COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AKSU – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 4149/04 ve 41029/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Temmuz 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4149/04 ve 41029/04 no’lu davanın nedeni,  
Mustafa Aksu (“bavuran”) adlı T.C. vatandaının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 23  
Ocak 2004 ve 4 Ağustos 2004 tarihlerinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin - AĐHS”) 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurulardır.  
Bavuran Ankara Barosu avukatlarından . Buldu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1931 doğumlu bavuran Ankara’da ikamet etmektedir.  
A. 4149/04 No’lu bavuruya ilikin olarak  
Bavuranın açtığı tazminat davası  
Kültür Bakanlığı 2000 yılında Prof. Ali Rafet Özkan’ın yazdığı "Türkiye Çingeneleri"  
adlı bir kitap yayınlamıtır.  
Bavuran 15 Haziran 2001 tarihinde Çingene Dernekleri adına Kültür Bakanlığı'na bir  
mektup göndermitir. Mektubunda, yazarın, kitabın yirmi dört sayfasında, Çingeneleri,  
yasaı eylemlere karıan, “hırsız, yan kesici, dolandırıcı, soyguncu, tefeci, dilenci,  
uyuturucu satıcısı, fahie ve genelevci” gibi yaayan, çok eli ve kavgacı kimseler olarak  
tanıttığını belirtmitir. Ayrıca, Çingene kadınlar kocalarına sadık olmadıkları biçiminde  
yansıtılmılardır. Bavuran kitabın Çingeneleri aağılayıcı ve onurlarını kırıcı unsurlar  
içerdiğini belirtmitir. Bu unsurların cezai suç tekil ettiğini iddia ederek, kitabın satıının  
durdurulup tüm kopyalarına el koyulmasını talep etmitir.  
Aynı gün, Bakanlık kitabın tüm kopyalarının düzeltme yapılması için yayın bölümüne  
iadesine karar vermitir.  
Bavuran 11 Ekim 2001 tarihinde Kültür Bakanlığı’na bir mektup yazıp, kopyaların  
toplatılıp toplatılmadığını sormutur.  
Bakanlık 17 Ekim 2001 tarihinde bavurana, yedi profesörden oluan Yayın Danıma  
Kurulu’nun kitabın bilimsel aratırma sonucu olutuğuna ve hakaret ve benzeri unsurlar  
içermediğine karar verdiğini bildirmitir. Ayrıca bavurana, kitabın yazarının metinde  
düzeltmeler yapılmasına izin vermediği ve yazarın isteğiyle, Bakanlığın kitabın telif haklarını  
yazara devrettiği bildirilmitir.  
Bavuran 4 ubat 2002 tarihinde, Kültür Bakanlığı ile Prof. Ali Rafet Özkan’a birer  
mektup göndermi, ilk talebini yinelemitir. Ancak mektuplarına yanıt alamamıtır.  
Peinden bavuran, 30 Nisan 2002 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Kültür  
Bakanğı ve kitabın yazarı hakkında dava açmı, kitabın içerdiği ifadeler nedeniyle gördüğü  
manevi zarar için tazminat talep etmitir. Đfadelerin Çingene kimliğine saldırı tekil ettiğini ve  
1
onur kırıcı olduğunu iddia etmitir. Bavuran ayrıca kitabın kopyalarının toplatılmasını ve  
basım ve dağıtımının yasaklanmasını istemitir.  
Kitabın yazarı, yanıt olarak, Adana Emniyet Müdürlüğü’nün kayıtlarını ve baka  
yazarların Çingenelerle ilgili yazdığı kitapları kullandığını, Çingeneleri aağılamak veya  
onurlarını kırmak niyetinde olmadığını belirtmitir. Yazar ayrıca bavuranın atıfta bulunduğu  
paragrafların tek balarına değil, bütün kitap bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade  
etmitir.  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 24 Eylül 2002 tarihinde bavuranın yazarın kitabına  
ilikin taleplerini reddetmitir. Kitabın bilimsel aratırma sonucu yazıldığı, bilimsel verilere  
dayanğı, Türkiye’deki Çingenelerin sosyal yapısını incelediği sonucuna varmıtır.  
Dolayısıyla ilk derece mahkemesi, bavuranın talebiyle ilgili yargı yetkisinin idare  
mahkemelerinde olması nedeniyle yetkisi bulunmadığına karar vermitir.  
