kaydeder (bkz. Chapman ve D.H.). Chapman kararında, AĐHM, ayrıca, Avrupa Konseyi
Yüksek Sözleꢀmeci Devletler arasında, hem azınlıkların özel ihtiyaçlarını ve güvenliklerini,
hem de onların kimliklerini ve yaꢀam biçimlerini, yalnızca azınlıkların çıkarlarını güvence
altına almak için değil, toplumun tamamının kültürel değer farklılığını korumak için de
koruma yükümlülüğünü tanıyan yeni bir uluslararası mutabakat olduğundan
bahsedilebileceğini gözlemlemiꢀtir. Ayrıca, inter alia, bir kimsenin etnik kökeni nedeniyle
ayrımcılık yapılması, ırk ayrımcılığı biçimidir. Irk ayrımcılığı özellikle haksız bir ayrımcılık
biçimi olup, vahim sonuçları ıꢀığında, makamların özel teyakkuzu ile gayretli tepkisini
gerektirmektedir. Đꢀte bu nedenle makamlar ırkçılıkla mücadele etmek için ellerindeki tüm
araçları kullanmalıdırlar, böylelikle, farklılığın tehdit olarak değil, zenginlik olarak algılandığı
demokratik bir toplum teꢀvik edilir (bkz. Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan [BD], 43577/98
ve 43579/98 ve Timishev – Rusya, 55762/00 ve 55974/00). Yukarıda belirtilen ilkeler
ıꢀığında, AĐHM, mevcut davalarda AĐHS’nin 14. maddesinin 8. maddeyle bağlantılı olarak
uygulanabilir olduğu kanısına varır.
Bu bağlamda, AĐHM ayrıca, 8. maddenin asıl amacının, bireyi resmi makamların keyfi
müdahalelerine karꢀı korumakken, Devleti yalnızca böyle bir müdahaleden imtina etmeye
mecbur etmediğini; negatif sorumluluklara ek olarak, özel yaꢀama fiili saygıya özgü pozitif
yükümlülükleri olabileceğini yineler. Bu yükümlülükler, bireylerin kendi aralarındaki iliꢀki
ortamında bile, özel yaꢀama saygıyı güvence altına almak için düꢀünülmüꢀ tedbirlerin
benimsenmesini kapsayabilir (bkz. Tavlı – Türkiye, 11449/02).
Mevcut davaların olaylarına dönülecek olursa, AĐHM, Roman kökenli baꢀvuranın
sözkonusu kitap ve sözlük hakkında, Roman toplumuna yönelik ayrımcı ifadelere yer
verdikleri gerekçesiyle iki dava açtığını gözlemler. Baꢀvuran ulusal mahkemelerden, onur
kırıcı ve hatalı ifadelerin çıkartılıp düzeltilmelerini talep etmiꢀ, manevi tazminat talep etmiꢀtir.
AĐHM, Medeni Kanun’un 24. maddesinin bireyleri saldırıya karꢀı koruduğunu
gözlemler. Bu maddeye göre, saldırıya maruz kaldığını düꢀünen herkes sorumlu kiꢀilere karꢀı
koruma talep edebilir. Medeni Kanun’un 25. maddesi ꢀikayetçinin bedensel ve ruhsal zarar
için tazminat talep etmesine olanak vermektedir. Mevcut baꢀvuruların olaylarından,
baꢀvuranın kitabın yazarı ve sözkonusu sözlüğü derleyen Dil Derneği hakkında dava
açabileceği açıkça görülmektedir. Baꢀvuran davalar esnasında, argümanlarını iki yargı
aꢀamasında öne sürebilmiꢀtir. Ayrıca dava dosyasından da, ulusal mahkemelerin davaları
etraflıca incelediği anlaꢀılmaktadır.
“Türkiye Çingeneleri” adlı kitapla ilgili olarak, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi,
kitabın Türkiye’deki Romanların sosyo-ekonomik durumlarını çözümleyen bilimsel bir
çalıꢀma olduğu kanısına varmıꢀtır. Baꢀvuranın, kitapta, Roman toplumuna yönelik
hakaretengiz ve ayrımcı dil kullanıldığı pek çok paragraf olduğu argümanlarına cevaben,
mahkeme, bütün olarak okunduğunda, kitabın hakaret edici unsurlar içermediği, yazarın
amacının bilimsel ve karꢀılaꢀtırmalı bir araꢀtırmaya dayalı bilimsel bir çalıꢀma yapmak
olduğu kararını vermiꢀtir. Dava ayrıca Yargıtay tarafından da incelenmiꢀtir. Yargıtay
baꢀvuran aleyhinde karar vermiꢀ, kitabın yazarının Roman toplumuyla ilgili genel yorumlar
yaptığı, baꢀvuranın kiꢀiliğine bir saldırı bulunmadığı, kitaptaki yorumların, tüm Roman
halkına yöneltilmiꢀ biçiminde değerlendirilemeyeceği kanısına varmıꢀtır.
Sözkonusu sözlüğe iliꢀkin olarak, baꢀvuran, Dil Derneği hakkında tazminat davası
açmıꢀtır. Öte yandan ulusal mahkemeler davayı reddetmiꢀ, sözlükte yer alan ifadelerin tarihi
7