COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
BĐRĐNCĐ DAĐRE1  
ADALI/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 38187/97)  
KARAR  
STRAZBURG  
31 Mart 2005  
NĐHAĐ  
12/10/2005  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ekle ilikin  
değiiklik yapılabilir.  
1 1 Kasım 2004 öncesi oluturulmasında.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
Adalı/Türkiye kararında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Daire),  
Sn. C.L. ROZAKIS, Bakan,  
Sn. P. LORENZEN,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. F. TULKENS,  
Sn. N. VAJIĆ,  
Sn. S. BOTOUCHAROVA,  
Sn. A. KOVLER, yargıçlar,  
Ve Bölüm Sekreteri Sn. S. NIELSEN’in katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti olarak toplanmı,  
31 Ocak 2002 ve 10 Mart 2005 tarihindeki gizli görüme sonucunda,  
Son anılan tarihte benimsenmiolan aağıdaki karara varmıtır:  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
1.Davanın nedeni, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nde (“KKTC”) yaamakta olan  
Türk vatandaı Đlkay Adalı’nın (“bavuran”), 12 Eylül 1997 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye  
aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptığı bavurudur (bavuru no.  
38187/97).  
2. Adli yardım verilen bavuranı, Monica Carss-Frisk ile birlikte Lord Lester of Herne  
Hill, QC ve Londra’daki Bindman&Partners adlı bir hukuk bürosunun avukatı Stephen Grosz  
temsil etmitir. Türk Hükümeti’ni (“Hükümet”), Ajanları Profesör Zaim Necatigil, ve Deniz  
ulen Karabacak, Ergin Ulanay, Alev Günyaktı ve avukat Ali Rıza Güder ile birlikte ortak  
Ajanları Deniz Akçay ve Münci Özmen temsil etmitir.  
3. Bavuran, einin Türk ve/veya “KKTC” makamları tarafından öldürülmüolduğunu  
ve yerel makamların, einin ölümüne ilikin gerekli soruturmayı açmadıklarını ileri  
sürmütür. Ayrıca, einin ölümünü müteakiben “KKTC” makamlarınca tacize uğratıldığını,  
sindirilmeye çalııldığını ve ayrımcılığa maruz bırakıldığını ileri sürmütür. Bavuran,  
sözkonusu iddiasını AĐHS’nin 2, 3, 6, 8, 10, 11, 13, 14 ve 34. maddelerine dayandırmıtır.  
4. Bavuru, AĐHS’ye ek 11 No.lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998  
tarihinde AĐHM’ye havale edilmitir (11 No.lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).  
5. Bavuru ile ilgili olarak AĐHM’nin Birinci Dairesi görevlendirilmitir (AĐHM Đç  
Tüzüğünün 52 § 1. maddesi). Sözkonusu Daire içerisinde, davayı değerlendirecek Heyet Đç  
Tüzüğün 26 § 1. maddesinde belirtilen ekilde tekil edilmitir (AĐHS’nin 27 § 1. maddesi).  
6. 1 Kasım 2006 tarihinde AĐHM, Dairelerinde değiiklik yapmıtır (Đç Tüzüğün 25 §  
1. maddesi). Sözkonusu dava ile ilgili olarak yeni oluturulan Birinci Daire görevlendirilmitir  
(Đç Tüzüğün 52 § 1. maddesi).  
7. 31 Ocak 2002 tarihinde Strazburg’daki Đnsan Hakları Binası’nda kamuya açık bir  
duruma yapılmıtır (Đç Tüzüğün 54 § 3. maddesi).  
Durumada aağıdaki kiiler AĐHM’nin huzuruna çıkmılardır:  
2
(a) Hükümet için  
Profesör Z. Necatigil,  
D. Akçay,  
S. Karabacak,  
E. Ulanay,  
Ajan,  
Ortak Ajan,  
Avukat,  
avir,  
A. Günyakti,  
A.R. Güder,  
Avukat,  
(b) Bavuran için  
Lord LESTER OF HERNE HILL, QC,  
M. CARSS-FRISK, QC,  
S. GROSZ,  
Avukat,  
8. AĐHM, Profesör Necatigil’in ve E. Ulanay’ın Hükümet için, Lord Lester’ın  
bavuran için yaptığı sunuları dinlemitir.  
9. AĐHM, durumayı müteakiben, 31 Ocak 2002 tarihli bir kararla bavurunun  
kabuledilebilir olduğuna karar vermitir.  
10. Bavuranın einin öldürülmesine ilikin olaylar hususunda taraflar arasındaki  
ihtilafı ve “KKTC” makamlarının bavuranı taciz ettiğine, sindirmeye çalığına ve  
ayrımcığa maruz bıraktığına dair iddiaları göz önünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin 38 § 1.  
(a) maddesi bağlamında bir soruturma balatmıtır. AĐHM, 8 Ekim 2002 tarihinde  
Strazburg’da ve 23 ve 24 Haziran 2003 tarihinde Lefkoa’da gerçekletirilen durumalardaki  
görgü tanıklarının ifadelerini almak için dört Vekil tayin etmitir.  
11. Bavuran ve Hükümet, esaslar üzerine görülerini bildirmilerdir (Đç Tüzüğün 59 §  
1. maddesi). Ayrıca, Mahkeme Bakanının yazılı müdahalede bulunmasına izin verdiği Kıbrıs  
Hükümeti’nden üçüncü taraf yorumları alınmıtır (AĐHS’nin 36 § 2. maddesi ve Đç Tüzüğün  
44 § 2. maddesi). Sorumlu Hükümet, sözkonusu yorumlara cevap vermitir (Đç Tüzüğün 44 §  
5. maddesi).  
1 Kasım 2004 tarihinde AĐHM, Dairelerinde değiiklik yapmıtır (Đç Tüzüğün 25 § 1.  
maddesi). Sözkonusu dava ile ilgili olarak 1 Kasım 2001 tarihinde oluturulmuolan Birinci  
Daire görevli olmaya devam etmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
12. Bavuran, 1944 doğumludur ve Kuzey Kıbrıs’taki “Kuzey Kıbrıs Türk  
Cumhuriyeti” (“KKTC”) Lefkoa’da yaamaktadır.  
13. Bavuru, bavuranın ei Kutlu Adalı’nın bilinmeyen kiilerce öldürülmesi ile  
ilgilidir. Bavuran, Türk ve/veya “KKTC” makamlarının öldürmede yer almasına ilikin ciddi  
iddialarda bulunmutur. Einin, makaleleri ve siyasi görüleri nedeni ile birçok kez ölüm  
tehdidi almıolduğunu ileri sürmütür. Bavuran ayrıca, einin ölümünü müteakiben “KKTC”  
3
makamlarınca taciz edildiği, sindirilmeye çalııldığı ve ayrımcılığa maruz bırakıldığı  
hususunda ikayette bulunmutur. Bu hususta, çeitli olaylara değinmitir.  
14. Hükümet, Kutlu Adalı’nın öldürülmesine ilikin tüm iddiaları reddetmitir.  
“KKTC” makamlarının, ölümüne ilikin acilen bir soruturma balatmıve yürütmüꢀ  
olduklarını ileri sürmütür. Ancak, suçun failleri henüz tehis edilememitir. Hükümet aynı  
zamanda bavuranın tacize uğramıolduğu yönündeki iddialarını reddetmitir ve sözkonusu  
iddiaların yalnızca spekülasyon olduğunu ileri sürmütür.  
A. Olaylar  
15. Bavuranın einin ölümü ve “KKTC” makamlarınca gerçekletirildiği iddia edilen  
taciz, sindirme ve ayrımcılıkla ilgili olaylar hakkında, taraflar arasında görüayrılığı  
bulunmaktadır.  
16. Bavuran tarafından sunulan olaylar, Kısım 1’de belirtilmektedir. Hükümet  
tarafından sunulan olaylar, Kısım 2’de belirtilmektedir.  
17. Strazburg ve Lefkoa’da gerçekletirilen durumalarda görev alan Mahkeme  
Delegeleri’nin tanıklık ifadeleri, Bölüm B’de özetlenmektedir.  
1. Bavuran tarafından sunulan olaylar  
18. Bavuranın ei, Kutlu Adalı, Türk Hükümeti’nin ve “KKTC” makamlarının  
politikalarını ve uygulamalarını katı bir ekilde eletiren makaleler yazması ve yayınlaması ile  
tanınan Kıbrıslı Türk bir yazar ve gazetecidir. Her zaman Kıbrıs’ın bölünmemesi ve Kıbrıslı  
Türk ve Rumların çoğulcu demokratik bir sisteme dayalı birleik bir Cumhuriyet içerisinde  
yaaması gerektiğini ileri sürmütür.  
19. Kutlu Adalı, yazarlığı ve gazeteciliği yanında geçmite birçok memuriyet görevi  
ifa etmitir. 1961 ve 1972 seneleri arasında daha sonra “KKTC”nin Cumhurbakanı görevine  
gelen Rauf Denkta’ın özel sekreteri olarak görev yapmıtır. 1972 senesinde Sayın  
Denkta’ın, hemfikir olmadığı politikalarına ilikin bir makale yazmak istediği için maaı  
kesilmitir.  
20. Sözkonusu tarihte Sayın Denkta, bavuranın ei Kutlu Adalı’nın, Türk Direniꢀ  
Hareketi kontrolünde bulunan Bayrak adlı bir radyo istasyonu için çalımasını istemitir.  
Kutlu Adalı, sözkonusu radyo istasyonu için çalımayı reddetmive reddettiği için  
yargılanmadan bir hafta boyunca hapsedilmitir. Serbest bırakılmasının ardından maaının  
yeniden ödenmeye balanması için Bayrak Radyosu için çalımaya balamıtır.  
21. 1974 yılında Nüfus Kayıt Dairesi Kimlik Kartları Bölüm Bakanlığı görevine  
getirilmitir. 1979 Aralık ayında görevinden alınarak 1986 yılında “KKTC”nin Turizm  
Bürosu Danımanlığı görevine getirilmitir. Memurluk hizmeti, 50 yaında erken emekli  
olmak durumunda bırakıldığı 1987 senesinde sona ermitir.  
22. Kutlu Adalı, kamu hizmeti süresince ve emekliliği sonrasında yazarlık ve  
gazetecilik kariyerine devam etmitir. Balangıçtagerçek ismini kullanarak birleik bir Kıbrıs  
üzerine siyasi fikirlerini açıklaması tehlikeli olacağı için Kerem Atlı takma adı altında  
4
yazmıtır. 1981 senesinde gerçek ismini kullanmaya balamıtır. Ölümünden önceki 7 sene  
süresince bir sol kanat gazetesi olan Yenidüzen için yazmıtır.  
23. Bavuran ve ei, Adalı’yı fikirlerini ifade etmekten caydırmak amaçlı bir çok  
tehdit almılardır. 1980 Ocak ayı ve 1996 Haziran ayı arasında bavuranın ei, kimliği belirsiz  
kiilerce çeitli ekilde tacizlere maruz bırakılmıtır. Evine makineli silahlarla saldırıda  
bulunulmu, sık sık tehdit telefonları almıtır. Takma bir isim altında yazmakta olduğu için  
kimliği belirsiz kiiler, kendisi aleyhinde cezai takibat balatabilmek amacı ile makalelerinin  
nüshalarını aramak için evine girmitir.  
24. 17 Mart 1996 tarihinde Yenidüzen Gazetesi, hırsızların Aziz Barnabas  
Manastırı’ndaki bir mezara girerek kültürel öneme sahip çeitli objeleri çaldıkları bir olaya  
ilikin, Kutlu Adalı tarafından yazılan bir makaleyi yayınlamıtır. Hırsızların arabalarının  
renkleri ve plakalarının kaydedildiğini ve plakaların, iki Sivil Savunma Örgütü mensubuna ait  
olduğunun saptandığını yazmıtır. Sözkonusu makalenin yayınlanması ardından gazete  
editörü, Sivil Savunma Örgütü bakanından tehdit içeren bir telefon almıtır. Adalı da tehdit  
içeren telefonlar almaya balamıtır.  
25. 4 Haziran 1996 tarihinde Yenidüzen Gazetesi, yine Adalı tarafından yazılan ve  
Türk Hükümeti ve “KKTC”nin “Anavatan-yavru vatan” politikasını katı bir dille eletiren bir  
makale yayınlamıtır.  
26. 6 Haziran 1996 tarihinde 23.35 sularında bavuranın ei, “KKTC”de kimliği  
belirsiz kiilerce evinin önünde vurulmuve öldürülmütür. Bavuran, einin öldürüldüğü  
gece Đstanbul’da bulunmaktaydı. 23.15 sularında eine telefon ettiğinde “onların” kendisini  
tehdit ettiklerini söylemitir. “KKTC” makamları, bavurana einin cesedini göstermeyi  
reddetmitir. Morgdan sorumlu doktor Đsmail Bundak bavurana, cesedin röntgen filminin  
çekilmiolduğunu, ancak otopsi yapılmamıolduğunu söylemitir. Bavurana röntgen  
filmlerini görme izni verilmemitir. Đlk olarak Hükümet’in 1 Nisan 1999 tarihli görülerinde  
bir otopsi gerçekletirildiğinden haberdar edilmive otopsinin bir nüshası tedarik edilmitir.  
27. Bavuran, einin ölümünü kendisi soruturmaya karar vermitir. Komularından,  
einin ölümünden kısa süre önce siyah bir arabanın sokağa park edildiğini öğrenmitir.  
Sözkonusu siyah araba, bavuranın einin yaamının son aylarında aile ile dost olan emekli  
polis memuru Altay Sayıl’ın arabası ile aynı modeldir. Altay Sayıl, einin ölümünü takip eden  
on gün süresince ortaya çıkmamıtır.  
28. Bavuranın komuları kendisine, einin vurulduğu sırada katillerine yaamı için  
yalvarğını duyduklarını söylemilerdir. Bir adamın, bavuranın einin ölmeyi hak ettiğini  
söylediğini duyduklarını belirtmilerdir. Komular ayrıca, bavuranın evi yakınındaki sokak  
ıığının, 22.30 civarında sönerek etrafı karanlığa boğduğunu ve Adalı’nın vurulmasından kısa  
süre sonrasına kadar yeniden yanmadığını belirtmitir. Bavuran komularından ayrıca, ateꢀ  
edilmesi ardından birkaç dakika içerisinde yaklaık on iki askeri aracın olay yerine geldiğini,  
yolu geçie kapadığını ve polis memurlarının “özel tim”lerinin çevre sakinlerini silah  
kullanarak evlerine girmeye zorladıklarını öğrenmitir.  
29. 8 Temmuz 1996 tarihinde “KKTC” Hükümeti yanlısı Kıbrıs gazetesi, kendilerine  
Türk Đntikam Tugayı adını veren faist bir grubun, Kutlu Adalı’yı kendilerinin öldürmüꢀ  
olduklarını iddia eden ifadelerini aldıklarını belirtmitir. Bavurana göre, sözkonusu grup  
Milli Hareket Partisi’nin “Bozkurtlar” adı verilen gençlik akımı ile bağlantılıdır. Türk Silahlı  
5
Kuvvetleri, Türk polisi, Milli Đstihbarat Tekilatı (MĐT), Türk Paramiliter Yapılanması, Türk  
Bakanlar ve Türk mafyası ile yakın ve uzun süreli bağlantıları bulunmaktadır.  
30. Einin öldürülmesinden üç gün sonra bavuranın ailesi, kimliği belirsiz bir kadın  
tarafından aranmıve kadın, einin ölümünden Hüseyin Demirci adlı bir kii ile ilk ismi  
Orhan olan bir kiinin sorumlu olduklarını belirtmitir. Bavuran, polisi bu telefon  
konumasından haberdar etmitir ancak polis, sözkonusu kadının polise yanlıifadeler  
vermesi ile tanındığını belirterek soruturma balatmayı reddetmitir. Bavuran, Demirci’nin  
“Bozkurtlar”a ve Sivil Savunma Örgütü’ne mensup olduğunu ve güvenlik güçlerinin  
kendisine ödeme yaptığını öğrenmitir. Orhan, adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri’nde albaydır.  
31. 14 Temmuz 1996 tarihinde bavuranın çocukları, “KKTC” Cumhurbakanı ile bir  
görüme ayarlamılardır. Babalarının katilinin bulunması yönünde etkin bir soruturma  
balatmasını istemiler ve Cumhurbakanı, bu isteği kabul etmitir.  
32. 18 Temmuz 1996 tarihinde bavuran, Cumhurbakanı Denkta’tan Kutlu Adalı’ya  
ehit mertebesi verilmesini istemitir. 9 Eylül 1996 tarihinde isteği reddedilmitir.  
33. Ayrıca basında, “Bozkurtlar”la bağlantısı olan ve bazı Türk yetkilileri tarafından  
PKK mensubu olduğundan üphe edilen kiileri öldürmesi emredildiği iddia edilen aırı sağ  
kanata mensup bir eylemci olan Abdullah Çatlı’nın, bavuranın einin öldürülmesine müdahil  
olduğuna ilikin yinelenen iddialar yer almıtır. Bavuranın kiisel olarak edindiği bilgilere  
göre, Abdullah Çatlı 1996 Temmuz ayı baında farklı bir kimlik altında “KKTC”ye gelmitir.  
34. 1996 senesi Kasım ayında güney Kıbrıs’tan ei adına bir ödül kabul etmek üzere  
bir davet aldığını ileri sürmütür. Ancak, görümeden önceki gün, “KKTC Dıileri  
Bakanğı”ndaki bir yetkiliden bir telefon almıve korktuğu için görümeye gitmemitir.  
35. 1996 senesi Aralık ayında bavuran, güvenlik güçleri komutanı Hasan Peker  
Günal’ı görmeye gitmive güvenlik güçlerinin einin ölümünü yeterince soruturmadıkları  
hususunda ikayette bulunmutur.  
36. 5 Mart 1997 tarihinde Yenidüzen Gazetesi, “Bozkurtlar”ın bakanınca imzalanmı,  
sol kanata dahil gazeteci ve yazarların bavuranın ei gibi öldürüleceğine ilikin bir tehdit  
içeren bir mektup yayınlamıtır. Bavuran, sözkonusu makalenin nüshalarını soruturma  
yapması için polise teslim etmitir, ancak hiçbir cevap alamamıtır.  
37. 26 Haziran 1997 tarihinde bavuran, güvenlik güçleri komutanı Hasan Peker  
Günal’a, einin öldürülmesi üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen faillerin henüz  
bulunmadığını yazmıfakat hiçbir somut bilgi alamamıtır.  
38. Sivil polisler, bavuranı ve kızını düzenli olarak takip etmektedir, telefonları  
dinlenmekte ve yazımaları kontrol edilmektedir. Kimliği belirsiz kiiler tarafından telefonla  
aranmaktadırlar ve telefon ve faks bağlantıları zaman zaman kesilmektedir. Bu bağlamda,  
einin ölümü ardından pek az basağğı mektubu aldığını ifade etmitir. Evinin suyunun  
birçok kez kesildiğini ve Su Đꢀleri Dairesi’nce ileri sürüldüğünün aksine bunun teknik  
sorunlardan kaynaklandığına inanmadığını iddia etmektedir.  
6
39. “KKTC” Hükümeti ayrıca, “Kutlu Adalı Vakfı” adı altında Kutlu Adalı’nın barı,  
insan hakları ve özgürlükle ilgili fikirlerinin devam ettirilmesini amaçlayan bir dernek  
kurmayı reddetmitir.  
40. Bavuran ayrıca yetkili makamlardan einin, uçuücretlerinde indirim yapılması  
gibi bir takım haklar sağlayan basın kartını muhafaza etmek istemi, ancak, isteği  
reddedilmitir.  
41. 20 Haziran 1997 tarihinde resmi makamlar, bavuran ve kızının güney Kıbrıs  
tarafına geçmelerine izin vermeyerek orada bir radyo istasyonunun düzenlediği toplantıya  
katılmaktan alıkoymutur.  
