COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı  
AK/Türkiye Davası*  
Bavuru No: 16006/02  
Strazburg  
8 Ocak 2008  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1970 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın yakalanması ve gözaltına alınması  
Yasaı örgüt PKK’ya karı 13 Kasım 2001 tarihinde yürütülen soruturma kapsamında  
güvenlik güçleri bavuranın evine gelerek arama yapmılardır. Güvenlik güçleri bavuranı  
burada yakalamıve sağlık kontrolünden geçmesi için Devlet hastanesine götürmülerdir.  
Hazırlanan sağlık raporunda bavuranın vücudunda darp ve yaralanma izine rastlanılmadığı  
belirtilmitir. Bavuran daha sonra ifadesi alınmak üzere jandarma karakoluna götürülmütür.  
Bavuran burada gözaltına alınma nedenlerini ve gözaltında bulunduğu sıradaki haklarını be-  
lirten yakalama tutanağını imzalamıtır.  
Bavuran 16 Kasım 2001 tarihinde ifadesini baskı altında imzalamıtır. Bavuran jandarma eꢀ  
liğinde adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmi, adli tıp hekimi herhangi bir darp ve yara  
izine rastlamadığını ifade etmitir. Bavuran yine 16 Kasım 2001’de Diyarbakır Devlet Güven-  
lik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı önüne, ardından DGM nöbetçi hakimi karısına  
çıkarıltır. Bavuran savcıya ve hakime PKK üyelerinden biri ile temas halinde olduğunu,  
kuryelik yaptığını ve özellikle örgüt için yurtdıından gelen parayı çektiğini itiraf etmitir. Baꢀ  
vuran savcı ve hakim karısında deliller haricinde gözaltında verdiği ifadelerini kabul etmitir.  
Bavuran ne savcı ne de hakim karısında gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını  
dile getirmitir. Nöbetçi hakim bavuranın tutuklanarak Diyarbakır cezaevine gönderilmesine  
karar vermitir.  
B. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alınan tedbirler  
16 Kasım 2001 tarihinde Olağanüstü Hal Bölge Valisi 430 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 3 c) bendi uyarınca DGM 2. dairesi nöbetçi hakiminden bavuranın yeniden  
jandarma tarafından sorgulanmak üzere on gün süreyle daha gözaltında tutulmasını istemitir.  
Savcı bu hususta olumlu görübildirmive hakim de bu kararı onaylamıtır. Cezaevi doktoru  
bavuranı yeniden muayene etmive nakledilmesine engel tekil edecek bir sağlık gerekçesin-  
in olmadığını ifade etmitir. Bavuran aynı gün saat 19.30’da jandarmalara teslim edilmitir.  
* Dıileri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đꢀler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiolup, gayrıresmî tercümedir.  
1
________________________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đꢀler Genel Müdürlüğü tarafından yapılmıolup,  
Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile  
ileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Bavuran 24 Kasım 2001 tarihinde halen jandarma karakolunda gözaltında iken Olağanüstü  
Hal Bölge Valisi bavuranın gözaltı süresinin on gün daha uzatılmasını istemitir. Savcı bu  
talebi desteklemitir. Buna karılık DGM 3 no’lu dairesi nöbetçi hakimi yasal olarak verilen  
on günlük gözaltı süresinin sonunda dava dosyasına herhangi bir sorgulama tutanağının  
iletilmemesi ve destekleyici bir gerekçenin sunulmaması nedeniyle bu talebi reddetmitir.  
Aynı gün savcı DGM Bakanı nezdinde karara itiraz etmitir. DGM Bahakimi nöbetçi  
hakimin kararını iptal etmive 430 sayılı yasa uyarınca gerekli koulların olutuğunu ifadeyle  
gözaltı süresinin uzatılmasına izin vermitir.  
Bavuran 26 Kasım 2001 tarihinde adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmi, adli tıp  
uzmanı bavuranda darp ve yaralanma izine rastlanmadığını ifade etmitir. Bavuran  
Diyarbakır Cezaevine geri gönderilmitir. Bavuran cezaevine tekrar dönmesinden önce  
tekrar sağlık kontrolünden geçirilmi, bu esnada da nakledilmesine engel tekil edecek bir  
bulguya rastlanmamıtır. Bavuran herhangi bir beyanda bulunmamıtır  
27 Kasım 2001 tarihinde Cezaevi yönetimi bavuranı jandarmaya teslim etmi,  
nakledilmesinden önce tekrar kontrolden geçen bavuranda nakline engel olacak bir durum  
sözkonusu olmadığından adı geçen aynı gün saat 17.30’da jandarma karakoluna geri  
götürülmütür.  
