COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
AĞTA– TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 33240/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 ubat 2006  
NĐHAĐ  
03/07/2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) eski 25.  
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaı olan Đbrahim Ağtaꢁ  
(“bavuran”) tarafından, 5 Eylül 1996 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yapılan bavurudan (no. 33240/96) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
1956 doğumlu bavuran, bavurusuna neden olan iddia konusu olayların meydana  
geldiği tarihte Aktaköyünde yaamaktaydı. Dava olayları taraflar arasında ihtilaflıdır ve  
aağıdaki gibi özetlenebilir:  
A. Bavuranca sunulduğu ekliyle olaylar  
Bavuran, Ekim 1994’e kadar o zaman olağanüstü hal bölgesinde yer alan Tunceli ili  
Ovacık ilçesine bağlı Aktaköyünde yaamaktaydı. 1994 yılında terörist faaliyetler bu  
bölgenin balıca sorunuydu. 1980’lerden beri bölgede güvenlik güçleri ile Kürt özerkliğini  
destekleyen bir kısım Kürt nüfusu; özellikle de PKK (Kürdistan Đꢁçi Partisi) üyeleri arasında  
iddetli bir uyumazlık sürmekteydi. Bavuranın köyünde yaayanların “teröristlere yardım ve  
yataklık ettiklerinden” üpheleniliyordu ve bu yüzden köy yakınına konulanmıjandarma  
tarafından sık sık kontrol edilmekteydiler.  
5 Ekim 1994 tarihinde güvenlik güçleri bavuranın köyünü kuatmıve sakinleri köy  
meydanında toplamıtır. Jandarma, kötü sözler sarfederek köyün bir daha dönmek imkânı  
olmaksızın derhal boaltılacağını köylülere söylemitir. Bavuran, taıyabildiği kadar eyayı  
alarak köyü terk etmitir. Boaltmadan hemen sonra askerler ev ve tarlaları atee vermitir.  
Bavuran geçici olarak Ovacık yakınında devletin yaptırdığı bir prefabrik afet  
konutlarına yerlemitir.  
Đhtilaflı olayları takiben bavuran Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe ile  
bavurmu, jandarmalar tarafından köyünün zorla boaltılması ve yakılmasından ikayetçi  
olmutur.  
Dava güvenlik güçlerinin iddia edilen fiilleri hakkında soruturma gerektirdiği için  
Ovacık Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı çıkarmıve bavuruyu Memurin Muhakematı  
Kanunu uyarınca Ovacık Kaymakamlığı’na iletmitir.  
Kaymakam bavuranın iddialarıyla ilgili olarak Ovacık Đlçe Jandarma Komutanlığı’na  
gönderdiği mektupla bilgi talep etmitir.  
1 Kasım 1994 tarihli mektupta Đlçe Jandarma Komutanı Kaymakam’a güvenlik  
güçlerinin operasyonlar sırasında bölgedeki hiçbir evi yakmadığı yönünde bilgi vermitir. Bu  
nedenle Ovacık Đdare Kurulu jandarmalar hakkındaki cezai ilemlerin durdurulmasına karar  
vermitir.  
1
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
25 Ekim 1995 tarihinde Ovacık Kaymakamı bavurana bir mektup göndermitir. Ovacık  
Đlçe Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli mektubuna dayanarak bavuranın  
iddialarının ikna edici olmadığını belirtmitir. Ayrıca Danıtay’ın yerlemiiçtihadı uyarınca  
suçlanan görevlinin kimliği belirtilmediği sürece soruturma yapılmasının mümkün  
olmadığını ifade etmitir. Bu yüzden yetkililerin iddia konusu olaylar hakkında inceleme  
balatmayacağını belirtmitir.  
Bu mektup bavurana ulamamıtır. Bavuran, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın  
görevsizlik kararını ve Ovacık Đdare Kurulunun kararını köy sakinlerinden duymutur.  
B. Hükümetçe sunulduğu ekliyle olaylar  
1994 yılında PKK üyeleri Ovacık ilçesinin köylerinde örgüt için bir propaganda  
kampanyası balatmılardır. Bu köylerden genç erkekleri kaçırarak örgüte katılmaya  
zorlamılardır. PKK militanları köylüleri tehdit ve taciz etmitir. Köyde yaayanlar PKK  
tarafından yapılan baskılar sonucunda evlerini terk etmilerdir.  
Yetkililer tarafından yapılan soruturmalar bavuranın köyünün güvenlik güçleri  
tarafından değil, askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakıldığını ortaya çıkarmıtır.  
Soruturma yapan yetkililere verdiği ifadesinde bavuran iddia konusu cürümün faillerinin  
kimliğini ortaya koyamamıtır.  