Bavuran 25 Ekim 2002 tarihinde itiraz etmitir. Dilekçesinde, kitabın bilimsel  
aratırma olarak değerlendiremeyeceğini, bu nedenle Kültür Bakanlığı’nın bunu  
yayınlamaması gerektiğini belirtmitir.  
Yargıtay 21 Nisan 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
Kararında, sözkonusu ifadelerin genel nitelikte olduğunu kaydetmitir. Bu nedenle ifadelerin  
tüm Çingeneleri ilgilendirdiği ya da bavuranın kimliğine saldırı tekil ettiği sonucuna  
varılması için dayanak bulamamıtır.  
8 Aralık 2003 tarihinde bavuranın kararın düzeltilmesi talebi reddedilmitir.  
Akabinde, bavuran, belirlenemeyen bir tarihte, Ankara Đdare Mahkemesi’nde, Kültür  
Bakanğı hakkında dava açmıtır. Manevi tazminat talep etmi, Kültür Bakanlığı’nın  
yayınladığı kitabın Çingene toplumunu aağılayıcı ve onur kırıcı unsurlar içerdiğini iddia  
etmitir. Đdare Mahkemesi 7 Nisan 2004 tarihinde, bavuranın davasını reddetmitir.  
Sözkonusu kitabın, yayınlanmadan önce, Yayın Denetleme Kurulu’nun tayin ettiği bir  
Raportör tarafından incelendiği sonucuna varmıtır. Raportörün onayının ardından, Yayın  
Danıma Kurulu kitabı yayınlamayı kabul etmitir. Bavuranın iddialarının öne sürülmesinin  
ardından, yedi profesörden oluan Danıma Kurulu kitabı 25 Eylül 2001 tarihinde yeniden  
incelemi, kitabın bilimsel aratırmaya dayadığına, dağıtımı ve satıının devam etmesinde  
sakınca bulunmadığına karar vermitir. Đdare Mahkemesi bu nedenle bavuranın iddialarının  
dayanaksız olduğuna karar vermitir. Dava dosyasındaki belgelerden bavuranın karara itiraz  
edip etmediğini anlaılamamaktadır.  
B. 41029/04 No’lu bavuruya ilikin olarak  
Bir devlet kurumu olmayan Dil Derneği, 1998 yılının Aralık ayında, “Öğrenciler için  
Türkçe Sözlük” balıklı bir sözlük yayınlamıtır. Sözlüğün basımını Kültür Bakanlığı finanse  
etmitir.  
Bavuran 30 Nisan 2002 tarihinde Çingene Kültür Dernekleri Konfederasyonu adına  
Dil Derneği Bakanlığı’na bir mektup yazmıtır. Mektubunda sözlükteki birtakım deyilerin  
önyargılı ve Çingeneleri aağılayıcı olumsuz anlamlarla tanımlandığını belirtmitir.  
2
Bavuran ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Dil Kurumu'nun sözlüklerinde,  
talepleri üzerine bu deyilerin tanımlarının değitirildiğini belirttiğini, Dil Derneği'nin  
sözlüğündeki tanımların da yukarıdaki gerekçelerle değitirilmesini talep ettiğini belirtmitir.  
Dil Derneği bavuranın mektubuna cevap vermemitir.  
Bavuran 15 Temmuz 2002 tarihinde derneğe ikinci bir mektup daha göndermi,  
olumsuz yanıt alması halinde, Dil Derneği'ne karı dava açacağını belirtmitir.  
16 Nisan 2003 tarihinde bavuran Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Dil  
Derneği'ne karı sözkonusu deyilerin sözlükten kaldırılması talebiyle dava açmıtır.  
Bavuran ayrıca sözlüğün içerdiği ifadeler nedeniyle maruz kaldığı manevi zarar için tazminat  
talebinde bulunmutur. Bu bağlamda, sözlükteki deyilerin Çingene kimliğine saldırı,  
kiiliğine de hakaret tekil ettiğini iddia etmitir.  
Dil Derneği'nin avukatı 26 Mayıs 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesine görüꢀ  
sunmutur. Inter alia, sözlükte yer alan tanım ve deyilerin tarihi ve sosyolojik gerçeklere  
dayanğını, herhangi bir etnik grubu küçük düürmek ya da aağılamak amacı taımadığını  
ileri sürmütür. Ayrıca sözlükte yer alan tanım ve deyilerin toplumda yaygın olarak  
kullanıldıklarını, Türkçe’de Arnavut, Yahudi ve Türklerle ilgili benzer ifadeler bulunduğunu  
belirtmitir.  
