COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA KONSEYİ  
İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE AĞDAŞ/TÜRKİYE KARARI  
(Başvuru No: 34592/97)  
(Özet Tercüme)  
KARAR  
STRAZBURG  
27 Temmuz 2004  
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
Başvuru Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eski 25. maddesi uyarınca 4 Aralık 1996  
tarihinde Kemal Ağdaş tarafından Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapılan 34592/97  
no'lu başvurudan kaynaklanmaktadır.  
HUKUK  
1. Hükümetin İlk İtirazı  
Hükümet, başvuranın cezai soruşturmanın sonucunu beklemeksizin başvuruda bulunduğunu  
ifade etmiştir.  
Başvuran, iç hukuk yollarının etkisiz olduğunu düşündüğü için sözkonusu iç hukuk yollarını  
tüketmeksizin Mahkemeye başvuruda bulunduğunu iddia etmiştir. Ulusal makamların  
kardeşinin ölümü hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma yapmadığını ileri sürmüştür.  
Mahkeme 19 Temmuz 2001 tarihli kararında sözkonusu cezai soruşturmanın etkili olması  
hakkındaki konunun başvuranın şikayetleri ile yakından ilgili olduğunu hatırlatmıştır.  
Mahkeme, bu konunun Sözleşmenin 2. maddesi bağlamındaki şikayeti ile birlikte  
incelenmesinin uygun olduğunu düşünmektedir.  
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, erkek kardeşi İrfan Ağdaş'm haksız olarak polis memurlarınca öldürüldüğünü ve  
etkili bir soruşturma yapılmadığını ifade etmiştir.  
A. Mahkeme Huzurundaki Argümanlar  
Başvuran  
Başvuran kardeşi İrfan Ağdaş'ın haksız olarak polis memurlarınca öldürüldüğünü ifade  
etmiştir,  
Sözkonusu ölüm hakkında, devletin sorumluluğu ile ilgili olarak başvuran, Mahkemenin dava  
dosyasındaki kanıtları doğru değerlendirmediğini iddia etmiştir. Mahkemenin kabul ettiği  
şekilde silahlı bir çatışma olmadığını, yapılan otopsi sonucunda İrfan'ın ateş etmediğinin or-  
taya çıktığım; ellerinde nitrat izi bulunmadığını ileri sürmüştür.  
Devletin, Sözleşmenin 2.maddesi kapsamında usul çerçevesindeki sorumluluğu ile ilgili  
olarak başvuran, hazırlık soruşturmasının dosyanın gereksiz bir şekilde savcılıktan savcılığa  
dolaşması nedeniyle uzadığını ileri sürmüştür. Ayrıca mahkeme huzurundaki işlemler,  
yaşanan gecikmeler, sanıkların veya polis tanıklarının duruşmaya çağrılamaması gibi neden-  
lerle kusurlu hale gelmiştir. Başvuranın ısrarlarına rağmen mahkeme olay yeri incelemesi  
yapmamıştır. Polis memurları olarak kanıtları gizleyebilecek güçte olmalarına rağmen,  
mahkeme sanıkların tutuklanmasını reddetmiştir. Başvuranın görüşüne göre bu, yetkililerin,  
polislerin fiillerini gizleme çabasıdır. Bu olay ve diğer olaylar hakkında yapılan yetersiz  
soruşturmalar, devletin resmi olarak toleranslı davrandığını göstermektedir.  
2. Hükümet  
2. Soruşturmanın Yetersizliğine İlişkin İddia  
Sözleşmenin 2.maddesi uyarınca devletin yaşama hakkını koruma sorumluluğu, "kendi yetki  
alanları içindeki herkese Sözleşmede açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar" şeklindeki  
1.madde ile birlikte, doğrudan olmasa bile, bireyler kuvvet kullanılması sonucunda hayatlarını  
kaybettiğinde etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmasını gerekli kılar. (Mc Callum v. United  
Kingdom, judgment of. 30 August 1990,; Kaya v. Turkey, judgment of 19 February 1998). Bu  
soruşturmaların amacı ulusal kanunların uygulanmasını sağlamak ve devlet görevlilerinin  
karıştığı iddia edilen durumlarda kendi sorumluluklarında gerçekleşen ölümler için güvenilir-  
liklerini sağlamlaştırmaktır. Ne tür bir soruşturma ile bu amaçlara ulaşılacağı şartlara göre  
değişir. Ancak ne tür bir soruşturma yapılırsa yapılsın yetkililer konu ile ilgili bilgi kendilerine  
sunulur sunulmaz harekete geçmelidirler. Bir akrabanın resmi bir şikayette bulunması  
beklenmemelidir. (İlhan v. Turkey, no. 22277/93).  
