AĞTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI
yapılan soruꢁturma baꢁvuranın köyünün askeri üniforma giymiꢁ teröristler tarafından yakılmıꢁ
olabileceğini ortaya koymuꢁtur.
Mahkeme, baꢁvuruya neden olan olayların gerçek sebebi hakkında ihtilafla karꢁı karꢁıya
kalmıꢁtır. Buna göre Mahkemenin öncelikle iddia konusu olayların yaꢁandığı zaman bölgede
hakim olan genel durumu göz önünde bulundurması gerekir. Bu bağlamda bahsedilen
dönemde Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında
ꢁiddetli çatıꢁmalar meydana gelmiꢁ olduğunu gözlemektedir. Đki tarafın eylemlerinin sonucu
olan karꢁılıklı ꢁiddet, birçok insanı evlerini terk etmeye zorlamıꢁtır. Ayrıca devlet yetkilileri
de bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak amacıyla bazı yerleꢁimleri boꢁaltmıꢁtır (Doğan ve
Diğerleri – Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Ancak Mahkeme benzer
birçok davada güvenlik güçlerinin bazı baꢁvuranların ev ve mallarını kasten tahrip ederek
onları geçim kaynaklarından mahrum ettiği ve olağanüstü hal bölgesindeki köylerini terk
etmeye zorladığını tespit etmiꢁtir (bkz. diğer kararlar arasında Akdivar ve Diğerleri – Türkiye,
16 Eylül 1996; Karar Raporları 1996-IV; Selçuk ve Asker – Türkiye, 24 Nisan 1998, Raporlar
1998-II; Menteꢀ ve Diğerleri – Türkiye, 28 Kasım 1997, Raporlar 1997-VIII; Bilgin –
Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000 ve Dulaꢀ – Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).
Hal böyle iken hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu hem de Mahkemenin daha önce
güvenlik güçlerinin kanun dıꢁı olarak vatandaꢁların mal-mülkünün tahribinin sorumlusu
olduğunun iddia edildiği Türkiye’den benzer davalarda gerçeği bulma giriꢁimlerinde
bulunduğu belirtilmelidir (bkz. diğer kararlar arasında yukarıda da belirtilmiꢁ Akdivar ve
Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94). Sözkonusu davalarda AĐHS kuruluꢁlarını
böyle bir faaliyete giriꢁmeye yönelten temel sebep etkili bir yerel soruꢁturmanın yokluğunda
gerçekleri saptamalarının mümkün olmayıꢁıdır.
Ne yazık ki Mahkeme sözkonusu davada kendi imkânlarıyla tanıkları dinleyip delil
tespit etme uygulamasıyla gerçekleri saptama giriꢁiminde bulunamamaktadır. Ancak
Mahkeme olaylardan oldukça uzun bir zaman geçmesi (sözkonusu davada neredeyse 11 yıl)
ifade verecek tanıkların bulunmasını daha zor bir hale getirdiği ve olayları detaylarıyla, doğru
bir biçimde hatırlaması için tanığın kapasitesini zorladığından böyle bir uygulamanın davanın
maddi gerçeklerinin saptanması için yeterli kanıtı ortaya koyamayacağı kanısındadır (bkz.
Đpek, yukarıda anılan, § 116). Buna göre Mahkeme kararını tarafların sunduğu kanıtlar
temelinde oluꢁturmalıdır (bkz. Pardo – Fransa, A Serisi no. 261-B, Çaçan – Türkiye, no.
33646/96). Ancak Mahkeme tarafların ilettiği belgelerin sorgu ve çapraz sorguya tabi
tutulmamıꢁ olması ve bunun sözkonusu davada varılacak sonucu yanlıꢁ yönlendirebilecek bir
temel yaratabileceği gerçeğini dikkate almalıdır.
Daha önce de belirtildiği gibi ve bahse konu zaman diliminde Türkiye’nin
güneydoğusunda köylerin boꢁaltılması ve tahrip edilmesi ile ilgili bağımsız raporları dikkate
alarak baꢁvuranın köyünden zorla çıkarıldığı ve ev ve mal-mülkünün güvenlik güçleri
tarafından yakıldığı iddiası ilk bakıꢁta savunulmaz görülerek reddedilemez. Ancak Mahkeme
için AĐHS ꢁartlarına göre gerekli kanıt standardı “makul ꢁüpheden uzak olması”dır ve böyle
bir kanıt yeterince güçlü, açık ve uyuꢁan çıkarımları veya olaya ait benzer çürütülemeyen
karineleri izleyebilir (Đrlanda – Đngiltere, Seri A no. 25).
Bu bağlamda Mahkeme baꢁvuranın evinin ve mallarının güvenlik güçleri tarafından
yakılmasına iliꢁkin herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmamasını dikkate alır. Đddia konusu
olaylarda yer alan askerlerin kimliği hakkında da bilgi vermemiꢁtir. Ayrıca baꢁvuranın Ovacık
Cumhuriyet Savcılığı tarafından baꢁlatılan iꢁlemlere dahil olmadığı veya sonrasında Savcılığa
6