C. Tarafların sunduğu belgeler  
Taraflar iddialarını kanıtlamak amacıyla çeitli belgeler sunmulardır. Bu belgeler,  
aağıdaki gibi özetlenebilir:  
1. Bavuran tarafından sunulan belgeler  
(a) 2 Mayıs 2001 tarihli zarar beyan tutanağı  
Bavuran 2 Mayıs 2001 tarihli bir tutanak sunarak köyünün yakılması nedeniyle maddi  
zarara uğradığını iddia etmitir. 1994 yılında meydana gelen olaylar öncesinde 50 dönüm  
arazi, 150 kavak ağacı, 20 ceviz ağacı, 30 meyve ağacı, 400 metrekare arsa, 2 katlı bir ev, 40  
keçi, 4 inek ve 50 arı kovanına sahip olduğunu belirtmitir. Bu belge Aktaköyü muhtarı  
Cafer Öztürk tarafından onaylanmıtır.  
(b) Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın (TĐHV) Yıllık Raporları  
Türkiye Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum kuruluudur.  
Kuruluun 1993 yılı raporu 1990 ile 1993 yılları arasında 913’ten fazla köy ve mezranın  
boaltıldığını belirtmitir. 1993 yılı raporu köy boaltmaların 1993’te hızlandığını, çoğunlukla  
da sakinleri köy korucusu olarak görev yapmayı reddeden köylerin hedef alındığını öne  
sürmütür.  
TĐHV’nin 1994 yılı raporu Hükümetin politikasının boaltmalar ve sonrasında yaanan  
yıkıma PKK terörü, fakirlik ve doğal olayların neden olduğunu iddia etmek yönünde  
olduğunu öne sürmütür. Adıgeçen rapora göre olağanüstü hale tabi illerin her birinde 50-60  
civarında köy yakılmıtır.  
2
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
1995 yılı raporu 1995 yılında 400’den fazla köyün boaltıldığını öne sürmütür. 1996  
yılı raporuna göre Olağanüstü Hal Bölge Valisi bir defasında toplam 918 köy ve 1,767  
mezranın çeitli sebeplerle boaltıldığını belirtmi, ancak boaltmaların güvenlik güçleri  
tarafından yapıldığını hiçbir zaman kabul etmemitir.  
1997 ve 1998 yılı raporları Hükümetin köy boaltma politikasını 1990’lı yıllar boyunca  
uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıtır.  
(c) Đnsan Hakları Derneği tarafından yayınlanan “Yakılan / Boaltılan Köyler ve Göç” adlı  
kitaptan alıntılar  
Alıntılar arasında ubat 1990 – Ocak 1999 tarihleri arasında yakılan ve/veya boaltılan  
köylerin ayrıntılı bir listesi bulunmaktadır. Liste, Aktaköyünün boaltılması ve tahrip  
edilmesinden bahsetmemitir.  
Alıntılar, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden çoğaltılan, köylerin boaltılması ve  
bunun yerlerinden olan insanlara kötü etkileri ile ilgili çeitli makaleler içermektedir.  
Makaleler, çok sayıda köylünün köylerinin güvenlik güçleri tarafından yakılması nedeniyle  
yetkili mercilere dilekçe ile ikayette bulunduğunu vurgulamıtır.  
Makaleler aynı zamanda Hükümetin, yerlerinden olan köylülerin köylerine dönmeleri  
için yaptığı ilanların güvenilmez olduğunu belirtmitir. Köylülerin her teebbüsünde köylerine  
girileri fiziksel olarak engellenmitir.  
(d) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yerleim birimlerinin boaltılmasını müteakip yerlerinden  
olan vatandaların sorunlarının çözümü için alınan tedbirlerle ilgili TBMM Soruturma  
Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu  
Bu rapor Meclisin 10 üyesinden oluan bir Soruturma Komisyonu tarafından  
hazırlanmıtır. Rapora göre 1993 ve 1994 yıllarında 905 köy ve 2,923 mezranın halkı tahliye  
edilmive ülkenin baka bölgelerine göç etmeye zorlanmılardır (s. 13).  
Rapor, Diyarbakır eski Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir açıklamasına yer vermitir.  
Hatipoğlu, görev yaptığı dönemde nadiren ordu tarafından köy boaltılması olaylarının  
dikkatine sunulduğunu açıklamıtır. Nadiren de olsa köy yakma ile ilgili ikayetler aldığını  
belirtmitir. Hatipoğlu’na göre bütün köylerin PKK tehdidi nedeniyle boaltıldığı çıkarımında  
bulunmak mümkün değildir. Hatipoğlu, Hükümetin yerlerinden olan halkın sağlıklı bir  
ekilde yeniden iskân edilmesi için gerekli tedbirleri alamadığını iddia etmitir.  