Devlet görevlilerinin karıştığı ölüm olayları hakkındaki soruşturmanın etkili olabilmesi için  
soruşturmayı yürüten kimselerin olaylara karışan kimselerden bağımsız olmaları gerekmek-  
tedir. (Güleç v. Turkey, judgment of 27 July 1998; Oğur v. Turkey, no. 21594/93). Bu sa-  
dece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı değil, aynı zamanda uygulamada da bağımsızlığı  
gerektirir.  
Yapılan soruşturma aynı zamanda uygulanan kuvvetin sözkonusu dava şartlarında haklı olup  
olmadığını da ortaya koymalıdır. (Kaya, p.324, para. 87). Yetkililer, olayla ilgili kanıtları toplamak  
için görgü tanıklarının ifadeleri, adli tıp raporları, ölüm sebebi ve klinik bulguların objektif  
analizini ve yaralanmalarla ilgili ve ölüm nedeni hakkında tam ve doğru bilgileri içeren bir  
otopsi raporu gibi unsurların hazırlanmasına dikkat etmelidir. (otopsilerle ilgili olarak Salman  
v. Turkey, no. 21986/93, para. 106; tanıklarla ilgili olarak Tanrıkulu v. Turkey, no. 23763/94,  
para. 109; adli tıp raporlarıyla ilgili olarak Gül v. Turkey, no. 22676/93, para.  
89). Ölüm sebebinin veya sorumluların kimliğinin ortaya çıkmasını engelleyecek bir hata  
ilgili soruşturmaya zarar verir.  
Bu bağlamda hızlı davranmak büyük önem taşımaktadır. (Yaşa, para. 102-104; Çakıcı no.  
23657/94, para. 80-87, 106; Mahmut Kaya v. Turkey no. 22635/93, para 106-107). Sor-  
uşturmanın ilerlemesini engelleyen birçok faktör bulunduğu kabul edilmelidir. Ancak  
yetkililerce atılacak hızlı adımlar kamuoyunun hukukun üstünlüğüne olan güvenini sağlamak  
ısından önem taşımaktadır.  
Mahkeme olay hakkındaki soruşturmanın incelemeye yetkili üst sıfatıyla Eyüp Savcısı  
tarafından yürütüldüğünü belirtmiştir. Olayın ciddiyetine ve olayı aydınlatacak kanıtların  
toplanması gerekliliğine rağmen, birçok eksik vardır. Balistik test yapılmasına rağmen,  
parmak izi incelemesi-yapılmamıştır. Bu unsurlar, soruşturmanın bu kısmının güvenirliği ve  
derinliği konusunda kusurlar olduğunu ortaya koymuştur.  
Soruşturmadaki eksiklikler bir mahkemenin ölümün sorumluluğunun kime ait olduğunu  
belirlemesini engelleyebilir. Ancak bu davada şüpheliler yargılanmış ve meşru müdafaa  
haklarım kullandıktan sonucuna varıldığı için beraat etmişlerdir. Bu nedenle hazırlık  
soruşturmasının faillerin belirlenip yargılanmasına yol açmadığı ileri sürülemez.  
Polisin üstlerinin, polis memurları hakkında disiplin cezası vermeme veya dava açmama  
yönündeki tavsiyesine rağmen bir hazırlık soruşturması yapılmış ve cezai işlem başlatılmıştır.  
Hükümet, başvuranın, Sözleşmenin 2.maddesine dayanarak, kardeşinin haksız kuvvet  
kullanılması sonucunda öldürüldüğü iddiasını reddetmiştir. Kardeşi tarafından kendilerine  
ateş edilme tehlikesinin varlığıyla hareket etmişlerdir.  
