C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ADEM ARSLAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:75836/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 ARALIK 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 75836/01 bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı Adem Arslan’ın (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Mart 2001  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur. Bavuran, adli yardımdan faydalanarak, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi  
(AĐHM) önünde Bursa Barosu avukatlarından N. Bener tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1974 doğumlu bavuran Ordu’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 20 Kasım 1999 tarihinde komularının ikayeti üzerine Polis Karakolu’na  
çağrılmıve burada ifadesi alınmıtır. Bavuran ruhsatlı ateli silahının bulunduğunu ve  
einin kendisini terk ettiğini anlayınca kriz geçirip apartmanın içinde ateettiğini kabul  
etmitir. Adli soruturma açılmıtır.  
Bursa Sulh Ceza Mahkemesi 24 Kasım 1999 tarihinde, 15.000.000 TL ön ödemeli  
tebliğ tutanağı kararnamesini bavurana tebliğ etmitir. On gün içinde bu miktarı ödemediği  
takdirde, aleyhinde bir kamu davasının açılacağını belirtmitir.  
Sulh Ceza Mahkemesi, dosyaya dayanarak, 4 ubat 2000 tarihinde, Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 386. maddesi uyarınca meskun mahalde silah atmak  
gerekçesiyle bavuranı 15.000.000 TL para cezasına çarptırmıve evinde bulunan silahına ve  
mermilerine el konulmasına karar vermitir.  
Bavuran, 13 Mart 2000 tarihinde duruma açılarak yargılama yapılmasını isteyerek,  
Bursa Asliye Ceza Mahkemesi’nde bu kararnameye itiraz etmitir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 29 Mart 2000 tarihinde bu talebi kabul etmive Sulh Ceza  
Mahkemesi’nin duruma yapmasına karar vermitir.  
Sulh Ceza Mahkemesi 13 Nisan 2000 tarihinde, Adalet Bakanlığı’ndan dosya  
üzerinden yargılamanın devam ettirilmesi amacıyla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun  
343. maddesi uyarınca “yazılı emir” yoluyla kararın bozulmasını istemitir.  
Adalet Bakanlığı, dosyayı Yargıtay Đkinci Dairesi’ne yollamıtır.  
Yargıtay 7 Temmuz 2000 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı  
bozmuve dosyayı yeniden incelemesini istemitir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 26 Ekim 2000 tarihinde dosyayı yeniden incelemive Sulh  
Ceza Mahkemesi’nin verdiği ceza kararnamesine karı bavuranın yaptığı itirazı reddetmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, duruma yapılması talebinin reddedilmesi ve savunmasını yapamadan ceza  
kararının verilmesinden dolayı, davasının hakkaniyete uygun olarak görülmediğinden  
ikayetçi olmaktadır. Bavuran AĐHS’nin 6§1 maddesini ileri sürmektedir.  
2
A. Ön Đtiraz Hakkında  
Hükümet, kabuledilemezlik itirazında bulunmakta ve ceza kararnamesinin, yalın  
anlamıyla “karar” değil, sadece idari karar olduğunu savunmaktadır. Hükümet, bavuranın  
Asliye Ceza Mahkemesi’ne bavurarak Sulh hakimi kararına itiraz edebileceğini, bunun da  
ceza hukuku uyarınca “ihtilaflı olay”’a neden olacağını belirtmektedir. Sonuç itibariyle  
Hükümet’e göre 29 Mart 2000 tarihli Asliye Ceza Mahkemesi kararı, bu bavurunun etkili  
olduğunu onaylamaktadır.  
Bavuran, sulh hakiminin Adalet Bakanlığı’na yaptığı “yazılı emirle” bozma talebinin  
ardından Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın iptal edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, 35§1 maddesi gereğince, “olayların meydana geldiği dönemde bavurunun  
teoride olduğu gibi uygulamada da mevcut ve etkili olduğu, yani bavurunun yapılabileceği,  
bavurana ikayetlerinin telafi edilmesini sağlayacağı ve baarıyla sonuçlanması için makul  
bakıaçıları sunduğu yönünde AĐHM’yi ikna etmenin, iç hukuk yollarının tüketilmediği  
itirazında bulunan Hükümet’in görevi olduğunu” hatırlatmaktadır (Akdivar ve diğerleri-  
Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar).  
