orantılı güç kullanımı sonucu meydana geldiği yönündeki gerekçesini destekleyen herhangi
bir kanıt belgesinin sunulmadığını gözlemlemektedir.
AĐHM, elbette, baꢀvuranın kalabalığın hareketlenmesiyle gerekli hale gelen güçlü bir
müdahale sırasında yaralandığını; gösteri sırasında maddi hasarların meydana geldiğini ve beꢀ
polis memurunun yaralanmasının bile baꢀlı baꢀına olayların ne kadar ciddi boyutlarda
olduğunu göstermeye yettiğini ve güvenlik güçlerinin müdahale etmek zorunda kaldığını göz
ardı etmemektedir.
AĐHM, öte yandan ilgili polis memurlarını teꢀhis etmek amacıyla geniꢀ çaplı bir
soruꢀturma yapıldığını da not etmektedir.
AĐHM, buna karꢀın yukarıda bahsi geçen kararların baꢀvuranın tutuklanma koꢀullarını
somut bir biçimde ortaya koymadığını; mesela tutuklama iꢀlemini kaç polisin
gerçekleꢀtirdiğini veya baꢀvuranın üzerinde silah ya da yaralayıcı baꢀka bir cisim bulunup
bulunmadığını açıklamadığını gözlemlemekte ve AĐHM’nin kullanılan gücün orantılı olup
olmadığını değerlendirirken belirgin bir ꢀekilde incelenemeyecek ve söz konusu ꢀikâyetin
« dördüncü derece » diye adlandırılmasına imkân vermeyecek nitelikte baꢀka bir koꢀul öne
sürmediğini kaydetmektedir (bakınız, Türkiye aleyhine Günaydın davası, no 27526/95, prg.
24-33, 13 Ekim 2005 ; Fransa aleyhine Selmouni davası [GC], no 25803/94, prg. 99, CEDH
1999-V ; Slovenya aleyhine Rehbock davası, no 29462/95, prg. 76-78, CEDH 2000-XII ;
Fransa aleyhine R.L. ve M.-J.D. davası, no44568/98, prg. 72-73, 19 Mayıs 2004 ; ve Türkiye
aleyhine Zülcihan ꢁahin ve diğerleri davası, no 53147/99, prg. 51-54, 3 ꢁubat 2005).
Oysa, baꢀvuranın vücudunda tespit edilen lezyonların sayısı hem çok fazladır ve hem de
adli makamların üzerinde daha çok açıklama yapmasını hak edecek vahamettedir. Tam da bu
noktada AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır.
AĐHM, böylece baꢀvuruda dile getirilen temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir.
Davanın tüm unsurları ve tarafların argümanları göz önüne alındığında AĐHM, diğer
ꢀikâyetlerin incelenmesine yer olmadığı kanaatine varmaktadır (bakınız, diğerleri arasından,
Türkiye aleyhine Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri davası, no 19028/02, prg. 102, 24 Temmuz
2007).
Baꢀvuran, AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması ve olası bir manevi tazminat konusunu
AĐHM’nin adil takdir yetkisine bırakmaktadır. Yargılama masraf ve giderleri için ise
baꢀvuran, avukat ücreti, tercüme bedeli ve posta masrafları karꢀılığında toplam 6 260 Euro
(EUR) talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, baꢀvurana manevi tazminat olarak 5000 EURO ödenmesinin hakkaniyete uygun
bir karar olacağı kanaatindedir.
AĐHM, yargı masraf ve giderleri için yapılan talebi ise herhangi bir kanıt belgesi
sunulmaması nedeniyle reddetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
6