Hükümet ulusal hukukun, 2.maddenin gereklerini karşılamadığı iddiasını reddetmiştir.  
Hükümet, bu hükmün prosedürle ilgili bölümü uyarınca hazırlık soruşturması yapıldığını ve  
cezai işlemlerin yürütüldüğünü belirtmiştir. Tanık ifadeleri alınmış, otopsi yapılmış, telsiz  
konuşmaları deşifre edilmiştir.  
B. Mahkemenin Değerlendirmesi  
1. Başvuranın Kardeşinin Öldürülmesi Hakkında  
Mahkeme üstlendiği ikincil rolü konusunda hassastır ve ilk derece mahkemesi rolünü  
üstlenirken dikkatli olmalıdır. (McKerr v. The United Kingdom (dec), no. 28883/95, 4 April  
2000). Mahkemenin görevi kendi değerlendirmesini diğer mahkemenin yerine koymak  
değildir, kanıtları değerlendirmek ulusal mahkemelerin görevidir. Ulusal mahkemelerin bul-  
guları Mahkemeyi bağlamamasına rağmen, söz konusu bulgulardan ayrılmak için ikna edici  
unsurların bulunması gerekmektedir. (Klaas v. Germany, judgment of 22 September 1993,  
Series A no. 269, p. 18, para. 29-30) Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri bağlamında şikayette  
bulunulduysa, Mahkeme detaylı bir inceleme yapmalıdır.(Ribitsch v. Austria, judgment of.  
4 December 1995, Series A no. 336, para. 32; Avşar v. Turkey, no. 25657/94, para. 283).  
Mahkeme başvuranın kardeşinin ölümü ile ilgili birbirinden çok farklı iddialarla karşı  
karşıyadır. Hükümet, kimlik kontrolü ve aramadan kaçan başvuranın kardeşi ile polis  
memurları arasındaki silahlı çatışmada öldüğünü ileri sürmüştür.  
Mahkeme, başvuranın kardeşinin ölümü ile ilgili olayların kesinlik kazanmadığını belirtmiştir.  
Öncelikle olay yeri incelemesinin yapılmamış olması değerlendirme yapılmasını engellemiştir.  
Ateş ılan alan sadece olayı telsizden öğrenen bir polis ekibi tarafından incelenmiştir. Polis  
memurları boş kovanları, gazete parçalarını ve Irfan'a ait olduğu iddia  
edilen bir silahı toplamışlardır. Ancak parmak izi olmadığı için silahın İrfan'a ait olduğu kesin  
değildir.  
Ayrıca, Mahkeme başvuranın hikayesinin görgü tanıkları veya diğer kanıtlarla desteklen-  
mediğini belirtmiştir. Telsiz diyalogları çelişkilidir, buna göre emniyet müdürlüğü olayı" 502  
no'lu karışık durum" olarak nitelendirmiştir. Ağır ceza mahkemesi huzuruna çıkan tek sivil  
tanığın anlattıkları ise çelişmektedir.  
Mahkemenin böyle bir evveliyat sebebiyle vurulma olayı hakkında ciddi şüpheleri vardır.  
Bunda, otopsinin yapılması ve soruşturmanın yürütülme tarzlarının etkisi büyüktür.  
Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2 Nisan 2001 tarihli karan dahil olmak üzere, Mahkeme  
önündeki kanıtlara dayanarak Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında dahilinde kuvvet  
kullanılması sonucunda ölümün gerçekleştiğine karar vermek için kanıtların yeterli olmadığı  
görüşündedir.  
Bu nedenle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali söz konusu değildir.  
Mahkeme, dava sürecindeki yavaşlığa ve işlemlerin gönülsüzce yapılmasına dikkat çekmiştir.  
Mahkeme bu konu ile ilgili olarak aşağıdakileri sunmuştur:  
i) Eyüp Savcısı 3 Nisan 1997 tarihinde üç polis memurunu suçlayan bir iddianame sunduğunda cezai  
süreç başlamış, Yargıtay'ın beraat kararını onadığı l Temmuz 2002 tarihinde sona ermiştir.  
