C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
AKDOĞDU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:46747/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
18 Ekim 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (46747/99) bavuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaı Đsmail Akdoğdu’nun (bavuran) 30 Ekim 1998 tarihinde Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları  
Komisyonu’na (Komisyon) yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından  
Ender Büyükçulha ve Oya Aydın tarafından temsil edilmektedir.  
Bavuran oğlunun gözaltında öldüğünden ve bu konuda yürütülen ceza  
soruturmasının etkisiz oluundan ikayetçi olarak, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
OLAYLAR  
1932 doğumlu olan bavuran Đsmail Akdoğdu Bandırma’da ikamet etmektedir.  
Bavuran 13 Aralık 1997 tarihinde 28 yaında ölen Burhanettin Akdoğdu’nun babasıdır.  
1. Bavuranın oğlunun yakalanması, gözaltına alınması ve ölümü  
10 Aralık 1997 tarihinde, Devrimci Sosyalist Đꢀçi Hareketi (DSĐH) adlı yasadıı örgüte  
üye olduğundan üphelenilen Burhanettin Akdoğdu, Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi ekipleri tarafından yakalanıp gözaltına alınmıtır. Adıgeçen kii, 12 Aralık  
1997’de Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne sevk edilerek, burada  
gözaltına alınmıtır.  
B.Akdoğdu 13 Aralık 1997 günü saat 8.00’de, battaniye kenarından sökülmübir iple  
demir parmaklıklara asılı olarak hücresinde ölü bulunmutur. Polisler saat 8.30’da Ankara  
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcılığı’na olayı bildirmilerdir. Saat  
10.00’da olay yerine gelen Cumhuriyet Savcısı’nın adıgeçen kiinin öldüğünü saptamasının  
ardından B.Akdoğdu’nun cesedi Cebeci Adli Tıp morguna kaldırılmıtır.  
2. Mevcut davada yürütülen ceza soruturması  
a. Burhanettin Akdoğdu’nun cesedi üzerinde yapılan adli tıp muayeneleri  
13 Aralık 1997 tarihinde Adli Tıp doktorları B. Akdoğdu’nun cesedi üzerinde otopsi  
yapmı, bu esnada Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı da hazır  
bulunmutur. Adli tıp raporuna göre ölüm sabah saat 5-8 arasında gerçeklemitir. Ayrıntılı  
muayene sonucu B. Akdoğdu’nun vücudunun çeitli yerlerinde değiik ebatlarda hafif sıyrık  
ve yaraya rastlanmıtır. Diğer yandan boyun çevresinde ipin yaptığı baskı sonucunda  
meydana gelen bir iz tespit edilmitir.  
B. Akdoğdu’nun iddete maruz kaldığına dair herhangi bir iz tespit edemeyen Adli Tıp  
doktorları, B. Akdoğdu’nun mekanik asfiksi sonucu öldüğünü rapor etmilerdir. Aynı  
zamanda Adli Tıp doktorları, iç organların incelenmesine ve kan toksikoloji tetkiklerinin  
yapılmasına karar vermilerdir.  
Ertesi gün B. Akdoğdu’nun cesedi ailesine teslim edilmitir. Bavuran ikinci bir Adli  
Tıp raporu düzenlenmesi istemiyle Bandırma Devlet Hastanesi’ne bavurmutur. Bandırma  
2
Cumhuriyet Savcısı’nın da hazır bulunduğu muayenede, cesedin çeitli yerlerinde farklı  
boyutlarda çizik, morluk ve yaralara rastlanmıtır.  
Adli tıp muayenesi sonucunda bavuran Savcılığa bavurarak, oğlunun göz altında  
öldüğü haberini aldığını, fakat intihar etmesi için herhangi bir neden bulunmadığını belirtmiꢀ  
ve sorumlular hakkında ikayetçi olmutur. Cumhuriyet Savcısı ikayet dilekçesini, Ankara  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde re’sen açılmıolan dava dosyasına eklenmek üzere  
göndermitir.  
19 Aralık 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, yukarıda belirtilen toksikoloji  
tetkiklerinin sonuçlarını talep etmitir. 12 Ocak 1998’de Cebeci Adli Tıp Kurumu, doku ve  
kan örneklerinde hiçbir uyuturucu maddeye rastlanılmadığına ilikin ek raporu Cumhuriyet  
Savcılığı’na iletmitir.  