16 Temmuz 2003 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi bavuranın davasını  
reddetmitir. Sözlükte yer alan tanım ve deyilerin tarihi ve sosyolojik gerçeklere dayandığını,  
herhangi bir etnik grubu küçük düürmek ya da aağılamak amacı taımadığını ileri  
sürmütür. Ayrıca sözlükte yer alan tanım ve deyilerin toplumda yaygın olarak  
kullanıldıklarını, Türkçe’de diğer etnik gruplarla ilgili benzer ifadeler bulunduğunu  
belirtmitir.  
Bavuran itiraz etmitir. Yargıtay 15 Mart 2004 tarihinde 16 Temmuz 2003 tarihli  
kararı onamıtır.  
HUKUK  
I. BAVURULARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
AĐHM, bavuruların benzer konularda olmasını göz önünde bulundurarak, bunların  
birletirilmesine karar verir.  
II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞĐNE ĐLĐꢁKĐN  
A. Bavuranın mağdur statüsü  
1. Tarafların savları  
(a) Hükümet  
Hükümet bavuruların actio popularis nitelikte olması (kamuyu mağdur etmesi)  
sebebiyle kabuledilebilirliklerine itiraz etmitir. Ulusal mahkemeler, bavuranın davalarını,  
3
kitaptaki ifadeler ve sözlükte yer alan tanımların genel nitelikte olmaları ve tüm Romanları  
kiisel olarak etkilemediği gerekçesiyle reddetmilerdir. Hükümet özellikle, bavuranın iddia  
konusu ırkçı ifadelerden kiisel olarak etkilendiğini gösteremediğini ifade etmitir.  
(b) Bavuran  
Bavuran Roman kökenli olduğu için, kitap ve sözlükte yer alan ırkçı ifadelerin  
kendisini manevi zarar uğrattığını ve bunun sonucunda mağdur olarak değerlendirilmesi  
gerektiğini iddia etmitir.  
(c) Yunan Helsinki Monitör (Helsinki Anlamaları Yunan Gözlemciliği)  
Yunan Helsinki Monitör, ırka dayalı ayrımcı genel ifadelerle hedef alındığı iddia  
edilen bir etnik gurubun herhangi bir üyesinin, bu ifadelerin o gurubun tüm üyeleri için  
önyargı oluturması sebebiyle, mağdur statüsünde olduğunu ifade etmitir. Micallef – Malta  
davası (bavuru no. 17056/06) kararına atıfta bulunarak, AĐHM’nin korumasının ulusal sistem  
kapsamında sunulan korumadan az olmaması gerektiğini ifade etmitir: bir kimsenin mağdur  
statüsü ulusal makamlarda tanınırsa, AĐHM bunu reddedemez.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, AĐHS’nin 34. maddesine göre, Yüksek Sözlemeci Devletlerin AĐHS’de  
veyahut Protokollerinde öngörülen hakların ihlalinin mağduru olduğunu iddia eden herkesin  
AĐHM’ye bavuru yapabileceğini yineler. AĐHM ayrıca bir bavuranın ihlal mağduru  
olduğunu iddia edebilmesi için, bavuran ile maruz kalındığı iddia edilen zarar arasında  
doğrudan ve yeterince ilintili bir bağ olması gerektiğini yineler (bkz. Gorraiz Lizarraga ve  
Diğerleri – Đspanya, 62543/00). Ayrıca ikayet kamu yararını ilgilendiriyorsa, mağdur  
statüsünün tanınması konusunda takdir yetkisi bulunduğunu vurgular (bkz. Micallef – Malta  
[BD], 17056/06).  
Mevcut bavurularda, Roman/Çingene kökenli bavuran, sözkonusu kitap ve sözlükte  
kullanılan dilden rahatsız olmutur. Kitabın yazarı ya da sözlüğün yayıncısı tarafından  
doğrudan kiisel olarak hedef alınmasa bile, Medeni Kanun’un 24 ve 25. maddeleri  
kapsamında, ulusal mahkemelerde tazminat davası açabilirdi. Bu nedenle, AĐHM’ye göre,  
davalar sonuçta reddedilse bile, bavuranın iç hukuka göre ulusal mahkemelerde davasını  
savunduğunu ve davalarının esaslarının iki yargı aamasında incelendiğini kaydetmek  
özellikle önemlidir.  