Dolayısıyla cezai işlemler beş yıldan uzun sürmüştür. Ayrıca dava dosyasının yetki sorunu  
nedeniyle mahkemeler arasında dolaşmasına bağlı olarak toplam süre altı yılı aşmıştır.  
ii) Sanık polis memurları, davanın başında, 14 Mayıs 1997 tarihinde ilk defa ifade vermek  
üzere çağırılmışlardır. Sanıklardan biri, dört ay sonra 16 Eylül 1997 tarihinde mahkemeye  
çıkmıştır. Diğer iki sanık bir yıl sonra 17 Mart 1998 tarihinde Eyüp Ağır Ceza  
Mahkemesi'nde ifade vermiştir.  
iii) 17 Mart 1998 tarihinde, mahkeme, boş kovanları toplayan polis memurlarını ifade vermek  
üzere mahkemeye davet etmiştir. Yaklaşık bir yıl sonra 16 Şubat 1999 tarihinde polis memur-  
larından sadece biri ifade vermiştir.  
iv) Mahkeme, 19 Nisan 1999 tarihinde, başvuranın talebi üzerine emniyet müdürlüğünde  
tutulan boş kovanları görmek istemiştir. Ancak onbeş ay sonra bu talep yerine getirilmiştir.  
Ayrıca yapılan balistik inceleme sonucunda bu kovanların ilk incelemedeki kovanlarla aynı  
olmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak mahkeme bu sonuca önem vermemiştir.  
v) Mahkeme nihai kararında İrfan'ın ellerinde nitrat izi olmadığını belirten otopsi raporunu da  
gözardı etmiştir.  
Bu dava ile ilgili olarak cezai işlemlerin uzunluğu ve hazırlık soruşturmasındaki ciddi  
eksikliklerin Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen dava ile giderilmediği  
sonucuna varmıştır.  
Mahkeme ulusal makamların İrfan Ağdaş'ın ölümü hakkında yeterli soruşturma yapmadığına  
karar vermiştir. Bu nedenle hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne süren ilk  
itirazlarını reddetmiş ve bu bağlamda 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.  
II. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran mahkemeye etkili bir şekilde ulaşamadığı için Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal  
edildiğini öne sürmüştür. Etkili bir soruşturma yapılmamıştır. Ayrıca ulusal mahkeme polis  
memurlarının beraat etmesinde kararlıdır.  
Hükümet, olay hakkında yapılan soruşturmanın ve polis memurlarının yargılanmasının  
başvuranın iddialarına karşılık etkili bir iç hukuk yolunu oluşturduğunu öne sürmüştür.  
Mahkeme Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetinin, soruşturma makamlarının  
başvuranın kardeşinin ölümü karşısında takındığı tavır ve bu tavrın iç hukuk yolları üzerindeki  
yansımaları hakkındaki şikayeti ile bağlı olduğunu gözlemlemiştir. Bu nedenle 2. madde  
ihlalleri ile ilgili olarak 6. madde bağlamındaki şikayetin etkili iç hukuk yolları sağlanması  
hükmünü içeren 13. madde ile birlikte incelenmesi gerektiğini düşünmektedir.  
Mahkeme, Sözleşme'nin 13. maddesinin Sözleşme'de yer alan hakların ve özgürlüklerin yerel  
düzeyde korunması mekanizmalarının iç hukukta düzenlenmesini güvence altına aldığım hatır-  
latmıştır. Dolayısıyla, 13. madde, Sözleşme'nin ihlaline ilişkin bir şikayetin ulusal düzeyde  
dile getirilmesini ve ulusal makamlarca çözümlenmesini gerektirir. Ancak bu çözümün hangi  
yolla yapılacağına karar verme yetkisi Sözleşme'ye taraf devletlere aittir. 13. madde altındaki  
sorumluluğun boyutu başvuranın şikayetinin türüne göre değişir. Buna karşın  
13. maddede sözü edilen yol hem hukuksal açıdan hem de uygulama açısından etkili  
olmalıdır; yani kararın uygulanması sırasında yetkili makamların eylemleri veya ihmalleri  
sonucunda uygulama adaletsizliğe yol açmamalıdır (Aksoy, para. 95; Aydın, para. 103;  
Menteş vd., judgment of 28 November 1997, para. 89; Kaya para. 106).  
