak kabul edildiği İsviçre’ye gitmek üzere ülkesini terk  
etmek zorunda bırakmıştır. Ayrıca başvuran, bu süre zarfında da ülkesine dönememiştir. İnfaz  
3
edilmeyen iki mahkumiyet de dahil olmak üzere sözkonusu koşulların tamamının, yıllarca,  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik olarak beraat kararının ortadan  
kaldıramayacağı caydırıcı etkileri olmuştur (bkz, mutatis, mutandis, Lombardo ve diğerleri-  
Malta, başvuru no: 7333/06, 24 Nisan 2007, Dupuis ve diğerleri-Fransa, başvuru no:  
1914/02, 7 Haziran 2007, A/S Diena ve Ozolins-Letonya, başvuru no: 16657/03, 12 Temmuz  
2007 ve Hachette Filipacchi Associés – Fransa, başvuru no: 71111/01, 14 Haziran 2007).  
Bu durumda AİHM, mevcut davada, başvuranın doğrudan ve müteaddit zarara maruz kaldığı  
ceza davasının sonuçlarının, sürenin uzun olması nedeniyle, tümüyle önlenemediğinden veya  
telafi edilemediğinden, henüz kesinleşmemiş 31 Ağustos 2007 tarihli beraat kararının,  
başvuranın yaşadığı durumu iyileştirecek nitelikte olmadığı kanaatindedir.  
AİHM,  
içtihadında ceza davasının sonuçlarının tamamının telafisine özel bir önem atfetmektedir ki,  
bu anlayışla ceza davasının ertelenmesi hallerinde bile mağduriyetin varlığını kabul  
etmektedir (Yaşar Kaplan-Türkiye, başvuru no: 56566/00, 24 Ocak 2006 ve Aslı Güneş-  
Türkiye, başvuru no: 53916/00, 13 Mayıs 2004).  
Sonuç olarak, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığı hakkındaki Hükümet’in ön itirazının  
reddedilmesi uygun olacaktır. AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
II. AİHS’NİN 6/1 ve 6/3 b) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle  
Yargıtay önündeki yargılamanın savunma hakkına halel getirdiğini iddia etmektedir.  
Başvurana göre AİHS’nin 6/1 ve 6/3 b) maddesi ihlal edilmiştir.  
Hükümet, dosyanın yeniden açılmasının, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün  
tebliğ edilmemesi nedeniyle ortaya çıkan sonuçları telafi ettiğini belirtmektedir.  
AİHM, başvuranın, başvurusunu sunduğunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşü  
tebliğ edilmeden kendisini mahkum eden ceza davasından şikayetçi olma hakkına sahip  
olduğunu kaydetmektedir (Göç-Türkiye, başvuru no: 36590/97).  
AİHM, 11 Ocak 2003 tarihinde 4778 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle, Yargıtay  
Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün özellikle sanıklara ve avukatlarına tebliğ edilmesi  
gerektiğini gözlemlemektedir.  
Mevcut davada, başvuranın, AİHS’nin 6. maddesinin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının  
görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürmesinden dolayı, dosyanın  
yeniden açılması, başvuranın AİHS’nin 6. maddesi kapsamında yaptığı şikayetini giderebilir  
(mutatis, mutandis, Hünkar Demirel-Türkiye, başvuru no: 11584/03, 24 Mayıs 2007 ve  
Falakaoğlu-Türkiye, başvuru no: 77365/01, 26 Nisan 2005). AİHM, ayrıca, dosyasının  
yeniden incelendiği ikinci ceza davası safhasında başvuranın Yargıtay başsavcısının  
görüşünün kendisine tebliğ edilmediği yönünde şikayeti olmadığını tespit etmektedir.  
Bu durumda AİHM, ilk yargılama safhasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün  
tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermektedir.  
4
III. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, cezai mahkumiyetinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal etmesinden  
şikayetçidir. Bu bağlamda başvuran, AİHS’nin 9. ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AİHM, sözkonusu şikayetlerin yalnızca AİHS’nin 10. maddesi kapsamında incelenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10/1 maddesinin güvence altına aldığı  
başvuranların ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa  
neden olmadığını kaydetmektedir. AİHM, mahkumiyetinin getireceği sonuçlara maruz  
kalmamak için başvuranın ülkesini terk etmek zorunda kaldığını tespit etmektedir. Savcılık  
tarafından beraat kararına itiraz edilmesi nedeniyle davanın halen derdest olması sözkonusu  
tespiti değiştirmeye imkan tanımamaktadır. Ayrıca müdahalenin kanun tarafından  
öngörüldüğüne ve AİHS’nin 10/2 maddesi uyarınca kamu düzeninin korunması gibi yasal  
amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4  
Haziran 2002). AİHM, sözkonusu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Uyuşmazlık sözkonusu  
tedbirin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını sorusuna dayanmaktadır.  
Bu bağlamda AİHM, daha önce mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları  
incelediğini ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır  
(Bkz, özellikle, Ceylan-Türkiye, başvuru no: 23556/94; Öztürk-Türkiye, başvuru no:  
22479/93; İbrahim Aksoy-Türkiye, başvuru numaraları: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10  
Ekim 2000, Karkın-Türkiye, başvuru no: 43928/98, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye,  
başvuru no: 27528/95, 2 Ekim 2003).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına  
kanaat getirmiştir. AİHM, suç unsuru sayılan makalede kullanılan terimlere ve  
yayımlandıkları bağlama özellikle dikkat etmiştir. Bu bağlamda, AİHM, göreceği davanın  
bulunduğu koşulları, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmuştur  
(Bkz, İbrahim Aksoy; Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).  