Rapor aynı zamanda 1995 yılında Đnsan Hakları Derneği Bakanı Yavuz Önen  
tarafından hazırlanan ve Soruturma Komisyonuna sunulan “Đnsan Hakları Raporu – Türkiye”  
raporuna da atıfta bulunmutur. Bu raporun bir bölümü boaltılan köyler ve göçmenlere  
ayırtır. Rapor 1995 yılında köy ve mezraların boaltılması uygulamasının yaygın  
olduğunu belirtmitir. Köylerdeki birçok ev yıkılmıveya oturulamaz hale getirilmitir. Halk  
bölgeyi terk etmeye zorlanmıve halka köylerini terk edene kadar baskı uygulanmıtır. 1995  
yılının baında halkı köy korucusu olmayı kabul edenler haricinde neredeyse hiç meskûn köy  
kalmatır (s. 19).  
Soruturma Komisyonunun raporu aynı zamanda 3 Haziran 1997 tarihinde ırnak  
milletvekili Salih Yıldırım’ın boaltılan köyler sorunu hakkında TBMM’de yaptığı  
konumaya da atıfta bulunmaktadır. Yıldırım, diğer hususlar yanında köylerin ya örgüte karı  
3
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
çıkanları sindirmek için PKK tarafından, ya da köyleri koruyamadığı için, halkı köy  
koruyucusu olmayı reddettiği için veya sakinlerinin PKK’ya yardım ettiği düüncesiyle  
yetkililer tarafından boaltıldığını belirtmitir (s. 20).  
Sonuç olarak raporda boaltılan yerleim birimlerinin halkının eskiden yaadıkları yere  
yakın bölgedeki mezralardan ziyade il, ilçe veya merkezi köylerde iskân edilmesi ve  
göçmenlere öncelik tanınacak ekilde yöre halkına isağlamak amacıyla gerekli ekonomik  
tedbirlerin alınması tavsiye edilmitir.  
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler  
(a) Bavuranın sahip olduğu mallara ilikin Nisan 2004 tarihli rapor  
Sözkonusu rapor bavuranın sahip olduğu malları belirtmeyi amaçlamaktadır. Yetkililer  
tarafından yapılan incelemeyi müteakip bavuranın Tapu Sicil Müdürlüğü ve belediyenin sicil  
kayıtlarına göre arazi sahibi olmadığı ortaya çıkmıtır. Bavuranın kayıtlı ağacı da  
bulunmamaktadır. Belediyeye verdiği 12 Mayıs 1986 tarihli beyanında bavuran 80 metrekare  
bir eve sahip olduğunu ancak 2 Mayıs 1998 tarihli beyanında 1980 yılında ina edilen 140  
metrekare bir eve sahip olduğunu belirmitir. Resmi kayıtlara göre 1994 yılından önce hiç  
vergi ödememesine binaen herhangi bir ticari faaliyette bulunmadığı görülmektedir. 1994 ile  
2002 yılları arasında kendisine Hükümet tarafından tahsis edilen afet konutlarında yaamıtır.  
2002 yılında Köye Dönüve Rehabilitasyon Projesi çerçevesinde Hükümet tarafından  
yaptırılan yeni bir eve taınmıtır. Yerel yönetim bavurana 10 koyun ve 323,000,000 Türk  
Lirası yardım yapmıtır. Bavuran aynı zamanda yetkililerden gıda yardımı da almıtır.  
(b) Veys Toprak’ın 10 Mart 2004 tarihinde iki jandarma tarafından alınan ifadesi  
Adıgeçen tanık, Ovacık ilçesi Kandolar mahallesi muhtarıdır. AĐHM’ye bavuruda  
bulunan bavuranın durumunu belirlemek maksadıyla ifadesine bavurulmutur. Tanık,  
bavuranın 1994-2002 yılları arasında prefabrik evlerin birinde yaadığını ve 2002 yılında  
kendisine Hükümet tarafından sağlanan yeni ina edilmibir eve taındığını belirtmitir.  
Bavuran 2003 yılında ölmütür. Bahsedilen tarihte Akta’ta kimse yaamıyordu. Köyde  
elektrik, okul veya telefon bulunmamaktaydı.  
HUKUK  
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI  
29 Nisan 2005 tarihli ek görülerinde Hükümet 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul edilen  
‘Terör Eylemleri veya Terörle Mücadele Kapsamında Yürütülen Faaliyetler Nedeniyle Maddi  
Zarara Uğrayan Kiilerin Zararlarının Karılanması Kanunu’ ıığında iç hukuk yollarının  
tüketilmediği yönünde bir ön itirazda bulunmutur. Bu Kanun devletin terörle mücadelesi  
sırasında zarara uğrayan bavuranın Sözleme mağduriyetlerinin tazmin edilmesi için yeterli  
hukuk yolu sağlamaktadır. Hükümet bu bağlamda bavurunun incelenmesinin askıya  
alınmasını ve bavuranın bu yeni iç hukuk yolunu kullanmasının zorunlu kılınmasını  
Mahkemeden talep etmitir.  
