COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
AKILLI- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 71868/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
11 Nisan 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (71868/01) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan Fatime Akıllı’nın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 19 ubat 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin Temel Đ nsan Haklarını  
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmı olduğu bavurudur.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
Bavuran, AĐHM önünde anlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
1942 doğumlu bavuran, Adana ilinin Osmaniye ilçesinde ikamet etmektedir.  
Bavuran, anlıurfa’da Karaköprü beldesinde 1014 parsel sayılı taınmazın  
ortaklarından birisidir. Taınmazdan payına düen 318 m²’dir.  
Hükümet’e göre, dava konusu parsel 1975 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından  
kamulatırılmıtır. Kamulatırmanın yapıldığı tarihte, kamulatırma bedeli banka hesabına  
yatırılmıtır. Bununla birlikte, yerel gazetelerde kamulatırma ilanının verilmesine rağmen,  
ilgili bankadan kamulatırma bedelini talep etmemitir.  
Milli Savunma Bakanlığı, 1988 yılının ubat ayında cebri tescil davası açmıve bu  
isme transfer ileminin iptal edilmesini talep etmitir.  
anlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi, 28 Aralık 1988 tarihinde, taınmazın bavuran  
adına olan tapunun iptal edilmesine ve Hazine adına tesciline karar vermitir. Karar temyiz  
edilmediğinden kesinlemitir. Bavuran, kendisine tebligat yapılmadığından sözkonusu  
davaya katılamamıtır. Esasında, bu davaya ilikin haberler yalnızca basın yoluyla  
gerçekletirilmitir.  
Bavuran 29 Mayıs 1998 ve 29 Nisan 1999 tarihlerinde, de facto kamulatırma bedeli  
elde etmek amacıyla anlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde iki dava açmıtır. Bavuran,  
kendisine tebligat yapılmadığından dolayı, tapunun Hazine adına tescil kararından yalnızca 5  
Ekim 1998 tarihinde haberdar olduğunu ifade etmektedir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi, 5 Kasım 1999 tarihinde, 4.770.002.472 Türk Lirası  
tutarında (yaklaık 9.000 Euro) ek kamulatırma bedelinin bavurana ödenmesine karar  
vermitir. Kararı alırken, 1977 yılında balayan kamulatırma ilemine ilikin tebliğnamenin  
bulunmadığını gözlemlemitir. Aynı zamanda, Milli Savunma Bakanlığı tarafından bavuran  
adına olan tapunun iptal edilmesi amacıyla balatılan ilem sırasında hiçbir tebligatın  
yapılmadığını ve bu iptal kararının, kararın bir gazetede yayınlanmasının ardından  
gerçekletirildiğini tespit etmitir. 1977/1191 numaralı dosyadan Đdare’nin igal ilemine acil  
olarak baladığı ortaya çıkmaktadır.  
Bu nedenle, kamulatırma ilemlerine ilikin tebligatların bavurana tebliğ edilmemiꢀ  
olmasını dikkate alana Asliye Hukuk Mahkemesi, adına olan tapunun iptal edildiğini  
öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bavurusunu yapmıolması nedeniyle, bavuranın  
talebini kabul etmeye karar vermitir.  
Yargıtay, 24 ubat 2000 tarihinde, Kamulatırma Kanunu’un 38. maddesi uyarınca,  
davaların zamanaımı nedeniyle düğü gerekçesiyle kararı bozmutur. Yargıtay, dava  
konusu taınmazın 1974 yılında güvenlik güçleri tarafından kullanıldığını, 11 Kasım 1975  
tarihinde kamu yararına karar alındığını belirtmitir. Bu nedenle, dava konusu taınmazın  
kamu yararı nedeniyle yirmi yıldır aralıksız olarak kullanıldığı dikkate alındığında, sözü  
edilen sürenin sona ermitir.  
Yargıtay, 19 Nisan 2000 tarihinde temyiz talebini reddetmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi, 22 Mayıs 2000 tarihinde, Yargıtay kararına uyarak  
bavuranın davasını reddetmitir.  