42. Kutlu Adalı’nın ölüm yıldönümünde bavuran, einin anılması için bir tören  
düzenlemitir. Tören günü belediye, sokağın tam altındaki yolu kazmak üzere kazma araçları  
getirtmitir. Bavuran ayrıca, Kutlu Adalı’nın bahçelerinde bulunan resminin de çalınmıꢀ  
olduğunu ileri sürmütür.  
43. 10 Ağustos 1997 tarihinde evinin dıında üç el ateedildiğini duymutur.  
Müteakiben, Đngiltere’ye gitmek üzere ayrılmadan önce bir emlak komisyoncusunun kızıyla  
görümeye gelerek ona, evlerini satmasını ve teklif edeceği fiyatı kabul etmesini söylemitir.  
Bavuran, sözkonusu emlak komisyoncusunun “KKTC” makamlarınca kendisini ülkeye terk  
etmeye ikna etmesi için gönderildiğine inanmaktadır.  
44. Bavuran ayrıca, AĐHM’ye bavurusunu müteakiben kızının bankadaki görevine  
son verildiğini ve memuriyet sınavında 68 aday arasında 15. olduğu halde göreve  
alınmağını ileri sürmütür.  
45. Ayrıca bavuranın temsilcileri, 21 Ocak 2000 tarihinde bavuranın 15 Aralık 1999  
tarihinde AĐHM huzurundaki bavurusuna ilikin Profesör Bakır Çağlar ile görüğünü  
bildirmitir. Türk Hükümeti’nin AĐHM huzurundaki davalarında eski Türkiye temsilcisi olan  
Profesör Çağlar’ın, AĐHM huzurundaki davayı kazanırsa öldürülebileceğini ve kızının  
bursunun kesileceğini söylemiolduğu iddia edilmitir. Ancak bavuran, sözlü ifadesinde  
Profesör Çağlar’ın, davanın detaylarına ilikin sorular sorduğunu ve kendisine, davayı onun  
için kazanabileceğini çünkü avukatlarının pek de iyi olmadığını söylediğini belirtmitir.  
“KKTC” veya Türkiye makamları ile bağlantılı olduğunu düündüğü için davasına Profesör  
Çağlar’ın bakmasını istememitir.  
2. Hükümet tarafından sunulan olaylar  
(a) Kutlu Adalı’nın ölümü öncesindeki olaylar  
46. Hükümet, Cumhurbakanı Denkta’ın özel sekreteri olarak görev aldığı sıralarda  
Kutlu Adalı’nın, askerlik hizmeti yapmamak için Cumhurbakanı’nın desteğini istediğini  
belirtmitir. Đsteği reddedilmive kısa bir kısmı temel eğitim dönemi ve geri kalanı Bayrak  
radyo istasyonunda gerçekletirdiği büro iinden oluan askerlik hizmetini yerine getirmek  
durumunda kalmıtır. Askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra Nüfus Kayıt Dairesine  
atantır. 1979 Aralık ayında Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası’nın 93. maddesi  
uyarınca sorumlu Bakan, Babakan ve Devlet Bakanı tarafından imzalanan resmi bir belge  
ile görevinden alınmıve Dıileri, Savunma ve Turizm Bakanlığı’na danıman olarak  
atantır. Adalı, Yüksek Đdari Mahkeme’ye bavurmuve sözkonusu durumun feshini talep  
7
etmitir. Mahkemeler, Adalı’nın taleplerini kabul etmive 1983 senesinde eski görevine  
getirilmitir.  
47. Hükümet, Adalı’nın kamu hizmetini yerine getirdiği süre içerisinde yazarlık ve  
gazetecilik kariyerine devam ettiğini ileri sürmektedir. “Kerem Atlı” takma adı altında  
yazmasının nedeni, siyasi fikirlerini açıklamasının kendisi için tehlike arzetmesi değil,  
memurların günlük siyasete dahil olmamaları ve tarafsız hareket etmeleri gerektiğine dair  
yasal hükümdür. Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu, Adalı tarafından ifade edilen fikirlerle  
görübirliği içerisinde değildir.  
(b) Adalı’nın öldürülmesine ilikin soruturma  
48. Hükümet, 6 Temmuz 1996 tarihinde, 23.40 sularında Lefkoa Polis Karakolu’nun  
Haberleme ubesi’nin 155 No.lu telefonuna kimliği belirsiz bir kii tarafından, Ardıç Sokak  
ile Akasya Sokağın kesime noktasında bir cinayet ilendiğinin bildirildiğini belirtmitir.  
49. Đhbarı müteakiben Lefkoa Polis Karakolu’na bağlı Yeniehir Polis Karakolu  
civarındaki çevik birliğe ait iki Land Rover, kısa süre içerisinde olay mahalline gelmitir.  
Onları, Yeniehir ve Lefkoa Polis Karakolları’ndan Cezai Soruturma Bölümü’ne dahil  
personeli getiren polis araçları izlemitir. Olay mahalli ve çevresi, suçluları tespit etmek üzere  
çalımalara balayan polis memurlarınca kordon altına alınmıtır. Hükümet, polis ve Kıbrıs  
Türk güvenlik güçleri tarafından kullanılan araçların ekil ve renk olarak benzerlik  
gösterdiğini vurgulamıtır.  
50. Soruturma, Kutlu Adalı’nın ölümünden hemen sonra balamıtır. 7 Temmuz 1996  
tarihinde sabah 3.00 sularında polis memurları, olay mahalline Lefkoa Devlet  
Hastanesi’nden bir doktor getirmitir. Doktor, cesedi incelemive Adalı’nın, sol akak ve sol  
omzundaki iki kurun yarası nedeni ile olay mahallinde ölmüolduğunu tespit etmitir. Bir  
görevli, olay mahallinin fotoğraflarını çekmitir. Olay mahalline ilikin bir plan, bofieklerin  
yerini göstermektedir. Ceset daha sonra otopsi amacıyla Lefkoa Devlet Hastanesi morguna  
gönderilmitir. Adalı’nın cesedi, hastane morgundaki polis memurlarınca kayınbiraderine  
gösterilmitir.  
51. 7 Temmuz 1996 tarihinde polis memurları, Akasya ve Ardıç Sokaklarında  
bavuranın yakınlarının da dahil olduğu sakinlerin bir listesini hazırlamıtır. Aynı gün olayla  
ilgili bilgileri hakkında otuz üç kiinin ifadeleri alınmıtır.  
52. 7 Temmuz 1996 tarihinde Đsmail Bundak tarafından gerçekletirilen otopsiyi  
müteakiben ölüm nedeni, bir ateli silahla ateedilmesi sonucu açılan yaralar sebebiyle iç  
organların parçalanması, iç kanama ve bata supdural kanama olarak tespit edilmitir. Otopsi  
sonrası, Adalı’nın giymekte olduğu mavi gömlek, çizgili tiört, bir çift terlik ve gözlük delil  
olarak alınmıtır.  
53. 8 ve 31 Temmuz 1996 tarihleri arasında bavuranın ailesinin de dahil olduğu  
muhtemel görgü tanıklarından yirmi altı ifade alınmıtır.  
54. 13 Temmuz 1996 tarihli soruturma raporu, olay gecesi evinde olmayan kiileri ve  
olay zamanı nerede olduklarını göstermektedir.  
8
55. 17 Temmuz 1996 tarihinde Lefkoa Güvenlik Güçleri Komutan Yardımcısı, kan  
analizi için Adalı’ya ait kanlı bir tiört ve gömleği Devlet Laboratuarına göndermitir.  
56. 18 Temmuz 1996 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde “Katil tanıdığı biriydi” bağı  
altında yayınlanan bir makalede cinayetten birkaç gün önce, Ulusal Düünce Derneği’nden  
Timur Ali adlı bir ahsın, Birlik Gazetesi’nde “Kutlu Adalı, dernek tarafından bir köpekmiꢀ  
gibi yok edilmelidir” sözlerini sarfettiği iddia edilmitir.  
57. Aynı gün polis memurları, “Timur Ali” takma adını kullanan bir köe yazarı olan  
Ali Tekman’ın ifadesini almıtır. Timur Ali, ifadesinde sözkonusu iddiaları reddetmi, hiçbir  
zaman Birlik Gazetesi için yazmadığını ve Ulusal Düünce Derneği’ne mensup olmadığını  
ileri sürmütür.  
58. Yetkili makamlar bavuranın, einin öldürüldüğü sırada olay mahalli ve  
civarındaki sokak ııklarının söndüğüne ilikin iddiasına ilikin soruturma açmıtır. Kıbrıs  
Türk Elektrik Kurumu’nda görevli bir donanım mühendisi olan Ali Horoz’un yaptığı  
soruturma sonucu, olay mahallindeki ve civarında bulunan Akasya, Akalan, Bağarası, Söğüt  
ve Altınova Sokakalarındaki sokak lambaları için gereken elektriğin, bavuran tarafından  
iddia edildiği gibi Sivil Savunma Örgütü güç kaynaklarınca değil, “Sıdıka Çatozlu” güç  
kaynağınca sağlandığı tespit edilmitir. Bölge sakinlerinin ifadelerinin alınmasını müteakiben  
Adalı’nın öldürüldüğü gece elektriklerin kesilmediği ve bavuranın iddia ettiği gibi, Sivil  
Savunma Komutanlığı’nın bahçesindeki güç kaynağına sokak lambalarına etki etmek için  
müdahalede bulunulmuolsa dahi, olay mahallindeki veya civar sokaklardaki sokak  
lambalarını söndürmenin mümkün olmayacağı tespit edilmitir.  
59. Kullanılmıfieklere ilikin balistik bir inceleme de yapılmıtır. 14 kullanılmıꢀ  
fieğin incelenmesi sonucu, 6 Ağustos 1996 tarihli balistik raporlar, tek bir silah tarafından  
yakın mesafeden atılmı9 mm.lik Parabellum tipi fiekler olduğu belirtilmektedir. Raporda  
ayrıca, fieklerin ve mermi kovanlarının, daha önce “KKTC” topraklarında bulunmuolanlar  
veya kimliği belirsiz kiilerce ilenen cinayetlere ilikin dosyalarda kaydedilenlerle bağlantılı  
olmadığı belirtilmektedir.  
60. 15 Ekim 1996 tarihinde bavuran, Lefkoa’daki Telefon Müdürlüğü’ne kendisi ve  
ailesinin, belirli bir numaradan gelen telefonlarla rahatsız edildiklerine ilikin bir dilekçe  
sunmutur. Bavuranın talebi üzerine, telefon hattı üzerine bir dinleme cihazı yerletirilmitir  
(no. 2274089).  
61. 12 Kasım 1996 tarihinde 2271851 no.lu telefon tarafından aranmıtır ve yetkili  
makamlar, numaranın Cahit Hüray’a ait olduğunu tespit etmiler ve telefon hattı kesilmitir.  
B.K. isimli bir ahısca yapılan talep üzerine, telefon belli miktarda para ödenmesi üzerine  
tekrar açılmıtır. Numaranın sahibi Hüray, 18 Kasım 1996 tarihinde Telefon Müdürlüğü’ne  
bavuranın numarasını hiç çevirmemiolduğuna ilikin bir ikayette bulunmutur. Hüray,  
rahatsız edilmesi hususunda bir aratırma yapılmasını istemitir. Sonuç olarak, 22 Kasım 1996  
tarihinde bir polis müfettiyardımcısı, meseleyi çözmek için Telefon Müdürlüğü’ndeki teknik  
ube bakanının ifadesini almıtır.  
62. 4 Mart 1998 tarihinde soruturmadan sorumlu polis müfettiyardımcısı, Ahmet  
Soyalan, soruturma hususundaki raporunu tamamlamıtır. Sonuç cümlelerinde, cinayetin  
failini/faillerini tespit etmenin mümkün olmadığını ve bu nedenle, soruturmasında olumlu bir  
sonuca ulaamadığını belirtmitir.  
9
63. 29 Nisan 1998 tarihinde dava, “KKTC” Basavcısı’na havale edilmitir.  
64. 1 Temmuz 1998 tarihinde Cumhuriyet Basavcılığı, konunun soruturulmak üzere  
adli savcıya gönderilmesini tavsiye etmitir.  
65. 31 Temmuz 1998 tarihinde Lefkoa Polis efi, Lefkoa Adli Savcısına Adalı’nın  
ölümüne ilikin soruturma sonuçlarını bildirmitir. Görgü tanıklarının ifadelerini ve  
soruturmayı yapan memurun raporunu içeren soruturma dosyasını da havale etmitir.  
66. Lefkoa’da adli savcı huzurundaki duruma, 20 Ekim 1998 tarihinde balamıve  
görgü tanıklarının ifadelerini müteakiben, kararın verilmesi ile 11 Aralık 1998 tarihinde sona  
ermitir. Adli savcı, Kutlu Adalı’nın 6 Temmuz 1996 tarihinde kimliği belirsiz kiilerce  
vurularak öldürüldüğünü ve ölümüne, iç organların parçalanması, iç kanama ve subdural  
kanamanın neden olduğunu belirtmitir. Faillerin tehis edilemediğini ve davanın kapandığını  
belirtmitir.  
(c) Bavuranın iddialarına cevaben Hükümet’in görüleri  
67. Hükümet, Abdullah Çatlı’nın olaya dahil olduğu yönündeki iddiaların yalnızca  
spekülasyon olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, “KKTC”nin Abdullah Çatlı’nın  
KKTC’ye son ziyaretinin, 26 Nisan 1996 ve 1 Mayıs 1996 tarihleri arasında olduğunu  
gösteren kayıtlarını sunmaktadırlar. Hükümet, Abdullah Çatlı’nın, Kutlu Adalı’nın  
öldürülolduğu 6 Temmuz 1996 tarihinde “KKTC”de bulunmadığını vurgulamaktadır.  
68. Hükümet, kamuoyunun bavuranın einin ortadan kaybolduğu hususunda  
destekleyici olduğunu açıklamıtır. Cumhurbakanı, Yasama Meclisi Sözcüsü, Babakan ve  
siyasi parti liderleri, cinayeti kınayan ve saldırganların bulunmasını isteyen kamu  
beyanatlarında bulunmulardır. Ayrıca Adalı’nın ismi, Lefkoa Belediye Meclisi’nce oturmuꢀ  
olduğu sokağa verilmitir.  
69. Bavuranın einin ölümünden sonra meydana gelen olaylara ilikin Hükümet,  
bavuranın iddialarının çoğunun aırı derecede abartılı olduğunu ileri sürmütür. Bu bağlamda  
Hükümet öncelikle, bavuranın kendisinin “KKTC” makamlarınca korunmasını talep ettiğini  
ve kendisine, zaten sivil polisler tarafından korunmakta olduğunun söylendiğini  
belirtmektedir.  
70. Hükümet ayrıca Kutlu Adalı adına bir vakıf kurmak için yetkili Mahkeme’ye  
bavuruda bulunulması ve bir Mahkeme emri alınması gerektiğini belirtmektedir. Bavuran ve  
diğer sekiz kii doğru prosedürü izleyerek gerekli bavuruyu yaptıktan sonra Lefkoa Aile  
Mahkemesi, 2 Nisan 1998 tarihinde Kutlu Adalı Vakfı’nın kurulmasını onamıtır.  
71. Bavuranın Kıbrıs’ın güney kısmına geçme talebinin reddedilmesi hususunda  
Hükümet, “KKTC” ve güney Kıbrıs arasındaki Ledra Palas sınır kapısından girive çıkılar  
için Yeil Hat geçilerinin, “KKTC” kural ve yönetmeliklerince düzenlendiğini ve geçilerin,  
güvenlik önlemleri nedeniyle kısıtlamalara tabi tutulduğunu belirtmektedir. “KKTC”  
makamları, sınırın geçilmesine ilikin izni erteleme hakkına sahiptir.  
72. Hükümet ayrıca 1996 senesinde meydana gelen Aziz Barnabas olayının, bir  
güvenlik operasyonu olduğunu belirtmitir. Đkonlara veya arkeoloji müzesine bir zarar  
10  
verilmemitir. Yasadıı silahların mezarda saklandığına ilikin istihbarat raporlarının alınması  
üzerine güvenlik güçleri, oraya bir operasyon düzenlemitir. Hükümet, Sivil Savunma  
Örgütü’nün olayla ilgisi bulunmadığını belirtmektedir.  
73. Hükümet, ehitlerin ve kurbanların ailelerine yardım sağlanmasını öngören 7/1974  
No.lu Kanun uyarınca yasadıı hareketlerle mücadelede “KKTC”nin haklarını korurken yasal  
olarak kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hayatını kaybeden kiiye ehit deneceğini  
açılamaktadır.  
74. Ayrıca Hükümet, bavuranın kızının, Erbank’taki görevinden 12 Ekim 1998  
tarihinde, düzeni bozucu tavırları nedeniyle alındığını ileri sürmektedir. AĐHM’ye yapılan  
bavuru, 26 Aralık 1998 tarihinde Hükümet’e bildirilmitir, ve bavuranın kızının görevinden  
alınması, bavurunun bildirilmesinden önce meydana geldiği için sözkonusu olaydan yetkili  
makamlar sorumlu tutulamaz. Hükümet ayrıca bavuranın kızının, memuriyet sınavında 68  
aday arasında iddia edildiği gibi 15. değil, 52. olduğunu belirtmektedir. Sözkonusu sınavın  
sonucu, 23 Eylül 1998 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıtır.  
B. Sözlü Đfade  
75. Olayların meydana gelibiçimi konusunda taraflar arasında görüayrılığı  
bulunduğundan, Mahkeme tarafların yardımıyla bir soruturma yürütmütür. Bu çerçevede,  
Mahkemenin görevlendirdiği dört yetkili 8 Ekim 2002 tarihinde bavuranın sözlü ifadesine  
bavurmutur. Buna ilaveten 23 ve 24 Haziran 2003 tarihlerinde 6 diğer tanık Lefkoa’da  
dinlenmitir. Tanıkların verdiği ifadeler, aağıda özetlenmektedir.  
1. Đlkay Adalı  
76. Đlkay Adalı, 1944 doğumludur. Daha önceki ifadeleri yanısıra aağıda yazanları da  
belirtmitir.  
77. Sözkonusu olaylar öncesinde Kutlu Adalı’nın yazdıkları, bir kez yetkili  
makamlarca cezai takibat balatılmasına yol açmıtır. 15 Ağustos 1981 tarihinde polis  
memurları, Adalı’nın bir makalesinde Cumhurbakanı Denkta’a hakaret ettiği iddia edildiği  
için evini aramılardır. Arama emri, Girne’de Hakimlik görevini ifa eden Emin Okur  
tarafından imzalanmıtır. Yetkili makamlar, “Minaredeki Deli” adlı makalenin yazarını ve  
Kerem Atlı takma adını kullanan ahsın Kutlu Adalı olup olmadığını bulmak istemilerdir.  
Cezai takibata, delil eksikliği nedeni ile son verilmitir. Bavuranın ei tarafından yazılan  
makale ve kitapların hiçbirine el konmamıya da toplatılmamıtır.  
78. 17 Mart 1996 tarihinde einin Aziz Barnabas Manastırı hakkındaki yazısının  
yayınlanmasının sonrasına kadar baka bir olay meydana gelmemitir. Yazının yayınlandığı  
gün, Sivil Savunma Örgütü bakanı Galip Mendi, gazeteyi aramıve makalenin yazarı olması  
nedeniyle doğrudan bavuranın eine yönelik tehditlerde bulunmutur. Aziz Barnabas olayını  
müteakiben Mendi görevinden alınmıtır. Bavuranın einin ölümünden iki gün önce Kıbrıs’ı  
terk etmive iki yıl sonra dönmütür. Halen, emniyet hizmetlerinden sorumluydu.  