4
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
Bavuran Hükümetin itirazını reddetmive Mahkemenin kabuledilebilirlik kararından  
sonra çıkarılan yeni bir hukuk yolunu tüketmeye zorunlu tutulamayacağını öne sürmütür.  
Mahkeme, halihazırda, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında ikayetleriyle  
ilgili olarak etkili bir soruturma yapılmamıolması nedeniyle bavuranın daha baka iç  
hukuk yolu aramak zorunda olmadığına hükmettiğini hatırlatır. Bu itirazın bavurunun  
kabuledilebilirlik kararından sonra yapıldığını belirtir. Bu nedenle Hükümet prensipte bu  
safhada itiraz etme hakkından men edilmiolarak görülebilir (AĐHM Đç Tüzüğü’nün 55.  
maddesi; bkz. diğerleri yanında Amrollahi – Danimarka, no 56811/00, § 22, 11 Temmuz  
2002; ve Nikolova – Bulgaristan [BD], no. 31195/96, § 44, AĐHM 1999-II). Bu nedenle  
Hükümetin itirazı ilemlerin bu safhasında dikkate alınamaz.  
II. AĐHS’NĐN 3 VE 8. MADDELERĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran Aktaköyünden zorla tahliye edilmesi ve ev ve mallarının güvenlik güçleri  
tarafından tahrip edilmesinin ilgili kısmı aağıda çıkarılan AĐHS’nin 3 ve 8. maddeleri ve 1  
No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline neden olduğunu iddia etmitir.  
3. Madde  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
8. Madde  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti,  
ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya ahlakın  
veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve  
yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
1 No’lu Protokolün 1. Maddesi  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri  
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
Bavuran, güvenlik güçleri tarafından aile yurdundan zorla çıkarılması ve mallarının  
bilerek tahrip edilmesinin mal ve mülk dokunulmazlığı ve aile hayatına saygı gösterilmesi  
hakkını ihlal ettiğini belirtmitir. Ayrıca mülkünün tahrip edilmesi ve köyünden çıkarılması  
olayını çevreleyen artların insanlık dıı ve aağılayıcı muameleye ulağını iddia etmitir.  
Hükümet, bavuranın ikayetlerinin gerçeklere dayanmadığını, bunların asılsız olduğunu  
belirtmitir. Bu bağlamda bavuranın köyünün hiçbir zaman güvenlik güçleri tarafından  
boaltılmağını ve yakılmadığını öne sürmülerdir. Bavuran, köyünü PKK tarafından  
bölgede yürütülen yoğun terörist faaliyetler nedeniyle terk etmitir. Yetkililer tarafından  
5
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
yapılan soruturma bavuranın köyünün askeri üniforma giymiteröristler tarafından yakılmıꢁ  
olabileceğini ortaya koymutur.  
Mahkeme, bavuruya neden olan olayların gerçek sebebi hakkında ihtilafla karı karıya  
kalmıtır. Buna göre Mahkemenin öncelikle iddia konusu olayların yaandığı zaman bölgede  
hakim olan genel durumu göz önünde bulundurması gerekir. Bu bağlamda bahsedilen  
dönemde Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında  
iddetli çatımalar meydana gelmiolduğunu gözlemektedir. Đki tarafın eylemlerinin sonucu  
olan karılıklı iddet, birçok insanı evlerini terk etmeye zorlamıtır. Ayrıca devlet yetkilileri  
de bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak amacıyla bazı yerleimleri boaltmıtır (Doğan ve  
Diğerleri – Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Ancak Mahkeme benzer  
birçok davada güvenlik güçlerinin bazı bavuranların ev ve mallarını kasten tahrip ederek  
onları geçim kaynaklarından mahrum ettiği ve olağanüstü hal bölgesindeki köylerini terk  
etmeye zorladığını tespit etmitir (bkz. diğer kararlar arasında Akdivar ve Diğerleri – Türkiye,  
16 Eylül 1996; Karar Raporları 1996-IV; Selçuk ve Asker – Türkiye, 24 Nisan 1998, Raporlar  
1998-II; Menteve Diğerleri – Türkiye, 28 Kasım 1997, Raporlar 1997-VIII; Bilgin –  
Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000 ve Dula– Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).  
Hal böyle iken hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu hem de Mahkemenin daha önce  
güvenlik güçlerinin kanun dıı olarak vatandaların mal-mülkünün tahribinin sorumlusu  
olduğunun iddia edildiği Türkiye’den benzer davalarda gerçeği bulma giriimlerinde  
bulunduğu belirtilmelidir (bkz. diğer kararlar arasında yukarıda da belirtilmiAkdivar ve  
Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94). Sözkonusu davalarda AĐHS kurulularını  
böyle bir faaliyete girimeye yönelten temel sebep etkili bir yerel soruturmanın yokluğunda  
gerçekleri saptamalarının mümkün olmayııdır.  
