CONSEIL  
A V R U P A  
DE L’EUROPE  
K O N SE Y Đ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
AKAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:9574/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
17 Şubat 2009  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9574/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)  
Ahmet Akan’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Aralık 2002 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. Alagöz ve Y. Şamlı tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1941 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir.  
1976 yılında Almanya’da ikâmet eden başvuran, nakliyecilik yapmak üzere bir kamyon satın  
almış ve bir şoför çalıştırmaya başlamıştır. Aynı yıl, Türkiye’ye mal taşımak için bir anlaşma  
yapmıştır. Kamyon Türkiye’ye vardığında malın bir kısmı boşaltılarak A.A.’nın ve  
başvuranın kardeşinin evine depolanmıştır. Bu mekânda yapılan aramada polis, gümrüğe  
beyan edilmeden ithal edilen bazı eşyalar ele geçirmiştir.  
7 Ağustos 1976 tarihinde, başvuranın kamyonu Türkiye’ye giriş yaparken gümrükte  
durdurulmuş ve 11 Ağustos 1976 tarihinde el konularak mühürlenmiş ve gümrük depolarına  
konulmuştur.  
3 Nisan 1985 tarihinde yakalanan başvuran, aynı gün ceza mahkemesi hakimi önüne  
çıkarılştır. Hakim, ilgili şahsın dokuz yıldır arandığını tespit etmiş ve tutuklanmasına karar  
vermiştir.  
8 Nisan 1985 tarihinde başvuran ve kamyon şoförü, beraberce kaçakçılık yapmakla suçlanmış  
ve haklarında Kocaeli Ceza Mahkemesi’nde (« Ceza Mahkemesi ») ceza davası açılmıştır.  
Buna paralel olarak, A.A. ve başvuranın erkek kardeşi hakkında ayrı bir dava açılmıştır.  
Başvuran, 28 Mayıs 1985 tarihinde tahliye edilmiştir.  
Ceza mahkemesi, 8 Nisan 1986 tarihinde davanın zamanaşımına uğraması dolayısıyla  
başvuran ve kamyon şoförü hakkında açılan ceza davasının düşürülmesine hükmetmiştir.  
Başvuran, kamyonuyla ilgili bir karar olmadığı için temyize başvurmuştur. 30 Aralık 1987  
tarihinde Yargıtay, karardaki bu boşluğu telafi ederek, aracın başvurana iade edilmesine  
hükmetmiş ve kararı onamıştır.  
30 Mayıs 1988 tarihinde ceza mahkemesi, A.A. ile başvuranın erkek kardeşi hakkında açılan  
davanın yine zamanaşımına uğraması dolayısıyla düşürülmesine ve kamyonun iade  
edilmesine hükmetmiştir. 29 Haziran 1989 tarihinde Yargıtay, bu kararı onamıştır.  
Đstanbul Gümrük Müdürlüğü (« Gümrük Müdürlüğü») 11 Şubat 1991 tarihli yazısında,  
başvurana kamyonun iade edilebilmesi için bir ihracat ruhsatı alması gerektiğini bildirmiştir.  
2
2 Nisan 1991 tarihinde söz konusu ruhsat izni verilmiş ve durum Gümrük Müdürlüğüne  
bildirilmiştir. 17 Aralık 1991 tarihinde Gümrük Müdürlüğü 30 Aralık 1987 tarihli karar  
hükmü gereğince kamyonun iadesi için başvuranı çağırmıştır.  
13 Ağustos 1992 tarihinde başvuran, yaptığı birçok müracaat sonucunda kendisine cevap  
olarak kamyonun gümrük depolarında bulunamadığının söylendiğini Gümrük Müdürlüğüne  
bildirmiş ve müdürlükten kamyonunun nerede olduğunu belirten yazılı bir cevap verilmesini  
istemiştir.  
Gümrük Müdürlüğü 6 Ekim1992 tarihinde başvurana gönderdiği cevap yazısında, kamyonun  
nerede olduğuna dair yetkililerin sorgulandığını ve bu talep doğrultusunda kendisini  
bilgilendirmeye devam edeceklerini bildirmiştir.  
28 Aralık 1992 tarihinde başvuran, Gümrük Müdürlüğü’ne bir kez daha başvurarak  
kamyonunun nerede olduğunu sormuştur.  
1991 ve 1993 yılları arasında, kamyonun depolarda bulunamaması nedeniyle farklı yetkililer  
arasında karşılıklı birçok yazışma gerçekleştirilmiştir.  