b. Tanıkların ifadelerinin alınması  
13 Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Terörle Mücadele ubesi BaKomiseri  
Đ.Ö.’yü ve polis memuru N.T.’yi dinlemitir. 15 Aralık 1997 tarihinde, polis memuru M.Ç.’yi  
dinlemek üzere çağırmıtır. Olayın meydana geldiği gece nöbetçi olan N.T. ve M.Ç. (nöbetçi  
memurlar) sorgulamayı yapan kiilerin, saat 20:00 sularında, Burhanettin Akdoğdu’yu 9  
numaralı hücresinden almak üzere geldiklerini ve saat 23:30 sularında Burhanettin  
Akdoğdu’yu geri getirdiklerini belirtmektedirler. Nöbetçi memurlar, genelde sık sık hücreleri  
kontrol ettiklerini ve ihtiyaç duyulması halinde tutukluların kapılarını tıklatmak suretiyle  
kendilerini çağırabildiklerini ifade etmektedirler. M.Ç.’nin ifadesine göre, Burhanettin  
Akdoğdu sabaha karı saat 02:00 sularında kendilerine seslenmive isteği üzerine N.T.  
kendisini tuvalete götürmütür. Oysa N.T., saat 02:00’da Burhanettin Akdoğdu’nun yiyecek  
istediğini ve saat 5:00’da yapılan sayım sırasında, M.A.Y ile aynı zamanda tekrar tuvalete  
gitmek istediğini ifade etmektedir. N.T. önce M.A.Y.’yı, sonra da Burhanettin Akdoğdu’yu  
tuvalete götürmütür. Yapılan birkaç kontrol sırasında, nöbetçi memurlar Burhanettin  
Akdoğdu’yu uyanık bir halde yatağında otururken görmülerdir. Burhanettin Akdoğdu  
ölmeden önce onu gören son kii olan N.T., saat 05:00’da Burhanettin Akdoğdu’dan kazağını  
giymesini istemi, Burhanettin Akdoğdu ise yeni uyandığını ve kazağını giyeceğini  
söylemitir. Saat 09:00’da nöbet değiimi yapıldığından, saat 08:00’da nöbetçi memurlar son  
bir yoklama yapmılardır. N.T. Burhanettin Akdoğdu’nun bulunduğu hücreye gittiğinde,  
Burhanettin Akdoğdu’yu demir parmaklıklara asılı olarak bulmu, nabzının atmadığını fark  
ederek, amirini haberdar etmitir. Sonrasında, M.Ç. Cumhuriyet Savcısı’na, 14 Aralık 1997  
tarihinde, 9 numaralı hücreyi baka bir tutuklu için hazırladığı sırada, yatakların altındaki  
battaniyeden koparılmıve birbirlerine düğümlü olan 78-80 cm.’lik 6 adet ip bulduğunu ifade  
etmitir.  
13 Ocak 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, o tarihte cezaevinde olan ve olayların  
geçtiği sırada Burhanettin Akdoğdu’nun hücresinin yanındaki bir hücrede bulunan M.A.Y.’yi  
çağırmıtır. M.A.Y.’nin çağırılmasının sebebi, 21 Aralık 1997 tarihinde M.Y.A.’nin, B.  
Akdoğdu’nun intihar etmediğinin, fakat ikence altında öldüğünün Đnsan Hakları Derneği’ne  
bildirilmesi talebiyle Kaldıraç dergisinde yayınlanmak üzere bir mektup yazmasıdır.  
5 ubat ve 23 ubat 1998 tarihlerinde, Cumhuriyet Savcısı 13 Aralık 1997 tarihinde  
Terörle Mücadele ubesi’nde gözaltında bulunan tanık M. ve Đ.’nin ifadelerini almıtır. M.  
Burhanettin Akdoğdu’yla ubede karılamadığını ama bu kiinin kendisini astığını  
duyduğunu söylemitir. Đ. adındaki tanık da bu yönde ifade vermi, Burhanettin Akdoğdu’nun  
3
ölümünün fark edilmesinden yarım saat sonra, diğer tutuklularla birlikte baka bir odaya  
götürüldüklerini belirtmitir.  
