COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
AKYÜZ – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 35837/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
29 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 35837/02 no’lu davanın nedeni, T.C.  
vatandaı Naciye Akyüz’ün (bavuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 22 Mayıs 2002  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu  
avukatlarından Nuray Demir tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1926 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 23 Ocak 1975 tarihinde, Ankara’nın Çankaya ilçesinde yer alan bir arsanın  
(98 no.lu pafta) bir bölümünü satın almıtır. 21 Ocak 1981 tarihinde, imar uyulandırması  
sırasında, bavurana ait arsanın bir kısmı (173.92 m2), 1962 yılından beri Savunma Bakanlığı  
tarafından kullanılmakta olan bir baka arsaya eklenmitir. Bu arsaya 5965/1 numarası  
verilmive arsa bavuran adına kaydedilmitir.  
Bu arazinin Savunma Bakanlığı tarafından kullanılması nedeniyle, bavuran arazinin  
kamulatırılması için Bakanlığa birçok dilekçe yazmıtır. Bakanlık, 6 Eylül 1989 tarihinde,  
ileriki yıllarda arazisinin kamulatırılacağı yönünde bavuranı bilgilendirmitir.  
Savunma Bakanlığı, 10 Kasım 1999 tarihinde, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine  
dayanarak, 5965/1 no.lu arsadan bavuranın kaydının silinmesi ve bu arsanın Hazine’ye  
aktarılması için Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne bavurmutur. Buna cevaben, bavuran  
de facto kamulatırmanın tazmini için aynı mahkemeye bavurmutur. Belirsiz bir tarihte  
dava dosyaları birletirilmitir.  
Savunma Bakanlığı, mahkeme önünde sözkonusu araziyi 1962 yılından beri  
kullanğını ve bu nedenle 2942 sayılı kanunun 38. maddesi gereğince arazinin Bakanlık  
adına kaydedilmesi gerektiğini ifade etmitir. Buna cevaben, bavuran, arsasının de facto  
kamulatırılma tarihinin 21 Ocak 1981 olduğunu, dolayısıyla 2942 sayılı kanunun 38.  
maddesinin bu davada uygulanamayacağını ileri sürmütür.  
19 Aralık 2000 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, bavuranın tapu kaydını  
iptal etmive arsanın Hazine adına kaydedilmesine hükmetmitir. Mahkeme, zamanaımına  
uğradığı gerekçesiyle, bavuranın tazminat talebini reddetmitir. Mahkeme, Savunma  
Bakanğı’nın 1962’den beri sözkonusu arsanın de facto sahibi olduğunu ve 2942 sayılı  
kanunun 38. maddesi uyarınca bavuranın bu tarihten itibaren yirmi yıl içinde dava açması  
gerektiğini belirtmitir.  
4 Haziran 2001 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıtır.  
Bavuranın kararın bozulmasına yönelik talebi, 12 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay tarafından  
reddedilmitir. 22 Kasım 2001 tarihinde, karar bavurana bildirilmitir.  
2
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 1 NO.LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, kendisine tazminat ödenmeden arsasından mahrum bırakılmasının 1 No.lu  
Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğu konusunda ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, ilk itirazlarını sunmutur. Đlk olarak, imar projesinin 1981 yılına ait olması  
nedeniyle (Türkiye’nin Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na kiisel bavuru hakkını tanıdığı  
8 Ocak 1987 tarihinden önceki bir tarih olması nedeniyle), AĐHM’nin bu davayı incelemek  
için ratione temporis yetkisi olmadığını ileri sürmütür. Hükümet, ikinci olarak, bavuranın iç  
hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmitir. Hükümet’e göre, imar uyulandırmasının  
uygulamaya konmasının hemen ardından, 1981 yılında, bavuranın tazminat davası açmıꢀ  
olması gerekiyordu. Hükümet, son olarak, bavurunun altı aylık zaman dilimi içinde  
yapılmadığını ileri sürmütür. Yargıtay, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını 4  
Haziran 2001 tarihinde onaylamıolmasına rağmen, bavuru 22 Mayıs 2002 tarihinde  
yapıltır.  
AĐHM, Savunma Bakanlığı’nın, 10 Kasım 1999 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne dava açarak 5965/1 no.lu arsadan bavuranın kaydının silinmesini ve bu  
arsanın Hazine adına kaydedilmesini talep ettiğini kaydetmektedir. Bu dava, 12 Ekim 2001  
tarihinde, Yargıtay’ın bavuranın kararın bozulması yönündeki talebini reddetmesiyle sona  
ermitir. Bu karar, 22 Kasım 2001 tarihinde bavurana bildirilmive bavuran tam altı ay  
sonra AĐHM’ye bavurmutur. Ayrıca, yerel düzeyde yürütülen takibatın sonuna kadar  
sözkonusu arazi bavuran adına kayıtlı olduğu için, AĐHM, Hükümet’in bavuranın 1981  
yılında tazminat davası açmıolması gerektiği yönündeki iddiasının desteklenemeyeceği  
sonucuna varmıtır.  
AĐHM, yukarıda anlatılanları gözönünde bulundurarak, Hükümet’in ilk itirazlarını  
reddetmitir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Mal ve mülkün dokunulmazlığı hakkına yapılan müdahale, kamu çıkarının gerekleri  
ile kiinin temel haklarının korunması artı arasında adil bir denge kurmalıdır. Bu dengenin  
sağlanması kaygısı, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin tamamında yansıtılmıtır. Sözkonusu  
ahsın “bireysel ve aırı bir yük” altına sokulduğu durumlarda, bu denge sağlanmaꢀ  
olacaktır (bkz, Sporrong ve Lönnroth / Đsveç, A Serisi no. 52). Bir baka deyile, kullanılan  
yöntemlerle gerçekletirilmesi istenen amaç arasında mantıklı bir oran ilikisi bulunmalıdır  
(bkz, James ve Diğerleri / Đngiltere, A Serisi no. 98).  
3
Bu davada, bavuranın sözkonusu arsaya ilikin tapu kaydı Hazine’ye aktarılmıve  
2942 sayılı Kanun’un 38. maddesi gereğince bavuranın tazminat talebi yerel mahkemelerce  
reddedilmitir. Bu nedenle, yerel mahkemelerin vermiolduğu karar, 1 No.lu Protokol’ün 1.  
maddesinin ikinci cümlesi kapsamında, bavuranın mülkünden mahrum bırakılması sonucunu  
doğurmutur (bkz, Đnci (Nasıroğlu) / Türkiye, no. 69911/01).  
AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre, bir kimsenin mülkünden mahrum  
bırakılğı durumlarda, bu mülkün kullanılmaya balandığı tarihten itibaren yirmi yıl içinde  
tazminat bavurusunda bulunulması gerektiğini kaydetmektedir. Yerel mahkemeler, bu  
hükmü geriye dönük olarak uygulayarak, bavuranı tapu kaydının iptali nedeniyle tazminat  
elde etme imkanından mahrum bırakmılardır. AĐHM, bu noktada, AĐHM’ye bavuruda  
bulunulduktan sonra, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin anayasaya aykırı olduğu  
gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından feshedildiğini belirtmektedir. Anayasa  
Mahkemesi, 10 Nisan 2003 tarihli kararında, ihtilaflı mülkün de facto igaline karı bavuruda  
bulunulması hakkının zamanaımına uğradığını ileri sürerek ve bu igalden yirmi yıl sonra  
mülkün makamlara aktarılmasını öngörerek bireyin mülkiyet hakkını kısıtlamanın  
Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetmitir. Ayrıca, AĐHM’nin içtihadına göndermede  
bulunarak, kiileri keyfi olarak mülkiyet ve tazminat haklarından mahrum bırakmanın  
hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıtır.  
AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararını dikkate alarak bu muhakemenin  
doğruluğunu kabul etmektedir. Bununla beraber, AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararının  
geriye dönük uygulanabilinen bir karar olmadığını, bu nedenle de bavurana AĐHS’nin  
muhtemel bir ihlalinin sonuçlarını telafi edebilecek bir usul sağlamadığını kaydetmektedir.  
Sonuç olarak, AĐHM, konunun AĐHS’nin 37 / 1 (b) maddesi kapsamında çözümlenmediği  
kanaatindedir (bkz, Börekçioğulları (Çökmez) ve Diğerleri / Türkiye).  
AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin bavuranın davasına uygulanmasının,  
bavuranı tapu kaydının iptal edilmesiyle ilgili tazminat elde etme imkanından mahrum  
bırakmasıyla sonuçlandığı kanaatindedir. Toplumsal çıkar talepleri ile kiinin temel haklarının  
korunması artı arasında adil denge sağlayabilecek bir tazminat usulü bulunmadığı sürece,  
böylesi bir müdahale, olayın geçtiği zamanın kanunlarına uygun olsa da, yalnızca keyfi olarak  
tanımlanabilir (bkz, Akıllı / Türkiye, no. 71868/01).  
