COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı  
ADIRBELLĐ VE DĐĞERLERĐ/Türkiye*  
Bavuru No. 20775/03  
Strazburg  
2 Aralık 2008  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
USULĐ ĐꢁLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 20775/03 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Yetgin Adırbelli, Havil Adırbelli, Gülek Adırbelli, Metin Goran, Mehmet Goran,  
Ali Nas, Beir Gasyak ve Resul (Malğaz) Kervanoğlu1’nun (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne 12 Nisan 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler  
Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavurunun yapılmasına neden olan olayların gerçekletiği tarihte, bavuranlar  
ırnak’taki Demokratik Halk Partisi’ne (DEHAP) mensuptu.  
27 Ocak 2003’te Đdil’deki Đ kinci Hudut Tabur Komutanlığı’na yapılan silahlı saldırıda  
bir asker öldürülmütür.  
Olayı müteakiben, Đdil ve ırnak Cumhuriyet Savcıları soruturma balatmıtır.  
28 Ocak 2003’te Đdil Cumhuriyet Savcısı, Đ dil Sulh Hukuk Mahkemesi’nin, Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca güvenlik güçlerine, bavuranların  
evini arama yetkisi vermesini talep etmitir.  
Mahkeme aynı gün 2003/7 no’lu kararla, talebi kabul etmive güvenlik güçlerine,  
delil toplama amacıyla bavuranların evlerini gündüz arama yetkisi vermitir.  
* D ı ileri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đꢀler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiolup, gayrıresmî tercümedir.  
1 Đdil Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, 23 Ocak 2004’te kesinleen 11 Aralık 2003 tarihli kararı ile bavuranın  
soyismi, “Malğaz” yerine “Kervanoğlu” olarak değitirilmitir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Ç o k T a r a f l ı S i y a s î Đ ꢀ l e r G e n e l M ü d ü r l ü ğ ü  
tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiolması  
ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
28 Ocak 2003’te, sabah 7 ila 8.30 arasında, bavuranlar ve diğer on kii, Đdil ve ırnak  
polis karakollarının terörle mücadele ubesi polis memurlarınca evlerinde yakalanmıtır.  
Arama, el koyma ve yakalama tutanaklarına göre, “silahlı saldırı nedeniyle ve Đdil Sulh  
Hukuk Mahkemesi’nin kararına (2003/7 no’lu karar) uygun olarak” yakalanmılardır. Arama  
sırasında güvenlik güçleri, Beir Gasyak ve Resul Kervanoğlu’nun evlerindeki müzik  
kompakt disklerine el koymutur. Beir Gasyak’ın evinde bulunan disklerden bazıları, ayrımcı  
propaganda içermitir. Diğer bavuranların evlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bir ey  
olmamıtır.  
29 Ocak 2003’te Đdil Emniyet Müdür yardımcısı, Đdil Cumhuriyet Savcısı’na bir yazı  
göndererek bavuranların gözaltında tutulma süresinin iki gün daha uzatılmasını talep  
etmitir. Emniyet Müdür Yardımcısı yazısında, bavuranların polise düzenlenen silahlı  
saldırıda yer aldıklarının kabul edildiğini iddia etmitir. Đdil Cumhuriyet Savcısı aynı gün,  
bavuranların gözaltı süresini talep edildiği ekilde uzatmıtır.  
Ali Nas ve Beir Gasyak, 29 Ocak 2003’te; Havil Adırbelli, Resul Kervanoğlu ve  
Metin Goran, 30 Ocak 2003’te; Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran 31 Ocak  
2003’te polise ifade vermitir. Kendilerine, 27 Ocak 2003’teki silahlı saldırıya dahil olup  
olmadıkları sorulmutur. Beir Gasyak, ayrıca evinde ele geçirilen müzik kompakt diskleri  
hakkında da sorgulanmıtır. Bavuranların tamamı olay sırasında evlerinde olduklarını ve  
silahlı saldırıya katılmadıklarını ileri sürmütür.  
Havil Adırbelli, Metin Goran, Ali Nas, Beir Gasyak ve Resul Kervanoğlu, talepleri  
üzerine, polis tarafından gözaltında tutukları süre içerisinde 30 Ocak 2003’te yasal temsilcileri  
Elçi ile görülerdir. Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran avukat talebinde  
bulunmamılardır.  