c. Soruturmanın sonucu ve ardından yapılan yargılama  
1 Mayıs 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, muhakemenin men-i kararı vermitir. Bu  
sonuca varmadan önce, Cumhuriyet Savcısı 9 numaralı hücrenin dikey parmaklıklarının  
paralel 3 adet demir ile birbirlerine bağlandıklarını hatırlatmaktadır. Sonrasında, olay yerinde  
çekilen fotoğraflara ve kayıtlara dayanarak, kendisini öldürebilmesi için Burhanettin  
Akdoğdu’nun kendisini en yüksek parmaklığa astığı sonucunu çıkarmıtır. Battaniye  
kenarından sökülmübir ipi bu parmaklığa bağlamı, ipi boynuna düğümleyerek, boynunun  
tüm vücudunun ağırlığını alacak ekilde, sağ ayağıyla alttaki parmaklıktan, sol ayağıyla  
ortadaki parmaklıktan destek almıtır. Yapılan toksikoloji tetkiklerinin üphe uyandıracak  
hiçbir unsur taımadığını gözlemleyen Cumhuriyet Savcısı, aynı zamanda 14 Aralık 1997  
tarihinde, Bandırma Hastanesi’nde, Burhanettin Akdoğdu’nun vücudunda tespit edilen izlere  
ve nöbetçi memurlar M. ile Đ.’nin ifadelerine atıfta bulunmaktadır. Sonrasında, M.A.Y.’nin  
mektubundan alıntıları ve ifadelerini sunarak, bunların görgü tanıklığı sonucunda ortaya  
koyulan ifadeler değil sadece kiisel gözlemler olduğunu ve tıbben ortaya koyulduğu ekliyle  
ölümün nedenlerini ortaya koyamayacaklarını belirtmektedir. Bu noktada, Cumhuriyet  
Savcısı, Kaldıraç dergisine yazdığı mektubun aksine, M.A.Y.’nin kendisine, birinci  
sorgulama sonrasında polislerin Burhanettin Akdoğdu’yu geri almaya geldikleri iddiasında  
bulunmadığının altını çizmektedir.  
20 Mayıs 1998 tarihinde, bavuran verilen bu karara Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin 6. dairesinde itiraz etmive oğlunun gözaltından sorumlu olan polisler  
hakkında soruturma balatılmasını talep etmitir. Bavuran, özellikle de Cumhuriyet  
Savcısı’nın, yapılan ikinci tektik sırasında Burhanettin Akdoğdu’nun vücudunda tespit edilen  
ekimozları dikkate almamasından dolayı, sürdürülen ceza soruturmasının yetersiz olduğunu  
iddia etmektedir. Bavurana göre, bu izler Burhanettin Akdoğdu’nun ayaklarının önceden  
bağlandığını ve asılma olayının birkaç kiinin yardımıyla daha sonra gerçekletiğini  
göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak bavuran, ayet olay bir intihar olsaydı, mantıken  
ğümün ensede değil, boynun önünde ya da yanında olması gerektiğini belirtmektedir. Bu  
nedenle bavuran, maktulün cesedinin yeri değitirilmeden, tarafsız bir uzmanın cesedin  
pozisyonunu incelemesi gerektiğini iddia etmektedir. Bavurana göre, oğlunun önce bu kiiler  
tarafından boğulup daha sonra asıldığı varsayımı bir kenara bırakılmamıtır ve bu varsayım  
yürütülen soruturmada da çürütülememitir. Bavuran aynı zamanda, Cumhuriyet  
Savcısı’nın oğlunun sorgulamasından sorumlu olan hiçbir polisin ifadesini almadığını  
belirtmektedir. Bavuran, oğlunun sağlam mizaçlı olduğunu ve intihar etmesini gerektirecek  
hiçbir sebebin olmadığını savunmaktadır.  
18 Haziran 1998 tarihli bir kararla, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, itirazda  
bulunmak için tanınan yedi günlük süre içinde itirazını yapmadığı gerekçesiyle, bavuranın  
itirazını reddetmitir. Hâkimler sunulan itirazların esasını incelemive kamu davası açılması  
için yeterli gerekçelerin bulunmadığı kanaatine varmılardır.  
9 Eylül 1998 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü bavurana itirazının reddedildiğini  
bildirmilerdir.  
4
3. Bavuran tarafından yapılan ceza yargılaması alanındaki bavurular  
Bavuran, Bandırma Cumhuriyet Savcısı önünde 14 Aralık 1997 tarihinde sözlü olarak  
dile getirdiği ikâyetten ayrı olarak, 31 Mayıs 1999 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı’na  
oğlunun gözaltından sorumlu olan ikence ve kasten adam öldürmekle suçladığı polis  
memurları aleyhine resmi olarak ikayette bulunmutur. 1 Mayıs 1998 tarihinde verilen  
muhakemenin men-i kararının geçersiz olduğunu ifade eden bavuran, bu konudaki mevzuata  
atıfta bulunarak, yeniden bir ceza soruturması açılmasını talep etmektedir. Bu nedenle  
bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’nın sürdürülen soruturmada  
ratione materiae açısından yetkisiz olduğunu ifade ederek, oğlunun ölümüne benzer vakaların  
genel ceza hukuku alanına girdiğini belirtmektedir. Bavuran ayrıca, mevcut soruturmadan  
sorumlu N.M.T. adındaki Cumhuriyet Savcısı’nın, oğlunun ceza soruturmasından sorumlu  
olan kii olduğunu ve bu nedenle tarafsızlığının üpheli olduğunu iddia etmektedir.  
