15 Mayıs 2003 tarihli bir karar ile Mahkeme Đdarenin talebini yerinde bulmuꢀ ve 13.834
m2’lik arazinin ormanlık alan içerisinde yer aldığına karar vermiꢀtir. Mahkeme 1979 yılında
gerçekleꢀtirilen çalıꢀmalarda birtakım usulsüzlükler yapılması nedeniyle kadastro
çalıꢀmalarının baꢀka bir komisyon tarafından 1987 yılında yeniden yapıldığını tespit etmiꢀtir.
Yenilenen ve 28 Ekim 1987 tarihinde ilan edilen ve itiraza mahal bırakmayan bu çalıꢀmaların
sonuçlarına göre sözü edilen taꢀınmazın bu bölümü orman alanı olarak vasıflandırılmıꢀtır.
28 Eylül 2004 tarihinde alınan ve baꢀvuranlara 14, 18, 28 Ocak ve 14 ꢁubat 2005 tarihlerinde
tebliğ edilen kararlar ile Yargıtay 15 Mayıs 2003 tarihli hükmü onamıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar kendilerine herhangi bir tazminat ödenmeksizin tapu senetlerinin Hazine lehine
iptal edildiğini iddia etmekte bu yönde Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesini öne sürmektedir.
Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak baꢀvuranlar ꢁükran, Demet, Levend ve Mehmet’in
26 Haziran 2002 tarihinde vefat eden H.D.’nin mirasçısı olduklarını kanıtlayamamaları
ölçüsünde adı geçenlerin mirasçı sıfatının bulunmadığını savunmakta, ayrıca iç hukuk
yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Baꢀvuranların Yargıtay’ın 28 Eylül 2004 tarihli
kararını düzeltme baꢀvurusunu yapmaları gerekmekteydi. Đkinci olarak ise, baꢀvuranların tapu
senedinin iptal edilmesinden ileri gelen bir zarara dayalı olarak Medeni Kanun’un, Borçlar
Kanunu’nun ve Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili hükümlerine dayalı bir tazminat
talebiyle dava açmaları gerekirdi. Bu bağlamda, Hükümet Yargıtay’ın kimi kararlarda özellikle
Devletin tapu sicillerinin tutulmasından ileri gelen objektif sorumluluğuna iliꢀkin vermiꢀ
olduğu hükümlere atıfta bulunmaktadır. Hükümet son olarak AĐHS’nin 35/1 maddesinde
öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi gereklerine uygun olarak baꢀvuranların 1987 yılında
gerçekleꢀtirilen kadastro çalıꢀmaları sonuçlarına itiraz etmeleri gerektiğini savunmaktadır.
Baꢀvuranlar Hükümetin bu argümanlarına karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvuranlar ꢁükran, Demet,
Levend ve Mehmet’in mağdur sıfatı ile ilgili olarak Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından
5 Temmuz 2002 tarihinde verilen veraset ilamına göndermede bulunmaktadır. Đç hukuk
yollarının tüketilmesindeki istisnai duruma iliꢀkin baꢀvuranlar 15 Mayıs 2003 tarihinde alınan
nihai karara karꢀı iç hukukta itiraz edilebilecek ve ulusal yetkililer nezdinde tazminat talebinde
bulunulacak herhangi bir baꢀvuru yolunun mevcut olmadığının altını çizmektedir. Hükümet
tarafından öne sürülen yargı kararları ile ilgili olarak ise, baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’nin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkında vermiꢀ olduğu birtakım ihlal
kararlarını müteakip Yargıtay’ın bu konudaki içtihadını değiꢀtirdiğini ileri sürmektedir. Sözü
edilen bu kararlar kıyı ꢀeridinde yerleꢀik bulunan arazilerin tapu senetlerinin iptal edilmesine
iliꢀkin olup, mevcut durumla ilgisi bulunmamaktadır. Baꢀvuranlar son olarak 1987 yılında
yapılan kadastro çalıꢀmalarından haberdar olmadıklarını ve dolayısıyla bunun sonucuna itiraz
edemediklerini öne sürmektedir.
Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 5 Temmuz 2002 tarihli kararı ıꢀığında Hükümetin kimi
baꢀvuranların mağdur sıfatının bulunmadığı itirazı kabul görmemektedir. Hükümetin
baꢀvuranların Yargıtay kararına karꢀı düzeltme baꢀvurusunda bulunabilecekleri hususunda
AĐHM, Yargıtay’ın 28 Eylül 2004 tarihli kararının kesin hüküm niteliğini taꢀıdığını
hatırlatmaktadır. Kendilerinden beklenen baꢀvuru yollarını kullanan baꢀvuranlardan esasen
3