Özetle, AĐHM, mevcut bavurularda, bavuranın AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca  
mağdur statüsü bulunduğu kanısına varır. Buna göre Hükümet’in ön itirazı bu balık altında  
kabul edilemez.  
B. Đç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet, bavuruların, bavuranın Kültür Bakanlığı hakkında idare mahkemelerinde  
dava açmadığı için, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini  
ifade etmitir.  
AĐHM, öncelikle bavuranın hangi hukuk yolunu izleyeceğini kendisinin seçeceğini  
yineler: bavuranın, AĐHS’nin ihlal iddiaları için tazminat talebi amaçlı kullanabileceği hukuk  
4
yolları bulunuyorsa, AĐHS’nin 35/1 maddesi, AĐHS’nin hak ve özgürlüklerinin etkili bir  
biçimde korunması için, bavuranın durumunun gerçekliğiyle bağlantılı bir biçimde  
uygulanmalıdır (bkz. I.G., M.K. ve R.H. – Slovakya, 15966/04).  
4149/04 no’lu bavuruya ilikin olarak, AĐHM, bavuranın kitabın yazarı hakkında  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tazminat davası açtığını kaydeder. Bavuran  
taleplerinin reddedilmesinin ardından, Ankara Đdare Mahkemesi’nde Kültür Bakanlığı  
hakkında dava açmı, bu dava da 7 Nisan 2004 tarihinde reddedilmitir. Öte yandan  
bavuranın karara itiraz edip etmediği bilinmemektedir. Bavuran 41029/04 no’lu bavuruya  
ilikin olarak, Kültür Bakanlığı hakkında idari dava açmamı, Dil Derneği hakkında tazminat  
davası açmıtır.  
AĐHM bu davalarda bavuranın ana ikayetlerinin kitap ve sözlükte yer aldığı iddia  
edilen ve üçüncü özel kiiler tarafından yazılan hakaretengiz ifadelerle ilikili olduğunu  
gözlemler. Her iki durumda da, bavuran bu üçüncü kiiler hakkında idari dava açmı, dava  
sonuna kadar sürdürülmü, temyize kadar götürülmütür. Böylelikle, sonunda baarısız olsa  
da, makul bir tazmin yolu seçmitir. Buna göre, AĐHM, bavuranın iç hukuk yollarını  
tüketmiolarak değerlendirilebileceği kanısındadır. Sonuç olarak, Hükümet’in ön itirazının bu  
kısmı reddedilmelidir.  
AĐHM, bavuruların AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeder. Ayrıca diğer bakımlardan da kabuledilemez olarak değerlendirilemez.  
Bu nedenle bavurular kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐYLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, “Türkiye Çingeneleri” adlı kitap ile sözkonusu sözlükte yer alan ifadelerin  
açıkça Roman karıtı fikirleri yansıttığını ve ulusal mahkemelerin tazminat taleplerini  
reddetmesinin Romanlar hakkındaki açık önyargıyı ortaya koyduğunu belirtmitir. AĐHS’nin  
6 ve 14. maddelerine atıfta bulunmutur.  
AĐHM mevcut bavuruların koullarında, bavuranın ikayetlerini AĐHS’ nin  
8.  
maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesi kapsamında incelemenin daha uygun olacağı  
kanısındadır.  
A. Tarafların savları  
1. Bavuran  
Bavuran 4149/04 no’lu bavuruyla ilgili olarak, tazminat talebini reddeden ulusal  
mahkemelerin kararlarından memnun olmadığını ifade etmitir. Bavuran etnik kimliğinden  
ötürü ayrımcılığa maruz bırakıldığını, ayrımcı ve hakaretengiz dil kullanan kitaptaki birçok  
satır nedeniyle onurunun zedelendiği kanısındadır.  
41029/04 no’lu bavuruya ilikin olarak bavuran, sözlükte yer alan ayrımcı ifadeler  
ile davasını reddeden ulusal mahkeme kararlarının Roman toplumuna karı ayrımcılık tekil  
ettiğini ve AĐHS’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini ifade etmitir.  