11 Haziran 1999 tarihinde bavuran, aynı gerekçelerle, görevini kötüye kullanmak ve  
cinayeti örtbas etmekle suçladığı N.M.T. aleyhine Adalet Bakanlığı’na, ikinci bir ikayette  
bulunmutur.  
30 Haziran 1999 tarihinde, ilk ikayetin yapıldığı, Ankara Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranın tartımaya açtığı Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı lehine  
görevsizlik kararı vermitir.  
Müdürlük, 23 Temmuz 1999 tarihinde, isteği üzerine yürütülen soruturmaların  
ardından Cumhuriyet Savcısı olan N.M.T. aleyhine hiçbir ceza soruturmasının yapılmasına  
gerek duyulmadığını bavurana bildirmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran oğlunun gözaltında öldüğü koullardan ve bu olayla ilgili olarak yürütülen  
soruturmanın etkisizliğinden ikayetçi olmakta, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri  
sürmektedir.  
A. Tarafların Argümanları  
1. Bavuran  
Bavuran, oğlu Burhanettin Akdoğdu’nun Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi’nde gözaltında tutulurken polis memurları tarafından kasti olarak  
öldürülğünü ileri sürmektedir. Bavuran iddiasını desteklemek için, intihar varsayımı kabul  
edilse bile, güvenlik görevlilerinin yine sorumlu olacaklarını, zira böyle bir riski önlemek ve  
oğlunun yaamını korumak için gerekli tedbirleri almadıklarını belirtmektedir.  
Mevcut dava kapsamında yürütülen ceza soruturması konusunda ise bavuran,  
peinen oğlunun intihar ettiği düüncesine dayanan bu soruturmada ulaılan sonuçların, ne  
Devlet görevlileri tarafından ilenen bir cinayet varsayımını hariç tutmaya yettiğini, ne de  
Hükümet’in, oğlunun yaamını koruma yükümlülüğünden kaçmasına izin verdiğini iddia  
etmektedir. Bavuran soruturmanın yetkisiz bir Savcı tarafından yürütüldüğünü, dahası ilgili  
5
kiinin daha önceden Burhanettin Akdoğdu’nun yakalanması emrini vermiolduğu  
ünüldüğünde, tarafsız kabuledilemeyeceğini belirtmektedir.  
2. Hükümet  
Hükümet bavuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet otopsi raporuna ve soruturmalar sırasında toplanan delillere dayanarak, bavuranın  
oğlunun asılma sonucu öldüğünü ve bu intihar olayından hiçbir Devlet görevlisinin sorumlu  
tutulamayacağını savunmaktadır. Hükümete göre, o dönemde 27-28 yalarına olan B.  
Akdoğdu, yasadıı DSĐH örgütüne üye olmasına bağlı olarak gelien olaylardan ötürü  
yaadığı psikolojik ve moral dengesizliğin etkisiyle hareket etmitir.  
Hükümet ayrıca, Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı’nın intihar olayı ile ilgili olarak  
derin ve titiz bir cezai soruturma yürüttüğünü belirtmektedir. Mevcut davada oluturulan  
dosyasının içeriğinden, hiçbir özensizlik görünümü ortaya çıkmamaktadır.  
Hükümet Đçileri Bakanlığı tarafından yayınlanan “Gözaltı ve Sorgulama Talimatı”  
balıklı yönergenin bir kopyasını sunmuve gece nöbet tutan memurlar tarafından  
gerçekletirilen kontrollerin bu yönergeye uygun olduğuna dikkat çekmitir.  
B. AĐHM’nin Takdiri  
1. Bavuranın oğlunun ölümü hakkında  
a. Kasten adam öldürme  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin, Sözleme’nin ana maddeleri arasında yer aldığını ve  
sözkonusu maddenin, 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik  
toplumların temel değerlerinden birini ifade ettiğini hatırlatır (Bkz., Çakıcı- Türkiye [GC],  
no 23657/94, § 86, CEDH 1999-IV, et Finucane – Birleik Krallık, no 29178/95, §§ 67-71,  
CEDH 2003-VIII). AĐHS’nin 2. maddesi ile tanınan korumanın önemi dolayısıyla AĐHM,  
yaam hakkına ilikin ikayetleri son derece büyük bir titizlikle inceleyerek bir görüꢀ  
oluturmak zorunda olduğunu belirtmektedir (Bkz., Ekinci- Türkiye, no 25625/94, § 70, 18  
Temmuz 2000).  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi açısından davaya ilikin olaylardan çıkarılacak  
sonuçların iki farklı yorumu ile karı karıya olduğunu ortaya koyar.  