79. Sivil Savunma Örgütü, bata insanlara yangın ve savadurumu gibi felaketlerde  
yardımcı olmak ve kendilerini savunmalarını sağlamak amacıyla kurulmutur. Yaları nedeni  
ile artık göreve uygun olmayan adaylar, Örgüt’e mensup olurlar ve acil durumda hizmet  
etmek üzere çağırılırlar. Örgüt’ün baında bir subay bulunurdu. Bavuran, sözkonusu örgütün  
11  
sivil bir örgüt olduğunu kabul etmemektedir ve Cumhurbakanına bağlı özel ve gizli bir örgüt  
olduğu kanısındadır.  
80. Bavuranın ei, Nüfus Đꢀleri Genel Müdürü olduğu sırada Sivil Savunma Örgütü  
bünyesinde üst düzeyli yönetici olarak görevini ifa etmektedir. Bavuran durumdan, ancak  
einin ölümünün ardından, belgeleri arasında Bakanlar Kurulu’nun eini atadığına dair 1975  
seneli kararını bulduğu sırada haberdar olmutur.  
81. Ulusal Düünce Derneği mensubu Erhan Arıklı, Yenidüzen Gazetesi’ne Kutlu  
Adalı’yı tehdit eden bir yazı göndermitir. Arıklı’nın aynı zamanda Hükümet yanlısı Birlik  
Gazetesi’nde yayınlanan, Timur Ali takma adını kullandığı ve sol kanata dahil kiilerin,  
belediye yetkilileri tarafından baıboköpekler gibi vurulmaları gerektiğine dair “Kırmızı  
Hastalık” balıklı bir makalesi bulunmaktadır. Milliyet Gazetesi ile yapmıolduğu  
röportajında bavuran, “Kırmızı Hastalık” adlı makalede Arıklı’nın, einin bir köpekmigibi  
öldürülmesi gerektiğini yazdığını belirtmitir. Her halükarda bavuran makaleyi bu ekilde  
yorumlamıtır.  
82. 1996 senesi Aralık ayında bavuran, einin belgelerini incelediği sırada faist  
Ulusal Düünce Derneği tarafından eine yazılmıve Arıklı tarafından imzalanmı1990  
tarihli bir mektup bulmutur. Đçeriğinin, tehditkar olduğu kanısındadır.  
83. Tehdit alan yalnızca Yenidüzen Gazetesi değildir: bavuranın ei de bir hafta  
içerisinde öldürüleceğinin belirtildiği birçok mektup ve telefon almıtır. Çok gururlu bir kii  
olması nedeniyle 23 Nisan 1996 tarihli bir makalede tehditlerden bahsettiği halde polise  
bildirmemitir. Telefonların kimden geldiğini de bulmaya çalımamıtır.  
84. Einin öldürüldüğü 6 Temmuz 1996 tarihinde bavuran, kızının doğum gününü  
kutlamak üzere Đstanbul’da bulunmaktadır. Ei, maddi sebeplerden ötürü kendilerine  
katılamamıtır. Öldürülmesinden on bedakika önce 23.15 sularında eiyle telefonda  
görütür. Ölümünden sonra ise cesedini görememitir, ancak kayınbiraderi görmütür.  
85. Einin, Hükümet yetkilileri tarafından yapılan suikasta kurban gittiğinden emin  
olan bavuran, olayı kendisi soruturmaya balamıtır. Soruturmasının sonuçlarını, yazılı  
ifade eklinde, polis efi Mehmet Özdamar’a vermitir. Kendisine, yazılı ifadesinin bir  
nüshası verilmemitir.  
86. Soruturmasına ilikin bavuran, kendi evi çevresinde ve karı sokaklarında oturan  
komularının, zaman içerisinde kendisine bilgi vermeye baladıklarını belirtmitir. Örneğin  
Aye Mehta, sözkonusu tarihte süratle Sivil Savunma Örgütü’ne doğru giden siyah Murat  
marka bir araç gördüğünü belirtmitir. Mehta, bavuran ve einin oturmakta olduğu sokağın  
paralelindeki ehit Ecvet Yusuf Sokağı’nda oturmaktadır. Bu sokak aynı zamanda Sivil  
Savunma Örgütü’nün bulunduğu sokaktır. ehit Ecvet Yusuf Sokağı sakinlerinin hiçbiri polis  
tarafından sorgulanmamıtır. Polis, sözkonusu kiilerin olayın meydana geldiği sırada evde  
olmadıklarını belirtmitir, ancak bu doğru değildir.  
87. Diğer komular, Arzu Çağın ve Ali Rıza Kırçay, sırasıyla koyu kırmızı bir  
ahin’den ve koyu renkli bir arabadan bahsetmitir.  
12  
88. Sözkonusu ifadeleri dayanak olarak alan bavuran, ahin ve Murat marka arabalar  
birbirlerine benzedikleri için arabanın ahin olabileceğini de kabul ettiği halde siyah bir  
Murat olduğu kanısına varmıtır.  
89. Mehta bavurana ayrıca, Ardıç Sokağı’nda bavuranın evi etrafındaki iki sokak  
lambasının, 22.30 sularında söndüğünü söylemitir. Ne zaman yeniden yandıklarını  
görmemitir, ancak cinayetten sonra yanmıoldukları dikkatini çekmitir. Bu duruma, çok sık  
rastlanmaktadır. Yalnızca bavuranın evinin civarındaki ııklar sönmüve bavuran ve ailesi  
karanlıkta kalmıtır. Bavuranın kardei, bu ilemin tek bir lambada sigortanın, sigorta  
kutusundan çıkarılarak gerçekletirildiğini açıklamıtır.  
90. Diğer iki komu – yan binanın zemin katında yaamakta olan iki Türk öğrenci –  
bavuranla konumayı reddetmive cinayetten üç gün sonra Kıbrıs’ı terketmitir. Ancak,  
polise ifade vermilerdir.  
91. Komulardan birinin 14 yaındaki oğlu Erinç Aydınova, bavuranın einin  
cesedini ilk bulanlardan biridir. Polise ifade vermitir, ancak tam değildir: çocuk, polise hızla  
geçen bir araba görmüolduğundan bahsetmemitir. Bavuranın kızı, çocuğu okuldan aldığı  
sırada bu bilgiyi ondan almıtır. Bavuran, çocuğun arabanın markasını görmüolduğuna  
emindir çünkü diğer iki çocukla birlikte sözkonusu çocuk, cesedi ilk bulan kiidir.  
92. Feri Khan ve annesi, bavuranın evinin karısında yaamaktadır. Olay gecesinde  
evlerinde bulunmaktaydılar. Plakasız bir Murat araba görmüler, silah sesleri duymular  
ancak, polis ifadelerini istememitir. Polise göre Khan ve annesi, sözkonusu gece evde  
değillerdi.  
93. Cinayeti müteakiben bavuran evinde, Ziya Kasaboğlu’nun dükkanından alınmıꢀ  
bir paket kuruyemibulmutur. Kasaboğlu, kuruyemii einin aldığını ve daha sonra  
öldürülğünü belirtmitir. Bu durumdan dolayı, aileyi cinayetten haberdar eden kii  
olduğunu belirtmitir: bavuranın kızkardeinin kayınbiraderini aramıtır. Aslında, Kasaboğlu  
bir sivil polistir ve kayınbiraderi de onun amiridir. Bavuranın ei öldükten sonra Kasaboğlu  
dükkanını kapamıve Đnönü Köyü’ne gitmitir. Bavuran, Kasaboğlu’nun olaya dahil  
olduğunu çünkü kendisi ile konumaya gelmediğini ve polisin de ifadesini almadığını  
ünmektedir. Ayrıca, ei daha önceleri Kasaboğlu’nun dükkanından hiç kuruyemiꢀ  
almamaktadır. Bavuran, yetkili makamların Kasaboğlu’nun ifadesini almalarını istemitir  
ancak ie yaramamıtır. Đlk defa, 1996 Aralık ayında güvenlik güçleri komutanı Hasan Peker  
Günal ve polis efi Attila Sav ile Attila Sav’ın bürosunda yaptığı gizli görümede bu talepte  
bulunmutur. Diğer yetkili makamlara da aynı talepte bulunduğu halde bir sonuç alamamıtır.  
94. Altay Sayıl, bavuranın einin bir arkadaıdır. Kutlu Adalı’nın ölümünden yaklaık  
on beyıl önce tanılardır ve sık sık kültürel etkinliklere katılmak üzere bulumaktadırlar.  
Cinayetten iki ila üç yıl önce dostlukları güçlenmitir. Sayıl sık sık bavuranın eini ziyarete  
gelmekte ve kendisine örneğin polisle ilgili gizlilik dereceli belgeler getirmektedir. Ei de  
sözkonusu dokümanları, makalelerinde kullanmaktadır. Sonuç olarak, güvenlik güçleri  
bakanı, sözkonusu makalelerin yayınlanması ardından görevinden alınmıtır. Cinayetten iki  
gece önce, Sayıl siyah Murat marka bir araba ile bavuranın evine gelmitir. Arabanın bir  
arkadaına ait olduğunu belirtmitir. Annesi dıında yalnızca Sayıl ve ei, bavuranın  
Đstanbul’a gideceğini bilmektedirler.  
13  
95. Bavuran, Sayıl’ın istihbarat hizmetleri için çalığından ve eini kullandığından  
üphelenmektedir. Bavuran sorgulandığı ilk gece, Özdamar kendisine Sayıl’ın iyi biri  
olduğunu ve cinayet ile hiçbir ilgisi olamayacağını ima etmitir. Bavuran, Özdamar’ın  
önyargılı olduğunu düündüğü için Sayıl’ın eine belgeler getirdiğinden sözetmemitir, ancak  
bundan Aktüel’deki makalesinde bahsetmitir.  
96. Sayıl, cinayetten sonra on gün boyunca bavuranın evine gelmemitir ve ancak  
daha sonra, bavuran rica ettiği için gelmitir. Einin öldürüldüğü gece kendisine bir kitapçık  
getirdiğini reddetmitir. Einin ofisi önüne bırakılan sözkonusu kitapçık, 1962 senesinde  
suikasta kurban giden iki gazetecinin fotoğraflarını içermektedir. Einin resminin bir  
fotokopisi, kitapçığın üzerine eklenmitir. Aylar sonra bavuran, einin kitapları arasında bir  
albümde einin, ters kopyalanmıfotoğrafını bulmutur. Ayrıca, belli gazetecilerin  
öldürülğünü söyleyen bir mektubun fotokopilerinin Sayıl’ın erkek kardeinin çalığı  
dükkanda çekilmiolduğunu tespit etmitir.  
97. Bavuranın einin öldürülmesinden kısa süre sonra bir grup polis memuru,  
görünürde güvenliğini sağlamak için eve girmilerdir. Polisler, kapıyı açık bulduklarını ve  
televizyonun kapalı olduğunu belirtmilerdir. Ancak, evdeki her eyi alt üst etmilerdir ve  
bavuran ve ailesinin evi toparlayıp einin kitaplarını ve belgelerini düzenlemeleri iki yılı  
bulmutur. Polise, muhtar Tahsin Ali Rıza elik etmitir. Polis, muhtarı sorgulamamıtır.  
98. Müteakiben Demirci ve Albay Orhan Ceylan, Milliyet’te yayınlanan bir  
makalesinden dolayı bavurana dava açmıtır. Bavuran, Orhan’ın soyadını bu ekilde  
öğrenmitir. Polis bu kiinin ifadesini hiçbir zaman almamıtır. Ancak Demirci  
sorgulanmıtır. Demirci’nin ifadesine göre cinayetin ilendiği akam Demirci ile yemek yiyen  
Mustafa Asilhan’ın ifadesi de alınmamıtır. Asilhan, halen güvenlik güçleri komutanının  
danımanlığını yapmaktaydı.  
99. Bavuran daha sonra Demirci’nin arabasına ateedilmesi sonucu yaralanmıꢀ  
olduğunu öğrenmitir. Çevre sakinleri tarafından hastaneye kaldırılan Demirci, Kutlu Adalı’yı  
öldürolduğu için kendisini öldürmeye teebbüs edildiğini belirtmitir. Çevre sakinleri  
polise haber vermiler, ancak polis duyduklarını unutmalarını söylemitir. Demirci  
müteakiben Türkiye’de tüm masraflarının karılandığı bir askeri hastaneye kaldırılmıtır.  
Kıbrıs’a dönmesi üzerine Mendi’nin özel sekreterliğini yapmaya balamıtır.  
100. Cinayeti müteakiben bavuran Dr. Đsmail Bundak ile konumutur: Dr. Bundak,  
otopsi yapılmadığını ancak einin cesedinin röntgen filminin çekildiğini söylemitir.. Eski  
Avrupa Đnsan Hakları Komisyon’una bavurduktan sonra, Hükümet’in görüleri ile birlikte  
otopsi raporunun bir nüshasını ele geçirene kadar bunun doğru olup olmadığını  
anlayamamıtır. Dr. Bundak, olaydan yaklaık bir ay sonrasına kadar kendisine, ölüm  
nedeninin iç kanama olduğunun belirtildiği ölüm kağıdını vermemitir.  
101. Bavuranın, Abdullah Çatlı’nın einin ölümüne dahil olduğu yönündeki iddiaları,  
yalnızca gazetede yazılanlara dayanmamaktadır. 1997 senesinde TBMM üyesi ve TBMM  
Susurluk Komisyonu bakanı Fikri Sağlar ile görütür. 1998 ve 2001 senelerinde  
“KKTC” Meclisi, Çatlı ve Kutlu Adalı cinayeti arasında bir bağlantı olduğundan üphe ettiği  
için kendi Susurluk soruturma komisyonunu oluturmutur. Bavuran, sözkonusu  
komisyonlara ifade vermitir ancak, ifadelerinin örneklerini almamıtır. Komisyonlar,  
Çatlı’nın birçok defa, einin öldürüldüğü sırada takma adlar kullanarak Kıbrıs’ı ziyaret ettiği  
Jasmine Court Hotel’de kaldığı ve masraflarının ordu tarafından ödendiği sonucuna varmıtır.  
14  
Çatlı, 1996 senesi Kasım ayında trafik kazasında öldüğünde arabada Uzi marka bir silah  
bulunmutur. Bavuran, Türk polisinin elinden kaybolan sözkonusu Uzi marka silahın, einin  
öldürülğü silah olduğu kanısındadır.  
102. Bavuranın evi civarındaki yollar, einin vurulması ardından askeri güçlerce  
süratli ekilde kapatıldığı halde, diğer yollar ve özellikle hava alanına giden yol  
kapatılmamıtır. Bir taksi oförü, bavurana cinayetin ilenmesinin ardından Abdullah Çatlı’yı  
hava alanına götürdüğünü bildirmitir.  
103. Bavuran, Sayıl, Kasaboğlu, Demirci ve Çatlı’nın Hükümet yetkilileri olduğuna,  
toplu ekilde ve takım olarak hareket ettiklerine ve eini öldürdüklerine inanmıtır. Einin,  
yazdıklarından rahatsız olan tek bir kii tarafından öldürüldüğünü kabul etmemitir. 1996  
Aralık ayında Günal ve Sav ile yaptığı gizli görüme sonucunda kendilerine üphelerinden  
bahsetmitir. Günal, Sayıl ismini daha önce duymadığını ancak aratıracağını söylemitir.  
104. Bavuran, güvenlik güçlerinin einin öldürülmesine ilikin etkin bir soruturma  
yürütülmesine karı geldikleri kanısındadır. Cinayetten kısa bir süre sonra adli soruturmadan  
sorumlu Refik Öztümen, yengesinin evinde bavuran ile görümek istemitir. Bavuran, o  
sırada korktuğu için reddetmitir. Daha sonra Öztümen, bavuranın yengesine, etkin bir  
soruturma yürütmemesi hususunda emir aldığını ve bavuranın da soruturmaması  
gerektiğini belirtmitir.  
105. Bavuran, einin öldürülmesinin ardından sürekli tacize maruz bırakılmıtır.  
Tehditkar telefonlar almıtır. 1996 senesinde polise sözkonusu telefonları bildirdiği zaman  
aramalardan birini, iki sokak aağıda oturan Cahit Hüray tarafından yapıldığı tespit edilmitir.  
Bavuran, Hüray’la hiç karılamamıtır ancak Sivil Savunma Örgütü’ne mensup olduğunu  
bilmektedir. Hüray, az bir para cezası ödedikten sonra serbest bırakılmıtır. Telefon aramaları  
devam etmitir. Bavuran, gelen aramaların kime ait olduğunu saptayabilmek için bir arayan  
numarayı gösteren bir aygıt satın almıtır. Đsminin Ali olduğunu söyleyen bir ahıs arayarak  
kaderini tayin etmek üzere yanına geleceğini söyleyince, aygıt arayan numarayı gösterdiği  
için polise haber vermitir. Polis, hiçbir ey yapmamıtır.  
106. Bir akam, bavuran bir görüme ardından evine dönerken ve bir komusuna  
uğradığında, , kendisine bahçesinin etrafında yürüyen bir ahıs olduğu söylenmitir. Bu ahsın  
komulardan biri olduğu ortaya çıkmıtır ve su deposunun yanında durmaktadır. Orada ne  
yapmakta olduğunu açıklamamıtır. Bavuranın kimyager olan yengesi, suyu değitirmesini  
tavsiye etmitir ve değitirmilerdir. Ertesi gün bavuran, köpeğini ölü halde bulmutur.  
Kaburga kemikleri ve ayaklarından biri kırılmıtır. Köpeğin otopsisini gerçekletiren veteriner  
hekim, bulunduğu yerde tekerlek izi olmaması nedeni ile köpeğe araba çarpmamıolduğunu  
söylemitir. Köpeğe baka bir yerde ikence edilmive daha sonra bahçeye bırakılmıtır.  
107. Ayrıca, bavuranın suyu ve elektriği düzenli olarak kesilmektedir. Kendisine  
posta gelmemekte, gelenler de açılmaktadır. Telefon konumaları dinlenmektedir. Bavuranın  
sözkonusu tacize ilikin polise yazılı ve sözlü ikayette bulunması bir sonuç vermemitir.  
108. Kutlu Adalı’nın iine devam etmek için altmıdemokratik örgütün kurmak  
istediği Adalı Vakfı’nın tesis edilmesi için yapılan bavuru ilk önce reddedilmitir. Kayıt  
ücreti, bekat artırılmıtır ve bavuran, parayı bulabilmek için bir parsel toprağını satmıtır.  
Ayrıca, vakıf senedinin değitirilmesi gerekmitir. Örneğin, “demokratik faaliyetler” deyimi,  
“kültürel aktiviteler” deyimi ile değitirilmitir.  
15  
-+  
109. 15 Aralık 1999 tarihinde bavuran, kendisine davanın detaylarını göndermesini  
istemesi ardından Profesör Bakır Çağlar ile görütür. Ancak, bavuranın kendisine  
gönderdiği dokümanların, avukatları ile sonuca bağladığı anlamaları içermediğini gören  
Çağlar sinirlenmive bavurana, avukatlarının pek iyi olmadığını, davayı kendisi için  
kazanabileceğini söylemitir. Bavuran, Çağlar’ın “KKTC” veya Türkiye makamları ile  
bağlantısı olduğunu düündüğü için davasına onun bakmasını istememitir.  
110. 1996 senesi Temmuz ayında kızına, kamu sektöründe ie balayacağı söylenmi,  
ancak bu gerçeklememitir. Ancak, isözlemesine disiplin nedenlerinden kaynaklandığı  
iddia edilerek son verilse de bavuran asıl nedeninin, AĐHM’ye bavuruda bulunması  
olduğunu düünmektedir. Ayrıca bavuranın kızı, banka sahibinin aday olduğu partiden farklı  
bir parti için adaylığını koymutur. Kızı, Cumhurbakanı Denkta’a konu hakkında mektup  
yazmıtır, daha sonra da Cumhurbakanı ile görütür. Cumhurbakanı Denkta, iki aylık  
maaı tutarında bir çek yazmıve kendisine evine gitmesini söylemitir. Kızının bursu da  
kesilmitir.  
111. 19 Ağustos 2001 tarihinde bavuran, Cumhurbakanı Denktaile görütür.  