2. Hükümet  
5
4149/04 no’lu bavuruyla ilgili olarak Hükümet, yedi profesörden oluan Yayın  
Denetleme Kurulu’nun onayının ardından Kültür Bakanlığı’nın kitabı yayınladığını  
belirtmitir. Bu kurulun raporuna göre, kitap, Türkiye’nin etnolojik çalımalarına katkı  
sağlayacak bir bilimsel aratırma olarak, bilimsel ilkelere uygun ekilde yazıldığı biçiminde  
değerlendirilmelidir. Bavuranın itirazı üzerine, kurul kitabı yeninde incelemi, kitabın  
bilimsel çalıma olduğuna ve onur kırıcı unsur içermediğine karar vermitir. Buna göre,  
Hükümet, Romanlara ayrımcılık yapılmadığını, Kültür Bakanlığı’nın Roman kültür ve  
geleneklerini tanıtmak çabasında olduğunu ifade etmitir. Hükümet bavuranın sözkonusu  
kitabın kendisinde manevi zarara yol açtığını ve dengesini bozduğunu kanıtlayamadığı  
kanısındadır.  
Hükümet 41029/04 no’lu bavuruya ilikin olarak, sözlükte yer alan sözcük ve  
ifadelerin tarihsel ve sosyolojik gerçeklere dayandığını ve bir etnik grubu aağılama veya  
küçük düürme amacı taımadığını belirtmitir.  
3. Yunan Helsinki Monitör  
Yunan Helsinki Monitör, Yüksek Sözlemeci Devletler’in ayrımcılığı yasaklamak,  
ırkçı fikirleri yaymak ve ırk temelli nefrete tevik etmek de dahil olmak üzere her türlü  
ayrımcı eylemi ve bunların finanse edilmesini cezalandırmak ve bu tür eylemlerin  
mağdurlarının zararlarını telafi etmek yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğunu belirtmitir.  
Yunan Helsinki Monitör’e göre, Devlet’in pozitif yükümlülükleri, özel hayata saygı hakkı  
ihlal edilmikimse hassas bir sosyal gruba aitse daha da elzem hale gelmektedir. Bu  
bağlamda, AĐHM’nin Çingenelerin azınlık olarak hassas konumlarının, onların ihtiyaçlarına  
ve farklı yaam tarzlarına hem ilgili düzenleyici planlama çerçevesinde hem de özel  
durumlarla ilgili karara varılırken özel itina gösterilmesi gerektiği anlamına geldiğine karar  
verdiği Chapman – Đngiltere ([BD], 27238/95) davasına atıfta bulunmutur. Đçtihada göre,  
Yüksek Sözlemeci Devletler’in 8. maddeye dayanarak Çingene yaam biçimine olanak  
sağlama yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, öncelikle, yerleik içtihadına göre, ayrımcılığın, herhangi bir amaç gütmeden  
ve makul gerekçesi olmadan benzer konumdaki kiilere farklı davranmak anlamına geldiğini  
anımsar. Öte yandan, 14. madde, üye bir devletin çeitli gruplara aralarındaki “gerçek  
eitsizlikleri” gidermek için farklı davranmasını yasaklamamakta olup; esasında, belirli  
durumlarda, farklı muamele yoluyla eitsizliği giderme çabasının baarısız kalması balı  
baına sözkonusu maddenin ihlaline yol açabilmektedir (bkz. D.H. ve Diğerleri – Çek  
Cumhuriyeti [BD], 57325/00).  
AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 14. maddesinin AĐHS ve protokollerinin diğer bağımsız  
maddelerini tamamladığını yineler. Yalnızca bu maddelerin güvence altına aldığı “hak ve  
özgürlüklerden yararlanılmasıyla” ilikili olarak etkisi bulunduğundan, maddenin bağımsız bir  
mevcudiyeti bulunmamaktadır. 14. maddenin uygulanması bu hükümlerin ihlalini  
gerektirmemektedir – ve bu bağlamda bağımsızdır – sözkonusu olaylar 14. madde kapsamına  
girmediği sürece uygulanma payı bulunamaz (bkz. Koppi – Avusturya, 33001/03).  
