CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ADEM YILMAZ DOĞAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 25700/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
(Esas)  
STRAZBURG  
15 Haziran 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (25700/05) numaralı bavurunun nedeni T.C.  
vatandaları Adem Yılmaz Doğan, Mehmet ahin, ükran Düzta, Demet Düzta, Levend  
Düztave Mehmet Düztatarafından (bavuranlar) 9 Temmuz 2005 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca  
yapılan bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu  
avukatlarından Y. Alatatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Adem Yılmaz Doğan, Mehmet ahin, ükran Düzta, Demet Düzta, Levend  
Düztave Mehmet Düztasırasıyla 1944, 1948, 1943, 1961, 1964 ve 1963 doğumlu olup  
Ankara’da ikamet etmektedir.  
9 Mart 1978 tarihinde bavuranlar Adem Yılmaz, Mehmet ve H.D. (malikler) Đzmir  
Seferihisar’a bağlı Sığacık köyünde bulunan tarım arazisini satın almılardır. Bavuranlar  
tapuda bu araziyi kendi adlarına kaydettirmive taınmazın maliki olmulardır.  
16 Temmuz ve 19 Ekim 1979 tarihlerinde Kadastro Komisyonunun (Komisyon)  
gerçekletirdiği çalımalarda taınmazın orman alanının bir bölümünü oluturduğu sonucuna  
varıltır.  
Malikler bu vasıflandırmaya itiraz etmilerdir.  
24 Kasım 1980 tarihinde Komisyon adı geçenlerin talebini yerinde bulmutur. Orman  
Bakanğı tarafından herhangi bir itiraz yapılmadığından, Komisyonunun bu kararı nihai hale  
gelmitir.  
21 Kasım 1984 tarihinde malikler yeniden «zeytin arazisi» olarak nitelendirilen taınmazın  
sahipleri olmutur.  
22 Eylül 1997 tarihinde, malikler 1995 tarihli ehir planına dayalı olarak inaat izni  
almılardır. Adı geçenler sözkonusu arazi üzerine on dokuz evin inaatını balatmıtır.  
Orman Bakanlığı (Đdare) 1987 yılında gerçekletirilen kadastro çalımaları sonucunda mezkur  
taınmazın orman alanı olarak vasıflandırıldığı gerekçesiyle bavuranların tapusunun iptal  
edilerek taınmazın Hazine adına tescil edilmesi amacıyla Seferihisar Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nde 6 Nisan 2000 tarihinde dava açmıtır.  
20 Nisan 2000 tarihinde Đdarenin talebi üzerine Mahkeme, inaat çalımalarına geçici tedbir  
konulmasını kararlatırmıtır.  
26 Haziran 2002 tarihinde H.D. vefat etmitir. 5 Temmuz 2002 tarihinde Ankara Sulh Hukuk  
Mahkemesi veraset ilamı çıkarmıve bavuranlar ükran, Demet, Levend ve Mehmet’i  
mirasçı olarak tayin etmitir. Adı geçenler davayı sürdürmülerdir.  
2
15 Mayıs 2003 tarihli bir karar ile Mahkeme Đdarenin talebini yerinde bulmuve 13.834  
m2’lik arazinin ormanlık alan içerisinde yer aldığına karar vermitir. Mahkeme 1979 yılında  
gerçekletirilen çalımalarda birtakım usulsüzlükler yapılması nedeniyle kadastro  
çalımalarının baka bir komisyon tarafından 1987 yılında yeniden yapıldığını tespit etmitir.  
Yenilenen ve 28 Ekim 1987 tarihinde ilan edilen ve itiraza mahal bırakmayan bu çalımaların  
sonuçlarına göre sözü edilen taınmazın bu bölümü orman alanı olarak vasıflandırılmıtır.  
28 Eylül 2004 tarihinde alınan ve bavuranlara 14, 18, 28 Ocak ve 14 ubat 2005 tarihlerinde  
tebliğ edilen kararlar ile Yargıtay 15 Mayıs 2003 tarihli hükmü onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar kendilerine herhangi bir tazminat ödenmeksizin tapu senetlerinin Hazine lehine  
iptal edildiğini iddia etmekte bu yönde Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesini öne sürmektedir.  
Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak bavuranlar ükran, Demet, Levend ve Mehmet’in  
26 Haziran 2002 tarihinde vefat eden H.D.’nin mirasçısı olduklarını kanıtlayamamaları  
ölçüsünde adı geçenlerin mirasçı sıfatının bulunmadığını savunmakta, ayrıca iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Bavuranların Yargıtay’ın 28 Eylül 2004 tarihli  
kararını düzeltme bavurusunu yapmaları gerekmekteydi. Đkinci olarak ise, bavuranların tapu  
senedinin iptal edilmesinden ileri gelen bir zarara dayalı olarak Medeni Kanun’un, Borçlar  
Kanunu’nun ve Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili hükümlerine dayalı bir tazminat  
talebiyle dava açmaları gerekirdi. Bu bağlamda, Hükümet Yargıtay’ın kimi kararlarda özellikle  
Devletin tapu sicillerinin tutulmasından ileri gelen objektif sorumluluğuna ilikin vermiꢀ  
olduğu hükümlere atıfta bulunmaktadır. Hükümet son olarak AĐHS’nin 35/1 maddesinde  
öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi gereklerine uygun olarak bavuranların 1987 yılında  
gerçekletirilen kadastro çalımaları sonuçlarına itiraz etmeleri gerektiğini savunmaktadır.  