Cumhurbakanlığı Kökü’nde, polis komutanı Erdem Demirbağ’ın damadı olan Tansel isimli  
bir adamla karılatır. Tansel kendisine, bavurusundan vazgeçmezse gözaltına alınacağını  
söylemitir.  
2. Ahmet Soyalan  
112. Tanık, 1962 doğumludur. 1996 senesinde Lefkoa Polis Karakolu adli ubesinde  
müfettiyardımcılığı görevi yapmaktaydı. Amiri Mehmet Özdamar, Emniyet Genel  
Müdürğüne bağlı adli ube müdürüdür. Refik Öztümen, Yeniehir Karakolu efidir. Bir  
soruturma olduğunda, yerel polis karakolu, adli ubeye, adli ube de adli ube müdürüne  
rapor vertir.  
113. Tanık, Kutlu Adalı’nın öldürülmesine ilikin soruturmadan sorumluydu.  
Soruturmasına, 7 Temmuz 1996 tarihinde sabah 9.00 sularında balamıtır. Adalı’yı,  
Yenidüzen Gazetesi için yazdığı makalelerden tanımaktadır, ancak kendisiyle hiç  
karılamamıtır. Adalı’nın, bir gazeteci olarak bulunduğu faaliyetlerden dolayı öldürülmüꢀ  
olması mümkün olsa dahi, bu Soyalan’ın tek soruturduğu nokta değildir: ayrıca, Adalı’nın  
ahsi yaamını ve kiiliğini de incelemitir.  
114. 6 Temmuz akamı görevde olmayan tanık, o gece olay mahalline gitmemitir.  
Cinayetten, ertesi sabah haberdar olmutur ve önceki gece ne yapılmıolduğuna dair  
Öztümen’den bilgi almıtır.  
115. BamüfettiEybil Efendi ve acil müdahale biriminden meslektaları, olay  
mahalline gelen ilk polis memurlarıdır. Devriye gezerken silah sesleri duymular ve olay  
mahalline gitmilerdir. Efendi, emniyet müdürlüğüne haber vermitir. Sesleri duyan çevre  
sakinleri, hemen polisi aramılardır. Kısa süre içerisinde adli ubede ve Yeniehir  
karakolunda görevli memurlarla birlikte Özdamar, Öztümen, polis efi yardımcısı Yusuf  
Özkum ve polis çavuu Mustafa Eğmez olay mahalline gitmitir. Bir cinayet davasında  
normal bir polis müdahalesi bu ekilde cereyan etmektedir.  
16  
116. Olay mahalline Efendi’den hemen sonra gelen ve bu nedenle farklı bir ey  
görmüolması muhtemel olmayan Öztümen, Soyalan’a kısaca olayı anlattığı için tanık ayrıca  
Efendi’nin ifadesini almaya gerek görmemitir. Efendi bir ey görmüya da duymuolsaydı,  
Öztümen’e bildirirdi. Ancak 2002 senesinde Soyalan, bavuranın AĐHM’ye yaptığı  
bavurusunda belirttiğinin aksine, olay mahallinde hiçbir askeri aracın bulunmadığını ve acil  
müdahale biriminin araçlarının askeri araçlara benzediğini göstermek için Efendi’nin ifadesini  
almıtır.  
117. Öztümen tanığa ayrıca, Adalı’nın cesedinin bulunmasının ardından, aile  
üyelerinden herhangi birinin evde olup olmadığına, evdelerse güvende olup olmadıklarına ve  
evde cinayetle ilgili delil bulup bulamayacağına bakmak için polisin muhtarla birlikte  
bavuranın evine girdiğini söylemitir. Evin kapısı ve televizyon açıktır, verandada bir masa  
ve sandalyeler bulunmaktadır. Beklenmedik hiçbir ey bulunmamıtır. Ev aranmamı,  
yalnızca, görsel bir incelemede bulunulmutur. Evde delil bulunmadığı için muhtarın ifadesini  
almaya gerek görülmemitir. Olay, evin dıında gerçekletiği ve ev, olay mahalline dahil  
olmadığı için parmak izi incelemesinde bulunulmamıtır. Buna ilaveten bavuran, ei ile  
23.00 sularında konutuğunda, einin kendisine konuğu olmadığını söylediğini belirtmitir.  
Bir ya da iki komu, 20.00 sularında evin yakınından geçtikleri sırada kimsenin olmadığını  
gördüklerini belirtmilerdir.  
118. Olaydan hemen sonra Öztümen ve meslektalarından alınan ifadelerden  
arkasında birçok ıık bulunan koyu renk bir arabanın görüldüğü anlaılmaktadır. Markası  
veya plakası bilinmemektedir, ancak bir kii arabanın Murat marka olduğunu söylemitir. O  
gece aratırma yapılmıancak olay mahallini hızla terk etmiolan araç bulunamamıtır.  
Tanık, ilk ifadesinin meslektalarından biri tarafından alınmasından sonraki gün Arzu Çağın  
ile konumutur. Arabanın ne marka ya da ne renk olduğunu görmediğini belirtmitir. Hiçbir  
pozitif bilgi taımadığı için tanık, Çağın’ın ifadesini yazılı hale getirmemitir. Bavuran,  
soruturma sırasında Çağın’ın arabanın koyu kırmızı olduğu ve ahin marka olabileceği  
yönünde ifade verdiğini belirtmitir.  
119. Tanık soruturmasına olayın ertesi sabahı, diğer meslektaları ile birlikte olay  
mahalli civarında yaayan diğer insanların ifadelerini alarak balamıtır. Soruturma önceki  
geceden balamıolduğu için olaya ilikin bilgileri olsun olmasın olay gecesi evde olan  
herkesin ifadesi alınmıtır. Bölgeyi ve bölge sakinlerini tanıyan yerel polis olduğu için  
kimlerin evde olup olmadığını da onlar tespit etmitir. Feri Khan ve annesinin ifadeleri  
alınmağı için suç ilendiği sırada dıarıda oldukları anlaılmaktadır. Tanık bavuranın,  
güvenlik güçleri komutanı Peker Günal’dan Khan ailesini sorgulamasını istediğini  
bilmemektedir.  
120. Bavuran Türkiye’den döndükten sonra 7 Temmuz akamı bavuranın ifadesini  
almıtır. Bavuran, einin ölümünün Aziz Barnabas olayı hakkında yazdığı makalelerle ilgisi  
olduğu yönündeki görülerini açıklamıtır. Bavuran, Sivil Savunma Örgütü bakanı Galip  
Mendi’nin sözkonusu makalelerden rahatsız olduğunu ve Yenidüzen Gazetesi’ni arayarak ei  
hakkında tehditlerde bulunduğunu belirtmitir. Bavuran, cinayetin Sivil Savunma Örgütü  
yönetimince düzenlendiğini ve örgüt bakanının sorumlu olduğunu ileri sürmektedir.  
Sözkonusu üphelerini, Aktüel ile yaptığı röportajında da dile getirmitir. Özdamar ve  
Öztümen de sözkonusu iddialardan haberdardır. Ancak, iddiaları destekleyecek en ufak bir  
delil bulunamamaktadır. Bu nedenle, Sivil Savunma Örgütü bakanı ya da mensuplarının  
ifadeleri alınmamıtır. Mendi’nin ifadesinin alınması ayrıca yurt dıında olduğu için mümkün  
olmamıtır. Mendi, 2001 senesinde güvenlik güçleri komutanı olarak dönmütür.  
17  
121. Bavuran cinayet gecesi, oturduğu sokak olan Ardıç Sokak’taki sokak  
lambalarının, Sivil Savunma Örgütü trafo merkezince söndürüldüğünü ileri sürmütür. Konu  
incelenmive alınan ifadelerden sözkonusu gece ııkların yanmakta olduğu anlaılmıtır.  
Sokak lambasının enerjisini farklı bir trafo merkezinden aldığı da saptanmıtır.  
122. Soyalan’a verdiği ifadesinde bavuran ayrıca Adalı’nın ölümünün siyasi bir  
cinayet olduğu kanısında olan Ahmet Cavit An’dan da bahsetmitir. Soyalan, An’ı bir kez  
evinde, bir kez de çalığı klinikte görmeye gitmitir. An, cinayetle ilgisi bulunduğu iddia  
edilen gizli birimler hususunda faydalı bir bilgi verememitir.  
123. Tanık, bavurana einin cesedini görme izni verilmediğini duymamıtır.  
Gazetelere verdiği eletiri niteliğinde röportajlardan dolayı bavurana, otopsi raporu ve  
balistik raporun bir nüshasını vermemesine dair bir emir almamıtır. Sözkonusu dokümanların  
nüshalarının alınabilmesi için Basavcı’nın izni gerekmektedir.  
124. Tanık, Altay Sayıl’dan iki ifade almıtır. Öncelikle kendisine Sayıl’ın, Adalı’nın  
yakın arkadaı olduğu söylendiği için görütür. Ancak müteakiben gazetelerde çıkan  
makaleler ıığında Sayıl’ın ifadesini daha derinlemesine alma ihtiyacı hissetmitir. Sayıl,  
cinayetten üç gün sonra bavuranın evinde düzenlenen mevlide katılmıtır. Bavuranın  
kendisi aleyhinde bulunduğu iddialar nedeniyle daha sonra evine gitmemitir.  
125. Adalı’yı öldürmek için kullanılan silah, tehis edilememitir. Olay mahallinde, 9  
mm.lik bir ateli silahla atıldığı tespit edilen bir miktar bofiek bulunmutur ancak, silahın  
markası tespit edilememitir. Türkiye ve “KKTC”de mermilerin, yetkililerce bilinen tanınan  
bir silahtan atılıp atılmadığına ilikin balistik testler yapılmıtır ancak bir sonuç alınamamıtır.  
Sözkonusu testler, “KKTC” arivlerinde, Orhan Ceylan’ait silahlar gibi, kiiler adına kayıtlı  
silahlara ilikin bulundurulan örnek fieklerin karılatırılması eklindedir.  
126. Bofieklerin ikisi, Türkiye’de arivlerde saklanmaktadır. Bu nedenle tanık, Türk  
yetkili makamlarının, sözkonusu fieklerin 1996 senesi Kasım ayında Susurluk’ta Abdullah  
Çatlı’nın öldüğü arabada bulunan Uzi marka bir silahtan atılıp atılmadığını aratırmıꢀ  
olduklarını düünmütür. Kendisine hiçbir sonuç bildirilmemitir. Soruturma sonucu, ilgili  
tarihte Çatlı’nın kullanmıolduğu isimlerin hiçbiri altında “KKTC”ye girmiolduğuna dair  
kayıt bulunmadığı için olayın gerçekletiği tarihte “KKTC”de olmadığı anlaılmıtır. 1994  
senesi Haziran ayında ve 1996 senesi Nisan/Mayıs aylarında Kıbrıs’ı Mehmet Özbay adı  
altında ziyaret etmitir. Göçmenlik bürosunun tuttuğu girikayıtları olmaksızın “KKTC”ye  
girmek mümkün değildi.  
127. Bavuran, tanığa ya da herhangi bir polis memuruna, kim olduğunu bilmediği bir  
kadından, Demirci ve ilk adı Orhan olan bir kiinin cinayete dahil olduğuna ilikin bir telefon  
aldığını bildirmemitir. Ancak kazadan bir süre sonra, kimliği tespit edilemeyen bir kadın, o  
zamanlar adli ube müdürü olan Özkum’u aramıve Hüseyin Demirci’nin adını vermitir.  
Özkum kendisine verilen adı, Özdamar’a bildirmive Özdamar, Demirci’nin ifadesini  
almıtır.  
128. Olay akamı Demirci, o zamanlar Gemikonağı’nda polis efi yardımcısı olan  
Mustafa Asilhan’la akam yemeği yemitir. Sözkonusu tarihte Asilhan’ın ifadesi alınmasa da  
Özdamar, konu hakkında Asılhan’la görüve Asılhan, polis memuru Muharrem Göç’ün  
iki adamın akam yemeği yediğini gördüğünü söylemitir. Göç müteakiben bunu, Özdamar’a  
18  
verdiği ifadesinde doğrulamıtır. Asılhan ayrıca, 2002 senesinde ifadesi alındığı zaman, 6  
Temmuz 1996 tarihinde Demirci ile akam yemeği yediğini doğrulamıtır.  
129. Bu tür bir suikast, hazırlık gerektireceği için tanık, Demirci’nin restoranı  
terkettikten sonra cinayette yer aldığına ihtimal vermemitir. Demirci, Asılhan’ı bıraktıktan  
sonra direk eve gittiğini söylemitir – ve Özdamar, Demirci’nin doğruyu söylediğine inandığı  
için konu, daha fazla incelenmemitir.  
130. Tanığa göre, Demirci’nin – serbest çalıan bir hırdavatçı – polisle ya da güvenlik  
güçleri ile bir bağlantısı yoktur. Cinayet suçundan beraat ettiğine dair bir iddia olması  
nedeniyle tanık, Demirci’nin sabıka kaydı olup olmadığını kontrol etmitir ancak, o zamana  
kadar cezayı gerektiren herhangi bir suç ilediğine ilikin bir bilgi yoktur.  
131. Tanık ayrıca bavuranın, AĐHM’ye sunduğu iddiasında belirttiği gibi Demirci’nin  
yanıklar içerisinde hastaneye götürülüp götürülmediğini de aratırmıtır. Demirci’nin 1997  
senesi ubat ayında, kaburgalarının kırılması nedeniyle hastanede üç gün geçirdiğini  
saptatır. Demirci, hastanede kaldığı tarih, Adalı’nın öldürüldüğü tarih ile çakımadığı için  
bu hususta sorgulanmamıtır. Bavuranın iddia ettiği gerçeklemiolsaydı – yani Demirci,  
hastanede “Kutlu Adalı’yı öldürdüm” diyerek ateaçmıolsaydı – bu durum, polise  
bildirilirdi.  
132. Polise verilen bilgi, yalnızca Demirci hakkındaydı ve Orhan Ceylan’dan  
bahsedilmiyordu. Ancak basında, Ceylan’ın cinayeti Demirci ile birlikte ilediğine ilikin bir  
ifade bulunmaktaydı. Cinayet akamı, Demirci’nin nerde olduğu ve bu nedenle, sözkonusu  
gece Demirci’nin Ceylan’la görüolmasının mümkün olmadığı bilindiği için Demirci, bu  
hususta sorgulanmamıtır.  
133. Tanık yalnızca adı, AĐHM’ye sunulan bavuruda geçtiği için Ceylan’ın ifadesini  
almıtır – cinayete karığına dair hiçbir delil ya da gösterge bulunmamaktadır.  
134. Tanık, 21 Ekim 2002 tarihinde yine ismi, AĐHM’ye sunulan bavuruda geçtiği  
için Ziya Kasapoğlu’nun ifadesini almıtır. Bundan önce Soyalan, Kasapoğlu’nun olaya  
ilikin bilgisi olabileceğini düünmemitir: Kasapoğlu’nun dükkanı, olay mahallinden oldukça  
uzakta bulunan ehit Ecvet Yusuf Sokağı’ndadır. Kasapoğlu, Adalı’nın, daha önce de ara sıra  
yaptığı gibi, kuruyemialmak için 23.00 sularında dükkanına geldiğini söylemitir.  
Kasapoğlu, Adalı’nın öldürüldüğünü haber vermek için bavuranın ailesinden kimseyi  
aramağını belirtmitir. Tanık, Kasapoğlu’nun aradığı iddia edilen kiinin kimliğini  
bilmediği için sözkonusu iddianın doğruluğunu kontrol edememitir. Tanık, bavurana göre,  
Kasapoğlu’nun yengesinin babasını aradığının kendisine bildirilip bildirilmediğini  
hatırlayamamıtır. Kasapoğlu ayrıca, bavuranın kendisini aramadığını belirtmitir.  
135. Sorumlu Hükümet Ajanı, Profesör Necatigil, Soyalan’ın bavuranın AĐHM’ye  
sunduğu iddialar hususunda soruturma açmasını istemitir. Tanık bu hususta kesin emirler  
almaancak kendisine, bavuranın iddialarını kapsayan bir doküman gönderilmitir.  
136. Bir grup insanın ifadesini almasının yanında bavuran, kıyaslama yapabilmek  
için bir Murat, bir ahin ve bir Fiat marka arabanın resimlerini çekmitir. Ayrıca bavuranın,  
Demirci’nin gökmavisi arabasının, siyaha boyanmıolduğuna ilikin iddiasını soruturmutur.  
Arabanın renginin, orijinal rengi olan mavi olduğu tespit edilmitir.  
19  
3. Mehmet Özdamar  
137. Tanık, 1953 doğumludur. Güzelyurt’ta polis efidir. Olayın gerçekletiği tarihte  
Lefkoa’daki polis karakolunun adli ube müdürüdür. Adalı’nın öldürülmesine ilikin  
soruturmayı yürütmütür. Ahmet Soyalan ve Refik Öztümen’in amiridir. Santral tarafından  
olaydan haberdar edilmive on ile on bedakika içerisinde olay mahalline ulatır.  
Soruturma yürütmeye ilikin prosedüre göre, olay yerine giden kii hiçbir eye dokunmamalı  
ve yetkililer gelene dek güvenlik önlemleri almalıdır. Bir ceset vardır ve konumu, amirler  
tarafından tespit edilmelidir. Olay mahalline ulağında Refik Öztümen ve Yusuf Özkum  
oradadır. Yetkililer, bofiekleri iaretlemive numaralandırmıve yetki sahibi olmayan  
kiilerin girmesini engellemek için bölgeyi kordon altına almılardır. Olay mahallinin taslağı  
çizilmive yakınlarda bulunan kiilerin ifadelerini almak için bir takım oluturulmutur.  
138. Tanık, olaydan üç ya da dört saat sonra, ölen kiinin yakını ve mahalle muhtarı  
Refik Öztümen’le Adalı’nın evine girmitir. Kapı açıktır ve TV çalımaktadır. Olayın nedeni  
olabilecek bir doküman ya da öğe aramılardır. Hiçbir eyanın yerini değitirmemilerdir.  
Adalı’nın çalıma odası dağınıktı ve kutulara dizilmiveya yığılmıolan çok sayıda kitap  
vardı. Refik Öztümen, tanığa, içeride kimsenin olup olmadığını kontrol etmek için çok kısa  
bir süreliğine eve girmiolduğunu söylemitir.  
139. Tanık, olay evde değil sokakta gerçeklemiolduğu için, parmak izi aramanın  
gerekli olduğunu düünmemitir. Öldürülen kiinin kapı komusu Ali Rıza Kırçay tarafından  
verilen ifadelere göre, öldürülen kii, terasta tek baına oturuyor ve televizyon izliyordu.  
Tanık, son ifadeye dayanarak, Adalı’nın terasta bazı diğer kiilerle oturmuolma ihtimalini  
çıkartır. Tanık, kendisine gösterilen bir fotoğrafta bir bardak, bir ie ve bir küllük tehis  
etmitir. Kuruyemi, özellikle kabak çekirdeği, yerken kabukları küllüğe atmanın adet  
olduğunu ve birisinin yazın sıcak bir gecede balkonda oturması ve su içmesinin normal  
olduğunu belirtmitir.  
140. Tanığın ölmüolan kiiyle göz ainalığı vardı ve onu muhalif bir gazetedeki  
yazılarından tanıyordu. Cinayeti aratırırken, ister siyasi bir suç olsun ister Adalı’nın gazeteci  
olarak faaliyetleriyle ilikili olsun, olayın bütün yönleri değerlendirilmitir. Ancak, bu  
sonuçlardan herhangi birine götürecek kadar önemli deliller yoktur. Tanığa, bavuranın, Sivil  
Savunma Tekilatı Bakanı’nın, Aziz Barnabas olayına ilikin bir yazıdan dolayı gazeteye  
karı veya ahsen Adalı’ya karı tehditlerde bulunmuolduğu iddiası bildirilmitir. Bavuran  
kimsenin ismini veremediği ve olayın olduğu zamanda ve sonrasında bir süreliğine devamlı  
olarak benzer tutarsız iddialarda bulunmuolduğu için, soruturma makamları, bu iddiayı  
doğrulamalardır. Bunların ciddi olduğunu düünmemilerdir. Onun tutarsız iddialarına  
örnek olarak, tanık, bavuranın, Altay Sayıl’ı, einin evlerini her gün ziyaret eden yakın bir  
dostu olarak tarif etmiolduğuna ve sonra, yetkililere Sayıl’ın cinayetle ilikisinden  
üphelendiğinden ikayette bulunmuolduğuna atıfta bulunmutur.  