Đdil Emniyet amir yardımcısı, 31 Ocak 2003 tarihli bir yazı ile Đdil Cumhuriyet  
Savcılığı’na polis operasyonu hakkında bilgi vermitir. Yazıda, polisin elinde altı bavuran  
hakkında dosya bulunduğu kaydedilmitir. 1980’lerde ve 1990’larda, yasadıı bir örgüt olan  
PKK’ya (Kürdistan Đꢀçi Partisi) yardım ve yataklık ettikleri üphesi ile Havil Adırbelli, Ali  
Nas, Beir Gasyak ve Gülek Adırbelli hakkında soruturma düzenlenmitir. Ayrıca Yetgin  
Adırbelli, silah taıdığı üphesi ile yakalanmıve Metin Goran hakkında, sahtecilik üphesi  
ile soruturma yürütülmütür.  
Bavuranlar aynı gün Đdil Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmıtır. Savcı, Yetgin  
Adırbelli, Havil Adırbelli, Gülek Adırbelli, Mehmet Goran, Metin Goran, Ali Nas ve Resul  
Kervanoğlu’nun serbest bırakılmasına ve Beir Gasyak’ın, Đdil Sulh Hukuk Mahkemesi’nin  
tek hakimine havale edilmesine karar vermitir. Hakim, Beir Gasyak’ın serbest bırakılmasına  
karar vermitir.  
28 ubat 2003’te Đdil Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcılığı lehine yetkisizlik kararı vererek soruturmayı, sözkonusu savcılığa  
havale etmitir.  
12 Mart 2003’te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranlar aleyhinde cezai takibat balatmak için yeterli delil bulunmadığı gerekçesi ile  
takipsizlik kararı vermitir.  
2
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 5/1 (c) maddesine dayanarak yakalanmalarının ve polis  
tarafından gözaltında tutulmalarının kanuna aykırı olduğundan ikayetçi olmutur. Ayrıca,  
AĐHS’nin 5/3 maddesine dayanarak, gözaltında tutuldukları süre boyunca, kendilerine  
yalnızca silahlı saldırıya katılıp katılmadıklarına ilikin sorular sorulması nedeniyle polis  
gözetiminde gereğinden fazla tutulduklarını ileri sürmülerdir. Bavuranlar son olarak  
gözaltında tutulmalarının kanuna aykırılığı ve gereğinden uzun olması gerekçeleri ile  
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğini ileri sürmütür.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranların AĐHS’nin 35/1 maddesi kapsamında mevcut olan iç hukuk  
yollarını tüketmediklerini kaydetmitir. Bu bağlamda, bavuranların eski Ceza Muhakemeleri  
Usulü Kanunu’nun 128. maddesine dayanarak polis tarafından gözaltında tutulmalarına itiraz  
edebileceklerini ileri sürmütür. Ayrıca bavuranların 466 no’lu Kanun’a dayanarak kanuna  
aykırı ekilde yakalanmaları ya da gözaltında tutulmalarına karı tazminat talep  
edebileceklerini iddia etmitir.  
AĐHM, daha önce de benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelemive  
reddetmiolduğunu gözlemlemektedir (bkz. Öcalan/Türkiye [BD], no. 46221/99, paragraflar  
66-71, AĐHM 2005-IV; Ayaz ve Diğerleri/Türkiye, no. 11804/02, paragraflar 23-24, 22  
Haziran 2006; Hacı Özen/Türkiye, no. 46286/99, 71. paragraf, 12 Nisan 2007). AĐHM,  
sözkonusu davada yukarıda kaydedilen sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak  
özel bir durum görememektedir.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, Hükümet’in ön itirazlarını reddeder.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun bu kısmının  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru, kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esas  
1. Bavuranların AĐHS’nin 5. maddesinin 1.(c) ve 3. paragrafları bağlamındaki ikayeti  
Bavuranlar, yakalanmalarını gerektiren makul bir üphenin mevcut olmadığını  
kaydetmitir. DEHAP’a üye olmaları nedeniyle gözaltına alındıklarını ve polisin, aleyhlerinde  
delillere sahip olmadığını ileri sürmülerdir.  
Hükümet, bavuranların Đdil’deki Đkinci Hudut Tabur Komutanlığı’na yapılan ve bir  
erin ölümü ile sonuçlanan silahlı saldırıya ilikin soruturma kapsamında yakalandıklarını  
ileri sürmütür. Ayrıca, DEHAP’a üye olmalarına ilikin sorgulanmadıklarını iddia etmitir.  