Yargıtay, 21 Eylül 2000 tarihinde, kararı onamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. Kabuledilebilirlik hakkında  
Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesinin ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal  
edildiğini iddia etmektedir.  
Hükümet bavuranın iddialarına karı çıkmakta ve üç kabuledilemezlik gerekçesi ileri  
sürmektedir.  
A. AĐHM’nin ratione temporis bakımından yetkisi ve altı ay kuralı  
Hükümet öncelikle, bavuranın ikayetlerinin, dava konusu taınmazın 1975 yılında  
kamu hizmetine verildiği dikkate alındığında AĐHS’nin hükümleri ile ratione temporis  
bakımından bağdamadığını belirtmektedir. Hükümet, bu kabuledilemezlik itirazı ile birlikte,  
altı ay kuralına uyulmadığını ifade etmektedir. Hükümet’e göre, bavuran adına tapunun iptal  
edilmesi ve tapu transferi 24 Mart 1989 tarihinde kesinleen bir kararla gerçekletirilmitir.  
Bu noktada, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen altı aylık süreden sonra AĐHM’ye bavuru  
yapıltır.  
AĐHM, bavuranın, taınmazın elinden alınmasından ikayetçi olmadığını, ikayet  
konusunun tazminat almaksızın tapusunun iptal edilmesi olarak özetlenebileceğini  
gözlemlemektedir. Bu itibarla, 70’li yıllarda bavurana ait taınmazın de facto igal edilmiꢀ  
olmasın karın, bavuranın tapusunun 28 Aralık 1988 tarihinde yani Türkiye’nin kiisel  
bavuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinden sonra iptal edildiğini tespit etmektedir.  
Aynı durum, 21 Eylül 2000 tarihinde Yargıtay kararı ile tamamlanan tazminat talebine ilikin  
dava için de geçerlidir. AĐHM ayrıca, bavuranın bu tarihten itibaren altı ay içinde  
bavurusunu yaptığından dolayı, altı ay kuralını ihlal etmediği kanaatindedir.  
Sonuç olarak, Hükümet’in ratione temporis bakımından yetkisizlik itirazlarının ve altı  
ay kuralına ilikin itirazın reddedilmesinin uygun olacağına kanaat getirmitir.  
B. Đç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet aynı zamanda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.  
Hükümet’e göre, bavuran, ne kamulatırma sırasında ne de tapunun Hazine adına tescilinden  
sonra kendisine sunulmuolan bavuru yollarını kullanmıtır. Hükümet, bavuranın,  
kamulatırma sırasında ve sonrasında, kamulatırma ilemini gerçekletiren idari makamının  
kararına itiraz edebileceği, çeitli hukuki yollara bavurma hakkına sahip olduğunu  
belirtmektedir. Ayrıca, kamulatırmaya ilikin bir tebligatın kendisine tebliğ edildiğini ve  
basın yoluyla tebligat yapıldığını ifade etmektedir.  
Bavuran, bu itiraza karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bavuranın, kamulatırma bedeli ödenmesi amacıyla dava açmadan önce,  
kamulatırma ileminden haberdar olmadığı konusunda Türk Mahkemelerinin üpheye  
mediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca, bu amaçla yapılan bavuru, Kamulatırma  
Kanunu’un 38. maddesi uyarınca reddedilmitir.  
AĐHM, bir bavuranın etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını uygun bir ekilde  
kullanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir bavuru yolu kullanıldığında, uygulamada sonucu  
aynı olacak baka bir bavuru yolunun kullanılması gerekli olmamaktadır (Bkz. Patrıcıa  
Raquel Real Alves-Portekiz (Karar), no: 19485/02, 9 Kasım 2004).  
Bu gerekçeleri dikkate alan AĐHM, Türk Hukukunda belirtilen süre içerisinde  
tazminat davası açan bavuranın, tapusunun iptal edilmesi nedeniyle tazminat elde edebilmek  
amacıyla, iç hukuk yollarını tüketmek için kendisinden makul olarak beklenebilecek her eyi  
yerine getirdiğine karar vermitir. Bu nedenle, Hükümet tarafından sunulan iç hukuk  
yollarının tüketilmediğine ilikin itirazı reddetmektedir.  