141. Hüseyin Demirci isimli bir kiinin ve Albay Orhan olarak adlandırılan baka bir  
kiinin cinayetle ilikisi olduğunu iddia eden isimsiz bir telefonun gelmesine müteakiben,  
soruturma makamları, Demirci’yi bulmuve onun iddialara ilikin ifadelerini almıtır.  
Demirci’nin olay gecesinde Lefkoa dıında bulunduğu tespit edilmitir. Polis Müdürü 1.  
Yardımcısı olan Mustafa Asilhan ve bir polis müfettii olan Muharrem Göç ile birlikte  
Güzelyurt bölgesinde bir akam yemeğindedir. Asilhan, tanığa, Demirci ile birlikte yemeğe  
çıkmıolduğunu doğrulamıtır. Göç’ün de ifadesi alınmıtır. Đsimsiz arayan, kimliği tespit  
20  
edilemeyen bir bayandır. Tanık, bavurana, isimsiz arayanın, polise sıkça böyle iddialarda  
bulunan deli bir kadın olduğunu söylemiolduğunu reddetmitir.  
142. Tanık, Altay Sayıl’ı, polis akademisine yazılmıoldukları ve aynı derse girdikleri  
zamandan tanımaktadır. Ancak, bavurana, Sayıl’ın çok iyi bir insan olduğunu ve onun  
öldürme ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemiolduğunu reddetmitir. Bavuranla Sayıl  
hakkında hiçbir zaman konumamıtır. Tanık, hiçbir zaman, bavurandan, Kutlu Adalı’yla  
ilgili bir ifade almamıtır ve bavuran hiçbir zaman, ona, böyle bir ifadenin kopyasını temin  
etmek için yaklamamıtır. Tanık, ayrıca, bavuranın, güvenlik kuvvetleri komutanının, Altay  
Sayıl tarafından temin edilen belgelere dayanarak Adalı tarafından yazılan yazılar nedeniyle  
görevinden alınmıolduğu iddiasının aksine, herhangi bir güvenlik komutanının herhangi bir  
sebeple iten çıkarılmamıveya görevinden ayrılmak zorunda bırakılmamıolduğunu  
vurgulamıtır.  
143. O zaman Polis Müdürü olan Yusuf Özkum’a Demirci hakkında yapılan uyarıya  
ilikin olarak, tanık, ismini vermemive kimliğinin saklı kalmasını istemiolduğu için,  
arayan bayanı soruturma imkanlarının olmamıolduğunu belirtmitir.  
144. 8 Temmuz 1996 tarihinde, Hükümet yanlısı Kıbrıs gazetesi, faist bir grup olan  
Türk Đntikam Tugayı’ndan, cinayetin sorumluluğunu üstlendiğine dair bir açıklama geldiği  
haberini yazmıtır. KKTC’de böyle bir örgüt var olmadığı ve soruturma makamları bu  
iddianın karııklığa sebep amacıyla taktik olarak yapılmıolduğunu değerlendirdiği için, bu  
iddiaya yönelik hiçbir soruturma yürütülmemitir.  
145. Bavuran, hiçbir zaman, tanıktan, kendisine otopsi raporunun bir örneğini temin  
etmesini talep etmemitir. Zaten, soruturma dosyasında yer alan belgeler gizlidir. Basavcılık  
ile birlikte sadece tahkikat memuru ve onun amirlerinin giriizni olabilir. Tanık, 15 Ekim  
2002 tarihinden itibaren yapılan müteakip soruturmada yer almamıtır.  
4. Refik Öztümen  
146. Tanık 1953 doğumludur. u anda “KKTC” Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı  
adli ubede çalımaktadır. Olay sırasında, Lefkoa Polis Müdürlüğü’ne bağlı Yeniehir Polis  
Karakolu’nun komiseridir.  
147. Tanığın sözkonusu olaydan saat 23:40’da karakolda haberi olmutur. Karakolda  
görevli komiser yardımcısını bir ekiple birlikte olay yerine göndermitir. Ayrıca, yerel  
hastaneden bir doktorun olay yerine gönderilmesini talep etmitir. Onların gidilerine  
müteakiben, bir polis memuru ile birlikte o da suç mahalline gitmitir. Oraya 23:45’de  
varmıtır. Eybil Efendi daha sonra gelmitir. Ölü kiinin, Ardıç Caddesi’ndeki evinin  
kapısının 55 metre uzağında yerde yattığını görmütür. Ölüyü kontrol etmive nabzına  
bakmıtır. Daha sonra, “Đçeride kimse var mı?” diye seslenmitir. Kapı açıktır ve televizyon  
çalımaktadır. Evde kimse yoktur. Dıarıda bekleyen komudan ailesinin yurtdıında  
olduğunu öğrenmitir. Tanık, yaklaık 03:00 veya 03:30 sıralarında, Muhtar, Yusuf Özkum,  
Mehmet Özdamar ve öldürülen kiinin kayınbiraderi ile birlikte eve girmitir. Olaya ıık  
tutabilecek bir ipucu aramılardır. Çalıma odası ve diğer odalara uğramılardır. Örneğin  
çekmeceleri açarak, derinlemesine bir arama yürütmemilerdir. Ancak, hiçbir ey  
bulamamılardır. Televizyon evin giriine yerletirilmiti ve açıktı. Terasta bir plastik  
sandalye ve bir masa vardı. Bu, Adalı’nın caddede öldürülmeden hemen önce terasta oturuyor  
olduğu izlenimini veriyordu. Olayın evin dıında gerçeklemiolduğu gerçeği dolayısıyla  
21  
parmak izleri almayı düünmemilerdir. Terasta hiçbir ey, hiçbir bardak ve ie veya terasta  
sigara içilmiolduğunu gösteren herhangi bir iz, yoktu. Memurlar bardaklar bulmuolsalardı,  
bunlarda parmak izleri aranırdı.  
148. Tanık tarafından görevlendirilen memurlar, yakın çevrede ve olay yerinden daha  
uzakta yaayan aileleri ziyaret etmive isimlerini kaydetmilerdir. Olay sırasında evlerinde  
bulunanlar sorgulanmıtır. Memurlar, ayrıca, Pakistan kökenli Khan ailesinin evine de  
gitmitir. Ailenin evde olmadığını tespit etmilerdir. Tanık, sonraki gün ve ertesi akam Khan  
ailesinin evlerinin zilini çalmıtır, ancak ie yaramamıtır. Khan ailesinin komusu Ali Rıza  
Bey (Kırçay), tanığa, onların evde olmadığını söylemitir. Polis memurları, bavuran  
yurtından dönene kadar onun evinde nöbet tutmulardır.  
149. Bavuran ve görevli memurlar, olay yerinde bulunan fiekler haricinde,  
saldırganlar tarafından bırakılmıolabilen herhangi bir ey bulmak amacıyla bütün cadde  
boyunca arama yürütmülerdir. Ancak, hiçbir ey bulamamılardır. Olay yerinde bulunan  
fiekler, ilk olarak “KKTC”dekilerle karılıklı incelenmive hiçbir eletirme  
bulunamamıtır. Daha sonra, Ankara’da bir adli tıp laboratuarına gönderilmilerdir. Ancak,  
onları atmıolabilecek silah hakkında kesin bir sonuç alınmamıtır. Ölümünü müteakiben  
Abdullah Çatlı’da bulunan silah da adli teste tabi tutulmutur. Sonuç negatiftir.  
150. Bavuranın iddiasına yanıt olarak, tanık, bavuranın akrabası olduğunu  
reddetmitir. Ancak, yakın akrabasının bavuranın yengesi ile evlenmiolduğunu belirtmitir.  
Tanık, sözkonusu olayın öncesinde, hiçbir zaman bavuranla tanımamıveya konumamıtır.  
Bu bağlamda, bavuranın, tanığın bavuranın yengesine güvenlik kuvvetlerinin ona  
soruturmayı etkili olarak takip etmemesi talimatını verdiğini söylemiolduğu iddiasını  
reddetmitir. Tanık, ayrıca, bavuranın ondan hiçbir zaman Ziya Kasapoğlu’nun ifadesini  
almasını talep etmemiolduğunu vurgulamıtır. Tanık, ayrıca, bavuranla yengesinin evinde  
bulumak istemiolduğu eklindeki bavuranın iddiasını reddetmitir. Bavuranla, kocasının  
ölümünden sonra, onun evinde en az on kez bulumuolduğunu ileri sürmütür. Ayrıca,  
bavuranla, hasarlı lastik olayı ve aynı zamanda diğer problemler ile ilgili olarak  
konumutur.  
151. Ekim 2002’de yürütülen soruturmayı tanık idare etmitir. 1996 yılında, Güvenlik  
Kuvvetleri Komutanı Đsmail Koçman’dır. Aynı yılın Ağustos ayında, yerine Hasan Peker  
Günal geçmitir. Sivil Savunma Tekilatı’nın ilevine yönelik bir soruturma yürütülmemitir  
zira yetkililere onun sorumluluğu ile ilgili bir iddia iletilmemitir. Ancak, Milli Eğitim  
Bakanğı Aziz Barnabas olayını soruturmuve Sivil Savunma Tekilatı’nın bir uygulama  
yürütolduğu sonucuna varmıtır.  
152. Bavuran, konumaları ve bulumaları sırasında, hiçbir zaman Orhan Ceylan’a  
ilikin bir iddiada bulunmamıtır. Gemikonağı ve Lefkoa arasındaki mesafe yaklaık 55-60  
kilometre, baka bir deyile yaklaık bir saatlik mesafedir.  
5. Hasan Peker Günal  
153. Tanık 1948 doğumludur. u anda emekli bir Tümgeneraldir. Temmuz 1996’da,  
Türkiye’nin güney-doğu Anadolu bölgesinde Komando Tugay Komutanı’ydı. 19 Ağustos  
1996 ve 15 Ağustos 1998 tarihleri arasında, “KKTC” Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olarak  
22  
görev yapmıtır. Adaya geliine müteakiben, tanık, basındaki yazılar yoluyla Adalı cinayetini  
öğrenmitir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Adalı cinayetiyle ilikili olduğu iddiaları karısında,  
Polis Genel Müdürlüğü’nden kendisini sözkonusu olay hakkında bilgilendirmesini istemitir.  
1996 yılı Ağustos sonu veya Eylül baı, Atilla Sav ve beraberindeki heyet, Adalı cinayeti ve  
Polis Müdürlüğü’ndeki soruturmanın son hali hakkında tanığı bilgilendirmitir. Tanık,  
“KKTC” Anayasası’na göre, idari alanda, polisin Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nın yetkisi  
altında olduğunu ve yargı alanında, Cumhuriyet Basavcılığı’nın denetimi altında görev  
yaptığını belirtmitir. Güvenlik Kuvvetleri Komutanı, Babakan’a karı sorumludur.  
154. Bavuran, tanığa, soruturmanın yürütülmesi hakkında ikayet eden bir mektup  
yazmıtır. Tanık, ona, irtibat polis memuru aracılığıyla, yargı iine müdahale edemeyeceğini,  
ancak, o isterse, onunla görüebileceğini söylemitir. Bavuran kabul etmive 12 Aralık 1996  
tarihinde, Polis Genel Müdürü Atilla Sav’ın makamında bir toplantı yapılmıtır. Toplantıda,  
Atilla Sav, bavuran, bavuranın kızı, tanık ve soruturmayla ilgili diğer birkaç polis memuru  
vardı. Toplantıda, bavurana, soruturma hakkında tüm ilgili bilgiler verilmitir. Tanık,  
konumalara müdahale etmemi, ancak soruturmayı yürütenlerden, “KKTC” ve sözkonusu  
olayla ilikisi üpheli olan Güvenlik Kuvvetleri’nin onurunu kurtarabilmek için cinayetin  
faillerini bulmak üzere gerekli bütün önlemleri almalarını talep etmitir. Polis memurları,  
bavuranın ifadelerini ve taleplerini dinlemitir. Bavuran, hiçbir ekilde koruma talep  
etmemitir. Toplantıda, birkaç kez tehdit edilmiolduğunu ve isimsiz telefonlar aldığını  
belirtmitir.  
155. Tanık, bavurana, onun sivil polis memurları tarafından korunmuolduğunu  
söylediğini reddetmitir. Toplantıda, bavuran Sivil Savunma Tekilatı’na ilikin bir iddiada  
bulunmamıtır. Tanık, toplantı odasının camından dıarıdaki arabaları iaret etmiolduğunu  
ve bavurana onların onu korumak için orada olduklarını söylemiolduğunu reddetmitir zira  
toplantı odası oradan dıarı bakıp bir araba görülemeyecek küçük bir ofistir. Bu toplantı gizli  
bir toplantı değildir. Basında haberi yapılmıtır.  
156. Tanık bavuranla baka vesilelerle konumutur ve bir seferinde onunla rahmetli  
einin askerlik hizmeti süresi haklarına ilikin görütür. Tanık, aylık koordinasyon  
toplantıları sırasında soruturmadaki gelimeler hakkında bilgilenmeye devam etmitir. Polis  
kuvvetine, en ufak bir üpheyi bile aratırmalarını söylemitir. Ayrıca, silahlı kuvvetler veya  
silahlı kuvvetlerin herhangi bir mensubuna ilikin herhangi bir eyi soruturmak isterlerse  
sözkonusu kii en yüksek rütbeli subay olsa dahi hiçbir ekilde engel olmayacağını onlara  
belirtmitir. Ancak, Güvenlik Kuvvetleri’nin herhangi bir mensubunun konuyla ilikili  
olduğuna dair en ufak bir belirti yoktur. Tanığa göre, cinayetin ardında siyasi bir neden  
yoktur.  
157. Tanık, Albay Orhan Ceylan hakkında hiçbir iddia duymamıtır. Onun görüüne  
göre, Orhan Ceylan, emekli bir albay veya o zaman Güvenlik Kuvvetleri’nde idari mevkide  
çalıan bir yarbay olabilirdi. “KKTC”de görev süresi zarfında, komutasındaki hiçbir kii  
soruturmaya tabi tutulmamıtır. Tanık, Sivil Savunma Tekilatı’nın Güvenli Kuvvetleri’nin  
yetkisi altında bir birim olmadığını ancak Babakan’a karı sorumlu olduğunu kaydetmitir.  
6. Atilla Sav  
158. 1938 doğumlu olan tanık, 4 Mayıs 1998 tarihinde emekliye ayrılan eski Polis  
Genel Müdürüdür. Temmuz 1996’da, “KKTC” Polis Genel Müdürü’dür.  
23  
159. Adalı cinayetini bir nian davetindeyken öğrenmitir. Olay yerine, Adalı’nın  
öldürülmesinden yaklaık bir buçuk saat sonra varmıtır. Polis zaten evi güvenlik altına almıꢀ  
ve halkın girmesini engellemitir. Tanık, suç mahallinde yarım saat kalmıtır. Diğer  
memurlarla birlikte Adalı ailesinin evine girmive sıra dıı hiçbir ey fark etmemitir.  
Adalı’yı adından tanıyordur. Onu daha önce görmemitir. Ancak, Adalı’nın Yenidüzen’de  
Hükümet’i eletirici yazılar yazan bir gazeteci olduğunu biliyordur. Soruturmadaki  
gelimeler hakkında memurlar tarafından düzenli olarak bilgilendirilmitir  
160. 12 Aralık 1996 tarihinde, tanığın makamında, bavuran, bavuranın kızı, Hasan  
Peker Günal ve dönemin Adli Polis Müdürü Mehmet Özdamar ile bir toplantı düzenlenmitir.  
Toplantı bavuranın talebi üzerine düzenlenmitir. Bavuran, sözkonusu olay hakkında  
katılımcılara ilgili tüm bilgileri vermive isimsiz telefonlar almıolduğundan ve bu isimsiz  
telefonlarda tehdit edilmiolduğundan ikayetçi olmutur. Ona hattını dinlettirmek için  
Telekomünikasyon Kurumu’na bavurması tavsiye edilmitir. Bavuran, Hüseyin Demirci  
hakkında üphesini ileri sürmütür ve bavurana, Hüseyin Demirci’nin polis tarafından  
ifadelerinin alınmıolduğu söylenmitir.  
161. Tanık, Ziya Kasapoğlu’nu 1956 yılından beri tanımıolduğunu belirtmitir.  
imdi emekliye ayrılmıbir polis memuru olarak Altay Sayıl’ı da tanıyordur. Sayıl ve  
Kasapoğlu’nun isimlerinin toplantıda geçip geçmemiolduğunu hatırlamıyordu. Ayrıca,  
bavuranın, Albay Orhan Ceylan veya Sivil Savunma Tekilatı hakkındaki iddialarını  
bilmiyor veya hatırlamıyordu. Tanık, bavuranın toplantıdaki ifadeleri veya iddialarına ilikin  
kayıt tutulup tutulmamıolduğunu hatırlamıyordu.  
162. Tanığın herhangi bir ekilde soruturmaya müdahale etmesine gerek yoktu, zira  
bir kusur yoktu. Soruturma normal seyrine göre yürütülüyordu. Bavuran, tanığa, Sivil  
Savunma Tekilatı’nın einin öldürülmesiyle ilgisine ilikin üphesinden bahsetmemitir.  
Tanık, soruturma sonuçlanmadan Adalı cinayetini siyasi nedenli olarak nitelemenin  
uygunsuz olacağını belirtmitir. Tanık, ayrıca, polisin soruturmayı tamamladığı zaman  
dosyaların soruturmayı denetleyen Cumhuriyet Basavcısı’na verilmiolduğunu  
kaydetmitir. Adalı’nın gözlüğünün dul eine teslim edilmesine ilikin soru hakkında, tanık,  
sadece delillerin bir parçası olarak değerlendirilen eyaların tutulmuolduğunu belirtmitir.  
Tanık, Adalı’nın gözlüklerinin soruturma açısından ilgisiz olarak değerlendirilebileceğini  
ifade etmitir. Tanık, 12 Aralık 1996 tarihinde makamında gerçekleen toplantıda, Güvenlik  
Kuvvetleri Komutanı’nın binanın dıındaki arabalara iaret ederek bavurana bunların onu  
koruduğunu söylememiolduğunu vurgulamıtır. Makamın, araba park yerine bakan bir  
penceresinin olmadığını kaydetmitir.  
7. Galip Mendi  
163. 1951 doğumlu olan tanık, u anda Genelkurmay Harekat Bakanıdır. Ağustos  
1994 ve Temmuz 1996 tarihleri arasında Sivil Savunma Tekilatı Bakanı’dır. 2000 ve 2002  
yılları arasında KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapmıtır.  
164. KKTC kanunlarına göre, Türk vatandaı olmak kouluyla sivil veya asker  
herhangi bir kii Sivil Savunma Tekilatı Bakanı olabilir. Bu görevin uzmanlık gerektirdiği  
ve “KKTC” nin yeni kurulmubir Devlet olduğu gerçekleri düünüldüğünde, Sivil Savunma  
Tekilatı bakanları Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasından atanır.  