AĐHM, “makul üphenin” mevcut olması için objektif bir gözlemciyi, ilgili kiinin  
sözkonusu suçu ilemiolabileceğine ikna eden delillerin ve bilgilerin var olması gerektiğini  
yineler (bkz. Fox, Campbell ve Hartley/Đngiltere, 30 Ağustos 1990, 32. paragraf, A Serisi no.  
3
182). Ancak, üpheye yol açan delillerin, bir mahkumiyeti ya da cezai soruturmanın sonraki  
aamasında yapılan bir suçlamayı haklı çıkaran deliller kadar açık olması gerekmemektedir  
(bkz. Murray/Đngiltere, 28 Ekim 1994, 55. paragraf, A Serisi no. 300-A).  
Bu çerçevede terör suçları belli bir sıkıntı yaratmaktadır çünkü polis, kamu güvenliği  
gereği olarak, güvenilir olan ancak, üpheliye açıklandığı ya da mahkemeye sunulduğu  
tardirde bilgiyi vereni tehlikeye düürecek bir  
bilgiye dayanarak, üpheli teröristi  
yakalayabilir. Her ne kadar Sözlemeye taraf devletlerden, üpheli teroristin tutuklanmasına  
yol açan üphenin ne derece makul olduğunu göstermek için gizli bilgi kaynaklarını  
açıklamaları istenemezse de, AĐHM, terör suçları ile mücadele gereği adına “makullük”  
kavramının AĐHS’nin 5/1 maddenin (c) paragrafınca teminat altına alınan güvenceyi ihlal  
edecek ekilde geniletilmesine izin veremez. Bu koullar altında bile, Sorumlu Hükümet  
AĐHM’ye, yakalanan kiilerin iddia edilen suçu ilediklerinden üphe etmenin makul  
olduğuna dair en azından bazı deliller veya bilgiler sunmalıdır (bkz. Fox, Campbell ve  
Hartley, 34. paragraf; O’Hara/Đngiltere, no. 37555/97, 35. paragraf, AĐHM 2001-X; Tuncer  
ve Durmu/Türkiye, no. 30494/96, 48. paragraf, 2 Kasım 2004).  
AĐHM mevcut davada, bavuranların ilk olarak DEHAP üyesi olmaları nedeniyle  
yakalandıklarını iddia ettiklerini ve Hükümet’in, sözkonusu iddiaya itiraz ettiğini kaydeder.  
AĐHM, bavuranların soruturmanın hiçbir aamasında sözkonusu siyasi parti üyeliğine  
ilikin sorgulanmadıklarını gözlemler. Dolayısıyla bavuranların yakalanmalarına, DEHAP  
üyesi olmalarının neden olup olmadığına ilikin yorumda bulunmak, AĐHM’nin görevi  
değildir.  
AĐHM, Hükümet’in, iki kez talep edildiği halde, Đdil Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi’nce yapılan ve bavuranların yakalanmalarına yol açan değerlendirmeye  
ilikin belgeleri sunmadığını gözlemler. Ayrıca, Đdil Sulh Hukuk Mahkemesi’nin güvenlik  
güçlerine, bavuranların evlerini arama yetkisi verdiği kararında, güvenlik güçlerinin ve  
Cumhuriyet Savcısı’nın, bavuranların silahlı saldırıya dahil olduklarından üphe etme  
sebeplerine ilikin bilgi yer almamaktadır. Đdil Sulh Hukuk Mahkemesi’nin güvenlik  
güçlerine, arama yetkisi verme amacı delil elde etmektir ve bavuranların evlerinde, 27 Ocak  
2003 tarihli silahlı saldırıya katıldıklarına ilikin deliller ele geçirilmemesine rağmen,  
yakalanmılar ve polis tarafından gözaltına alınmılardır.  
Hükümet’in, bavuranların yakalanması ve gözaltına alınmasına ilikin tatmin edici  
bir açıklamada bulunmamasına rağmen, AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında,  
bavuranların silahlı saldırıda yer almıolabilecekleri konusunda objektif bir gözlemciyi ikna  
edebilecek bır delilin ya da bilginin mevcut olmadığı kanısındadır. Bu nedenle, bavuranların  
AĐHS’nin 5. maddesinin 1.(c) paragrafı kapsamında gözaltına alınmalarının, suç ilediklerine  
ilikin makul bir üpheye dayandığı sonucuna varmaz. Dolayısıyla, sözkonusu madde ihlal  
edilmitir.  