13. maddede sözü edilen hak arama yolları, tazminatın yanısıra sorumluların kimliklerinin  
tespit edilmesini ve cezalandırılmalarını sağlayacak etkili bir soruşturmanın yapılmasını ve  
şikayetçinin soruşturma sürecine aktif katılımının sağlanmasını da içermektedir. (Kaya, para.  
107).  
Mahkeme, bulunan kanıtlara dayanarak başvuranın kardeşinin devlet görevlilerince haksız bir  
şekilde öldürüldüğünün kesinleşmediği görüşündedir. Ancak daha önceki davalarda da karar  
verdiği şekilde 2. madde bağlamındaki şikayetin 13. maddenin amaçları doğrultusunda  
"tartışılabilir" olmasını engellemez. (Böyle and Rice v. The United Kingdom, judgment of 21  
April 1998, Series A no. 131, p. 23, para. 52; Kaya, para. 107; Yaşa, para. 113).  
Yetkililerin başvuranın kardeşinin ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapma sorumluluğu  
vardır. Olayda, yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 13. maddeye uygun cezai bir sor-  
uşturma yapıldığı şünülemez. Mahkeme bu nedenle başvuranın etkili bir iç hukuk yolundan  
faydalanamadığını ve tazminat talebi dahil başvuruda bulunabileceği başka iç hukuk yollarının  
olmadığını düşünmektedir.  
Sonuç olarak, Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
A. Zararlar  
Başvuru sahibi tazminat talebinde bulunmuştur. Ancak, Mahkeme İç Tüzüğünün 60.  
maddesinin gerektirdiği şekilde sözkonusu taleple ilgili detay belirtmemiştir.  
Maddi zararla ilgili olarak olayın gerçekleştiği tarihte İrfan Ağdaş'ın halen öğrenci olduğu  
belirtilmiştir. Aksine bir kanıt olmadığı için, İrfan Ağdaş'ın gelirinin olmadığı sonucuna  
varılmıştır. Mahkeme, bu nedenle maddi zarar için tazminat vermenin uygun olmadığını  
düşünmektedir.  
Mahkeme Sözleşmenin 2. maddenin prosedürle gerekliliğine aykırı olarak etkili bir  
soruşturma yapılmadığını ve bunun 13. maddenin ihlali olduğunu tekrarlamıştır. Mahkeme  
benzer davalardaki içtihatlarının ışığında başvurana manevi tazminat için 15,000 Euro  
ödemeyi uygun bulmuştur.  
B. Mahkeme Masrafları  
Başvuran, Mahkeme huzurundaki işlemler için yapılan harcamaların karşılanması talebinde  
bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme kendi inisiyatifî ile harekete geçemez.  
C. Gecikme Faizi  
Mahkeme, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranlarına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek faiz oranının benimsenmesinin uygun olduğu görüşündedir.  
MAHKEME BU NEDENLERDEN DOLAYI;  
1. Hükümet'in ilk itirazlarının oybirliğiyle reddedilmesine;  
2. Başvuranın kardeşinin ölümü ile ilgili olarak 1'e karşı 6 oyla 2. maddenin esasının ihlal  
edilmediğine;  
3. Ulusal makamlarca yürütülen soruşturmalarla ilgili olarak oybirliğiyle 2. maddenin ihlal  
edildiğine;  
4. Oybirliğiyle, başvuranın Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetleri incelemenin  
gerekli olmadığına;  
5. Oybirliğiyle 13. maddenin ihlal edildiğine;  
6. Oybirliğiyle,  
a) Sorumlu devletin Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinlik kazandığı tarihten  
itibaren üç ay içinde başvurana manevi tazminat için 15,000 Euro ödemesine, sözkonusu  
meblağa yansıtılabilecek vergilerle birlikte ödeme günündeki kur üzerinden sorumlu devletin  
para birimine çevrilerek ödenmesine;  
b) Sözkonusu üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki  
meblağlara Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın uygulanmasına  
KARAR VERMİŞTİR.  
Karar İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkeme İç Tüzüğünün 77/2 ve 3. paragrafları  
uyarınca 27 Temmuz 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.