AĐHM, bu davada bavuranın Asliye Ceza Mahkemesi’ne bavurduğunu ve böylece  
ceza hukuku uyarınca “ihtilaflı olaya” neden olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla hiç  
üphe yok ki sadece idari olmayıp, ceza davası da sözkonusudur. Daha sonra Asliye Ceza  
Mahkemesi’nin Sulh Ceza Mahkemesi’nden duruma yapma istemine rağmen, yargılama  
Adalet Bakanlığı’nın izni de alınarak yazılı olarak sürdürülmütür. Bunun sonucunda  
Hükümet tarafından ileri sürülen bavuru, içtihat uyarınca “etkili” değildir. Buradan  
Hükümet’in reddedilmesi sonucu çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca bavurunun açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM bavurunun baka hiçbir kabuledilemezlik  
gerekçesi ile ters dümediğini belirtmektedir. Dolayısıyla bavuruyu kabuledilebilir ilan  
etmek uygun olacaktır.  
B. Esasa Dair  
AĐHM, durumaların aleniyetinin AĐHS’nin 6§1 maddesinde yer verilen temel ilkeyi  
oluturduğunu hatırlatmaktadır. Durumaların aleniyeti, halkın denetiminden geçmeyen  
adalete karı yargılanan kiileri korumakta ve böylece mahkemelere olan inancın  
korunmasına katkıda bulunulacak yollardan birini oluturmaktadır. Adalete kazandırdığı  
effaflıkla, her demokratik toplumun ilkeleri arasında yer alan ve 6§1 maddesinin adil  
yargılanma güvencesi amacına ulaılmasına yardımcı olmaktadır (Stefanelli-Saint-Marin, no:  
35396/97 ve Malhous-Çek Cumhuriyeti, no: 33071/96).  
AĐHM, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun uygun hükümlerine göre, davaya  
bakan hakimin bazı suçlar için, dosya temel alınarak duruma yapmadan ceza kararnamesi  
çıkarabileceğini not etmektedir. Đtiraz hafif yada ağır para cezasına ilikin kararnameye karı  
yapıldığı takdirde, Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan itiraz ilemi duruma yapılmadan  
görülebilir. Asliye Ceza Mahkemesi, itiraz halinde sadece dosyayı temel alarak karar  
verebilir.  
3
Bu durumda, AĐHM, bavuranın yargılamanın hiçbir aamasında ulusal mahkemeler  
önünde durumadan faydalanamadığını not etmektedir. Ne ceza kararnamesi çıkaran Ceza  
Mahkemesi, ne de itiraz üzerine hükme varan Asliye Ceza Mahkemesi duruma yapmıtır.  
Bavuran, kendisini yargılamaya çağrılan hakimler önünde hiçbir zaman kiisel olarak  
mahkemeye çıkma olanağına sahip olamamıtır.  
AĐHM, Asliye Ceza Mahkemesi önünde duruma yapılmamasının Anayasa  
Mahkemesi tarafından müzakere edildiğini ve Anayasa Mahkemesi’nin duruma yapılmasının  
adil yargılanma hakkı ve savunma hakları ile bağdamadığına kanaat getirdiğini  
belirtmektedir. AĐHM, bu tespiti ve ceza kararnameleri hakkında yeni Ceza Kanunu ve Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda hiçbir hükmün mevcut olmamasını gözönünde  
bulundurmaktadır.  
Dolayısıyla AĐHM, bavuranın davasının davasına bakan mahkemeler tarafından aleni  
bir ekilde görülmediğinden dolayı, AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine kanaat  
getirmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maddi zarara uğradığını iddia etmekte ve bu nedenle 1.555.000.000 TL  
istemektedir. Ayrıca bavuran 25.000 Amerikan Doları [yaklaık 20.161 Euro] tutarındaki  
manevi zararının ödenmesini istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, ortaya konulan eksikliklerden dolayı Türk mahkemelerinin vardığı sonuçlar  
hakkında yorum yapamaz. Dolayısıyla bavuranın maddi zarar adı altında yaptığı talebi  
reddetmektedir.  
AĐHM, bavuranın, ihlal tespitinin tek baına karılayabileceği bir takım manevi  
zarara uğrayabileceğine kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 10.000 Amerikan Doları  
[yaklaık 8.064 Euro] istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları  
ortaya konulduğu sürece masraf ve harcamaların ödenmesini sağlayabilmektedir. Bu davada  
ve elinde bulunan unsurları gözönüne alarak, AĐHM, yapılan bütün masraflar için bavurana  
500 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
4
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đꢀbu kararın bavuranın uğradığı manevi zarar için yeterli adil tazmin oluturduğuna;  
4. 4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından  
bavurana masraf ve harcamalar için 500 (beyüz) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her  
türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 19 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
5