Bavuranların yakalanmaları ve gözaltında tutulmalarının, AĐHS’nin 5. maddesinin  
1.(c) paragrafı kapsamında “kanuna uygun” olmadığı sonucuna varan AĐHM, AĐHS’nin 5/3  
maddesi bağlamındaki ikayeti ayrıca incelemeye gerek görmemektedir (bkz., mutatis  
mutandis, Emrullah Karagöz/Türkiye, no. 78027/01, 63. paragraf, AĐHM 2005-X (özetler);  
Ječius/Litvanya, no. 34578/97, 75. paragraf, AĐHM 2000-IX).  
4
2. Bavuranların AĐHS’nin 5/4 maddesi bağlamındaki ikayeti  
Bavuranlar, AĐHS’nin 5/4 maddesine dayanarak, yakalanmalarına ve polis tarafından  
gözaltında tutulmalarına itiraz edebilecekleri iç hukuk yollarının mevcut olmadığını ileri  
sürmütür.  
Hükümet, sözkonusu tarihte yürürlükte olan CMUK’un 128. maddesinin, gözaltında  
tutulmanın yasallığına itiraz etmek için etkili bir iç hukuk yolu ortaya koyduğunu ileri  
sürmütür.  
AĐHM, benzer hususların ortaya konduğu davalarda, Hükümet’in yukarıda kaydedilen  
görülerini reddettiğini ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder (bkz.,  
diğer hususlar meyanında, Öcalan, 76. paragraf; Özçelik/Türkiye, no. 56497/00, 34. paragraf,  
20 ubat 2007; Saraçoğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 4489/02, 46. paragraf, 29 Kasım 2007).  
Mevcut davada sözkonusu bavurularda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına  
neden olan özel koullar tespit etmemitir.  
Sonuç olarak AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır.  
3. Bavuranların AĐHS’nin 5/5 maddesi bağlamındaki ikayeti  
Bavuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına dayanarak, yakalanmalarına ve  
polis tarafından gözaltında tutulmalarına karı tazminat isteme haklarının bulunmadığından  
ikayetçi olmutur.  
Hükümet, Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca hürriyeti kısıtlanan kiinin, kısa sürede  
durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen  
serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine bavurma hakkına sahip  
olduğunu kaydetmitir. Kanuna aykırı ekilde gözaltına alma durumlarında, kanun dıı  
yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkındaki 466 no’lu Kanun  
bağlamında, tazminat talebinin birinci derece mahkemesinin nihai kararını vermesinden  
itibaren üç ay içerisinde yapılabileceğini ileri sürmütür.  
AĐHM, 466 no’lu Kanun bağlamındaki tazminat davasının, diğer hususlar meyanında,  
kiinin kanuna aykırı ekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı (Madde 1/1) veya kanun  
dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra hakkında kovuturma yapılmasına veya  
son soruturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetine veya ceza verilmesine mahal  
olmadığına karar verildiği (Madde 1/6) durumlarda açılabileceğini kaydeder.  
AĐHM, bavuranların polis gözetiminde tutulmasının, balangıçta iç hukuka uygun  
olduğunu gözlemler. Dolayısıyla, 466 no’lu Kanun’un öngördüğü iç hukuk yolunu kullanarak  
özgürlüklerinin kanuna aykırı olarak kısıtlanmasına karılık tazminat talep edemezler (bkz.  
Çetinkaya ve Çağlayan/Türkiye, no. 3921/02, 35003/02 ve 17261/03, 46. paragraf, 23 Ocak  
2007).  
AĐHM, ayrıca, bavuranların 466 no’lu Kanun’un 1/6 maddesine dayanarak tazminat  
davası açmalarının mümkün olduğunu gözlemler. Ancak ulusal mahkemelerin, 466 no’lu  
Kanun hükümlerince tazminat ödenmesine karar verirken, yalnızca takipsizlik kararına  
dayanarak değerlendirmede bulunduklarını ve özgürlükten mahrum bırakılmanın, AĐHS’nin  
5. maddesinin ilk dört paragrafına aykırı olup olmadığını incelemediklerini kaydeder (bkz.  