Bavuranlar Hükümetin bu argümanlarına karı çıkmaktadır. Bavuranlar ükran, Demet,  
Levend ve Mehmet’in mağdur sıfatı ile ilgili olarak Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından  
5 Temmuz 2002 tarihinde verilen veraset ilamına göndermede bulunmaktadır. Đç hukuk  
yollarının tüketilmesindeki istisnai duruma ilikin bavuranlar 15 Mayıs 2003 tarihinde alınan  
nihai karara karı iç hukukta itiraz edilebilecek ve ulusal yetkililer nezdinde tazminat talebinde  
bulunulacak herhangi bir bavuru yolunun mevcut olmadığının altını çizmektedir. Hükümet  
tarafından öne sürülen yargı kararları ile ilgili olarak ise, bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’nin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkında vermiolduğu birtakım ihlal  
kararlarını müteakip Yargıtay’ın bu konudaki içtihadını değitirdiğini ileri sürmektedir. Sözü  
edilen bu kararlar kıyı eridinde yerleik bulunan arazilerin tapu senetlerinin iptal edilmesine  
ilikin olup, mevcut durumla ilgisi bulunmamaktadır. Bavuranlar son olarak 1987 yılında  
yapılan kadastro çalımalarından haberdar olmadıklarını ve dolayısıyla bunun sonucuna itiraz  
edemediklerini öne sürmektedir.  
Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 5 Temmuz 2002 tarihli kararı ıığında Hükümetin kimi  
bavuranların mağdur sıfatının bulunmadığı itirazı kabul görmemektedir. Hükümetin  
bavuranların Yargıtay kararına karı düzeltme bavurusunda bulunabilecekleri hususunda  
AĐHM, Yargıtay’ın 28 Eylül 2004 tarihli kararının kesin hüküm niteliğini taıdığını  
hatırlatmaktadır. Kendilerinden beklenen bavuru yollarını kullanan bavuranlardan esasen  
3
aynı amaca yönelik ve sonucu itibarıyla baarı ile sonuçlanması pek de mümkün olmayan diğer  
bavuru yollarına gitmeleri beklenemez (Bkz. Tekin-Türkiye no: 41556/98, 2 Temmuz 2002).  
Bavuranların Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Đdari Yargılama Usulü’nün ilgili  
hükümlerine dayalı olarak tazminat bavurusunda bulunabilecekleri itirazı ile ilgili AĐHM,  
yıllarca söz konusu arazilerin vasfı ve tapu senetlerinin geçerliliği ile ilgili kararların çıkmasını  
bekleyen bavuranlardan tazminat almak adına yeniden dava açmalarını istemenin uygun  
olmayacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. Temel Conta Sanayi ve Ticaret A..-Türkiye no:  
45651/04, 10 Mart 2009, Doğrusöz ve Aslan-Türkiye no: 1262/02, 30 Mayıs 2006 ve  
Ardıçoğlu-Türkiye no: 23249/04, 2 Aralık 2008).  
Son olarak, Hükümetin kadastro çalımalarına karı çıkılmadığı yönündeki itirazına ilikin  
AĐHM, dava dosyasından bavuranlar açısından kadastro çalımaları sonuçlarının kendilerine  
tebliğ edildiğini gösterir herhangi bir unsurun yer almadığını, dolayısıyla bu yönde bir itirazı  
gerektirecek bir durumun sözkonusu olmadığını gözlemlemektedir.  
Bu gerekçelere dayalı olarak Hükümet tarafından yapılan itirazlar reddedilmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM esasa dair, geçmite de bavuranların öne sürmüoldukları ikayetlere benzer  
ikayetleri incelediğini ve bavuranların taınmazının Hazineye devredilmesinden herhangi  
bir tazminatın ödenmemesi nedeniyle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Turgut vd, Rimer vd.-Türkiye no: 18257/04,  
10 Mart 2009 ve Nural Vural-Türkiye no: 16009/04, 10 Mart 2009). AĐHM kendisine sunulan  
bütün unsurları incelemive Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak  
ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir.  
Bu nedenle, Ek 1 no’lu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar bir yanda davalarının tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun  
görülmemesi, öte yandan bütün yargı süreci boyunca silahların eitliği ilkesine riayet  
edilmemesi dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
AĐHM, dava dosyasında 6. maddenin ihlal edildiğini veyahut yargılama sürecinin keyfi  
sürdürüldüğünü gösterir herhangi bir delilin yokluğunda öne sürülen ikayetin dayanaktan  
yoksun olduğuna ve AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine itibar  
etmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar 41. madde bağı altında yasal faiz oranıyla birlikte taınmazlarının ve  
inaatların gerçek değeri olduğunu ileri sürdükleri 1.998.525,42 Euro maddi tazminat talep  
etmektedir. Bavuranlar ayrıca 300.000 Euro manevi tazminat ve AĐHM önünde yapmıꢀ  
oldukları yargılama giderleri için 30.551 Euro talep etmektedir.  
Hükümet öne sürülen bu taleplere karı çıkmakta ve AĐHM’yi bu meblağları reddetmeye  
davet etmektedir.  
4
Mevcut dava koullarında, Savunmacı Devlet ile bavuranlar arasında olası bir uzlama  
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aamada  
uygulanamayacağına kanaat getirmektedir (Bkz. aynı anlamda, sözü edilen Turgut vd., Nural  
Vural ve Rimer vd.). AĐHM diğer unsurların yanı sıra bavuranlar tarafından yetkili bir  
mahkeme nezdinde açılacak değer tespit davasının sözkonusu taınmazın değerini belirlemek  
açısından uygun bir yöntemi oluturacağı kanısındadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine yönelik ikayetin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aamada uygulanamayacağına ve  
sonuç itibarıyla,  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümetin ve bavuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görülerini yazıyla kendisine bildirmeye ve  
bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlamadan kendisini haberdar etmeye davet  
edilmesine;  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 15 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5