Yerleik içtihadına göre, AĐHM, Roman/Çingenelerin hassas konumlarının, onların  
ihtiyaçlarına ve farklı yaam tarzlarına hem ilgili düzenleyici planlama çerçevesinde hem de  
özel durumlarla ilgili karara varırken özel itina gösterilmesi gerektiği anlamına geldiğini  
6
kaydeder (bkz. Chapman ve D.H.). Chapman kararında, AĐHM, ayrıca, Avrupa Konseyi  
Yüksek Sözlemeci Devletler arasında, hem azınlıkların özel ihtiyaçlarını ve güvenliklerini,  
hem de onların kimliklerini ve yaam biçimlerini, yalnızca azınlıkların çıkarlarını güvence  
altına almak için değil, toplumun tamamının kültürel değer farklılığını korumak için de  
koruma yükümlülüğünü tanıyan yeni bir uluslararası mutabakat olduğundan  
bahsedilebileceğini gözlemlemitir. Ayrıca, inter alia, bir kimsenin etnik kökeni nedeniyle  
ayrımcılık yapılması, ırk ayrımcılığı biçimidir. Irk ayrımcılığı özellikle haksız bir ayrımcılık  
biçimi olup, vahim sonuçları ıığında, makamların özel teyakkuzu ile gayretli tepkisini  
gerektirmektedir. Đꢀte bu nedenle makamlar ırkçılıkla mücadele etmek için ellerindeki tüm  
araçları kullanmalıdırlar, böylelikle, farklılığın tehdit olarak değil, zenginlik olarak algılandığı  
demokratik bir toplum tevik edilir (bkz. Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan [BD], 43577/98  
ve 43579/98 ve Timishev – Rusya, 55762/00 ve 55974/00). Yukarıda belirtilen ilkeler  
ıığında, AĐHM, mevcut davalarda AĐHS’nin 14. maddesinin 8. maddeyle bağlantılı olarak  
uygulanabilir olduğu kanısına varır.  
Bu bağlamda, AĐHM ayrıca, 8. maddenin asıl amacının, bireyi resmi makamların keyfi  
müdahalelerine karı korumakken, Devleti yalnızca böyle bir müdahaleden imtina etmeye  
mecbur etmediğini; negatif sorumluluklara ek olarak, özel yaama fiili saygıya özgü pozitif  
yükümlülükleri olabileceğini yineler. Bu yükümlülükler, bireylerin kendi aralarındaki iliki  
ortamında bile, özel yaama saygıyı güvence altına almak için düünülmütedbirlerin  
benimsenmesini kapsayabilir (bkz. Tavlı – Türkiye, 11449/02).  
Mevcut davaların olaylarına dönülecek olursa, AĐHM, Roman kökenli bavuranın  
sözkonusu kitap ve sözlük hakkında, Roman toplumuna yönelik ayrımcı ifadelere yer  
verdikleri gerekçesiyle iki dava açtığını gözlemler. Bavuran ulusal mahkemelerden, onur  
kırıcı ve hatalı ifadelerin çıkartılıp düzeltilmelerini talep etmi, manevi tazminat talep etmitir.  
AĐHM, Medeni Kanun’un 24. maddesinin bireyleri saldırıya karı koruduğunu  
gözlemler. Bu maddeye göre, saldırıya maruz kaldığını düünen herkes sorumlu kiilere karı  
koruma talep edebilir. Medeni Kanun’un 25. maddesi ikayetçinin bedensel ve ruhsal zarar  
için tazminat talep etmesine olanak vermektedir. Mevcut bavuruların olaylarından,  
bavuranın kitabın yazarı ve sözkonusu sözlüğü derleyen Dil Derneği hakkında dava  
açabileceği açıkça görülmektedir. Bavuran davalar esnasında, argümanlarını iki yargı  
aamasında öne sürebilmitir. Ayrıca dava dosyasından da, ulusal mahkemelerin davaları  
etraflıca incelediği anlaılmaktadır.  
“Türkiye Çingeneleri” adlı kitapla ilgili olarak, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi,  
kitabın Türkiye’deki Romanların sosyo-ekonomik durumlarını çözümleyen bilimsel bir  
çalıma olduğu kanısına varmıtır. Bavuranın, kitapta, Roman toplumuna yönelik  
hakaretengiz ve ayrımcı dil kullanıldığı pek çok paragraf olduğu argümanlarına cevaben,  
mahkeme, bütün olarak okunduğunda, kitabın hakaret edici unsurlar içermediği, yazarın  
amacının bilimsel ve karılatırmalı bir aratırmaya dayalı bilimsel bir çalıma yapmak  
olduğu kararını vermitir. Dava ayrıca Yargıtay tarafından da incelenmitir. Yargıtay  
bavuran aleyhinde karar vermi, kitabın yazarının Roman toplumuyla ilgili genel yorumlar  
yaptığı, bavuranın kiiliğine bir saldırı bulunmadığı, kitaptaki yorumların, tüm Roman  
halkına yöneltilmibiçiminde değerlendirilemeyeceği kanısına varmıtır.  