AĐHM, ortaya çıkan soruları, bata yürütülen adli soruturmalara ilikin Hükümet  
tarafından sunulan belgeler olmak üzere, dava dosyasında yer alan yazılı belgeler ile tarafların  
sunmuolduğu gözlemler ıığı altında inceleyecektir. AĐHM delilleri değerlendirirken “her  
türlü makul üphenin ötesinde” ilkesinden yararlanmaktadır. Fakat bu türden bir delil, yeteri  
kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden  
oluabilir; diğer yandan delillerin aratırılması esnasında tarafların tutumları da gözönünde  
bulundurulabilir (Bkz., mutatis mutandis, Irlanda- Birleik Krallık, 18 Ocak 1978, A serisi no  
25, ss. 64-65, §§ 160-161).  
Bavurana göre Burhanettin Akdoğdu, polisler tarafından kasten öldürülmütür.  
6
AĐHM bu iddiaların somut ve doğrulanabilir olgulara dayanmadığını ve herhangi bir  
tanık ifadesiyle ya da diğer delil unsurları ile kesin bir ekilde desteklenmediğini saptamıtır.  
Dosyada yer alan unsurlara göre 12 Aralık 1997 tarihinde B. Akdoğdu, üç buçuk saat  
süren bir sorgulamanın ardından saat 23.30’da tekrar hücresine getirilmitir. Akdoğdu sabah  
saat 02:00’de ve 05:00’te tuvalete gitmek istediğini söylemitir. Nöbetçi memurlar, saat  
05:00’te ve 08:00’de yaptıkları kontrollerde ilgili kiinin hâlâ hayatta olduğunu  
gözlemlemilerdir. Saat 08:00’deki yoklamada nöbetçi memurlardan biri, B. Akdoğdu’nun  
demir parmaklıklara asılı cesedini bulmutur.  
Derhal olaydan haberdar edilen Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı olay yerine  
gelmitir. Aynı gün Ankara Cebeci Adli Tıp Kurumu’ndan iki doktor ceset üzerinde otopsi  
yapmıve B. Akdoğdu’nun mekanik asfiksi sonucu öldüğünü tespit etmilerdir.  
AĐHM ayrıca gözaltındaki kiilerin gözetimiyle görevli nöbetçi memurların  
Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendiklerini ve ifadelerin birbiri ile uyumlu olduğunu  
gözlemlemitir. B. Akdoğdu ile birlikte gözaltında tutulan iki kiinin de ifadesi aynı ekilde  
bu beyanlara uymaktadır. Görgü tanığı olmayan M.A.Y. adlı tutuklunun, olayların tümünü  
kapsamayan ifadesinde yaptığı suçlamalar, özetle varsayım olarak nitelendirilebilir. Adı  
geçenin iddiaları, B. Akdoğdu’nun intihar ederek öldüğünü gösteren diğer delil unsurlarına  
üphe düürememitir.  
b. Gözaltındaki bir kiinin gözetimde tutulması yükümlülüğü  
AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülük konusunda AĐHM, bu  
hükmün ilk cümlesinin, Devlet’in yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten  
kaçınmasını değil, aynı zamanda yargı yetkisi dahilindeki kiilerin yaamlarının korunması  
için gerekli tedbirleri almasını da zorunlu kıldığını hatırlatır. Dolayısıyla AĐHM, mevcut  
davanın koullarında, bavuranın oğlunun hayatının gereksiz yere tehlikeye atılmasının  
engellenmesi için Devlet’in gerekli tüm önlemleri alıp almadığını tespit edecektir (bkz.,  
örneğin, L.C.B.- Birleik Krallık, 9 Haziran 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-III, s.  
1403, §36). AĐHM aynı zamanda, AĐHS’nin 2. maddesinin, iyi tanımlanmıbazı koullarda,  
bir bireyin diğerine karı, hatta bazı özel durumlarda Devlet’in kendisine karı korunması için  
yetkili mercilere, uygulamaya ilikin bir takım önleyici tedbirler almalarını içeren pozitif  
yükümlülük yükleyebileceği kanaatindedir (Tanrıbilir-Türkiye, no: 21422/95, § 70, 16 Kasım  
2000).  
Bununla birlikte bu hüküm, yetkili mercilere katlanılmaz veya aırı bir yük  
yüklemeyecek ekilde ve güvenlik güçlerinin günümüz toplumlarında görevlerini ifa ederken  
karılatıkları güçlükler, insan davranıının öngörülemezliği ve öncelikler ile kaynaklar  
konusunda yapılacak ilevsel seçimler gözardı edilmeden yorumlanmalıdır. Dolayısıyla,  
AĐHS açısından, yaama karı her tehdit varsayımı, bunun gerçeklemesine engel olmak için  
yetkili mercileri somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (Tanrıbilir kararı, §§ 70-71;  
Kenan-Birleik Krallık, no: 27229/95, § 90, CEDH 2001-III).  