AĐHM, 1 No’lu Protokol’un 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmeder.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yerel mahkemelerin sunmuolduğu kanıtları göz önünde bulundurmadığını  
ve tanıkların ifadelerini dinlemediğini belirterek, AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen adil  
yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmitir.  
AĐHM, dava dosyasında bu hükmün ihlaline neden olabilecek herhangi bir eye  
rastlamamıtır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun bu  
kısmının dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek reddedilmesine karar verir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal  
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen  
4
telafi edebiliyorsa, AĐHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın  
adil tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 750,000 Yeni Türk Lirası (YTL) –yaklaık 421,000  
Euro-, manevi tazminat olarak ise 100,000 YTL –yaklaık 56,000 Euro- talep etmitir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, sözkonusu arazinin değeriyle ilgili olarak tarafların altı adet örnek bilirkii  
raporu sunduğunu kaydetmektedir. Sözkonusu arsanın yanındaki 5965/1 numaralı arsayla  
ilgili olan bu raporlar, bu davayla ilgisi olmayan yerel düzeydeki hukuki ilemler sırasında  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulmutur. 22 Kasım 2004 tarihli ilk raporda, 5965/1  
numaralı arsanın 1 m2’sinin değerinin 600,000,000 Türk Lirası (TL) –yaklaık 181,951 Euro-  
olduğu kaydedilmitir. 25 Kasım 2004 tarihli ikinci raporda, bu arsanın 1 m2’sinin değerinin  
1,090,000,000 TL –yaklaık 111,794 Euro- olduğu belirtilmitir. 3 Haziran 2005 tarihinde  
hazırlanan üçüncü raporda ise, 1 m2’nin değerinin Ocak 2005’te 1,505 YTL –yaklaık  
144,573 Euro- olduğu belirtilmitir. 20 Haziran 2005 tarihli dördüncü rapora göre, 1 m2’nin  
değeri Ocak 2000’de 550,000,000 TL’ye –yaklaık 172,296 Euro- eittir. 10 Ağustos 2005  
tarihli beinci raporda ise, 28 Ocak 2004 tarihinde 1 m2’nin değerinin 1,500,000,000 TL’ye –  
yaklaık 156,714 Euro- eit olduğu belirtilmitir. 15 Kasım 2005 tarihli son raporda ise, bu  
arsanın 1 m2’sinin değerinin 28 Ocak 2004 tarihinde 900,000,000 TL –yaklaık 94,028 Euro-  
olduğu belirtilmitir.  
Bavuran, ayrıca, bir emlak acentesinden (Ankara Bizim Emlak Müavirliği) arsasının  
1 m2’sinin değerinin en az 2,650,000,000 TL, en fazla 3,100,000,000 TL olduğunun tahmin  
edildiği bir mektup sunmutur.  
AĐHM, tespit edilen ihlalin dayanağının mülkten mahrum bırakmanın yasaya aykırılığı  
yerine, tazminat ödenmemesi olması durumunda, tazminatın arsanın gerçek değerini  
yansıtmak zorunda olmadığını tekrarlamaktadır (I.R.S ve Diğerleri / Türkiye (adil tatmin), no.  
26338/95). Bu çerçevede, AĐHM, bavuranın tazminat elde etmeye yönelik meru beklentisini  
karılayacak bir miktarın kendisine ödenmesinin uygun olacağı görüündedir. Hakkaniyete  
uygun olarak, AĐHM, taraflarca sunulan belgeleri gözönünde bulundurarak, maddi tazminat  
olarak bavurana 145,000 Euro ödenmesine karar verir.  
Bavuranın manevi tazminat talebiyle ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu dava koulları  
içinde, bir ihlalin saptanmasının yeterli adil tatmin oluturduğu kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve  
giderleri için 1,000 YTL (yaklaık 560 Euro) talep etmitir. Bavuran, avukatıyla arta bağlı  
avukatlık ücret sözlemesi olduğunu ifade etmitir.  
Hükümet, bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sözkonusu davada, bavuran, iddia edilen yargı  
5
giderlerinin gerçekliğini kanıtlamamıtır. Dolayısıyla, AĐHM bu balık altında herhangi bir  
ödeme yapılmasını öngörmemektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavuranın mal ve mülk dokunulmazlığı hakkına ilikin ikayetin kabuledilebilir,  
bavurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 1 No.lu Protokolü’nün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Bir ihlalin saptanmasının bavuranın gördüğü manevi zarar için balı baına yeterli  
adil tazmin oluturduğuna;  
4. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana maddi tazminat olarak 145,000 Euro (yüz kırk bebin Euro)  
ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri  
gereğince 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6