10 Haziran 1993 tarihinde başvuran, Đstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Devlet  
Hazinesi aleyhine tazminat davası açmıştır. 6 Temmuz 1993 tarihinde, mahkeme  
ratione materiae yetkisizlik kararı almıştır.  
15 Ağustos 1994 tarihinde başvuran, iki yıldır bu yönde yaptığı başvuruların sonuçsuz  
kaldığını hatırlatarak, Gümrük Müdürlüğü’nden kamyonunun iadesini istemiştir.  
22 Kasım 1994 tarihinde başvuran, Đstanbul Đdare Mahkemesi (« Đdare Mahkemesi ») önünde  
itiraz davası açmıştır. Bu yönde mahkeme kararları olmasına rağmen kamyonunun iade  
edilemediğini vurgulayan başvuran, hem aracın değeri ve hem de iade edilmesi gereken  
tarihten itibaren elde edilemeyen kazanç tutarı nispetinde tazminat verilmesini istemiştir.  
Başvuran, bu zararın gecikme faizleriyle birlikte 800 000 000 TRL olduğunu bildirmiştir.  
Đdare Mahkemesi, 25 Eylül 1995 tarihinde dava dosyasının ceza mahkemesinden istenmesine  
karar vermiştir. Mahkeme 27 Şubat 1996 tarihinde yanlış dosya istediğini anlayarak bu  
talebini yenilemiştir.  
Đdare Mahkemesi 30 Eylül 1996 tarihinde bir tek hakim görevlendirerek, kamyonun 1991  
yılındaki piyasa değerini belirlemek üzere üç bilirkişi atamasını istemiştir. Tek hakim, 26  
Şubat 1997 tarihinde üç bilirkişiyi tayin ederek, keşif tarihini 2 Haziran 1997 olarak  
belirlemiştir. Bilirkişiler bu tarihte hazır bulunmamışlardır.  
Tek hakim 18 Temmuz 1997 tarihinde, bilirkişiler ile başvuranın avukatıyla bir araya gelmiş  
ve bilirkişilerden aracın 1991 yılındaki piyasa değerini belirlemelerini istemiştir. Başvuranın  
avukatı, aracın söz konusu tarihte iade edilmediğini belirterek, bu tarihten itibaren elde  
edilemeyen kazanç miktarının tazminat tutarına eklenmesini talep etmiştir.  
Bilirkişi raporu 17 Eylül 1997 tarihinde iki bilirkişi tarafından hazırlanmış ve kamyonun  
değeri 160 000 000 TRL olarak belirlenmiştir.  
Đdare Mahkemesi 27 Ocak 1998 tarihinde, aracın 1991 yılındaki piyasa değeri hakkında  
Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’ne danışma kararı almıştır. Türkiye Sigorta ve  
3
Reasürans Şirketleri Birliği cevap yazısında aracın yaşının onbeş yıldan fazla olması  
dolayısıyla bir değer veremeyeceklerini bildirmiştir.  
Đdare Mahkemesi 26 Mayıs 1998 tarihinde, Şoförler Odası’na başvurarak kamyonun 1991  
yılındaki piyasa değerini belirlemelerini istemiştir. 18 Temmuz 1998 tarihinde Şoförler Odası,  
aracın 1969 model olduğu için 1991 yılında miyadını doldurduğunu tespit etmiş ve hurda  
değeri olarak 40 000 000 TRL edeceğini bildirmiştir.  
Tüm yargılama boyunca Đdare Mahkemesi tarafından yapılan usuli işlemler başvuranın  
avukatına tebliğ edilmiştir.  
Đdare Mahkemesi 30 Eylül 1998 tarihinde, aracın 1991 yılındaki hurda değerini dikkate  
alarak, başvurana 15 Ağustos 1994 tarihinden itibaren biriken gecikme faizleriyle birlikte  
40 000 000 TRL tutarında tazminat ödenmesine karar vermiştir. Đdare Mahkemesi, 17 Eylül  
1997 tarihli bilirkişi raporunun dikkate alınamayacağını, zira raporun bu iş için atanan üç  
bilirkişi değil sadece iki bilirkişi tarafından hazırlandığını tespit etmiştir.  