24  
165. Sivil Savunma Tekilatı, savazamanında veya seller ve depremler gibi doğal  
felaketler durumunda sivil nüfusun hayatı ve mülkiyeti ile birlikte kurumları ve tekilatları  
koruyan insani bir kurtarma tekilatıdır. Tekilatın herhangi bir askeri ilevi yoktur. Tekilatın  
memurları üniforma giymemekte ve silah taımamaktadırlar. Ancak, bazı kurtarma  
operasyonlarında, yangın ve sel durumlarında, özel giysi giyerler. Silahlı Kuvvetler ve Sivil  
Savunma Tekilatı arasında tekilata ait bir bağ yoktur, Sivil Savunma Tekilatı doğrudan  
Babakanlığın yetkisi altındadır. Ancak, sel, yangın veya savagibi bazı durumlarda, Sivil  
Savunma Tekilatı görevini yerine getirirken askeriye ile ibirliği yapar. Sivil Savunma  
Tekilatı, bavuranın iddia ettiği gibi gizli bir tekilat veya istihbarat tekilatı değildir.  
166. Tanık, Adalı’yı ahsen tanımıyordu. Adalı’nın Yenidüzen gazetesinde yayınlanan  
yazılarını okurdu. Ayrıca, bavuranın sivil savunma ordusunda çalıolduğunu biliyordu.  
Bavuran Girne Halk Ordusu’nda da görev yapmıtır. Sivil nüfus felaket durumlarında  
yetkililere yardımcı olmutur. Bu sivil hizmet için yatahdidi kadınlar için elli ve erkekler  
için altmıtır. Bay ve Bayan Adalı’ya da hizmetleri için Girne’de düzenlenen bir seremonide  
sertifika verilmitir. Bu, tanığın onlarla görüolduğu tek vesiledir. Tanık, ayrıca,  
Adalı’nın 1978 ve 1980 yılları arasında Sivil Savunma Komitesi’nde Kültür Bakanlığı’nı  
temsil etmiolduğunu belirtmitir.  
167. Tanık, Sivil Savunma Tekilatı’nın Adalı’nın ölümüyle ilgisi olabileceğini  
reddetmitir. Ayrıca, sözkonusu olaya yönelik soruturmada yer almamıolduğunu ve bunun  
olay hakkında ilk sorgulanıı olduğunu kaydetmitir. Tanık, Sivil Savunma Tekilatı’nın  
Adalı cinayeti ile ilgili olduğu iddialarının farkındaydı. Ancak, ne onun ne de Sivil Savunma  
Tekilatının Adalı ile bir problemi vardı. Ayrıca, ona karı kin beslemiyordu, zira onu  
tanımıyordu. Đddiaların bütünüyle temelsiz olduğunu değerlendirdiği için tekilat içinde  
soruturma yürütmeyi gerekli bulmamıtır.  
168. Tanığın görev süresi olaydan bir ay sonra bitmitir ve tanık adadan Ağustos  
1996’da ayrılmıtır. Türkiye’ye dönüünün üzerine, üstlerine, ne kendisinin ne de Sivil  
Savunma Tekilatı’ndan herhangi baka bir kiinin cinayetle ilgisi olmuolduğunu rapor  
etmitir.  
169. Tanık, Aziz Barnabas olayının hiçbir ekilde Sivil Savunma Tekilatı ile  
bağlantılı olmadığını iddia etmitir. O dönemde BarıKuvvetleri Komutanlığı tarafından  
yürütülen operasyon teröristlere karı bir operasyondur. Bu nedenle, Sivil Savunma  
Tekilatı’nın Aziz Barnabas olayı ile ilikili olduğu iddiaları doğru değildir. Tanık, bu  
iddiaların, tekilatının, PKK’ya karı yürütülen bir operasyon için resmi üniformalı Barıꢀ  
Kuvvetleri’ne sivil bir araba tahsis etmiolduğu gerçeğinden kaynaklandığını belirtmitir.  
Arabanın tahsis edilmesi haricinde, Sivil Savunma Tekilatı, Aziz Barnabas olayı ile  
bağlantılı hiçbir gelimeye müdahale etmemitir.  
170. Aziz Barnabas olayı ve Sivil Savunma Tekilatı’nın ilikisi olduğu iddiası  
hakkında birçok gazete makalesi vardı. Bu makalelerden bazıları Yenidüzen’de Adalı  
tarafından yazılmıtı. Tanık, hiçbir gazeteden bu iddiaları yalanlamasını talep etmemitir,  
ancak Sivil Savunma Tekilatı’nın basın dairesindeki çalıma arkadalarına, gazeteye telefon  
açmaları ve onlara tekilatın Aziz Barnabas olayı ile ilikili olmadığını söylemeleri talimatını  
vermitir. Çalıma arkadalarından biri bu mesajı gazeteye, muhtemelen yazı ileri müdürüne,  
uygun bir dille iletmive tanığa mesajın iyi kabul gördüğünü geri bildirmitir.  
25  
171. Tanık, Hüseyin Demirci ile, yerli halktan diğer birçok kiiyle tanığı gibi, sivil  
savunmanın eğitim kurslarından birinde tanıtır. Ancak, Demirci’nin kendisinin danımanı  
olduğu eklindeki bavuranın iddiasını reddetmitir. Ayrıca, Orhan Ceylan’ı, kahramanca  
yürütğü hizmetlerden oluan bir meslek hayatından sonra imdi emekli olan tanınmıbir  
subay olarak bildiğini ifade etmitir. Ancak, onunla tanımamıtır.  
172. Tanık, kendisinin Adalı cinayetinden iki gün önce, yani 4 Temmuz 1996  
tarihinde adayı terk etmiolduğu eklindeki bavuranın iddiasını reddetmitir. Tanık, 1996  
Ağustos’unun ikinci haftasında, görev süresinin bitimine müteakiben, adadan ayrılmıꢀ  
olduğunu vurgulamıtır. Yenidüzen’in 23 Mart 1996 tarihli baskısındaki sütununda Adalı  
tarafından yapılan Aziz Barnabas olayına ilikin iddialar hakkında soru sorulduğunda, tanık,  
iddialara karı çıkmıve beyaz Renault Toros marka arabayı teröristlere karı bir operasyon  
için temin etmiolduğunu belirtmitir.  
173. Tanık, Yenidüzen editörünün tanığın gazeteye tehdit edici bir telefon açmıꢀ  
olduğu derecesine varan iddialarda bulunmuolduğu Show TV’deki bir televizyon  
programına tepki göstermemiolduğunu ifade etmitir. Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay  
Bakanlığı’nın yetkisini almadan iddialara tepki vermenin mümkün olmadığını açıklamıtır.  
174. Afrika gazetesinde yayınlanan, Sivil Savunma Tekilatı’nın ilikisi hakkında yazı  
yazmalarının daha iyi olacağını söylediği iddia edilen bir makalede, Mustafa Asilhan’dan,  
tanığın danımanı olarak bahsetmitir. Tanık, bu makale hakkında, Asilhan’ın hiçbir zaman  
kendisinin danımanı olmamıolduğunu ve iddiaların doğru olmadığını vurgulamıtır.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZLARI  
A. Đç hukuk yollarını tüketmeme iddiası  
1. Tarafların görüleri  
(a) Sorumlu Hükümet  
175. Hükümet, bavuranın, AĐHS’nin 35 § 1. maddesindeki iç hukuk yollarını  
tüketme kuralına uymamıolduğunu ileri sürmütür. Hükümet, bavuranın, etkili, yeterli ve  
onun için kolaylıkla eriilebilir olan ve “KKTC” yargı sistemi içinde ikayetlerini tazmin  
edebilecek olan yerel hukuk yollarına müracaat etmeden, bavuruda bulunmuolduğunu ileri  
sürmütür.  
26  
176. Hükümet, “KKTC” Anayasası’nın, “KKTC”de etkili ve bağımsız bir yargı  
sisteminin mevcut olduğunu ve Türk-Kıbrıs mahkemelerinin kii haklarının koruyucusu  
olduğunu açıkça gösterdiğini iddia etmitir. Bu bağlamda, Hükümet, “KKTC” Anayasası’nın,  
1960 Kıbrıs Anayasası’ndan ve “KKTC” kanunlarının parçasını oluturan Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nden alınan insan hakları hükümleri içerdiğini belirtmitir. Anayasa  
uyarınca, temel haklar ve özgürlükler, ancak yasayla ve yasada belirtilen amaçlar için  
kısıtlanabilir. Anayasa’nın 136 ila 155. maddeleri, Yüksek Anayasa Mahkemesi’ne bavurma  
yoluyla mevzuatın yargı denetimini (148. madde) ve mevzuatın ve ek mevzuatın iptali için  
ilemlerin balatılmasını (147. madde) öngörmütür ve bununla birlikte yasaya aykırılık veya  
hukuki hata ve yetkinin gereğinden fazla ve/veya kötüye kullanılması gerekçeleriyle bağımsız  
mahkemelere eriimi ve idari ilemlerin yargı denetimini öngörmütür (152. madde).  
Özellikle, 152. madde, Yüksek Đdare Mahkemesi’nin, yürütsel veya yönetsel bir yetki  
kullanan herhangi bir organ, makam veya kiinin bir kararının, ileminin veya ihmalinin, bu  
Anayasanın veya herhangi bir yasanın veya bunlara uygun olarak çıkarılan mevzuatın  
kurallarına aykırı olduğu veya bunların sözkonusu organ veya makam veya kiiye verilen  
yetkiyi amak veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı ikayeti ile kendisine yapılan  
bavuru hakkında, kesin karar vermek münhasır yargı yetkisine sahip olduğunu öngörmütür.  
177. Hükümet, bütün soruturmaların polis tarafından ve bütün kovuturmaların  
Basavcı tarafından yürütüldüğünü kaydetmitir. Yargıçların bağımsızlık güvencelerinden  
tamamen yararlanan Basavcı (158. madde), soruturmaların yürütülmesinde polis  
kuvvetlerinin denetleyicisi olmutur. Kıbrıs’taki cezai adalet sistemi Đngiliz “itham sistemi”ne  
dayanmaktadır ve ispat ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul üpheden uzak olarak  
kanıtlanmıolması” ölçütüdür. Hukuk davaları konusunda, “KKTC” mahkemeleri, Đngiliz  
Örfi Hukuku’nun tedvini olan Müsaade Edilmeyen Fiillere Đlikin Kanun hükümlerini  
uygular. Bir hukuk davasında ispat ölçütü “olasılıklar dengesinden uzak olarak kanıtlanmıꢀ  
olma” ölçütüdür.  
178. Bavuranın, einin ölümüne yönelik yeterli soruturma olmamasına ilikin  
iddiaları hakkında, Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yollarına atıfta bulunarak, bavuranın  
Yargıtay görevi gören “KKTC” Yüksek Mahkemesi’ne kamu hizmeti yapmayı zorunlu  
kılmak üzere mandamus emri için ikayette bulunabileceğini belirtmitir. “KKTC”  
Anayasası’nın 151 § 3. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin, habeas corpus,  
mandamus, yasak ve certiorari niteliğinde hükümler vermekte bidayet mahkemesinin kaza  
hakkı vardır. Yüksek Đdare Mahkemesi’nin, sözkonusu idari makam tarafından yapılması  
ihmal edilen her eyin uygulanması gerektiği kararını verme yetkisi vardır. Ayrıca, herhangi  
birisi hakkında cezai kovuturma balatmak için, ikayetçinin iddia edilen olaylar hakkında  
polise ifade vermesi gerekmektedir. Ancak, yeterli delil olmadığı takdirde, hiç kimse  
suçlanamaz.  
179. Bu davada, öldürülen kiiye yapıldığı iddia edilen ölüm tehditleri yetkililere  
bildirilmemive Adalı’nın ölümünün öncesinde resmi birimlerden koruma talep edilmemitir.  
Bu nedenle, bu gibi tehdit iddiaları ex post facto yapıltır. Ayrıca, polise, Sivil Savunma  
Tekilatı Bakanı’nın, bavuranın ei tarafından sözde Aziz Barnabas olayına ilikin yazılan  
yazı dolayısıyla Yenidüzen gazetesine tehditlerde bulunmuolduğuna dair ikayette  
bulunulmamıtır.  
180. Bavuranın dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale edildiği iddiası  
hakkında ikayetle birlikte bavuranın taciz, tehdit ve ayrımcılık iddiaları hakkında, Hükümet,  
bavuranın polise ikayette bulunmasının yanı sıra, ayrıca, kendisini taciz ettiği ve/veya  
27  
mülküne tecavüz ettiği iddia edilen insanlar hakkında yetkili bölge mahkemelerinde hukuk  
davası açabilmesinin mümkün olduğunu belirtmitir. Bavuran, ayrıca, ikayetlerine ilikin  
herhangi bir ilem veya kararın iptali için, herhangi bir idari makam hakkında Yüksek Đdare  
Mahkemesi’nde idari kovuturma balatabilirdi.  
181. Yukarıda belirtilenlerin karısında, Hükümet, iç hukuk yollarını tüketilmediği  
gerekçesiyle bavurunun kabuledilmez olduğunu ileri sürmütür.  
(b) Bavuran  
182. Bavuran, Hükümet’in görülerine itiraz etmitir. Bavuran, Hükümet’in  
“KKTC” mevzuat hükümlerini uzun anlatımının teoride bağımsız kanuni sistemin varlığını  
gösterebilir olduğunu, öte yandan, Hükümet’in, bavuranın ikayetçi olduğu Sözleme  
ihlalleri konusunda pratikte kendisi için uygun etkili iç hukuk yolları olduğunu gösterme  
sorumluluğunu yerine getirmemiolduğunu ileri sürmütür.  
183. Bavuran, AĐHM’nin Kıbrıs – Türkiye kararında ([BD], no. 25781/94, § 91,  
AĐHM 2001-IV), hukuk yollarının kiilerin yararı için mevcut olduğu ve onlara Sözleme  
ihlallerini engellemekte makul baarı ihtimalleri sunduğu gösterilebildiği durumda, bu gibi  
hukuk yollarından yararlanılması gerektiği kararını vermiolduğunu belirtmitir. Mahkeme,  
ayrıca, her ihlale ilikin olarak sözkonusu kiilerin tazminat almak için etkili hukuk  
yollarından yararlanıp yararlanmamıolabileceğini inceleme kararı almıtır. Özellikle, AĐHM  
Kıbrıs kararında (yukarıda anılan, § 99) unları ifade etmitir:  
“…Özellikle herhangi bir hukuk yolunun varlığının yalnızca teoride değil ama aynı zamanda  
pratikte yeterli derecede kesin olup olmadığını ve sözkonusu kiileri … sorumlu Hükümet’in iddia ettiği  
ekliyle … onlar için kullanılabilir olan … hukuk yollarını tüketme sorumluluğundan ibra eden özel  
durumların olup olmadığını göz önünde tutacaktır.”  
184. Yukarıda belirtilenlerin ıığında, hukuk yolunun teorik ve pratik açıdan etkin  
bir hukuk yolu olmuolduğuna AĐHM’yi ikna etmek için ispat yükümlülüğü sorumlu  
Hükümet’in üzerindedir (ibid., § 106). Bu davada olduğu gibi, sorumlu Hükümet’in sorumlu  
olduğu makamların, örneğin soruturmalar üstlenmeyerek ve yardım sunmayarak, Devlet  
görevlilerinin zarara neden olduğu veya görevi kötüye kullanma gibi ağır iddialar karısında  
pasif kaldığı durumda, bu iç hukuk yolları kuralının uygulanmasını engeller (ibid.).  
Bavuranın görüüne göre, ikayetinin idari uygulama ile ilgili olduğu gerçeğine rağmen,  
onun durumunda iç hukuk yolları kuralı geçerli olsaydı, u sebeplerden dolayı “KKTC”  
mahkemelerine bavurmuolmak zorunda değildi:  
(i) Adalı, “KKTC” yönetiminin politikalarına ve uygulamalarına sert muhalefeti  
sebebiyle, cinayetin siyasi nedenli olduğunu kuvvetle ima eden artlarda öldürülmütür.  
(ii) Türkiye ve “KKTC” yönetimi, polisi, güvenlik kuvvetlerini ve “KKTC”deki  
diğer kamu makamlarını kontrol eder. Bu nedenle, teoride, veya baka ekillerde, konumu ne  
olursa olsun, bavuranın davasındaki konuların kararında mahkemelerin pratikte bağımsız  
olması olası değildi.  
28  
(iii) “KKTC” mahkemelerinin bağımsız ve koruma sağlamaya hazır olduğu farz  
edilse bile, ki bu tartıılır, bavuran, kanuni haklarından faydalanmak üzere “KKTC”de  
hukuki yardım almaya çalıve alamamıtır.  
(iv) Bavuranın yinelenen taleplerine rağmen, einin cinayetinin sebeplerine  
yönelik çabuk, tarafsız, tam ve etkili bir soruturma yürütülmemitir. Bu ona herhangi bir  
hukuk yolunun tanınmamasını ve böylece, tazminat talebi de dahil olmak üzere, diğer  
muhtemel hukuk yollarına eriimin tanınmamasını içermitir.  
(v) Einin ölümünden bu yana, bavuran, kiisel emniyeti için endielenmesine  
sebep veren, sürekli izleme, taciz, tehdit ve ayrıma maruz kalmıtır.  
(vi) Yinelenen taleplere rağmen, bavurana etkili koruma, güvenlik veya tazminat  
sağlanmamıveya failler cezalandırılmamıtır.  
(vii) Bu artlarda, bavuran, anlaılabilir ve makul ekilde, ulusal adli kanallar  
yoluyla ilgi ve karılık bulmayı bekleyemeyeceği inancını gelitirmitir.  
(c) Kıbrıs Hükümeti  
185. Kıbrıs Hükümeti bavuranın görülerine benzer görülerde bulunmu,  
sorumlu Hükümet’in iddialarına itiraz etmitir. Kıbrıs Hükümeti, görülerinde, “KKTC”  
hukuk sisteminin içindeki hukuk yollarının AĐHS’nin 35 § 1. maddesine uygun olarak  
tüketilmeyi gerektiren etkili iç hukuk yolları oluturmağını iddia etmitir. Bundan baka, bu  
hukuk yollarının uluslararası hukuk bakımından kanuna aykırılığının, bavuranı, tüketme  
artından ibra eden “özel bir durum”a vardığını ileri sürmütür.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
186. Uluslararası hukukta hukuk yollarının iddia edilen kanuna aykırılığı ıığında  
35 § 1. maddenin uygulanması konusu hakkında, AĐHM, Kıbrıs kararında (yukarıda anılan, §  
102),eski 26. maddeye (imdiki 35 § 1. madde) uygun olarak, “KKTC”de mevcut olan hukuk  
yollarının sorumlu Hükümet’in “iç hukuk yolları” olarak sayılabileceği ve bunların etkisi  
konusunun, ortaya çıktığı spesifik durumlarda değerlendirileceği kararını vermiolduğunu  
belirtir. Ayrıca, aynı kararda, AĐHM, unları ifade etmitir:  
“101. … kendisi tarafından kanunsuzca igal edilen ve yönetilen bölgede meydana gelen olaylardan  
Devlet’in sorumlu tutulduğunu kabullenmenin ve bu Devlet’e, mahkemelerinde kendisine isnat  
edilebilir yanlıları düzelterek böyle bir sorumluluktan kaçınmaya çalıma fırsatının tanınmamasının …  
anlaılması güçtür. Sorumlu Devlet’e sözkonusu uygulama çerçevesinde bu fırsatın verilmesi, hiçbir  
ekilde, uluslar arası hukuka göre kanuna aykırı olan bir sistemin dolaylı merulamasına varmaz.”  
29  
187. AĐHM, bir taraftan, Devlet bir hukuk yolu sağlamadığı için AĐHS’nin çeitli  
maddelerinin ihlal edildiğinin iddia edilemeyeceğini belirtirken, diğer taraftan, böyle herhangi  
bir hukuk yolunun, sağlandığı takdirde, bove geçersiz olacağını iddia eder (bkz., yukarıda  
anılan, Kıbrıs, § 101 ve Djavit An – Türkiye, no. 20652/92, § 31, AĐHM 2003-III). Sonuç  
olarak, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin, bu davadaki olaylar için geçerli olduğu kararına  
varmıtır.  