Bavuranın avukatı 27 Kasım 2001 tarihinde DGM 4 no’lu dairesinde bu karara itiraz  
etmitir. Avukatın bu itirazı sözkonusu karara itiraz edilemeyeceği gerekçesiyle  
reddedilmitir.  
Bahse konu uzatma süresi 5 Aralık 2001 tarihinde dolmutur. Bavuran adli tıp uzmanının  
kontrolünün ardından 6 Aralık 2001 tarihinde cezaevine nakledilmitir. Düzenlenen sağlık  
raporunda darp veya yaralanma izinin bulunmadığı rapor edilmitir. Bavuran aynı gün tekrar  
cezaevi doktoru tarafından muayene edilmitir, bunun sonucu da bir önceki gibi yaralanma ve  
darp izinin bulunmadığı yönündedir. Bavuran doktorlara kötü muamele ile ilgili herhangi bir  
ikayette bulunmamıtır.  
C. Bavuran hakkında açılan kamu davası  
Cumhuriyet Savcısı 28 Kasım 2001 tarihinde bavuranı PKK üyesi olmakla itham ederek  
TCK’nın 168/2. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak adı  
geçenin mahkumiyetini talep etmitir. 20 Haziran 2006 tarihinde, bavuran yasadıı terör  
örgütüne yardım ve yataklık etme suçundan üç yıl hapis cezasına çarptırılmıtır.  
Bavuran tutuklu bulunduğu sürenin dikkate alınmasıyla aynı gün cezaevinden tahliye  
edilmitir.  
D. Bavuranın ikayeti ve neticesi  
Bavuran gözaltında bulunduğu 13 ve 16 Kasım 2001 tarihleri arasında kendisine ikence  
yapıldığı gerekçesiyle 11 Aralık 2001’de Cumhuriyet Savcısına ikayette bulunmutur.  
Savcı aynı gün bavuranın Diyarbakır cezaevinden getirilerek sağlık kontrolünden  
geçirilmesini talep etmitir.  
2
Bavuran 12 Aralık 2001 tarihinde Savcı önüne çıkarılmı, burada dört günlük gözaltında ve  
jandarma karakolunda tutulduğu yirmi gün boyunca kötü muameleye maruz kaldığını öne  
sürmütür. Bavuran kötü muamele iddialarını ayrıntılarıyla aktarmı, sağlık kontrolünün  
jandarma huzurunda yapılması nedeniyle hekime herhangi bir ikayetini dile getiremediğini  
ileri sürmütür.  
Savcı 12 Aralık 2001 tarihinde bavuranın Diyarbakır Adli tıp kurumu tarafından sağlık  
taramasından geçirilmesini istemitir. Adli tıp kurumunca aynı gün hazırlanan sağlık  
raporunda bavuranda herhangi bir darp veya yaralanma izine rastlanılmadığı kaydedilmitir.  
Savcı 26 Aralık 2001 tarihinde bavuranın genel sağlık durumunun iyi olduğu, ikayette  
bulunduğu sırada her bakımdan akli yetilerinin yerinde olduğu ve ilgilinin kötü muamele  
iddialarını destekleyici yeterli delil unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı  
vermitir.  
Bavuran 9 Ocak 2002 tarihinde takipsizlik kararına karı Siverek Ağır Ceza Mahkemesi’nde  
itirazda bulunmutur.  
Siverek Ağır Ceza Mahkemesi 15 ubat 2002’de bu itirazı reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran Jandarma karakolunda gözaltında bulunduğu esnada ikenceye ve kötü muameleye  
maruz kaldığından ve kötü muamele iddialarına karı etkili bavuru yolu bulunmadığından  
ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itiraz etmektedir. Hükümet, ayrıca, ikayetçi  
olmasından evvel bavuranın birçok sağlık kontrolünden geçirildiğini, hazırlanan sağlık  
raporlarında adıgeçende hiçbir darp veya yaralanma izine rastlanılmadığının rapor edildiğini  
savunarak bavuranın ikence ve kötü muamele iddialarının temelden yoksun olduğunu ifade  
etmektedir.  
AĐHM, Hükümetin itirazını değerlendirmeye almayı gerekli görmemekte, bu itiraza değin  
koulların yerinde olduğu varsayılsa bile, takip eden gerekçelerle bu ikayetin her halükarda  
kabuledilemez olduğunu belirtmektedir.  
Mevcut bavuruda, bavuran tarafından öne sürülen kötü muamele iddiaları soğuk su  
sıkılmasına, testislerinin sıkıtırılmasına ve dayak atılmasına dayalıdır. Fakat, AĐHM  
Hükümetin de altını çizdiği üzere bavuranın 3. maddeye aykırı muamelelere ilikin  
iddialarını destekleyici en ufak bir unsuru veya delil balangıcını sunmadığı tespitinde  
bulunmaktadır.  
AĐHM kukusuz, gözaltında bulunan bir kiinin maruz kaldığı kötü muamele iddiaları  
hakkındaki delilleri elde etmesinin güç olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme ayrıca, ilgilinin  
ikayeti karısında yetkili makamların en azından kısmen tepkisiz kalmaları nedeniyle, bu  
kiinin gerekli delilleri sunmakta zorlanacağı durumlar olabileceğini kabul etmektedir. (Bkz.  
mutatis mutandis, Caloc-Fransa kararı no: 33951/96 ve sözü edilen Labita).  
3
AĐHM bavuranın 16 Kasım ve 12 Aralık 2001 tarihleri arasında adli tıp uzmanlarınca olduğu  
kadar Cezaevi hekimi tarafından da birçok kez sağlık kontrolünden geçirildiği, adı geçenin bu  
muayeneler sırasında hekimlere kötü muamele iddialarını yansıtmadığı tespitini yapmaktadır.  
Bavuranın bu ikayetlerini hekimlere aktaracak  
fırsatı vardı. Bavuran bu sağlık  
taramalarının üstünkörü yapıldığından da yakınmamaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Iık-  
Türkiye kararı, 63900/00, 3 Nisan 2007, Akın-Türkiye kararı, no: 32571/96, 13 Eylül 2001,  
Hayrettin Barbaros Yılmaz-Türkiye kararı, no: 50743/99, 30 Mayıs 2000, Y.F.-Türkiye  
kararı, no: 24209/94, 29 ubat 2000, Uykur-Türkiye kararı no: 27599/95, 9 Kasım 1999 ve  
S.T.-Türkiye kararı, no: 28310/95, 9 Kasım 1999).  
AĐHM bavuranın bu iddialarının haricinde 11 Aralık 2001 tarihli ikayetinin içeriğinde  
sözkonusu kötü muamelelerin varlığını kanıtlamaya yetecek hiçbir delil unsurunu  
incelemesine sunmadığını gözlemlemektedir.  
Yukarıda varılan sonuçlar ıığında, AĐHM bavuranın AĐHS’nin 13. maddesine uygun olarak  
savunulabilir bir ikayeti ortaya koyamadığına itibar etmektedir.  
Yapılan bu ikayetler temelden yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran tutuklanmasının ardından jandarma karakolunda gözaltına alınmasının AĐHS’nin  
5/1, 3., 4., ve 5. maddelerinin ihlalini tekil ettiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Yapılan bu ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas hakkında  
1. AĐHS’nin 5/1 maddesi  
AĐHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AĐHS’nin 5 / 1 maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatır (Bkz. Karagöz-Türkiye no:  
78027/01, 8 Kasım 2005, Dağ ve Yaar-Türkiye kararı, no: 4080/02, 8 Kasım 2005,  
Kırkazak-Türkiye kararı, no: 20265/02, 12 Aralık 2006). AĐHM mahkemeye sunulan tüm  
delil unsurlarını incelemive Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulamasını  
sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir.  
AĐHM bavuranın ilk olarak 13 Kasım 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 16 Kasım  
2001’e kadar gözaltında kaldığını gözlemlemektedir. Bu tarihte nöbetçi hakim kararıyla  
tutuklanarak Diyarbakır cezaevine konulmutur. Bavuran daha sonra cezaevine sevk edildiği  
gün nöbetçi hakimin izniyle sorgulanması için jandarma karakoluna götürülmütür. Bavuran  
6 Aralık 2001 tarihine kadar burada tutulmu, böylelikle yirmi üç güne denk düen bir süre  
boyunca gözaltında kalmıtır.  
4
AĐHM’nin daha önceki mezkur Karagöz kararında da belirttiği üzere, bavuranın  
tutuklanmasının sonrasında jandarma karakoluna gönderilmesi etkili adli bir denetimi ortadan  
kaldırmaktadır. Ayrıca, hali hazırda hapiste olan bir tutuklunun sorgulanmak üzere  
jandarmaya teslim edilmesi gözaltı sürelerine ilikin uygulanan mevzuatta hile yapmak  
anlamına gelmektedir. Nitekim tutuklanmasından birkaç gün sonra yeni sorgulamalara maruz  
kalan bavuranın durumu da budur. Bu husus AĐHS’nin 5/1 maddesiyle öngörülen  
düzenlemelere aykırı olup, sorgulanan kiiyi özellikle avukata eriim hakkı da dahil ilgili  
güvencelerden yoksun bırakmaktadır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmitir.  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
Bavuran tutuklanmasının ardından jandarma tarafından tutulma süresine karı çıkmaktadır.  
Hükümet bavuranın Jandarma Komutanlığına bağlı karakoldaki tutulma süresinin  
uzatılmasının mahkeme kararları ve denetimiyle yapıldığını, bu sürenin yürürlükte bulunan  
yasaya uygun olduğunu savunmaktadır.  
AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlaline ilikin alınan sonuçlar göz önüne alındığında, AĐHM  
AĐHS’nin 5/3 maddesi hakkındaki ikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına itibar  
etmektedir.  
3. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
Bavuran tutuklanmasının ardından, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca  
jandarma karakolunda tutulmasına karı çıkacak etkili bir bavuru yolunun bulunmadığını  
iddia etmekte, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin iç hukukta AĐHS’nin 5. maddesine dayalı bir ikayeti  
incelemelerini ve buna elverili bir telafi getirilmesini güvence altına aldığını hatırlatmaktadır.  
Bu bavuru hukuken olduğu kadar uygulamada da «etkili» olmalıdır.  
AĐHS’nin 5/1. maddesinde söz edilenler ıığında AĐHM, 430 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 8. maddesine ilikin alınan kararların etkili bir adli denetimden uzak olduğuna  
itibar etmektedir.  
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin bu bakımdan ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
4. AĐHS’nin 5/5 maddesi  
Hükümet bavuranın 466 sayılı Kanun’a dayalı olarak tazminat talebinde bulunabileceğini  
savunmaktadır.  
AĐHM, 5. maddenin 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmesi için, aynı maddenin 1., 2.,  
3. ve 4. paragraflarına aykırı koullarda hürriyetten yoksun bırakma hallerinin telafi  
edilmesinin istenebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-Hollanda kararı, 27  
Eylül 1990). Bahse konu 5. maddede yer alan bu tazmin hakkı bir iç hukuk merciinin veya  
5
AĐHS kurumları tarafından diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine  
bağlıdır. (Bkz. N.C.-Đtalya kararı, no: 24952/94).  
AĐHM 466 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre muhakemenin men’i, beraat ya da ceza  
verilmesine yer olmadığına karar verilmesi durumunun –ki mevcut davada böyle bir durum  
sözkonusu değildir- dıındaki diğer bütün hallerde bu hüküm kapsamında tazminat  
verilebilmesi için hürriyetten yoksun bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılmıolması  
gerektiğini hatırlatır. Oysa, dava konusu tutuklama iç hukuka uygun olarak gerçekletiğinden  
bavuranın herhangi bir tazminat elde etme imkanı bulunmamaktadır (Bkz. Sakık vd.-Türkiye  
kararı, 26 Kasım 1997).  
Bu nedenle AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 35.000 Euro manevi ve uğradığı maddi zarar için 1.500 Euro maddi tazminat talep  
etmektedir.  
Hükümet AĐHM’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.1  
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağının olmadığı  
tespitini yapmakta ve bu talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, hakkaniyete uygun olarak  
bavurana 4.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargı giderleri için 6.010 Euro talep  
etmektedir. Bavuran avukatın çalıma saatlerini gösterir bir belge dıında bu talebini  
destekleyici herhangi bir belge sunmamaktadır.  
Hükümet AĐHM’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.1  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Bottazzi-Đtalya kararı, no: 34884/97 ve  
Sawicka-Polonya no: 37645/97, 1 Ekim 2002). Mevcut bavuruda sunulan delil unsurları ve  
sözü edilen kıstaslar ıığında, AĐHM ulusal süreçte yapılan yargı giderlerine ilikin talebi  
reddetmi, bavurana hakkaniyete uygun AĐHM önündeki yargı giderleri için 700 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
6
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 3. ve 13. maddesi hakkındaki ikayetlerin kabuledilemez, bunun dıında  
kalanların kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/3 maddesine ilikin ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
6. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden Y.TL.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana 4.500  
(dört bin beyüz) Euro manevi tazminat ve yargı giderleri için 700 (yedi yüz) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faizin uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 8 Ocak 2008 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7
8