5
Sinan Tanrıkulu ve Diğerleri/Türkiye, no. 50086/99, 50. paragraf, 3 Mayıs 2007; Medeni  
Kavak/Türkiye, no. 13723/02, 34. paragraf, 3 Mayıs 2007; Saraçoğlu ve Diğerleri/Türkiye,  
no. 4489/02, 52. paragraf, 29 Kasım 2007).  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, bavuranların özgürlüklerinin, 466 no’lu  
Kanun hükümleri uyarınca, AĐHS’nin 5. maddesinin 1 ila 4. paragraflarını ihlal edecek  
ekilde kısıtlanmasına karı, AĐHS’nin 5/5 maddesinin öngördüğü ekilde icra edilebilen bir  
tazminat hakkına sahip olmadıkları sonucuna varır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin hiçbir maddesine dayanmadan, gözaltında tutuldukları ve Đdil  
Cumhuriyet Savcısı önünde sorgulandıkları süre içerisinde adli yardım alamadıklarından  
ikayetçi olmutur.  
AĐHM, sözkonusu ikayetin, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafı (c) bendi  
bağlamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.  
Hükümet, avukat yardımı talep eden bavuranların, tutuklulukları sırasında yasal  
temsilcileri ile görütüklerini kaydetmitir.  
AĐHM, Havil Adırbelli, Metin Goran, Ali Nas, Beir Gasyak ve Resul  
Kervanoğlu’nun polis tarafından gözaltında tutuldukları süre boyunca, talepleri üzerine, yasal  
temsilcileri ile görütüklerini ve Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran’ın böyle  
bir talepte bulunmadıklarını gözlemler.  
AĐHM, bununla birlikte, kiinin beraetine veya ceza verilmesine mahal olmadığına  
karar verilen bir cezai yargılamada kiinin, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki adil  
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri süremeyeceğini hatırlatır (bkz. Cahit  
Demirel/Türkiye (karar), no. 18623/03, 11 Eylül 2007).  
AĐHM, mevcut davada, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı’nın 12 Mart 2003’te  
bavuranlar aleyhinde cezai takibat balatmamaya karar verdiğini gözlemler. Dolayısıyla  
bavuranlar, AĐHS’nin 34. maddesine dayanarak 6. maddenin 3. paragrafının (c) bendinin  
ihlal edildiğini iddia edemezler.  
Sonuç olarak, bavurunun sözkonusu kısmı dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragrafları kapsamında reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
6
Bavuranların her biri, manevi tazminat olarak 6,000 Euro (EUR) talep etmitir.  
Hükümet, bavuranların taleplerine itiraz etmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğini tespit  
etmitir. Bir yandan AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 4. ve 5. paragraflarına ilikin ihlal tespitinin,  
bavuranların maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tazmin tekil ettiği kanısındadır.  
Diğer yandan, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının ihlal edilmesi sonucu maruz kaldıkları  
manevi zararın, yalnızca ihlal bulgusu ile tazmin edilemeyeceği sonucuna varmaktadır.  
Đçtihadını göz önünde bulunduran ve hakkaniyete dayanan bir değerlendirmede bulunan  
AĐHM, bavuranların her birine sözkonusu balık altında 1,500 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, AĐHM önünde yaptıkları masraflar için 1,566 Euro talep etmitir.  
Taleplerine gerekçe olarak, yasal temsilcilerinin verdiği sekiz saat kırk dakikalık hizmeti  
gösteren zaman çizelgesini ve AĐHM önünde temsil edilmeleri karılığında yaptıkları  
harcamaları gösteren tabloyu sunmutur.  
Hükümet, bavuranların bu balık altındaki taleplerinin dayanaktan yoksun olduğunu  
ileri sürmütür.  
AĐHM içtihadına göre, bavuran ancak bavurunun gerçekten ve gerekli olduğu için  
yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin  
edilmesine hak kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen  
kriterleri göz önünde bulunduran AĐHM, bavuranlara AĐHM önünde yaptıkları masraf ve  
harcamalar için toplam 900 EUR tazminat ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuranların AĐHS’nin 5. maddesi kapsamındaki ikayetlerinin kabuledilebilir ve  
bavurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamındaki ikayeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;  
4. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
7
6. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Sorumlu Hükümet’in ulusal para birimine  
çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından bavuranlara aağıda kaydedilen meblağların  
ödenmesine;  
(i) Manevi tazminat olarak her birine 1,500 EUR (bin beyüz Euro) ve ödenebilecek  
her tür vergi;  
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için toplam 900 EUR (dokuz yüz Euro) ve  
bavuranlara uygulanabilecek her tür vergi;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8