188. Sözkonusu davadaki iddia edilen tüketmeme konusu hakkında, AĐHM,  
AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde belirtilen iç hukuk yollarını tüketme kuralının, bavuranları, ilk  
olarak, iddia edilen ihlaller karılığında tazminat almalarını sağlayacak iç hukuk sisteminde  
mevcut ve yeterli olan hukuk yollarını kullanmaya mecbur ettiğini yineler. Hukuk yollarının  
varlığı, hem teoride hem de pratikte yeterli ölçüde kesin olmalıdır, olmaması durumunda  
gerekli eriilebilirlik ve etkiden yoksun olurlar. 35 § 1. madde, ayrıca, müteakiben AĐHM  
huzurunda bulunulması niyetlenen ikayetlerin, en azından esasta ve iç hukukta ortaya konan  
önceki artlara ve zamanaımlarına uyumlu olarak uygun yerel kurulua yapılmıolması  
gereğini ve ayrıca, AĐHS’nin ihlalini engelleyebilecek herhangi bir usule ait yolun kullanılmıꢀ  
olmasını gerektirir. Ancak, yeterli ve etkili olmayan hukuk yollarına bavurma zorunluluğu  
yoktur (bkz. Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports of Judgments and  
Decisions 1996-VI, ss. 2275-76, §§ 51-52, ve Akdivar ve Diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996  
tarihli karar, Reports 1996-IV, s. 1210, §§ 65-67).  
189. AĐHM’ye, bavuranın bavurmaolduğu hukuk yollarını yeterli açıklıkta  
göstermek ve AĐHM’yi, sözkonusu zamanda hukuk yollarının teoride ve pratikte uygun ve  
etkili olduğuna, yani eriilebilir olduklarına, bavuranın ikayetlerine ilikin olarak tazminat  
sağlayabileceklerine ve makul baarı ihtimalleri sunduklarına ikna etmek, iç hukuk yollarının  
tüketilmediği iddiasında bulunan Hükümet’e düer (bkz., yukarıda anılan, Akdivar ve  
Diğerleri, s. 1211, § 68).  
190. Bu davada Hükümet tarafından belirtilen muhtemel hukuk yollarının  
uygunluğu ve etkisi hakkında, AĐHM, 31 Ocak 2002 tarihli kabuledilebilirlik kararında,  
sözkonusu cezai soruturmanın AĐHS uyarınca etkili sayılıp sayılamayacağı konusunun  
bavuranın ikayetlerinin konusu ile yakından bağlantılı olduğunu ve esaslara katılması  
gerektiğini değerlendirdiğini belirtir. Bu konuda taraflar tarafından ileri sürülen iddiaları  
dikkate alan AĐHM, bu konulara, bavuranın AĐHS’nin 2, 3, 8 ve 14. maddeleri uyarınca olan  
ikayetlerinin konunun esastan incelenmesinde değinmenin uygun olduğunu değerlendirir.  
191. Ancak, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesi itirazı, bavuranın  
dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale edildiği iddiası hakkındaki ikayetine ilikin  
olduğu sürece, AĐHM, bu konuyu daha önce (yukarıda belirtilen) Djavit An – Türkiye  
davasında incelemiolduğunu ve “yeil hat” ta iznin reddedilmesi hakkındaki ikayetlere  
ilikin olarak idari mahkemelerdeki hukuk yolunun uygun ve yeterli sayılamayacağını belirtir.  
Zira, AĐHM, böyle ilemlerde karar verilebileceğinden emin değildir. Yukarıda belirtilen  
Djavit An kararındaki (yukarıda §§ 32-36) değerlendirmeleri karısında, AĐHM, bu davada,  
daha önceki kararlarından sapmasını gerektirecek bir neden görmemektedir. Dolayısıyla,  
bavuranın AĐHS’nin 11. maddesi uyarınca yapılan ikayetlerine ilikin olduğu sürece,  
Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesi itirazını reddeder.  
B. Altı ay kuralına uymama iddiası  
30  
192. Hükümet, bavuran cezai soruturmanın etkili olmadığını iddia ettiğine göre,  
bavurusunun süre dolduktan sonra yapılmıolduğu gerekçesiyle reddedilmiolması  
gerektiğini ileri sürmütür. Hükümet, bavuranın einin 6 Temmuz 1996 tarihinde  
öldürülğünü, öte yandan, bavurusunun 12 Eylül 1997 tarihinde yapıldığını belirtmitir, bu  
altı aydan uzun bir süre sonradır. Hükümet, ayrıca, bu davayı Kıbrıs – Türkiye davasındaki  
durumdan ayırmıtır ve bavuranın haklarının sürekli ihlalinin sözkonusu olmadığını ileri  
sürmütür.  
193. Bavuran Hükümet’in görüüne itiraz etmive AĐHM’ye bavurusunu  
AĐHS’nin gerektirdiği gibi altı aylık zaman limiti içinde yapmıolduğunu iddia etmitir.  
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini sadece einin cinayetine ilikin olarak iddia  
etmediğini vurgulamı, ancak, sorumlu Hükümet’in üzerinde etkili kontrol uyguladığı  
“KKTC”deki yetkililerin einin ölümüne yönelik tam ve etkili bir soruturma yürütmemesi,  
katillerini adalete teslim etmemesi ve einin ölümü için ona tazminat vermemesinden  
ikayetçi olmutur. Ayrıca, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan ikayetine ek olarak,  
AĐHS’nin 3, 6, 8, 10, 11, 13 ve 14. maddeleri uyarınca olan haklarının sürekli ihlalinden  
ikayetçi olduğunu kaydetmitir.  
194. Kıbrıs Hükümeti bu konuda görübildirmemitir.  
195. AĐHM, iç hukuk yollarının olmaması durumunda veya etkisiz olduklarına  
karar verildiği takdirde, altı aylık zamanaımının ikayet konusu olayın tarihinden itibaren  
ilediğini kaydeder (bkz. Hazar ve Diğerleri – Türkiye (karar), no. 62566/00, 10 Ocak 2002;  
bkz. ayrıca, L.C.B. – Đngiltere, no. 23413/94, 28 Kasım 1995 tarihli Komisyon kararı,  
Decisions and Reports (DR) 83, s. 31). Bavuranın bata bir iç hukuk yolundan yararlandığı  
ve bu hukuk yolunu etkisiz kılan artların ancak daha sonraki bir aamada farkına vardığı  
veya varmıolması gerektiği istisnai durumlarda özel yaklaımlar uygulanabilir. Böyle bir  
durumda, altı aylık süreç, bavuranın bu artların farkına vardığı veya varolması gerektiği  
zamandan itibaren hesaplanabilir ( Laçin – Türkiye, no. 23654/94, 15 Mayıs 1995 tarihli  
Komisyon kararı, DR 81, s. 76).  
196. AĐHM, bavuranın, einin ölümüne müteakiben, Devlet’in gizli ajanlarının  
olaya karığı hakkında yetkililere yönelik ciddi iddialarda bulunduğunu kaydeder. “KKTC”  
Cumhurbakanı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı da dahil olmak üzere yerel makamlardan,  
einin katil(ler)ini bulmak için etkili ekilde harekete geçilmesini sağlamak için adımlar  
atmalarını talep etmive daha sonra bu makamlara düzgün bir soruturmanın  
yürütülmediğinden ikayetçi olmutur (bkz. yukarıda 31, 35 ve 37. paragraflar). Anlaılan,  
bavuran, AĐHS’nin 2, 3, 6, 8, 10, 11, 13 ve 14. maddeleri uyarınca olan iddialarına yönelik  
etkili bir soruturmanın balatılacağından üphe duymaya baladıktan sonra bavurusunu  
Sözleme uyarınca 12 Eylül 1997 tarihinde yapmıtır. Bu artlarda, AĐHM, bavurunun,  
AĐHS’nin 35 § 1. maddesi tarafından öngörülen altı aylık zaman sınırı içinde yapıldığını  
kabul eder.  
Yukarıda belirtilenlerin ıığında, AĐHM, Hükümet’in altı ay kuralına ilikin  
itirazının reddedilmesi gerektiği kararına varır.  
31  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
197. Bavuran, einin Türk ve/veya “KKTC” makamlarının gizli ajanları  
tarafından öldürülmüolduğundan ve ulusal makamların, onun öldürülmesine yönelik uygun  
bir soruturma yürütmemiolduklarından ikayetçi olmutur. AĐHS’nin u ekilde olan 2.  
maddesine dayanmıtır:  
“1. Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir  
suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç kimse kasten  
öldürülemez.  
2. Öldürme, aağıdaki durumlardan birinde kuvvete bavurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi  
sonucunda meydana gelmise, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmısayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadıı iddete karı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiinin  
kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A. Tarafların Görüleri  
1. Bavuran  
198. Bavuran, kamu incelemesine açık, etkili, bağımsız ve resmi bir soruturmanın  
olmadığı durumda, katillerin kimliğini kesin olarak tespit edemeyeceğini iddia etmitir.  
Ayrıca, sorumlu Hükümet tarafından einin cinayetinin nedenlerine veya faillerin kimliğine  
dair ikna edici ve mücbir deliller olmadığı durumda, AĐHM, Kutlu Adalı cinayetinin, kuzey  
Kıbrıs’ta Türk kontrolü altında olan makamlar tarafından veya adına yapılmıolduğu  
sonucunu çıkaracaktır. Bu bağlamda, bavuran, bunun, üphesiz, sistemin balıca  
eletirmenlerinden birinin siyasi suikastı olduğunu vurgulamıtır. Yenidüzen’in 17 Mart 1996  
tarihli baskısında Aziz Barnabas olayı hakkında bir yazının yayınlanmasına müteakiben,  
Adalı, yukarıda belirtilen gazetenin editörü aracılığıyla bilinmeyen kiiler ve Sivil Savunma  
Tekilatı Bakanı tarafından tehdit edilmitir. 4 Temmuz 1996 tarihinde Yenidüzen  
gazetesinde Türk Hükümeti’ni ve “KKTC” yönetimini ağır ekilde eletiren baka bir yazının  
yayınlanmasından iki gün sonra 6 Temmuz 1996 tarihinde, Adalı öldürülmütür.  
199. Bavuran, diğer konuların yanı sıra, ayrıca, einin suikastının sonrasında  
sadece birkaç dakika içerisinde evin dıarısındaki sokağa yaklaık on iki polis aracının gelmiꢀ  
ve bölgeyi kordon altına almıolduğunu belirtmitir. Onun görüüne göre, yakında  
beklememioldukları takdirde, bu kadar çok aracın böyle kısa bir zamanda varması mümkün  
olmazdı. Ayrıca, einin cesedini görmesine izin verilmemiolduğunu kaydetmitir.  
Hükümet’in 1 Nisan 1999 tarihli görülerinin alınmasından sonra otopsi yapılmıolduğundan  
32  
ve otopsi raporu izlenimi veren bir belgenin örneğinin görülerin ek kısmında yer almıꢀ  
olduğundan haberdar olmutur.  
200. 8 Temmuz 1996 tarihinde, “KKTC” Hükümeti yanlısı Kıbrıs gazetesi, faist  
bir grup olan Türk Đntikam Tugayı’ndan, Kutlu Adalı’yı öldürmüolduklarını iddia eden bir  
açıklama geldiği haberini yazmıtır. Bu grup, Türk Milliyetçi Hareket Partisi gençlik hareketi  
sözde “Bozkurtlar” ile ilikilidir. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, Türk polisi, Türk Milli  
Đstihbarat Tekilatı (“MĐT”), Türk paramiliter yapılanması, Türk bakanları ve Türk mafyası ile  
yakın ve köklü ilikileri vardır. Ayrıca, Adalı’nın öldürülmesinden iki gün sonra, bavuranın  
ailesi, cinayetten sorumlu olduklarını söylediği Hüseyin Demirci ve ilk adı Orhan olan bir  
adamın isimlerini vermiolan kimliği belli olmayan birisi tarafından bir telefon almıtır.  
Bavuran, Demirci’nin “Bozkurtlar” ve Sivil Savunma Tekilatı üyesi olduğunu ve kendisine  
Güvenlik Kuvvetleri tarafından ödeme yapıldığını öğrenmitir. Orhan, Türk Đꢀgal  
Kuvvetleri’nde görevli bir albaydır. Bavuran, bu bilgiyi polise vermi, ancak onlar uygun  
ekilde soruturma yapmamılardır. Polise ve Güvenlik Kuvvetleri’ne bulunduğu ikayetlere  
rağmen, failleri adalete teslim etmek için bir adım atılmamıtır.  
201. Bavuran, yukarıda belirtilen ana olayların büyük ölçüde tartıma konusu  
olmadığını ve Hükümet’in, yalnızca iddia olmaktan farklı, ikna edici delillerine ters  
mediğini ileri sürmütür. Dolayısıyla, bunlar kuvvetli ikinci derecede kanıt  
oluturmulardır, bunlardan, makul olarak, kuzey Kıbrıs’taki makamların ve dolayısıyla  
sorumlu Hükümet’in, bavuranın einin cinayetinden dolayı Sözleme uyarınca sorumluluk  
taıdığı sonucu çıkarılabilir.  
202. Ayrıca, 1. madde ile birlikte yorumlanan 2. madde uyarınca yaama hakkını  
koruma zorunluluğu, kiilerin kuvvete bavurma sonucu öldürülmüolduğu durumda bir çeit  
etkili resmi soruturma olmasını gerektirir (burada, belirtilen bavuran Shanaghan – Đngiltere,  
no. 37715/97, § 88, 4 Mayıs 2001). Böyle bir soruturma, bağımsız ve kamu incelemesine  
açık olmalıdır. Yaama hakkı ile beraber sorumluların kimliğinin tespit edilmesini ve  
cezalandırılmasını ve haksız bir fiil sonucu gerçekleen ölüm karılığı tazminat almayı  
koruyan iç hukukun etkili uygulanmasını sağlamak amacıyla, makul ölçüde süratli, bağımsız  
ve etkili resmi bir soruturma yürütmek özellikle gereklidir. Aynı zamanda, teoride olduğu  
kadar pratikte de sorumluluğu sağlamak için soruturmada veya sonuçlarında yeterli unsurda  
kamu incelemesi olması gereklidir (tekrar belirtilen bavuran Shanaghan, §§ 89-92, ve ayrıca  
Oğur – Türkiye [BD], § 92, no. 21954/93, AĐHM 1999-III). Bu bağlamda, bavuran, sorumlu  
Hükümet’in, bavuranın einin ölümüne ve bavuranın onun Devlet görevlileri tarafından  
öldürülğüne dair iddiasına yönelik çabuk, tarafsız ve etkili resmi bir soruturmanın  
yapılolduğunu gösterecek ikna edici veya inandırıcı deliller sunmamıolduğunu ileri  
sürmütür. Bavuran, soruturmadaki u kusurlara dikkat çekmitir:  
(i) Otopsi raporu ve balistik inceleme sonuçları, bavurana, ancak, einin  
ölümünün üzerinden neredeyse üç yıl geçmesinin ardından verilmitir.  
(ii) Olası tanıklar polis tarafından sorgulanmamıtır. Örneğin, olası görgü tanıkları  
olan Feri Khan ve onun annesinin ifadeleri alınmamıtır  
(iii) Soruturmada Muhtar ve Ziya Kasapoğlu’nun ifadeleri alınmamıtır.  
33  
(iv) Katiller, “ahin” marka koyu kırmızı bir araba kullanmıolabilirlerdi, ancak  
bu polis tarafından dikkate alınmamıtır ve böyle bir arabayı bulmak için hiçbir giriimde  
bulunulmamıtır.  
(v) Hüseyin Demirci’nin 6 Temmuz 1996 tarihli akamı Mustafa Asilhan ile  
birlikte geçirmiolduğu iddiasını doğrulamak üzere Mustafa Asilhan’ın ifadesi alınmamıtır.  
(vi) Polis, Abdullah Çatlı’nın Adalı cinayetine karıolduğuna dair yinelenen  
iddiaları uygun bir ekilde soruturmatır.  
(vii) Ölüm vakasına ilikin keif ve tahkikat ancak bavurunun sorumlu  
Hükümet’e bildirilmesinin sonrasının ardında yapılmıtır. Bavuran ve ailesi, tahkikata  
katılamamılardır ve orada ifade vermesi için sadece betanık çağrılmıtır.  
203. Bavuran, son olarak, kuzey Kıbrıs polisinin siyasi ve askeri kontrol altında  
olduğunu iddia etmitir. Buna göre, soruturmayı yürütmekten sorumlu olan kiilerin olaylara  
karıkiilerden farklı olması gerektiği artı karılanmatır. Bütün bu sebeplerden  
dolayı, bavuran, AĐHM’den, sorumlu Hükümet’in sorumlu olduğu “KKTC” makamlarının,  
einin cinayetine yönelik çabuk, tam ve etkili bir soruturma yürütmemiolduğu kararını  
vermesini istemitir.  
2. Sorumlu Hükümet  
204. Sorumlu Hükümet, “KKTC” ve/veya sorumlu Hükümet görevlilerinin  
bavuranın einin cinayetine karıolduğunu gösterecek bir delil olmadığını ileri  
sürmütür. Bavuranın, merhum einin siyasi bir figür olduğu iddiasına itiraz etmitir. Bu  
bakımdan, Adalı’nın hiçbir zaman siyasi mevki sahibi olmamıolduğunu iddia etmitir.  
Yazılarından dolayı hiçbir zaman kovuturmaya tabi tutulmamıve yetkililer tarafından  
yayınlarının hiçbirine el konulmamıveya hiçbiri toplatılmamıtır. Ayrıca, bavuranın iddia  
ettiği gibi, askerlik hizmetini yapmadığı için bir hafta hapis cezası çekmemitir.  
205. Sivil Savunma Tekilatı, Ulusal Düünce Kuruluu ve Hüseyin Demirci,  
Orhan Ceylan, Ali Tekman, Abdullah Çatlı, Ziya Kasapoğlu ve Altay Sayıl isimli bazı  
kiilerin Adalı’nın öldürülmesiyle ilgili olduklarına ilikin bavuranın iddiasına atfen,  
Hükümet, bu iddianın tutarsız ve temelsiz olduğunu ileri sürmütür. Bu bağlamda, Hükümet,  
einin muhtemel suikastçılarına ilikin bavuranın iddialarının “KKTC” polisi tarafından iyice  
incelenmiolduğunu ve “KKTC” polisinin bu iddiaların asılsız olduğu ve bakalarından  
iitilen hususların tekraren beyanından ibaret delillere, söylentilere veya spekülasyonlara  
dayanğı kararını vermiolduğunu ifade etmitir.  
206. Hükümet, ayrıca, Adalı’nın öldürülmesinin öncesinde, yaamının tehlikede  
olduğunu gösteren bir delil olmadığını ileri sürmütür. Kıbrıs Türk polisine hiçbir zaman  
böyle bir tehlike veya endie bildirilmemitir. Ayrıca, Kıbrıs Türk makamlarının bavuranın  
yaamının tehlikede olduğunu bilmiolmaları gerektiğini gösteren hiçbir ey yoktu. Hükümet,  
Kutlu Adalı cinayetinin gerçek nedeninin iddia edildiği gibi siyasi olmadığını, ancak  
Adalı’nın “gizli örgütler, uyuturucu tacirleri ve para aklayıcıları” hakkında sahip olduğu  
34  
bilgilerle yakından ilgili olduğunu ileri sürmütür. Bu bağlamda, bavuran tarafından verilen  
bir röportaja dayanmıtır, bu röportajda bavuran, rahmetli einin, ailesi için endielendiğini  
ifade etmitir. Hükümet, bavuranın, cinayetin bu yönünü soruturma yapan makamlardan  
kasıtlı olarak saklamıolduğunu iddia etmitir.  