Ne yazık ki Mahkeme sözkonusu davada kendi imkânlarıyla tanıkları dinleyip delil  
tespit etme uygulamasıyla gerçekleri saptama giriiminde bulunamamaktadır. Ancak  
Mahkeme olaylardan oldukça uzun bir zaman geçmesi (sözkonusu davada neredeyse 11 yıl)  
ifade verecek tanıkların bulunmasını daha zor bir hale getirdiği ve olayları detaylarıyla, doğru  
bir biçimde hatırlaması için tanığın kapasitesini zorladığından böyle bir uygulamanın davanın  
maddi gerçeklerinin saptanması için yeterli kanıtı ortaya koyamayacağı kanısındadır (bkz.  
Đpek, yukarıda anılan, § 116). Buna göre Mahkeme kararını tarafların sunduğu kanıtlar  
temelinde oluturmalıdır (bkz. Pardo – Fransa, A Serisi no. 261-B, Çaçan – Türkiye, no.  
33646/96). Ancak Mahkeme tarafların ilettiği belgelerin sorgu ve çapraz sorguya tabi  
tutulmaolması ve bunun sözkonusu davada varılacak sonucu yanlıyönlendirebilecek bir  
temel yaratabileceği gerçeğini dikkate almalıdır.  
Daha önce de belirtildiği gibi ve bahse konu zaman diliminde Türkiye’nin  
güneydoğusunda köylerin boaltılması ve tahrip edilmesi ile ilgili bağımsız raporları dikkate  
alarak bavuranın köyünden zorla çıkarıldığı ve ev ve mal-mülkünün güvenlik güçleri  
tarafından yakıldığı iddiası ilk bakıta savunulmaz görülerek reddedilemez. Ancak Mahkeme  
için AĐHS artlarına göre gerekli kanıt standardı “makul üpheden uzak olması”dır ve böyle  
bir kanıt yeterince güçlü, açık ve uyuan çıkarımları veya olaya ait benzer çürütülemeyen  
karineleri izleyebilir (Đrlanda – Đngiltere, Seri A no. 25).  
Bu bağlamda Mahkeme bavuranın evinin ve mallarının güvenlik güçleri tarafından  
yakılmasına ilikin herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmamasını dikkate alır. Đddia konusu  
olaylarda yer alan askerlerin kimliği hakkında da bilgi vermemitir. Ayrıca bavuranın Ovacık  
Cumhuriyet Savcılığı tarafından balatılan ilemlere dahil olmadığı veya sonrasında Savcılığa  
6
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
ikayette bulunup davasını takip etmediği ortaya çıkmaktadır. Bavuran, yetkililer tarafından  
yürütülen soruturmaları takip etmemesi konusunda açıklama yapmamıtır. Ayrıca mahkeme  
dava dosyasında Hükümetin ifadelerini ve ulusal yetkililerin bulgularını çürütecek kanıt  
bulamamaktadır.  
Yukarıdaki bilgiler ıığında ve bavuranın iddialarını destekleyememesini dikkate alarak  
Mahkeme, bavuranın evinin yakıldığı veya köyünden güvenlik güçleri tarafından zorla  
çıkarılğını gerekli kanıt standardına ulaacak ekilde tespit edememitir.  
Sözkonusu zeminin aksine, Mahkeme AĐHS’nin 3 ve 8. maddeleri veya 1 No’lu  
Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmitir.  
III. AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, evinin tahrip edilmesi ve Aktaköyünden çıkarılması olayını çevreleyen  
artların aynı zamanda AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda çıkarılan 5 § 1. maddesinde belirtilen  
kii özgürlüğü ve güvenliğinin ihlaline neden olduğunu iddia etmitir.  
“Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen  
yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”  
Hükümet davanın bu yönüyle ilgili görübelirtmemitir.  
Mahkeme, 5 § 1 maddesinin temel amacının devletin insanları özgürlükten keyfi bir  
ekilde yoksun bırakmasını önlemek olduğunu hatırlatır.  
Sözkonusu davada bavuran yakalanmamıveya gözaltına alınmamı, veya baka bir  
ekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmamıtır. Bavuranın iddia ettiği gibi evini ve malını  
yitirmesinden doğan ahsi güvensizlik durumu, 5 § 1 maddesinde öngörülen kiinin güvenliği  
kavramı kapsamında değildir (Çaçan, yukarıda anılan, § 70 ve Kıbrıs – Türkiye [BD], no.  
25781/94 § 228).  