Dava konusu makale, Kürdistan Gazeteciler Birliği Başkanı ile yapılan bir röportajı içermekte  
ve Kürdistan Gazeteciler Birliği Başkanının Kürt basınında çalışan gazetecilerin baskıya  
maruz kaldıklarına ilişkin görüş ve eleştirilerini içermekteydi. Birliğin Başkanı, röportajında,  
sert ifadeler içeren bir terminoloji ile “Türk basınını” Öcalan’ın yakalanmasına yönelik olarak  
bilgisizleştirme kampanyası yapmakla suçlamıştır.  
AİHM, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 18 Mayıs 2001 ve 25 Şubat 2004  
tarihlerinde, bütün olarak ele alındığında makalenin halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmeyi  
amaçladığına kanaat getirerek başvuranı iki kere aynı cezalarla mahkum ettiğini tespit  
etmektedir. Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından, başvuranın dosyası  
yeniden açılmıştır. Sözkonusu davanın sonunda başvuran yüklenen suçlardan beraat etmiştir.  
Ancak, Savcılığın itirazı göz önüne alınarak, başvuran hakkındaki beraat kararı henüz  
kesinleşmemiştir. AİHM, önceki iki mahkumiyet kararı ile aynı gerekçelere dayanarak  
Savcılığın, beraat kararının bozulmasını talep ettiğini gözlemlemektedir.  
AİHM, iç hukuk mercilerinin vermiş oldukları kararlardaki gerekçeleri incelemiş ve bunların  
tek başına başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı kılmaya yeterli  
olmadığına kanaat getirmiştir (mutatis, mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), 24762/94, 8 Temmuz  
1999). AİHM, sözkonusu makalenin bazı bölümlerinin, özellikle de sert ifadeler içeren  
5
kısımlarının, Türk Devleti’ne ilişkin olarak negatif bir tablo çizmekte ve yazıya düşmanca bir  
yan anlam vermekte ise de, şiddete, direnişe başkaldırıya teşvik etmediğini ve nefret içeren  
bir söylemin söz konusu olmadığını gözlemlemektedir; AİHM’ye göre bu, dikkate alınacak  
temel unsurdur (Bkz, a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), başvuru no: 26682/95 ve Gerger-  
Türkiye, başvuru no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde, verilen cezanın niteliği ve ağırlığının da  
dikkate alınacak unsurlar olduğunu belirtmektedir.  
Mevcut davada, başvuranın yinelenen mahkumiyetleri izlenen amaçlarla orantısızdır, böylece  
“demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu durumda, AİHS’nin 10. maddesi ihlal  
edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 1., 13., 17. VE 18. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
HAKKINDA  
Aynı olaylar temelinde başvuran, AİHS’nin 1., 13., 17. ve 18. maddelerinin ihlal edildiğini de  
ileri sürmektedir.  
AİHS’nin 10. maddesi kapsamında ulaştığı ihlal tespitini göz önüne alarak, AİHM, AİHS’nin  
1., 13., 17. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığı kanaatindedir (Karakoyun ve Turan-Türkiye, başvuru no: 18482/03, 11 Aralık  
2007).  
V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, herhangi bir açıklamada bulunmaksızın 5.000 Euro değerinde maddi zarara maruz  
kaldığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, 5.000 Euro değerinde manevi tazminat talebinde  
bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.  
Maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlalinden kaynaklanan  
zararın kesin miktarının saptanması için başvuran tarafından herhangi bir açıklamada  
bulunulmadığını tespit etmekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir (Karakoç ve diğerleri-  
Türkiye, başvuru no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, 15 Ekim 2002).  
Manevi tazminata ilişkin olarak ise, AİHM, dava koşulları nedeniyle başvuranın belli bir  
sıkıntı yaşamış olabileceği kanaatindedir. AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete  
uygun olarak başvurana 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 3.200 Euro talep etmektedir.  
6
Bununla birlikte, avukat tarafından sunulan avukatlık ücret tarifesi ve masraf bildirimleri  
dışında başvuran, avukatlık ücreti alındı makbuzu veya çeviri masraflarını gösteren makbuzlar  
gibi herhangi bir belge sunmamıştır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM içtihadına göre bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, AİHM, başvuranın ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu  
harcamaları faturalarla belgelendirmediğini tespit etmektedir. Bu durumda AİHM, yargılama  
masraf ve giderleri için başvurana tazminat ödemeye gerek olmadığı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,  
1. Oybirliğiyle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oybirliğiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi  
nedeniyle AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Bire karşı altı oyla, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliğiyle, AİHS’nin 1., 13., 17. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan diğer  
şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
5. Bire karşı altı oyla,  
a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.500 Euro  
(bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Oybirliğiyle, adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 23 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
Mevcut karar ekinde, AİHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve İçtüzüğün 74. maddesinin  
2. paragrafına uygun olarak Yargıç Karakaşın ayrık oy görüşü bulunmaktadır.  
7