Yetkili mercilerin, tutukluları gözetim altında tutma ve intiharları önleme görevleri  
çerçevesinde gözaltındaki bir kiinin yaam hakkını korumaya ilikin pozitif yükümlülüklerini  
yerine getirmedikleri iddiası karısında, AĐHM’nin, sözkonusu mercilerin, tutuklunun o anda  
böyle bir davranıta bulunabileceğini biliyor olmaları gerektiğine, fakat bu mercilerin yetkileri  
dahilinde, makul bir bakıaçısıyla bakıldığında sözkonusu riski ortadan kaldıracak önlemleri  
7
almadıklarına ikna olması gerekmektedir. AĐHM’ye göre ve 2. madde ile korunan hakkın  
niteliği dikkate alındığında, bavuranın, yetkili mercilerin fark ettikleri ya da fark etmiꢀ  
olmaları gereken, yaam hakkı açısından ortaya çıkabilecek belirli ve ani bir riskin  
gerçeklemesinin önlenmesi için, kendilerinden makul olarak beklenen her eyi yerine  
getirmediklerini göstermesi yeterlidir. Burada sözkonusu olan, cevabı mevcut davaya ilikin  
koulların tümüne bağlı olan bir sorudur. Dolayısıyla AĐHM davaya ait özel koulları  
inceleyecektir (Tanrıbilir kararı, § 72).  
AĐHM özgürlükten fiziksel olarak yoksun bırakılmanın doğası gereği tutuklularda  
psikolojik sarsıntılara, dolayısıyla da intihar riskine sebep olabileceğini hatırlatır. Tutukluların  
yaamının korunması açısından bu türlü risklerin önüne geçilmesi amacıyla, ceza ve  
tutukevleri rejimlerinde kesici aletlerin, kemer ve bağların teslim edilmesi öngörülmektedir  
(Tanrıbilir kararı, §74).  
Mevcut davada AĐHM ilk olarak, Burhanettin Akdoğdu’nun Ankara Emniyet  
Müdürğü Terörle Mücadele ubesi’nde gözaltına alındığını ve dolayısıyla iç hukukta bu  
türden tutuklamalar için öngörülen kuralların, bu dava açısından da geçerli olduğunu  
kaydeder. Dava dosyasında yer alan unsurlar, tutuklunun intihar etmesinin önlenmesi için  
gereken rutin önlemlerin alınmadığına ve olağan bir gözetimin temin edilmediğine iaret  
etmektedir.  
Diğer yandan AĐHM, Burhanettin Akdoğdu’nun psikolojik durumu hakkında o anda  
nöbetçi memurların elinde bulunan göstergeler dikkate alındığında, adıgeçen kiinin gözetimi  
konusunda nöbetçi memurlar tarafından alınan önlemlerin 2. madde açısından sözkonusu  
edilebileceğine ikna olmudeğildir. B. Akdoğdu’nun kendini öldürmek için kullandığı  
yöntemi, yani battaniyesinin kenarından bir ip yapabileceğini öngörmek güçtür. Đntihar  
hazırlığı ve intiharın kendisi sessizlik içinde gerçeklemitir (karılatırınız Tanrıbilir kararı, §  
76).  
Tutuklu intihar eğilimleri göstermediğinden yetkililer, B. Akdoğdu’nun hücresinde  
daimi bir gözetim sağlamak veya battaniyesine el koymak gibi bazı özel önlemleri almamakla  
eletirilemez. Dosyada yer alan hiçbir ilgili unsur, polis memurlarının makul olarak B.  
Akdoğdu’nun intihar edebileceğini öngörerek, hücresinin önünde sürekli bir görevli  
bulundurmaları gerektiğine inandıracak yönde değildir.  
Bu koullarda AĐHM, AĐHS’nin bu açıdan 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna  
varmıtır.  
2. Ulusal merciler tarafından yürütülen soruturmalar  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinde art koulan yaam hakkının korunması  
yükümlülüğünün, 1. madde ile Devletlere yüklenen “kendi yetki alanları içinde bulunan  
herkese bu Sözleme[de] .... açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[maları]” yükümlülüğü ile  
birlikte, zora bavurmanın bir kiinin ölümüne neden olması halinde etkili bir soruturma  
yürütülmesini öngördüğünü ve bunu zorunlu kıldığını hatırlatır (Bkz., mutatis mutandis,  
McCann ve diğerleri- Birleik Krallık, 27 Eylül 1995, A serisi no 324, s. 49, § 161; Kaya-  
Türkiye, 19 ubat 1998, Derleme 1998-I, s. 329, § 105; Tanrıbilir kararı, § 83).  