Sözkonusu sözlüğe ilikin olarak, bavuran, Dil Derneği hakkında tazminat davası  
açmıtır. Öte yandan ulusal mahkemeler davayı reddetmi, sözlükte yer alan ifadelerin tarihi  
7
ve bilimsel gerçeklere dayandığına, Dil Derneği’nin herhangi bir etnik grubu küçük düürme  
ya da gruba hakaret etme amacı gütmediğine karar vermilerdir.  
AĐHM, yukarıdakiler ıığında, bavuranın davalarını ulusal mahkemelerde etraflıca  
savunabildiğini gözlemlemitir. 8. madde kapsamındaki yükümlülüklerinin parçası olarak,  
ulusal mahkemeler, anlamazlığı çözmek için özel kiiler arasında oturum yapmıtır. Daha  
önce pek çok AĐHM kararında ifade edildiği üzere, ulusal mahkemeler davanın olaylarını  
daha iyi değerlendirebilir. AĐHM bir kez daha, ulusal mahkemelerin yaptığı iddia edilen  
maddi hatalar ve kanunları incelemenin, AĐHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklere  
müdahale etmediği sürece, kendi görevi olmadığına iaret eder (bkz. García Ruiz – Đspanya  
[BD], 30544/96).  
4149/04 no’lu bavuruya ilikin olarak, AĐHM, bavuranın iaret ettiği satır ve  
ifadelerin, tek balarına okunduğunda, ayrımcı ve onur kırıcı görünmesine karın, kitap bütün  
olarak ele alındığında, yazarın kötü niyetle ya da Roman toplumunu incitme amacıyla hareket  
etmediği sonucuna varılğını kaydeder. Kitabın sonuç bölümünde, bunun karılatırmalı bir  
çözümleme yapan ve Türkiye’deki Romanların tarihsel ve sosyo-ekonomik yaam koullarına  
odaklanan bilimsel bir çalıma olduğu açıkça belirtilmitir. AĐHM, yazarın, esasında  
Romanların önyargılı tasvirlerine atıfta bulunduğunu ve onlarla ilgili stereotip örnekler  
verdiğini gözlemler. Bavuranın atıfta bulunduğu satırların yazarın yorumu değil, Romanların  
Türk toplumundaki algılanıbiçiminden örnekler olduğunu kaydetmek önem taımaktadır.  
Öte yandan, yazar bu tür önyargıları düzeltmeyi amaçlamı, Romanlara saygı duyulması  
gerektiğini açıkça belirtmitir. Bu unsurlar göz önünde bulundurularak ve yine ikincil rolünü  
vurgulayarak, AĐHM, kitabın yazarının bavuranın bütünlüğüne zarar verdiğine ya da ulusal  
makamların bavuranın haklarını koruyamadığına ikna olmamıtır.  
41029/04 no’lu bavuruya ilikin olarak, AĐHM, sözlükte yer alan ifadelerin,  
terimlerin mecazi olduğunun belirtildiği bir önsözle sunulduğunu gözlemler. AĐHM bu  
nedenle, ulusal mahkemelerin, bavuranın sözlükte yer alan ifadeler nedeniyle bütünlüğünün  
zarara uğramadığı ve ayrımcı muameleye uğramadığı yönündeki bulgularından sapmasını  
gerektirecek bir neden görememektedir.  
Yukarıdakiler ıığında, AĐHM, mevcut davalarda, bavuranın Roman olarak etnik  
kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğradığı veyahut makamların bavuranın özel hayatına saygı  
hakkını koruyacak tedbirleri almadıkları biçiminde değerlendirilemeyeceği sonucuna varır.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesi ihlal edilmemitir.  
AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK,  
1. Oybirliğiyle, bavuruları birletirmeye;  
2. Oybirliğiyle, bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. 3’e karı 4 oyla, AĐHS’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal  
edilmediğine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları  
uyarınca 27 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8
Stanley Naismith  
Françoise Tulkens  
Zabıt Katibi Yardımcısı  
Bakan  
AĐHS’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ile Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74. maddesinin 2.  
fıkrası uyarınca Yargıç Tulkens, Yargıç Tsotsoria ve Yargıç Pardalos’un ayrık görüü bu  
karara eklidir.  
F.T.  
S.H.N.  
9