Yukarıda anlatılanların ıığında Mahkeme, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal  
edilmediğine hükmetmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, güvenlik güçleri tarafından evinin tahrip edilmesi ve zorla kovulmasına karı  
mücadele etmek için medeni haklarını savunmak adına bir mahkemeye bavurmak gibi etkili  
hukuk yollarından mahrum bırakılmasından ikayetçi olmutur. AĐHS’nin ilgili kısmı aağıya  
çıkarılan 6 § 1 maddesine:  
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan, …  
bağımsız ve tarafsız [bir] mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini …”  
ve AĐHS’nin 13. maddesine:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
atıfta bulunmutur.  
7
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
A. AĐHS’nin 6 § 1 maddesi  
Bavuran, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye bavuru hakkının  
yetkililerin, iddiaları ile ilgili yeterli soruturma yürütememesi gerekçesiyle reddedildiğini  
belirtmitir. Bavurana göre, böyle bir soruturma yapılmadan yasal ilemlerde tazminat elde  
etme imkânı olmayacaktır.  
Hükümet, bavuranın iç hukukta mevcut yolları takip edemediğini öne sürmütür.  
Bavuran hukuk davası açsaydı mahkemeye etkili bir eriimden faydalanabilecekti.  
Mahkeme, bavuranın 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen  
nedenlerle hukuk mahkemelerinde dava açmamıolmasını dikkate alır. Bu yüzden bavuran  
dava açsa idi yerel mahkemelerin bavuranın iddiaları ile ilgili hüküm verip veremeyeceğini  
kestirmek mümkün değildir. Mahkemeye göre bavuranın ikayetleri temelde güvenlik  
güçleri tarafından aile yurdu ve malının bilinçli olarak tahrip edilmesi ve köyünden zorla  
çıkarılması hakkında etkili soruturma yapılmadığı iddiası ile alakalıdır. Bu nedenle  
Mahkeme ikayeti 13. madde temelinde inceleyecektir. Bu, AĐHS’nin ihlali iddialarında  
devletlere etkili hukuk yolu sunmaları konusunda daha genel bir zorunluluk getirmektedir  
(bkz. Selçuk ve Asker, yukarıda anılan).  
Bu nedenle Mahkeme AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespitini  
gerekli bulmamaktadır.  
B. AĐHS’nin 13. maddesi  
Bavuran, Sözleme mağduriyetleri ile ilgili etkili hukuk yolu olmadığı için AĐHS’nin  
13. maddesi kapsamında ikayetçi olmutur.  
Hükümet, soruturmada noksan bulunmadığını ve yetkililerin, bavuranın iddialarıyla  
ilgili kapsamlı bir soruturma yürütmüolduğunu ileri sürmütür.  
Mahkeme, yerel adli düzende ne ekilde güvence altına alınmıolursa olsun Sözleme  
hak ve özgürlüklerinin içeriğini uygulayacak ulusal düzeyde bir hukuk yolu bulunmasının  
AĐHS’nin 13. maddesinde teminat altına alındığını hatırlatır. Bu nedenle 13. maddenin  
sonucu, Đmzacı Devletlere bu maddedeki Sözleme sorumluluklarına nasıl uyacakları  
konusunda bir miktar özgürlük verilmiolsa da, AĐHS bağlamında “savunulabilir bir ikayet”  
konusunu ele alıp uygun çözüm sunacak bir iç hukuk yolunun sağlanmasını zorunlu  
kılmasıdır. 13. maddedeki zorunluluğun kapsamı, bavuranın AĐHS bağlamındaki ikayetinin  
durumuna göre değiir. Ancak 13. maddede zorunlu tutulan hukuk yolunun hem uygulama  
hem de kanunda “etkili” olması, özellikle de uygulanmasının imzacı devlet yetkililerinin  
eylem veya ihmalleriyle haksız bir ekilde engellenmemesi gerekmektedir (Dulave Yöyler,  
yukarıda anılan).  
Mahkeme, sözkonusu davada toplanan delillere dayanarak iddia edildiği gibi güvenlik  
güçleri tarafından bavuranın evinin tahrip edildiği veya zorla yerinden edildiğinin zorunlu  
kanıt standardı düzeyinde kanıtlanmadığını hatırlatır. Ancak bu, 13. maddenin artlarında  
ikayetlerinin koruma kapsamı dıında kaldığı anlamına gelmemektedir (bkz. D.P. ve J.C. –  
Đngiltere, no. 38719/97). Bu ikayetler açıkça temelden yoksun bulunup kabuledilmez  
bulunmamı, bu yüzden esaslar hakkında bir inceleme gerektirmitir. Ayrıca, 2 Eylül 2003  
8
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
tarihli kabuledilebilirlik kararında Mahkeme, ikayetleriyle ilgili tam ve etkili bir soruturma  
yapılmadığı için bavuranın iç hukukta baka yollar aramaktan kurtarılması kararını almıtır.  