AĐHM bu yükümlülüğün, yalnızca ölüme bir devlet görevlisinin neden olduğu  
durumlar için geçerli olmadığını vurgular. Yetkili mercilerin ölümden haberdar olmaları bile,  
8
yalnız bu nedenle, AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan, ölümün hangi koullarda meydana  
geldiğine ilikin etkili bir soruturma yürütme yükümlülüğü doğurur (Bkz., mutatis mutandis,  
Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998, Derleme 1998-IV, s. 1778, § 82; Yaa- Türkiye, 2 Eylül  
1998, Derleme 1998-VI, s. 2438, § 100; Hugh Jordan –Birleik Krallık, no 24746/94, §§ 107-  
109, CEDH 2001-III; A. ve diğerleri-Türkiye, no: 30015/96, § 53, 27 Temmuz 2004).  
Yürütülen soruturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını  
sağlayabilmesi anlamında da etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, [GC], no 21594/93, CEDH 1999-  
III, § 88). Burada sözkonusu olan sonuca ilikin değil, araçlara ilikin bir yükümlülüktür.  
Yetkili merciler, bata görgü tanıklarının ifadelerinin alınması, emniyetin teknik birimlerince  
kan ve doku örnekleri alınması ve gerektiğinde, ölen kiinin vücudundaki lezyonların tam ve  
açık bir ekilde tanımlamasının yanı sıra ölüm nedeninin açığa çıkarılması için klinik  
bulguların nesnel bir ekilde analiz edilmesi olmak üzere, olaya ilikin delillerin toplanması  
için mümkün olan tüm tedbirleri almıolmak zorundadırlar (bkz., örneğin, Salman- Türkiye  
[GC], no 21986/93, § 106, CEDH 2000-VII ; Tanrıkulu- Türkiye [GC], no 23763/94, § 109,  
CEDH 1999-IV ; Gül- Türkiye, no 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000).  
Mevcut durumda soruturmayı yürütmekle görevli yetkililerin olaydan sonra yaptıkları  
giriimler, anlamazlık konusu tekil etmemektedir.  
AĐHM bavurunun yapılmasının ardından, Hükümet tarafından, soruturma dosyasının  
bir kopyasının sunulduğunu ve soruturmanın seyri hakkında bilgi verildiğini kaydeder.  
Bu unsurlardan, B. Akdoğdu’nun cesedi bulunur bulunmaz Cumhuriyet Savcısı’nın  
olay yerine geldiği ve ayrıntılı bir tutanak hazırlandığı, fotoğraf çekildiği, video kaydı  
yapıldığı ve bir kroki çizildiği anlaılmaktadır. Tam ve ayrıntılı iki otopsi gerçekletirilmi,  
adli tabipler ölümün mekanik boğulmaya bağlı olarak gerçekletiğini tespit etmive ölümün  
asılmadan önce meydana geldiği varsayımını ortadan kaldırmılardır. Cumhuriyet Savcısı bir  
hazırlık soruturması balatmıtır. Bu yargılama usulü çerçevesinde Terörle Mücadele  
ubesi’nde gözaltından sorumlu nöbetçi memurlar ile diğer tutukluların ifadeleri alınmıtır.  
Yukarıda anlatılanların ıığı altında AĐHM, Burhanettin Akdoğdu’nun intiharıyla ilikili  
olarak nöbetçi memurların sorumluluklarının saptanması amacıyla adli merciler tarafından  
yürütülen ayrıntılı hazırlık soruturmasının, yeterince derin ve etkili olduğu sonucuna  
varmıtır.  
Bavuranın soruturmaya tam anlamıyla katılmamıolması soruturmanın eksiksiz  
olduğu gerçeğini değitirmez, zira ilgili kii, soruturmanın en iyi ekilde yürütülmesi için  
gereken delil unsurlarını sağlayacak durumda değildir.  
Ayrıca AĐHM, mevcut davanın gereği açısından, bavuranın, davada görev alan  
Savcı’nın yetkili olmadığı yönündeki iddiaları hakkında hüküm vermeye gerek olmadığı  
kanaatine varmıtır. AĐHM bu iddiaların davada kendisine bavurulan yargı mercii tarafından  
reddedildiğini ve bunun, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruturmanın etkinliği  
hususuyla bir ilgisinin olmadığını gözlemlemitir.  
