Taraflar, ödeme tarihiyle ilgili bir bilgi sunmamışlardır. Bununla birlikte AĐHM, başvuranın
tazminatın geç ödendiği hakkında herhangi bir şikâyette bulunmadığını tespit etmektedir. Bu
nedenle, şikâyetle ilgili inceleme dönemi, davanın idare mahkemesinde görüşülmeye
başlandığı tarihten itibaren başlayan ve iç hukukta kesin kararın ilanına kadar süren yedi yıl
on aylık bir süreyle sınırlı kalacaktır.
Bu konuda AĐHM, mülkiyet dokunulmazlığı hakkına yapılan bir müdahalenin, toplumun
genel çıkarları ile bireyin temel haklarının korunması arasında « adil bir denge» oluşturması
gerektiğini hatırlatmaktadır (Đsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23 Eylül 1982,
prg. 69, seri A no 52). Söz konusu çıkarlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığını
ve özellikle malından mahrum olan kimseye aşırı sorumluluk yüklenip yüklenmediğini
belirlemek için mutlaka tazminat şartlarının dikkate alınması gerekmektedir (Birleşik Krallık
aleyhine Lithgow ve diğerleri davası, 8 Temmuz 1986, prg. 120, seri A no 102). AĐHM’in bu
konuyla ilgili kanaatine göre, eğer bir kimse malından mahrum edildiği halde kendisine malın
gerçek değerine kıyasla makul sayılabilecek bir tazminat ödenmediyse, burada ölçüsüz bir
müdahaleden söz edilebilir (Yunanistan aleyhine Eski Yunan Kralı ve diğerleri davası [GC],
no 25701/94, prg. 89, CEDH 2000-XII).
AĐHM, mevcut dava kapsamında değerlendirilen süre içerisinde Türkiye’deki ortalama yıllık
enflasyon oranının yaklaşık % 70 olduğunu hatırlatmaktadır. Oysa, başvuranın alacak tutarı
için uygulanan gecikme faizi oranları 15 Ağustos 1994 ile 31 Aralık 1997 tarihleri arasında
yıllık % 30, 1998 ve 1999 yıllarında yıllık % 50 ve 1 Ocak 2000 ile 18 Haziran 2002 tarihleri
arasında % 60 olmuştur.
AĐHM’in daha önce Aka davasıyla ilgili kararında da belirttiği gibi, idari yargılama veya adli
davalarda tazminat ödemeleri konusunda meydana gelen aşırı gecikmeler, bazı ülkelerde
paranın zamanla değer kaybetmesi göz önünde tutulduğunda, özellikle malını kaybeden kişiyi
belirsizlik içinde bırakarak, büyük oranlarda maddi kayıplara uğramasına yol açmaktadır
(Türkiye aleyhine Aka davası, 23 Eylül 1998, prg. 49, Derleme 1998-VI).
AĐHM’in kanaatine göre mevcut davada, başvuranın idare mahkemesinin görevlendirildiği
tarihte alması gereken tutar ile iç hukukun davayla ilgili kesin kararı verdiği tarihte takdir
edilen tutar arasında yargı sürecinin uzaması nedeniyle önemli bir fark ortaya çıkmış ve bu
fark zaten kamyonunu kaybetmiş olan başvuranı ayrıca zarara uğratarak, kamu yararı ile
kişinin mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil dengeyi bozmuştur.
Bu itibarla, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlâl edilmiştir.
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuran, AĐHS’nin 5. maddesine atıfta bulunarak, kendisinin herhangi bir gerekçe
gösterilmeden gözaltına alındığını ileri sürmektedir.
AĐHM, başvuranın gözaltı süresinin 28 Mayıs 1985 tarihinde tahliye edilmesiyle, yani 17
Aralık 2002 tarihinde sunulan bu dava dilekçesinden tam altı ay sonra, sona erdiğini
gözlemlemektedir.
Bu nedenle AĐHM’ne göre, mevcut şikâyet gecikmeli olarak sunulmuştur ve AĐHS’nin 35.
maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
7