Mahkeme 13. madde artları tam anlamıyla değerlendirilse bile baka bir artın ihlalinin  
maddenin uygulanması için bir önkoul olmadığını yineler (Boyle ve Rice – Đngiltere, A Serisi  
no. 131). Buna göre Mahkeme, kabuledilebilirlik kararındaki tespitlerini ve bavuranın  
iddialarının ilk bakıta savunulmaz görülerek reddedilemez bulunduğu sonucunu dikkate  
alarak bavuranın ikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında tartıılabilir ihlal  
iddialarını ortaya çıkardığı kanaatindedir (bkz. üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra  
AĐHS’nin 6. maddesinin tatbikinin tartımalı olması çerçevesinde Mennitto – Đtalya [BD], no.  
33804/96).  
Sözkonusu davanın özel koullarına dönmek gerekirse Mahkeme, Ovacık Cumhuriyet  
Savcılığı’nın görevsizlik kararını takiben Ovacık Đdare Kurulu idari yetkililerinin bavuranın  
iddiaları ile ilgili soruturma balattığını dikkate alır. Ancak tartımalı soruturma Jandarma  
Komutanlığından bavuranın iddiaları ile ilgili bilgi istemekle sınırlıydı. Bavuran, ev ve  
mallarının yakılmasının faili olarak açıkça jandarmaları suçlamasına rağmen soruturmalar  
sırasında güvenlik güçleri mensuplarının dinlenmesi için giriimde bulunulmamıolduğu  
görülmektedir. Bavuranın iddialarını doğrulamak adına yetkililerin iddia konusu olay  
mahallini ziyaret etmeyi düünmediği de görülmektedir. Bunun yerine güvenlik güçleri  
tarafından verilen bilgilere dayanmayı yeterli bulmulardır. Bu bağlamda Mahkemenin  
güvenlik güçlerinin bu tip eylemleri gerçekletirebileceği yönünde bir ihtimali  
değerlendirmede yetkililer tarafında genel bir isteksizlik tespit etmiolması kayda değerdir  
(yukarıda anılan Selçuk ve Asker, Đpek, Yöyler kararları). Aslında sözkonusu davada Ovacık  
Kaymakamının verdiği yanıt Mahkemenin önceki tespitlerini doğrulamaktadır. Sonuç olarak  
jandarma yetkililerinin bavuranın iddialarını reddetmesi akabinde Ovacık Đdare Kurulu  
yetkilileri tarafından daha fazla soruturma yapılmamıtır.  
Mahkeme, Türkiye’nin güneydoğusundaki Đdare Kurullarının hiyeraride Valiye bağlı  
olan devlet memurları ve soruturma kapsamındaki güvenlik güçleriyle bağlantılı bir  
yöneticiden olutuğu için bağımsız bir soruturma yürütebilmeleri konusunda ciddi  
üphelerini her fırsatta dile getirmitir (bkz. diğerleri yanında Güleç – Türkiye, no. 21593/93,  
Raporlar 1998-IV; Yöyler ve Đpek, yukarıda anılan). Soruturmada tespit edilen ciddi kusurlar  
sözkonusu davada Mahkemenin baka bir sonuca varmasına izin vermemektedir.  
Bu artlar altında bavuranın Akta’ta malının tahrip edildiği iddiaları hakkında  
yetkililerin tam ve etkili bir soruturma yürüttüğü söylenemez.  
Bu nedenle AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
V. AĐHS’NĐN 6, 8 VE 13. MADDELERĐ ĐLE 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐ  
BAĞLAMINDA AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Kürt kökenli olması nedeniyle AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ile 1 no’lu  
Protokolün 1. maddesi bağlamında AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilerek ayrımcılığa tabi  
tutulduğunu öne sürmütür. 14. madde aağıdaki ekildedir:  
“Bu Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya  
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi  
baka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
9
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
Bavuran, ev ve mallarının tahrip edilmesinin Kürt kökenli olmaları nedeniyle  
ayrımcığa dayanan resmi bir politikanın sonucu olduğunu öne sürmütür.  
Hükümet, bavuranın iddialarını reddetmitir.  
Mahkeme, bavuranın iddiasını kendisine iletilen delillerin ıığında incelemi, ancak  
asılsız bulmutur. Bu nedene AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemitir.  
VI. AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran ikayet edilen müdahale ve kısıtlamaların AĐHS’ye uygun olmayan  
gerekçelerle konulduğunu iddia etmitir. Aağıda çıkarılan AĐHS’nin 18. maddesine atıfta  
bulunmutur:  
“Bu Sözlemenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak  
öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
Mahkeme, bu iddiayı kendisine iletilen deliller ıığında incelediğine ve iddianın asılsız  
bulunduğuna iaret eder. Bu yüzden sözkonusu hükmün ihlali tespit edilmemitir.  
VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda çıkarılmıtır:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, evinin tahrip edilmesi ve Ekim 1994’ten beri ekonomik faaliyetlerine devam  
edememesine karılık olarak toplam 211,640,000,000 Türk Lirası (TRL)1 maddi tazminat  
talep etmitir.  
Hükümet, AĐHS’nin ihlal edilmemesi nedeniyle böyle bir tazminatın ödenemeyeceğini  
bildirmitir. Hükümet, ayrıca Mahkemenin AĐHS’nin herhangi bir hükmünün ihlalinin  
Mahkemece saptanması durumunda bile bavuran tarafından talep edilen miktarların aırı  
olduğunu ve bölgenin ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını ileri sürmütür.  
Mahkeme bavuran tarafından talep edilen tazminatla AĐHS’nin ihlali arasında nedensel  
bir bağlantı bulunması gerektiğini ve bunun uygun bir durumda gelir kaybına karılık olarak  
tazminat içerebileceğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Barbera, Messegue ve Jabardo –  
Đspanya, Seri A no. 285-C). Ne var ki Mahkeme sözkonusu davada bavuranın evlerinin  
yakıldığı veya köylerinden güvenlik güçleri tarafından zorla çıkarıldıklarının gerekli kanıt  
standardına uygun ekilde tespit edilmediğini yineler. Bu yüzden AĐHS’yi ihlal ettiği öne  
sürülen olay (etkili bir soruturmanın yürütülmemiolması) ile bavuran tarafından talep  
1 Yaklaık 130,000 Euro  
10  
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
edilen maddi hasar arasında nedensellik ilikisi yoktur. Bu nedenle Mahkeme bavuranın bu  
balık altındaki iddiasını reddeder.  
B. Manevi tazminat  
Bavuran, toplam 20,000 Euro manevi tazminat talep etmitir. Köyünden zorla  
çıkarılması ve Akta’taki ev ve malının tahrip edilmesi nedeniyle yaadığı acı ve yoksulluğa  
atıfta bulunmutur.  
Mahkeme, miktarın aırı ve haksız olduğunu öne sürmütür.  
Mahkeme, ulusal yetkililerin bavuranın iddiaları ile ilgili kapsamlı bir soruturma  
yürütemeyerek AĐHS’nin 13. maddesinin ihlaline sebep olduklarını tespit etmitir. Buna göre  
bavurana manevi tazminat verilmelidir. Mahkeme, iddiaların ciddiyetini dikkate alarak ve  
tarafsızlık ilkesine göre karar vererek bavurana, ödeme gününde uygulanan kurdan Türk  
lirasına çevrilmek üzere 4,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Mahkeme masrafları  
Bavuran, davasının AĐHS kuruluları huzurunda hazırlanması ve sunulmasındaki ücret  
ve masraflara karılık olarak toplam 6,370 Euro talep etmitir. Avukatları tarafından tahakkuk  
ettirilen ücret ve masraflar (62 saat 20 dakika yasal çalıma ücreti ve telefon, posta, tercüme,  
kırtasiye gibi masraflar) bu meblağa dahildir.  
Hükümet iddianın aırı ve asılsız olduğunu öne sürmütür. Hükümet, bavuran  
tarafından iddialarını kanıtlamak adına hiçbir makbuz veya diğer belge ibraz edilmediğini  
belirtmitir.  
Mahkeme, bavuranın iddialarını AĐHS’ye dayanarak oluturmada sadece kısmen  
baarılı olduğunu belirtir. Yine de sözkonusu dava, olayları ve hukuksal bağlamda ayrıntılı  
inceleme gerektiren karmaık sorunlar içermektedir. Bu yüzden Mahkeme AĐHS’nin 41.  
maddesine göre sadece yasal masraflar ve zorunlu olarak ve bilfiil tahakkuk etmiꢁ  
harcamaların tanzim edilebileceğini hatırlatır. Bavuran tarafından sunulan iddiaların  
ayrıntılarını dikkate alarak Mahkeme, uygulanabilecek her tür katma değer vergisinden hariç  
tutulmak üzere 2,150 Euro ödenmesine karar vermitir.  
D. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümetin ön itirazının reddine;  
2. AĐHS’nin 3 ve 8. maddelerinin ve 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
11  
AĞTA– TÜRKĐYE KARARI  
3. AĐHS’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespitinin gerekli bulunmadığına;  
5. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. AĐHS’nin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ile 1 no’lu Protokolün 1. maddesi bağlamında  
AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
7. (a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek bavuranın Türkiye’deki banka hesabına aktarılmak üzere:  
(i) 4,000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat,  
(ii) mahkeme masrafları için 2,150 Euro (iki bin yüz elli Euro);  
(iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 2 ubat  
2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Yazı Đꢁleri Müdürü  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
12