26 Mayıs 1999 tarihinde başvuran, temyize başvurmuş ve kamyonunun iadesi edilmesi  
yönünde verilen kararın Yargıtay’ın 30 Aralık 1987 tarihli kararıyla kesinleştiğini hatırlatarak,  
bu tarih üzerinden on bir yıl geçmesine rağmen hâlâ kamyonunun iade edilmediğinden  
şikâyetçi olmuştur. Başvuran, öngörülen tazminat tutarını eleştirerek, aracın 1976 yılındaki  
satın alma fiyatı ile bu tarihten itibaren elde edilemeyen kazanç tutarı ve yargı masrafları ilave  
edildiğinde rakamın çok komik kaldığını ileri sürmüştür. Son olarak başvuran, gümrük  
depolarında bulunan ve kendisininkine benzeyen başka bir kamyon verilmesini talep etmiştir.  
27 Mart 2001 tarihinde Danıştay, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 18 Haziran  
2002 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir. Bu son karar başvurana 27  
Eylül 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Başvuran, idari ve ceza yargılamasının süresini bütün olarak değerlendirmekte ve yirmi beş  
yıldan fazla süren bu yargılama sürecinden şikâyetçi olmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
1. Ceza yargılaması  
Hükümet, altı aylık süreye uyulmadığı gerekçesiyle AĐHM’den şikâyetin reddedilmesini talep  
etmektedir.  
AĐHM, önce idari ve ceza yargılamalarının farklı olduklarını hatırlatmaktadır. AĐHM,  
başvuranın yaptığı gibi iki yargılama sürecini birlikte değerlendirmek için geçerli bir neden  
görmemektedir (bakınız, a contrario, Đtalya aleyhine Torri davası, 1 Temmuz 1997prg. 19-  
21, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-IV).  
4
AĐHM, daha sonra, başvuran hakkında yürütülen ceza davasının 30 Aralık 1987 tarihinde  
Yargıtay kararıyla sonuçlandığını gözlemlemektedir. Oysa, mevcut dava dilekçesi 17 Aralık  
2002 tarihinde, yani iç hukukun kesinleşmiş kararından altı ay sonra sunulmuştur.  
Bu nedenle AĐHM, Hükümet’in iddiasını benimseyerek, ceza yargılamasının süresiyle ilgili  
şikâyetin gecikmiş olduğuna ve dolayısıyla AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları  
uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmetmektedir.  
2. Đdari yargılama  
AĐHM, bu şikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısyla, şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilişkin  
AĐHM, değerlendirilecek sürecin Gümrük Müdürlüğü’ne ilk talebin sunulduğu 15 Ağustos  
1994 tarihinde başladığını gözlemlemektedir. Bu konuda AĐHM, şayet bir dava açılmadan  
önce önce izlenmesi gereken bir başvuru yolu bulunmakta ise, izlenmesi gereken idari süreçin  
dava süresine dahil edildiğini hatırlatır (Fransa aleyhine Vallée davası, 26 Nisan 1994,  
prg. 33, seri A no 289-A, ve Fransa aleyhine Santoni davası, no 49580/99, prg. 37,  
29 Temmuz 2003). Söz konusu dönem, karar düzetme talebinin reddedilmesiyle 18 Haziran  
2002 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla söz konusu dönem üç kademeli yargılama sonunda  
yedi yıl on aydan fazla sürmüştür.  
AĐHM, bir yargılama için makul sürenin, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve yetkili  
makamların tutumu, ilgili taraflar için davanın önemi gibi şartlara ve mahkeme içtihatını  
yönlendiren kıstaslara bağlı olarak değişiklik gösterebileceğini hatırlatmaktadır (bakınız,  
diğerleri arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43, CEDH  
2000-VII).  
AĐHM, mevcut davanın konusuna benzer birçok davaya baktığını ve bu davalarda AĐHS’nin  
6. maddesinin 1. fıkrasının ihlâl edildiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır (Frydlender, ilgili  
bölüm).  
AĐHM sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, konuyla ilgili yerleşik içtihadını da dikkate  
alarak, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğuna ve « makul süre » ilkesine  
uymağına hükmetmektedir.  
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6. madde 1. fıkrasının ihlâl edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. 1. NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Başvuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinde öngörülen mülkiyetin korunması hakkının  
çiğnendiğini iddia etmektedir.  
AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan başvuran, aracına el konulmasından, adli makamların  
aracı için gerçek değerinden çok düşük bir bedel belirlemesinden ve masumiyet karinesi  
ilkesinin ihlâl edildiğinden şikâyetçi olmaktadır.  
5
Başvuran, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak, aracının iade edilmesini sağlamak ve  
kaybolmasından sorumlu memurlar hakkında hukuki süreç başlatmak için yeterli itiraz  
yollarının bulunmadığından şikâyetçi olmaktadır. Hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmadığını  
iddia eden başvuran, idari yargılamanın etkili olamadığını ileri sürmektedir.  