C. Sonuç  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3.maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptamıtır.  
Bavurunun kabuledilebilir olduğuna karar vermitir.  
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, tazminat ödenmeksizin dava konusu taınmazın mülkiyet hakkından  
mahrum bırakılma ileminin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen ilkelere aykırı  
olarak gerçekletirildiğini iddia etmektedir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin üç temel ilkeye dayandığını  
hatırlatmaktadır. 1. bendin 1. cümlesinde ifade edilen birinci ilke, mülkiyet hakkı ilkesini  
belirtmekte; aynı bendin 2. cümlesinde yer alan ikinci ilke, mal ve mülkten belirli koullarda  
mahrum bırakılabileceğini dile getirmekte; ikinci bentte yer alan üçüncü ilke ise Devletlere,  
mülkiyetlerin kamu yararına uygun olarak düzenlenmesi (…) hakkını tanımaktadır. Bununla  
birlikte burada sözkonusu olan, birbiriyle bağlantılı olmayan kural değildir. Birinci ve ikinci  
ilke mülkiyet hakkının ihlal edilmesine ilikin özel durumları ifade etmektedir, bu noktada bu  
ilkeler, birinci ilke ıığında değerlendirilmelidir (Bkz., diğerleri arasında, James ve Diğerleri-  
Birleik Krallık, 21 ubat 1986 tarihli karar, A serisi, no: 98, s. 29-30, ve Iatris-Yunanistan  
(GC), no: 31107/96, § 55, CEDH 1999-II).  
AĐHM, Hükümet’in 1989 tarihinde taınmazın bavuran adına tapusunun iptal edildiği  
ve Milli Savunma Bakanlığı’na geçtiği andan itibaren, bavuranın 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.  
maddesinde belirtildiği ekliyle bir mülkünün bulunmadığını ifade ettiğini not etmektedir.  
AĐHM, ikinci ilke uyarınca mal ve mülkten yoksun bırakılıp bırakılmadığının tespit  
edilmesi için, resmi bir el koyma ya da kamulatırma ileminin yapılıp yapılmadığının  
incelenmesi ve aynı zamanda dava konusu duruma ilikin gerçeklerin dikkate alınması  
gerektiğini hatırlatmaktadır. Sözleme, “somut ve mevcut” hakları korumaktadır. Dolayısıyla,  
sözkonusu durumun “de facto” kamulatırma olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği  
hususunun aratırılması gerekmektedir.(Sporrong ve Lönnroth-Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli  
karar, A serisi no: 52, s. 24-25, § 63).  
Bununla ilgili olarak AĐHM, bavuranın, mülkün Milli Savunma Bakanlığı’na  
devredildiğinden 5 Ekim 1998 tarihinde haberdar olduğuna dair beyanına atıfta bulunan 5  
Kasım 1999 tarihli kararında, anlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bavurana tazminat  
ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir. 24 ubat 2000 tarihinde, Yargıtay bu kararı  
bozduğunda, yukarıda yer alan değerlendirmeleri dikkate almamıfakat Kamulatırmaya  
ilikin Kanun’un 38. maddesi ile öngörülen zaman aımı süresini geriye dönük olarak  
uygulamıtır.  
AĐHM’nin gözünde, bu unsurlar, 28 Aralık 1988 tarihli kararın tebliğ edilmemiꢀ  
olmasından dolayı, verilen karar sonrasında 1989 yılında bavuranın tapusunun iptal  
edilmesine karın, bavuranın, Türk Hukuku’nda tanındığı ekliyle mülkiyet hakkına sahip  
olduğunu kanıtlamaktadır. Bavuran, 5 Ekim 1998 tarihinden yani bu ilemden haberdar  
olduğu tarihten sonra bir aylık bir süre içinde dava açabilmitir. Bu haliyle, dava, adıgeçen  
I.R.S. ve diğerleri-Türkiye davasından bir farklılık arz etmemektedir. Bu kararda, kanun  
hükmünün geriye dönük olarak uygulanması yolu ile bavuranlar, mülklerinin tapularının  
Đdare’ye devredilmesinden dolayı tazminat elde etme haklarından yoksun bırakılmılardı.  