Sonuç olarak AĐHS’nin 2. maddesi bu açıdan da ihlal edilmemitir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
9
Bavuran, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde gözaltında  
tutulduğu sırada, polisler tarafından, oğlu Burhanettin Akdoğdu’ya kötü muamelede  
bulunulduğunu iddia ederek, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Bavuran, özellikle Bandırma Hastanesi’nde düzenlenen, maktulün ayaklarında ve  
bacaklarında izlerin tespit edildiğinin ifade edildiği adli tıp raporlarına ve sanık M.A.Y.’nin  
ifadelerine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, kötü muamele ve ikence yapıldığına ilikin iddiaların dayanaktan yoksun  
olduğunu belirtmektedir. Đkinci adli tıp raporunda belirtilen ekimozların nedeninin  
belirlenmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir. Uygulamadan, otopsi yapılmasından  
sonra, vücutta ekimoz izlerinin ortaya çıkmasının gözardı edilemeyeceği sonucu çıkmaktadır.  
AĐHM bir kimse tamamen polis memurlarının kontrolü altında olduğu halde  
gözaltındayken yaralandığında, bu süreçte meydana gelen her türlü yaralanmanın, olaylara  
dair güçlü karinelere sebebiyet verdiğini hatırlatır (Salman kararı, § 100). Dolayısıyla bu  
yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklama getirmek ve mağdurun iddialarını - özellikle  
de bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmise - üpheye düürebilecek olayları doğrulayan  
kanıtlar sunmak Hükümet’in sorumluluğundadır (Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-Fransa  
[GC], no: 25803/94, § 87, CEDH 1999-V; Berktay-Türkiye, no: 22493/93, § 167, 1 Mart  
2001; ve Altay-Türkiye,no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).  
AĐHM, esasında Hükümet’in ikinci adli tıp raporunda, bir avukatla görümeksizin,  
ölümünden evvel üç gün süresince tutuklu bulunan bavuranın vücudunda tespit edilen izlerin  
neden meydana gelmiolabileceği hakkında hiçbir açıklamada bulunmamıtır. Hükümet’e  
göre, bir otopsi sonrasında vücutta ekimoz izlerinin ortaya çıkması gözardı edilemez. Bununla  
birlikte, AĐHM vücudun iç kısmında özellikle de dizkapağı, bilek ve baldır çevresinde, ilk  
otopsideki izlerden farklı olarak, çok sayıda küçük ekimoz ve sıyrıkların tespit edildiğini not  
etmektedir. Bu izler, sanık M.Y.A.’nın beyanlarıyla bir takım benzerlikler taımaktadır.  
M.Y.A., Burhanettin Akdoğdu’nun 12 Aralık 1997 tarihli sorgulama sırasında kötü  
muameleye maruz kaldığını duyduğunu beyan etmi, Hükümet bu beyanlara karı  
çıkmatır.  
AĐHM değerlendirmesine sunulan unsurların tümü ıığında ve Hükümet’in açıklamada  
bulunmayıını dikkate alarak, 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan ikinci adli tıp inceleme  
raporunda saptanan izlerden Savunmacı Hükümet’in sorumlu olduğu kanaatine varmıtır.  
AĐHM, sonuç olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 200.000 ( iki yüz bin) Fransız Frangı yani 30.489 Euro ( otuz bin dört yüz  
seksen dokuz) değerinde maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmıtır.  
10  
Maddi zararla ilgili olarak AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin tespiti ile  
maddi tazminat talebi arasında doğrudan hiçbir nedensellik bağı görmemektedir. Bu nedenle  
maddi tazminat adı altında herhangi bir ödemenin yapılmasının gerekli olmadığına karar  
vermitir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak AĐHM, AĐHS’nin ihlal edilmesinden doğan sonuçlar  
nedeniyle kukusuz mağdurun sıkıntıya girmiolduğu kanaatindedir. AĐHM hakkaniyete  
uygun olarak manevi zararın 9.000 Euro (dokuz bin) tutarında olduğuna ve bu tutarın  
Burhanettin Akdoğdu’nun hak sahiplerine ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, masraf ve harcamalar için, AĐHM’nin, saptanan ihlallerin tazmini için  
vereceği tazminat bedelinin %15’ ini talep etmekte ve dayanak olarak avukatıyla yaptığı  
sözlemenin bir fotokopisini sunmaktadır. Bu durumda talep edilen tutar 1.350 ( bin üç yüz  
elli) Euro’dur  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda AĐHM, tüm  
masraflar için, 1.350 (bin üç yüz elli) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım  
olarak verilen 630 (altı yüz otuz) Euro’nun düürülerek, kalan meblağın bavurana  
ödenmesinin makul olduğuna karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞYLE,  
1. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet tarafından bavurana,  
i. Burhanettin Akdoğdu’nun mirasçıları için, manevi tazminat olarak 9.000  
Euro (dokuz bin) ödenmesine;  
ii. masraf ve harcamalar için 1.350 (bin üç yüz elli) Euro’dan, 630 (altı yüz  
otuz) Euro tutarındaki adli yardım düülerek kalan miktarın ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
11  
4. Oybirliğiyle, adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine.  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 18 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
12