Son olarak AĐHS’nin 17. maddesine atıfta bulunan başvuran, yetkili makamların yukarıda  
belirtilen olgularla ilgili olarak yetkilerini suistimal ettiklerini ileri sürmektedir.  
AĐHM, bu şikâyetlerin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
AĐHM, bu şikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilişkin  
Başvuran, kamyonun yetkili mercilerin himayesi altında olmasına rağmen kaybolmasından ve  
idare mahkemesinin kamyonun 1991 yılındaki değerini dikkate alarak bedelini düşük  
belirlemesinden ve ayrıca takdir edilen gecikme faizinin enflasyon oranına kıyasla düşük  
kalmasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, kamyonuna 1976 yılında el konulduğunu ve bu  
tarihten itibaren aracından yararlanamadığını ve bu konuda cezai bir işlem yapılmadığını ileri  
sürmektedir. Başvurana göre, idare mahkemesi, kamyonun rayiç bedelini belirlerken, aracın  
el konulduğu tarihteki değerini dikkate almalıydı.  
Hükümet, başvuranın idare mahkemesi tarafından takdir edilen tazminatı aldığını  
savunmaktadır.  
Başvuranın malının değerinin 1991 yılı esas alınarak belirlenmesine ilişkin şikayeti  
konusunda AĐHM, idare mahkemesinde açılan dava dilekçesinde bu hususun açıkça  
belirtilmediğini tespit etmektedir. Gerçekten, ilgili şahıs aracına el konulmasından şikâyetçi  
olmamış ve el konulduğu tarihte aracın piyasa değerine denk gelen herhangi bir tazminat talep  
etmemiş, sadece aracın iade edilmesi yönünde çıkan karar tarihinden itibaren elde edilemeyen  
kazancının kendisine geri ödenmesini istemiştir.  
AĐHM’in gözlemlerine göre, idare mahkemesi tarafından yerine getirilen tüm usuli işlemler  
başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir. Đdare mahkemesinin bu duruşmalarda malın 1991  
yılındaki değerini belirlemeye çalışğı çok açıktır. Başvuran ve avukatı hiçbir zaman buna  
itiraz etmemişlerdir. AĐHM, tek hakim, başvuranın avukatı ve bilirkişlerin biraraya gelerek bu  
konuyu tartıştıklarını gözlemlemektedir. Başvuranın avukatı, kamyonun rayiç bedeli  
belirlenirken esas alınan seneye hiçbir zaman itiraz etmemiştir.  
Bu nedenle AĐHM, incelemesini, enflasyon oranına kıyasla belirlenen gecikme faizinin az  
olduğu ve yargılamanın uzunluğu nedeniyle takdir edilen tazminatın düşük kaldığı  
iddialarıyla sınırlı tutması gerektiği kanaatindedir.  
AĐHM, 30 Eylül 1998 tarihinde idare mahkemesinin kamyonu kaybolan başvurana 15  
Ağustos 1994 tarihinden itibaren işleyen yasal gecikme faizleriyle birlikte 40 000 000 TRL  
tazminat ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir.  
6
Taraflar, ödeme tarihiyle ilgili bir bilgi sunmamışlardır. Bununla birlikte AĐHM, başvuranın  
tazminatın geç ödendiği hakkında herhangi bir şikâyette bulunmadığını tespit etmektedir. Bu  
nedenle, şikâyetle ilgili inceleme dönemi, davanın idare mahkemesinde görüşülmeye  
başlandığı tarihten itibaren başlayan ve iç hukukta kesin kararın ilanına kadar süren yedi yıl  
on aylık bir süreyle sınırlı kalacaktır.  
Bu konuda AĐHM, mülkiyet dokunulmazlığı hakkına yapılan bir müdahalenin, toplumun  
genel çıkarları ile bireyin temel haklarının korunması arasında « adil bir denge» oluşturması  
gerektiğini hatırlatmaktadır (Đsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23 Eylül 1982,  
prg. 69, seri A no 52). Söz konusu çıkarlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığını  
ve özellikle malından mahrum olan kimseye aşırı sorumluluk yüklenip yüklenmediğini  
belirlemek için mutlaka tazminat şartlarının dikkate alınması gerekmektedir (Birleşik Krallık  
aleyhine Lithgow ve diğerleri davası, 8 Temmuz 1986, prg. 120, seri A no 102). AĐHM’in bu  
konuyla ilgili kanaatine göre, eğer bir kimse malından mahrum edildiği halde kendisine malın  
gerçek değerine kıyasla makul sayılabilecek bir tazminat ödenmediyse, burada ölçüsüz bir  
müdahaleden söz edilebilir (Yunanistan aleyhine Eski Yunan Kralı ve diğerleri davası [GC],  
no 25701/94, prg. 89, CEDH 2000-XII).  
AĐHM, mevcut dava kapsamında değerlendirilen süre içerisinde Türkiye’deki ortalama yıllık  
enflasyon oranının yaklaşık % 70 olduğunu hatırlatmaktadır. Oysa, başvuranın alacak tutarı  
için uygulanan gecikme faizi oranları 15 Ağustos 1994 ile 31 Aralık 1997 tarihleri arasında  
yıllık % 30, 1998 ve 1999 yıllarında yıllık % 50 ve 1 Ocak 2000 ile 18 Haziran 2002 tarihleri  
arasında % 60 olmuştur.  
AĐHM’in daha önce Aka davasıyla ilgili kararında da belirttiği gibi, idari yargılama veya adli  
davalarda tazminat ödemeleri konusunda meydana gelen aşırı gecikmeler, bazı ülkelerde  
paranın zamanla değer kaybetmesi göz önünde tutulduğunda, özellikle malını kaybeden kişiyi  
belirsizlik içinde bırakarak, büyük oranlarda maddi kayıplara uğramasına yol açmaktadır  
(Türkiye aleyhine Aka davası, 23 Eylül 1998, prg. 49, Derleme 1998-VI).  
AĐHM’in kanaatine göre mevcut davada, başvuranın idare mahkemesinin görevlendirildiği  
tarihte alması gereken tutar ile iç hukukun davayla ilgili kesin kararı verdiği tarihte takdir  
edilen tutar arasında yargı sürecinin uzaması nedeniyle önemli bir fark ortaya çıkmış ve bu  
fark zaten kamyonunu kaybetmiş olan başvuranı ayrıca zarara uğratarak, kamu yararı ile  
kişinin mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil dengeyi bozmuştur.  
Bu itibarla, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlâl edilmiştir.  
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Başvuran, AĐHS’nin 5. maddesine atıfta bulunarak, kendisinin herhangi bir gerekçe  
gösterilmeden gözaltına alındığını ileri sürmektedir.  
AĐHM, başvuranın gözaltı süresinin 28 Mayıs 1985 tarihinde tahliye edilmesiyle, yani 17  
Aralık 2002 tarihinde sunulan bu dava dilekçesinden tam altı ay sonra, sona erdiğini  
gözlemlemektedir.  
Bu nedenle AĐHM’ne göre, mevcut şikâyet gecikmeli olarak sunulmuştur ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
7
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, toplam 1.087.000 Euro değerinde maddi tazminat talep etmektedir. Sözkonusu  
miktarın dağılımı şu şekildedir: kamyon için 25.000 Euro, gelir kaybı nedeniyle 1.027.000  
Euro ve ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 35.000  
Euro.  
Başvuran ayrıca, 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile gelir kaybına ilişkin olarak ileri sürülen maddi tazminat arasında  
bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir.  
Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak yapılan talepler yargılama masraf ve giderleri  
kısmında incelenmektedir.  
Enflasyonun etkisiyle ulusal mahkemeler tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın gelir  
kaybetmesi ile ilgili olarak, Aka kararında benimsenen hesaplama yönetimini göz önüne  
alarak ve ilgili ekonomik veriler ışığında AĐHM, başvurana 2.600 Euro maddi tazminat  
ödenmesine hükmetmektedir.  
Manevi tazminata ilişkin olarak ise, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 3.400 Euro  
manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, miktar belirtmeksizin yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesini talep etmekte  
ve miktarı AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır. Başvuran, ulusal mahkemelerde yapmış olduğu  
yargılama masraf ve giderlerine ilişkin makbuzları ve avukatlık ücret sözleşmesini belge  
olarak sunmaktadır. AĐHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak  
başvuran çeviri ve posta ücretleri ile avukatlık ücreti ve giderleri belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu taleplere karşı çıkmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, tüm  
masraflar için başvurana 2.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
8
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvurunun AĐHS’nin 6/1 maddesi (idare mahkemesi önündeki yargılama süresi) ve 1  
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin kısmının  
kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı  
Devlet tarafından başvurana :  
i.her türlü vergiden muaf tutularak 6.000 Euro (altı bin Euro) maddi ve manevi  
tazminat ödenmesine;  
ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 2.000 Euro  
ödenmesine;  
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 17 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
9