Bununla birlikte, bu davadan farklı olarak ve mevcut davanın koulları dikkate alındığında  
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci cümlesi uyarınca, sözkonusu davanın,  
genel ilke ıığında incelenmesi gerektiğine kanaat getirmitir.  
AĐHM, bavuranın tapusunun, herhangi bir ödeme yapılmaksızın 1989 tarihinde iptal  
edildiğini gözlemlemektedir. Halbuki Türk Hukuku’nda, bavurana kararın tebliğ edilmemiꢀ  
olmasından dolayı tazminat elde etme hakkı tanınmaktaydı, Kamulatırma Kanun’un 38.  
maddesinin geriye dönük olarak uygulanması nedeniyle bavuranın bu talebi reddedilmitir.  
I.R.S. ve diğerleri davasında (adıgeçen, §§ 50-56), AĐHM mevcut davada 38.  
maddenin uygulanması neticesinde, bavuranların tapu senetlerinin iptal edilmesi nedeniyle  
tazminat elde etme hakkından yoksun bırakıldıklarına hükmetmitir. AĐHM aynı zamanda,  
her ne kadar olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan bir Kanun’a dayanılarak  
yapılsa da, kamu yararı ile kiisel hakların korunması gereklilikleri arasında var olması  
gereken dengeyi sağlayabilecek herhangi bir dava balatılmağından, bu türden bir müdahale  
yalnızca keyfi olarak değerlendirilebilir.  
AĐHM, mevcut davada bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek bir neden  
görmemektedir.  
Sonuç olarak, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, aynı nedenleri ileri sürerek yerel mahkemelerde görülen davanın  
hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmekte ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespiti ıığında mevcut  
davada, bu maddenin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığına kanaat  
getirmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat, masraf ve harcamalar  
Bavuran, maddi tazminat olarak 47.700 Y.T.L., manevi tazminat olarak da aynı tutarı  
talep etmektedir. Masraf ve harcamalar konusuna da AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet, bavuranın taleplerine itiraz etmektedir.  
AĐHM, I.R.S. ve diğerleri kararında yer alan ((adil tazmin), no: 26338/95, §§ 23-24,  
31 Mayıs 2005), “tespit edilen ihlalin kaynağı zilyetliğin elden çıkmasının hukuki nitelemesi  
değil de tazminat yoksunluğu olduğundan, tazminat kaçınılmaz olarak malların tam değerini  
yansıtmak zorunda değildir” hükmünü hatırlatmaktadır. AĐHM, mevcut davada, götürü  
meblağın ilke olarak, bavuranın tazminat davası açtığı 29 Mayıs 1998 tarihinden balayıp,  
Kamulatırma Kanunu’un 38. maddesi uyarınca dile getirdiği talebinin reddedilmesine ilikin  
kararın Yargıtay tarafından onandığı 21 Eylül 2000 tarihinde sona eren zaman zarfında  
tazminat elde edebilmek için gerekli yasal süreye bağlı mülk değerine denk gelmelidir.  
AĐHM, adıgeçen kararda (ibidem, §§ 23 ve 24) uygulanan hesaplama yöntemi ıığında  
bavurana 636 Euro maddi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM, manevi tazminata ilikin olarak hiçbir özel sorunun bulunmadığına kanaat  
getirmitir (ibidem, § 28).  
Masraf ve harcamalar konusunda AĐHM, bir avukat tarafından temsil edilen  
bavuranın bir takım masraflar yapmıolabileceğini düünmektedir. Mevcut dava koullarını  
dikkate alan AĐHM, her türlü vergiden muaf tutularak bavurana masraf ve harcamalar için  
1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesine ilikin ikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana maddi  
tazminat için 636 Euro (altı yüz otuz altı) ve masraf ve harcamalar için 1.000 Euro  
(bin) ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz  
oranının üç puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 11 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.