AĐHM, ikinci ilke uyarınca mal ve mülkten yoksun bırakılıp bırakılmadığının tespit
edilmesi için, resmi bir el koyma ya da kamulaꢀtırma iꢀleminin yapılıp yapılmadığının
incelenmesi ve aynı zamanda dava konusu duruma iliꢀkin gerçeklerin dikkate alınması
gerektiğini hatırlatmaktadır. Sözleꢀme, “somut ve mevcut” hakları korumaktadır. Dolayısıyla,
sözkonusu durumun “de facto” kamulaꢀtırma olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği
hususunun araꢀtırılması gerekmektedir.(Sporrong ve Lönnroth-Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli
karar, A serisi no: 52, s. 24-25, § 63).
Bununla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın, mülkün Milli Savunma Bakanlığı’na
devredildiğinden 5 Ekim 1998 tarihinde haberdar olduğuna dair beyanına atıfta bulunan 5
Kasım 1999 tarihli kararında, ꢁanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nin baꢀvurana tazminat
ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir. 24 ꢁubat 2000 tarihinde, Yargıtay bu kararı
bozduğunda, yukarıda yer alan değerlendirmeleri dikkate almamıꢀ fakat Kamulaꢀtırmaya
iliꢀkin Kanun’un 38. maddesi ile öngörülen zaman aꢀımı süresini geriye dönük olarak
uygulamıꢀtır.
AĐHM’nin gözünde, bu unsurlar, 28 Aralık 1988 tarihli kararın tebliğ edilmemiꢀ
olmasından dolayı, verilen karar sonrasında 1989 yılında baꢀvuranın tapusunun iptal
edilmesine karꢀın, baꢀvuranın, Türk Hukuku’nda tanındığı ꢀekliyle mülkiyet hakkına sahip
olduğunu kanıtlamaktadır. Baꢀvuran, 5 Ekim 1998 tarihinden yani bu iꢀlemden haberdar
olduğu tarihten sonra bir aylık bir süre içinde dava açabilmiꢀtir. Bu haliyle, dava, adıgeçen
I.R.S. ve diğerleri-Türkiye davasından bir farklılık arz etmemektedir. Bu kararda, kanun
hükmünün geriye dönük olarak uygulanması yolu ile baꢀvuranlar, mülklerinin tapularının
Đdare’ye devredilmesinden dolayı tazminat elde etme haklarından yoksun bırakılmıꢀlardı.
Bununla birlikte, bu davadan farklı olarak ve mevcut davanın koꢀulları dikkate alındığında
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci cümlesi uyarınca, sözkonusu davanın,
genel ilke ıꢀığında incelenmesi gerektiğine kanaat getirmiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın tapusunun, herhangi bir ödeme yapılmaksızın 1989 tarihinde iptal
edildiğini gözlemlemektedir. Halbuki Türk Hukuku’nda, baꢀvurana kararın tebliğ edilmemiꢀ
olmasından dolayı tazminat elde etme hakkı tanınmaktaydı, Kamulaꢀtırma Kanun’un 38.
maddesinin geriye dönük olarak uygulanması nedeniyle baꢀvuranın bu talebi reddedilmiꢀtir.
I.R.S. ve diğerleri davasında (adıgeçen, §§ 50-56), AĐHM mevcut davada 38.
maddenin uygulanması neticesinde, baꢀvuranların tapu senetlerinin iptal edilmesi nedeniyle
tazminat elde etme hakkından yoksun bırakıldıklarına hükmetmiꢀtir. AĐHM aynı zamanda,
her ne kadar olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan bir Kanun’a dayanılarak
yapılsa da, kamu yararı ile kiꢀisel hakların korunması gereklilikleri arasında var olması
gereken dengeyi sağlayabilecek herhangi bir dava baꢀlatılmadığından, bu türden bir müdahale
yalnızca keyfi olarak değerlendirilebilir.
AĐHM, mevcut davada bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek bir neden
görmemektedir.
Sonuç olarak, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA