CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AHMET ARSLAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:24739/04 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Eylül 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (24739/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Ahmet Arslan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 30 Aralık 2003  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
S. Epçeli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1979 doğumlu olup Charenton-le-Pont’da ikamet etmektedir.  
8 Ekim 1998 tarihinde, yasadıı örgüt DHKP-C’ye (Devrimci Halk Kurtuluꢀ  
Partisi/Cephesi) karı yürütülen bir operasyon çerçevesinde bavuran, Đzmir Emniyet  
Müdürğüne bağlı polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıtır. Tutanaklara  
göre, ilgili ahıs üzerinde yaklaık üç kilo ağırlığında bir saatli bomba, bir zaman sayacı, iki  
pim ve bir cep telefonu bulunmutur.  
Bavuran, 10 Ekim 1998 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilmive tekrar  
Đzmir Emniyet Müdürlüğü’ne döndüğü 13 Ekim tarihine kadar orada kalmıtır.  
Bavuran, Đstanbul’a sevk edilmeden önce bir doktor tarafından muayeneden geçirilmive  
bedensel hiçbir lezyon tespit etmeyen doktor ilgili ahsın uçakla seyahat etmesinde tıbbi  
yönden bir sakınca olmadığını bildirmitir.  
13 Ekim 1998 tarihinde, yüzletirme ve kimlik tespiti için bir tutanak düzenlenmitir. Bu  
tutanağa göre, bavuran, yasadıı örgütün baka bir üyesiyle yüzletirilmive bu kii  
bavuranın örgüt üyesi olduğunu doğrulamıtır.  
Aynı tarihte, ilgili ahıs bir doktor tarafından muayene edilmive vücudunda hiçbir darp  
ve yara izine rastlanmamıtır.  
14 Ekim 1998 tarihinde, bavuranın rehberliğinde ve kendisiyle birlikte olay yerine  
gidilerek konuyla ilgili tutanak düzenlenmitir.  
Sorgulamalar 14 Ekim 1998 tarihine kadar sürmütür. Gözaltı sırasında bir avukat  
tarafından temsil edilmeyen ilgili ahıs, DHKP-C üyesi olduğunu kabul etmive bu örgüt  
adına katıldığı eylemleri ayrıntılı bir ekilde anlatmıtır.  
Aynı gün, hiçbir anomali belirlenemeyen bir tıbbi muayeneden sonra bavuran, ifadesi  
alınmak üzere Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına sevk edilmitir. Đlgili ahıs, bu  
vesileyle yasadıı örgüte üye olduğunu kabul etmitir. Bu duruma sırasında bavurana,  
kendisinin ve aynı polis operasyonunda tutuklanan diğer kiilerin gözaltındayken verdiği  
ifadeler ile kimlik tespiti tutanakları okunmutur. Bavuran, gözaltındayken verdiği ifadeyi  
kısmen doğrulamıve kendisine isnat edilen suçların bir bölümünü bazı değiiklikler ve  
2
açıklamalar yaparak kabul etmitir. Bavuran ayrıca, gözaltı sırasında baskı gördüğünü ve  
kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmütür.  
A. Bavuranın kendisini gözaltına alan polis memurları hakkındaki ikâyeti  
14 Ekim 1998 tarihinde bavuran, kendisini gözaltına alan polis memurlarının ikence  
uygulağı gerekçesiyle haklarında suç duyurusunda bulunmutur.  
22 Ekim 1998 tarihinde, Đzmir Cumhuriyet Savcısı bavuranın iddialarını destekleyen  
hiçbir somut delil bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı almıtır.  
3 Mayıs 1999 tarihinde, tıbbi raporları esas alan Fatih Cumhuriyet Savcısı verilen bu  
takipsizlik kararını benimseyerek dava dosyasını kapatmıtır.  
Bavuran, takipsizlik kararlarına itiraz etmemitir.  
B. Bavuran hakkında balatılan cezai takibat  
14 Ekim 1998 tarihinde bavuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi  
önüne çıkarılmıtır. Savcılığa verdiği ifadeyi tekrarlayan bavuran, piman olmadığını  
söylemitir. Bunun üzerine hakim tutuklanmasına karar vermitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3 Kasım 1998 tarihli  
iddianamesinde bavuranı yasadıı örgüt üyesi olmakla suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun  
168. maddesinin 2. fıkrası gereğince mahkûm edilmesini istemitir.  
Bavuran, aynı yasadıı örgütün üyesi olan diğer yirmi kiinin de karığı bu dava  
kapsamında yargılanmak üzere Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik  
Mahkemesi») önüne getirilmitir.  
29 Ocak 1999 tarihinde görülen durumada, avukatı tarafından temsil edilen bavuran,  
kendisi hakkındaki suçlamaları reddetmive gözaltı sırasında ikence gördüğünü ileri  
sürmütür.  
14 Nisan 1999 tarihli durumada Devlet Güvenlik Mahkemesi, suç delillerini okutmutur.  
Bavuran, kendisine isnat edilen suçlamaları bir kez daha inkâr etmitir. Bu duruma  
sonrasında DGM, dosyadaki unsurları ve delil durumunu göz önüne alarak ilgili ahsın  
tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinde  
değiiklik yaparak, askeri yargıçları Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden çıkarmıtır.  
22 Haziran 1999 tarihinde, DGM’lerle ilgili kanun üzerinde bu yönde yapılan yasal  
değiiklikler sonrasında, bavuranın davasına bakan DGM’nin bünyesinde yer alan askeri  
yargıç sivil yargıçla değitirilmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 25 Haziran 1999 ile 10 Temmuz 2002 tarihleri arasında on  
dört duruma yönetmitir. Bu dönem içerisinde DGM, dosyadaki unsurları, delil durumunu,  
isnat edilen suçların niteliğini ve tutukluluk tarih ve süresini göz önüne alarak bavuranın  
tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
3
25 Haziran ve 25 Ağustos 1999 tarihlerinde, mahkeme heyeti tanıkları dinlemitir.  
Bavuran, bu süreçte iki kez söz almıve suçsuz olduğunu iddia etmitir.  
15 Kasım 2000 tarihinde görülen durumada, savcılık nihai iddialarını sunmuve  
bavuranın mahkûm edilmesini istemitir.  
16 Mayıs 2001 tarihinde ilgili ahıs, bir kez daha beraatını talep etmive avukatıyla  
görüemediğini ileri sürerek savunmasını hazırlamak üzere ek süre istemitir. Bavuranın bu  
talebi mahkeme tarafından kabul edilmitir.  
10 Temmuz ve 25 Ağustos 2002 tarihlerinde, bavuranın avukatı suçlamaların esasıyla  
ilgili savunmasını açıklayarak müvekkilinin beraatını talep etmitir. Avukat, bavuranın  
gözaltı süresinin AĐHS’nin hükümlerine ve AĐHM’nin içtihadındaki zorunluluklara aykırı  
olduğunu ileri sürmütür. Avukat ayrıca, müvekkilinin gözaltı sırasında zorla ve baskı altında  
ifade vermiolması dolayısıyla bu ifadelerin delil unsuru olarak kabul edilemeyeceğini  
savunmutur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 25 Ekim 2002 tarihinde bavuranın da aralarında bulunduğu  
yirmi bir sanık hakkında kararını vermitir. DGM, bavuranı kendisine isnat edilen suçlardan  
dolayı suçlu bulmuve Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinin 2. fıkrası uyarınca on beyıl  
hapis cezasına mahkûm etmitir. Mahkeme karar gerekçesinde, dava dosyasındaki unsurları  
ve bilhassa bavuranın gözaltı sırasında Cumhuriyet Savcısı ile nöbetçi hakim önündeki  
beyanlarını ve aynı ekilde tutuklama, olay yeri inceleme, kimlik tespiti ve yüzletirme  
tutanaklarını esas aldığını bildirmitir. Mahkeme ayrıca, bavuranın bir dizüstü bilgisayar  
aracılığı ile yasadıı örgütle daimi temas halinde olduğunu da tespit etmitir.  
8 Aralık 2002 tarihinde, bavuran kararı temyize götürmütür.  
1 Temmuz 2003 tarihinde görülen duruma sonrasında Yargıtay, ilk derece mahkemesi  
tarafından verilen kararın yargılama usulü kuralları ile kanunlara uygun olduğuna  
hükmederek, temyiz edilen kararı onamıtır. Yargıtay özellikle ilk derece mahkemesi  
tarafından dikkate alınan delil unsurlarının soruturma sonuçlarıyla tutarlı olduğunu  
kaydetmitir.  
Bu karar, 2 Temmuz 2003 tarihinde bavuranın avukatının gıyabında ilan edilmitir.  
Yargıtay kararı, 14 Ağustos 2003 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
kaleminde tarafların kullanımına sunulmutur.  
HUKUK  
4
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. VE 3. PARAGRAFLARININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasıyla bağlantılı olarak 6/1 maddesine atıfta  
bulunmakta ve gözaltındaki ilk sorgulama sırasında avukat yardımından yararlanamaması  
nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
Hükümet, altı aylık süreye uyulmadığı gerekçesiyle AĐHM’nin bu ikâyeti reddetmesini  
istemektedir. Hükümet, esasen bir yargılamanın adil olup olmadığının belirlenmesi için  
yargılamanın bütünüyle ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet konuyla ilgili  
olarak, ilk sorgulama sırasında bavuranlara uygulanan avukat eriimi kısıtlamasının  
AĐHS’nin 6. maddesi tarafından teminat altına alınan adil yargılanma hakkını ihlâl niteliği  
taımadığını savunmaktadır. Buradan yola çıkan Hükümet, bavuranların Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde bir avukat tarafından temsil edildiklerinin dikkate  
alınması gerektiğini ve bu nedenle bavuranın adil yargılanma hakkının ihlâl edilmediğini  
kaydetmektedir.  
AĐHM, 14 Ağustos 2003 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kaleminde  
tarafların kullanımına sunulan 1 Temmuz 2003 tarihli Yargıtay kararının AĐHS’nin 35/1  
maddesi anlamında iç hukuktaki nihai karar olduğunu not etmektedir. AĐHM, ilgili ahsın  
bavurusunu 30 Aralık 2003 tarihinde yani nihai karar tarihinden itibaren altı ay içinde  
yaptığını gözlemlemektedir. AĐHM ayrıca, yapılan ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.  
paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik  
gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi  
uygun olacaktır.  
AĐHM, davanın esası hakkında, Türkiye aleyhine Salduz davası ([GC], no 36391/02, prg.  
45-63, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelerle mevcut davada da  
AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlâl  
edildiği sonucuna varmaktadır. AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya  
yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir unsur veya delil sunmadığını kaydetmektedir.  
II. AĐHS’NIN DĐĞER MADDELERĐ HAKKINDA  
Bavuran ayrıca, AĐHS’nin 3. maddesinin, 5. maddesinin 1 c), 2, 3 ve 5. fıkralarının, 6.  
maddesinin 1, 2 ve 3 d) fıkralarının, 8., 13. ve 14. maddelerinin ihlâl edildiğini ileri  
sürmektedir.  
AĐHM, dile getirilen ikâyetleri bavuranın sunduğu ekliyle incelemitir. Elinde bulunan  
tüm unsurları dikkate alan AĐHM, sözkonusu iddialar hakkında yetkili olduğu ölçüde, AĐHS  
tarafından teminat altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiğini gösteren herhangi bir  
olgu bulunmadığını gözlemlemitir.  
Dolayısıyla AĐHM, bavurunun bu bölümünün  
AĐHS’nin 35. maddesinin 4. paragrafı uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran 5.000 Euro maddi tazminat ve 5.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Bavuran yargılama masraf ve giderlerine ilikin 7.874 Euro talep etmektedir. Bavuran  
kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık ücretini gösteren fatura ile Đstanbul Barosunun  
avukatlık ücret tarifesini ve posta giderlerini gösteren makbuzları sunmaktadır.  
5
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karılık, hakkaniyete uygun olarak  
bavurana manevi tazminat bağı altında 1.000 Euro ödenmesini kararlatırmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağında, ilke olarak en uygun  
telafi yolunun, bavuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiolsaydı  
bavuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu  
kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya kararı no: 11931/03, 30 Haziran  
2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no:  
52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu bavuruya uygulanabileceği görüündedir.  
AĐHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin bavuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin  
6/1 maddesindeki gereklilikleri karılayacak ekilde yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
AĐHM yargılama masraf ve giderlerine ilikin, AĐHM önündeki temsil giderleri için  
Avrupa Konseyi tarafından adli yardım bağı altında verilen 850 Euro düülmek kaydıyla  
bavurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini ifade etmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı yönündeki ikayete ilikin  
bavurunun kabuledilebilir, bunun dıında kalan ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavuranın gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanmaması nedeniyle  
AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlâl  
edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana;  
i.  
ii.  
manevi tazminat olarak 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
yargılama masraf ve giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım bağı  
altında verilen 850 Euro, 1.000 Euro’dan düülmek kaydıyla kalan kısmın  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
6
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7