207. Yetkililer tarafından yürütülen soruturma hakkında, Hükümet, AĐHS’nin 2.  
maddesinin artlarını yerine getirmiolduğunu iddia etmitir. Cinayet yetkililere bildirildikten  
hemen sonra, polisin olay yerine gitmiolduğunu, yerin planının çizilmiolduğunu ve ilgili  
objelerin bir listesinin hazırlanmıoluğunu kaydetmitir. Đlgili örnekler alınmıve bilimsel  
olarak incelenmitir. Cesedin ölümden sonra muayenesi ve otopsisi yapılmıtır. Adli tıp  
uzmanı tarafından, bavuranın einin cinayetinde kullanılan fieklerin daha önceki sözde  
“siyasi” olaylarla ilgisi olmadığı tespit edilmitir. En az altmıtanığın ifadeleri alınmıtır.  
Aynı zamanda, ölüm vakalarına ilikin keif ve tahkikat da yürütülmüve ölüme organ  
parçalanması, iç kanama ve kafada “subdural aırı kan kaybı”nın sebep olduğu sonucu  
çıkmıtır. Yetkililerin çabalarına rağmen, suçluların kimliğini tespit etmek mümkün  
olmamıtır. Hükümet, soruturmayla ilgili olarak, diğer hususların yanı sıra, ayrıca unları  
kaydetmitir:  
(i) “KKTC” polisi, cinayetin ilendiği semtte yaayan mevcut her kiiyi  
sorgulamıtır. Soruturmada polise yardımı olabilecek bilgiler verebilen olası her tanığın  
ifadesi alınıtır.  
(ii) Bavuran tarafından olası tanık olarak adlandırılmıolan Feri Khan, cinayet  
gecesinde evde değildir, ayrıca, soruturma zarfında da mevcut bulunmamıtır.  
(iii) “KKTC” polisi, aynı zamanda, soruturma balatmak amacıyla olay yerine  
varmıolan polis memurlarının da ifadelerini almıtır. Olay yerine varmıolan her polisin  
ifadesini almaya gerek yoktur. Mahallenin muhtarının ifadesi alınmamıtır, zira polis, sadece  
evde kimsenin olup olmadığından emin olmak amacıyla eve bakmıtır, ancak arama  
yürütülmemitir.  
(iv) Polis, Abdullah Çatlı’nın Adalı’nın öldürülmesiyle ilgisi hakkındaki  
spekülasyonu soruturmutur. Çatlı’nın girive çıkılarına ilikin tüm kayıtlar incelenmive o  
tarihte kuzey Kıbrıs’ta olmamıolduğu tespit edilmitir.  
(v) Polis, Mustafa Asilhan’ın ifadesini almaya gerek duymamıtır, zira Hüseyin  
Demirci’nin suç ilendiğinde baka yerde olduğu iddiası, yemekte onlara katılmıve onlarla  
bir süre kalmıolan Muharrem Göç isimli bağımsız bir tanık tarafından doğrulantır.  
(vi) Polis, katiller tarafından kullanılan arabayı bulmak için gerekli tüm adımları  
atmıtır. Kuzey Kıbrıs’ta toplumun muhtelif kesimlerince kullanılan yaklaık 47.640 “ahin”  
marka araba vardır ve bu arabaların genellikle “Bozkurtlar” tarafından kullanıldığı iddiası  
yanlıtır.  
3. Kıbrıs Hükümeti  
35  
208. Kıbrıs Hükümeti, sorumlu Hükümet’in, Adalı’nın, kendi görevlileri  
tarafından öldürülmüolduğuna dair kuvvetli delilleri çürütecek olaylar veya ayrıntılı iddialar  
ortaya koymamıolduğunu ileri sürmütür. Adalı ve ailesinin uzun süreli tehdide maruz  
kalmıolduğunu ve dolayısıyla bavuranın einin cinayetinin, sorumlu Hükümet’in bu siyasi  
iddet kampanyasının son adımı olmuolduğunu belirtmitir.  
209. Kıbrıs Hükümeti, sorumlu Hükümet tarafından kapsamlı ve etkili bir  
soruturma olmadığı için, Adalı cinayetinin faillerinin kimliğini tehis etmenin imkansız  
olduğunu iddia etmitir. Sorumlu Hükümet’in katillerin kimliğini bildiğini ve hatta cinayeti  
düzenlemiolduğunu ileri sürmütür. Hükümet’in görüüne göre, ulusal makamların düzgün  
bir soruturma yürütmeyecek olması aırtıcı değildi.  
210. Ayrıca, Kıbrıs Hükümeti, makamların bazı açık soruturma yollarını  
izlememive çok sayıda tanığı sorgulamamıolduklarını iddia etmitir. Cinayetin üzerinden  
ancak iki yıl geçmesinden sonra Adalı’nın ölümüne yönelik bir soruturma düzenlenmive  
sadece betanık çağrılmıtır. Bavuran ve ailesine soruturma bildirilmemiveya karar  
söylenmemitir. Makamlar hatalı soruturmayı ancak bavurunun sorumlu Hükümet’e  
bildirilmesinden sonra balatmılardır. AĐHM’ye, ölüme yönelik uygun bir soruturmanın  
yürütülmekte olduğu fikrini vermek isteği ile hareket etmitir. Yukarıda belirtilenler  
karısında, AĐHS’nin 2. maddesi açıkça ihlal edilmitir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Bavuranın einin öldürülmesine ilikin  
211. Yaam hakkını koruyan ve yaam hakkından mahrum bırakmanın haklı  
olabileceği artları ortaya koyan 2. madde, hakkında derogasyona izin verilmeyen, AĐHS’nin  
en temel hükümlerinden birisi olarak yer alır. Ayrıca, 3. madde ile birlikte, Avrupa  
Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini oluturur. Yaam  
hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği artlar, dolayısıyla dar bir ekilde  
yorumlanmalıdır. Đnsanların korunması için bir araç olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, ayrıca,  
2. maddenin, teminatlarını etkili ve uygulanabilir kılacak ekilde, yorumlanmasını ve  
uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar,  
Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).  
212. 2. madde tarafından sağlanan korumanın önemi ıığında, AĐHM, sadece  
Devlet görevlilerinin hareketlerini değil aynı zamanda o sırada mevcut tüm artları göz önüne  
alarak, yaam hakkından mahrum bırakan durumları en dikkatli ekilde incelemeye tabi  
tutmalıdır (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran  
2002).  
213. AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın  
artlarınca kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken  
dikkatli olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – Đngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000).  
Yerel yargı sürecinin gerçeklemiolduğu durumda, yerel mahkemelerin olaylara ilikin  
36  
değerlendirmesi yerine kendi değerlendirmesini koymak AĐHM’nin görevi değildir ve genel  
bir kural olarak ellerindeki delilleri değerlendirmek yerel mahkemelere düer (bkz. Klaas –  
Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 269, s. 17, § 29). AĐHM, yerel mahkemelerin  
kararlarına tabi olmasa da, normal koullarda, bu mahkemeler tarafından olaylara ilikin  
verilen kararlardan sapmasına yol açması için ikna edici unsurlara gerek duyar (Ibid., s. 18, §  
30). Aynı ilkeler, mutatis mutandis soruturma makamları yerel mahkeme ilemlerini  
balatmak üzere yeterli delil bulmadığı için bu ilemlerin yer almamıolduğu durumda da  
geçerlidir. Ancak, AĐHS’nin 2 ve 3. maddeleri uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda,  
AĐHM, bazı yerel ilemler ve soruturmalar yer almıolsa bile, özellikle tam bir inceleme  
uygulamalıdır (bkz., mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, Seri  
A no. 336, § 32 ve Avar – Türkiye, no. 25657/94, § 283, AĐHM 2001-VII (alıntılar)).  
214. Yukarıda belirtilen ilkeleri göz önünde bulundurarak, AĐHM, sözkonusu  
davada ortaya çıkan konuları tanıklar tarafından verilen sözlü deliler, taraflar tarafından  
gösterilen yazılı deliller, özellikle sözkonusu olaya yönelik yürütülen kanuni tahkikatlara  
ilikin olarak Hükümet tarafından sunulan belgeler ve tarafların esaslara ilikin yazılı  
görüleri ıığında inceleyecektir.  
215. AĐHM, bavuranın, bazı kiilerin ve kurumların einin öldürülmesiyle ilgisi  
hakkında ağır iddialarda bulunduğunu kaydeder. Bavuran, AĐHM’ye sunduğu görülerinde  
ve yerel makamlara verdiği ifadelerde, einin siyasi bir figür ve “KKTC” yönetiminin açık bir  
eletirmeni olduğu unsurlarını önemli ekilde vurgulamıtır. Ayrıca, Aziz Barnabas olayı gibi  
kamuya mal olan hassas konulara ilikin bazı kiileri, grupları veya Devlet kurumlarını  
eletiren veya lekeleyen yazıları dolayısıyla rahmetli eine karı yapılan tehdit iddialarına  
dayantır. Bu bağlamda, AĐHM, Kutlu Adalı’nın ölümünün öncesindeki iddia edilen  
olayların, bavuranın, einin öldürülmesinin onun bir gazeteci olarak faaliyetleri ile ilgili  
olduğu eklindeki iddiasını bir ölçüde desteklediğini değerlendirir. Buna göre, bavuranın,  
einin Devlet görevlileri tarafından veya en azından Devlet görevlilerinin itiraki ile  
öldürülğü eklindeki iddiası, dolayısıyla ilk bakıta savunulması olanaksız olarak  
elenmemelidir.  
216. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili gerekli ispat  
ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul üpheden uzak olarak kanıtlanmıolması”  
ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer  
çürütülmemifiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18  
Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161). Bu bağlamda, AĐHM, Devlet’in, AĐHS  
uyarınca, kurumlarının, görevlilerinin ve memurlarının hareketlerinden doğan  
sorumluluğunun, herhangi bir bireyin cezai mesuliyeti ile karıtırılmaması gerektiğini yineler  
(bkz., yukarıda anılan, Avar § 284).  
217. Dava hakkında, AĐHM, bavuranın einin cinayetinin görgü tanığı olmadığını  
kaydeder. Bavuran tarafından atıfta bulunulan tanıkların kimliği belirsiz kalmıve muhtelif  
sebeplerden dolayı tanıklık etmemilerdir (bkz. yukarıda 30. paragraf). Bu bağlamda mevcut  
olan tek delil Adalı’nın vücudundan çıkarılan iki mermi kovanıdır. Bu mermi kovanlarının  
adli incelemesi, bunların “KKTC” sınırları içinde bulunan veya katili bilinmeyen cinayetlere  
ilikin dosyalarda kayıtlı baka fiekler veya mermi kovanlarıyla uyumadığı tespitiyle  
sonuçlanmıtır. Bavuran tarafından üpheli olarak adlandırılan kiiler, Kutlu Adalı cinayetine  
karıtıklarına ilikin iddiaları kuvvetli bir ekilde reddetmilerdir (bkz. yukarıda 167.  
paragraf). Yetkililer tarafından, Abdullah Çatlı’nın Adalı’nın öldürülmesiyle ilgili olduğu  
iddiasına yönelik yürütülen soruturma herhangi bir sonuç vermemitir.  
37  
218. Ayrıca, bavuran, einin öldürülmesi sırasındaki mevcut artlarla ilgili  
iddialarını kanıtlayamamıtır. Bu bağlamda, AĐHM, inter alia, unları kaydeder:  
(a) Bavuranın iddia ettiği gibi, olay yerindeki ve civardaki sokak lambalarının  
Adalı’nın öldürülmesi sırasında kapalı olmadığı ve bunların Sivil Savunma Tekilatı güç  
kaynağı tarafından çalıtırılmağı anlaılır (bkz. yukarıda 58. paragraf).  
(b) Bavuranın iddia ettiği gibi, Sivil Savunma Tekilatı’nın gizli bir tekilat  
olduğu veya kendisine verilen görevlerden farklı özel görevler gerçekletirdiği tespit  
edilmemitir (bkz. yukarıda 79. paragraf).  
(c) Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nın Adalı tarafından yazılan yazılar nedeniyle  
görevinden alındığı (bkz. yukarıda 94 ve 142. paragraflar) eklindeki bavuranın iddiasının  
aksine, Mehmet Özdamar tarafından verilen sözlü delile göre hiçbir güvenlik komutanı  
herhangi bir sebeple iten çıkarılmamıveya görevinden ayrılmak zorunda bırakılmamıtır.  
Özellikle, Aziz Barnabas olayından sonra Galip Mendi görevinden alınmamıtır ve Adalı’nın  
öldürülmesinden iki gün önce adayı terk etmemitir (bkz. yukarıda 78 ve 168. paragraflar).  
(d) Ziya Kasapoğlu, cinayet gecesinde bavuranın ailesi veya polisi aramıꢀ  
olduğu, bavuranın kayınpederinin onun amiri olduğu ve olaydan sonra Đnönü köyüne  
yerlemiolduğu eklindeki bavuranın iddialarını reddetmitir (bkz. yukarıda 93. paragraf).  
(e) Hüseyin Demirci’nin yanıklar için hastaneye kabul edilmiolduğu ve Adalı’yı  
kendisinin öldürmüolduğunu iddia ederek hastane içinde ateaçmamıolduğu tespit  
edilmemitir (bkz. yukarıda 99. paragraf).  
(f) Hüseyin Demirci’nin Galip Mendi’ye danıman veya özel sekreter olarak  
vermiolduğu veya “KKTC”nin herhangi bir devlet dairesinden maaveya ekonomik yardım  
aldığı kanıtlanmamıtır (bkz. yukarıda 30, 99 ve 171. paragraflar).  
(g) Albay Orhan Ceylan’ın silahı üzerinde yapılan balistik incelemeye göre, olay  
yerinde bulunan mermi kovanlarıyla herhangi bir benzerliğe rastlanmamıtır (bkz. yukarıda  
125. paragraf).  
(h) Refik Öztümen, bavuranın yengesine, soruturmayı etkili olarak  
yürütmemesi için Güvenlik Kuvvetleri tarafından kendisine talimatlar verildiğini söylemiꢀ  
olduğunu reddetmitir (bkz. yukarıda 104 ve 150. paragraflar).  
219. Yukarıda belirtilenlerin ıığında, AĐHM, bavuranın ölümünün gerçekletiği  
artlara ilikin iddiaların spekülasyon ve varsayımın ötesine gitmediğini gözlemler.  
Dolayısıyla, dava dosyasındaki belgelerin, her türlü makul üpheden uzak olarak, bavuranın  
einin herhangi bir Devlet görevlisi veya Devlet makamları adına hareket eden bir kii  
tarafından veya onun itiraki ile bavuran tarafından iddia edilen artlarda öldürüldüğü  
sonucuna varmayı mümkün kılmadığını değerlendirir.  
220. Son olarak, AĐHM, Hükümet’in, Kutlu Adalı’nın yeraltı tekilatları tarafından  
öldürülüp öldürülmediğinden emin olmak amacıyla soruturmasını geniletme talebini kabul  
etmeyi gerekli bulmadığını kaydeder, zira bu farklı herhangi bir sonuca götürmezdi.  
38  
Bavuranın einin öldürülmesine ilikin olarak 2. maddenin ihlal edilmediğini  
belirtir.  
2. Soruturmanın yetersiz olduğu iddiasına ilikin  
221. AĐHS’nin 1. maddesi uyarınca Devlet’in “kendi yetki alanları içinde bulunan  
herkese bu Sözleme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel  
görevi ile birlikte yorumlanan AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yaama hakkını koruma  
zorunluluğu, ayrıca, ima yoluyla, bireylerin iddet kullanımı sonucu öldürülmüolduklarında,  
bir çeit etkili resmi bir soruturma olmasını gerektirir (bkz., yukarıda anılan, Kıbrıs § 131;  
Hugh Jordan – Đngiltere, no. 24746/94, § 105, AĐHM 2001-III (alıntılar); Akdeniz ve  
Diğerleri – Türkiye, no. 23954/94, § 89, 31 Mayıs 2001 ve Kaya – Türkiye, 19 ubat 1998  
tarihli karar, Reports 1998-I, s. 324, § 86). Böyle bir soruturmanın esas amacı yaama  
hakkını koruyan iç hukukun etkili biçimde uygulanmasını teminat altına almak ve Devlet  
görevlileri veya kurumlarıyla ilgili davalarda onların sorumluluğu altında gerçekleen  
ölümlerde onların mesuliyetini sağlamaktır. Bu amaçları ne tür bir soruturmanın  
gerçekletireceği farklı durumlarda değiiklik gösterebilir. Ancak, nasıl bir usul kullanılırsa  
kullanılsın, yetkililer, konu dikkatlerine sunulduktan sonra, kendi inisiyatifleriyle hareket  
etmelidirler. Resmi bir ikayette bulunmayı veya herhangi bir soruturma ileminin  
yürütülmesi sorumluluğunu almayı en yakın akrabanın inisiyatifine bırakamazlar (bkz.,  
örneğin, mutatis mutandis, Đlhan – Türkiye [BD], no. 22277/93, § 63, AĐHM 2000-VII ve  
yukarıda anılan Avar § 393). Ayrıca, en yakın akrabanın, meru haklarını korumak amacıyla  
prosedüre gerektiği kadar katılması gereklidir (bkz. yukarıda anılan Hugh Jordan, § 109, ve  
Oğur – Türkiye [BD], no. 21594/93, § 92, AĐHM 1999-III, bu davada kurbanın ailesinin  
soruturmaya ve mahkeme belgelerine eriim imkanı yoktu).  
222.Devlet görevlileri tarafından yapıldığı iddia edilen kanunsuz bir öldürmeye  
yönelik soruturmanın etkili olabilmesi için, genel olarak, soruturmadan sorumlu olan ve  
soruturmayı yürütenlerin, olaylarda adı geçen kiilerden bağımsız olmaları gereklidir (bkz  
Güleç – Türkiye, 27 Temmuz 1998 kararı, Reports 1998-IV, §§ 81-82, ve yukarıda anılan  
Oğur, §§ 91-92). Bu, yalnızca hiyerarik ya da kurumsal bir bağlantının bulunmaması değil,  
fiili bir bağımsızlığın bulunmaması anlamına da gelir (bkz örneğin, Ergi – Türkiye, 28  
Temmuz 1998, Reports 1998-IV, §§ 83,84. Bu davada, iddia edildiği üzere bir çatıma anında  
ölen bir kızın ölümünü soruturan Cumhuriyet Savcısı’nın, adı olaylarda geçen jandarmalarca  
verilen bilgiye çok sıkı bir biçimde dayanmak suretiyle bağımsızlık sergilememesi sözkonusu  
idi).  
223.Soruturmanın, bu tür davalarda kullanılan gücün, artlar dahilinde haklı olup  
olmadığını belirlemeye (bkz yukarıda anılan Kaya, s.324, § 87) ve sorumluların bulunmasına  
ve cezalandırılmasına muktedir olması açısından da etkili olması gereklidir (bkz. yukarıda  
anılan Oğur, § 88). Bu, sonuca değil, yönteme dair bir yükümlülüktür. Yetkililerin, görgü  
tanığı ifadesi, adli tıp kanıtları ve uygun olduğu hallerde cinayet mahalline gidilmesi, balistik  
inceleme, ve eksiksiz yaralanma kaydı sağlayacak bir otopsi ile ölüm nedeni de dahil olmak  
üzere klinik bulguların objektif incelenmesi çerçevesinde olayla ilgili kanıtları sağlamak için  
imkanları dahilindeki adımları atmaları gerekli idi (otopsilerle ilgili olarak bkz. Salman –  
Türkiye [BD], no. 21986/93, § 106, AĐHM 2000-VII; klinik bulgularla ilgili olarak bkz  
Tanrıkulu – Türkiye [BD], no.23763/94, § 109, AĐHM 1999-IV; adli tıp kanıtları ile ilgili  
39  
olarak bkz. Gül – Türkiye, no. 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000; balistik inceleme ile ilgili  
olarak bkz. yukarıda anılan Oğur). Ölümün sebebini veya ölüme sebebiyet veren kii veya  
kiileri tespit etme kabiliyetine zarar veren herhangi bir eksiklik, soruturmanın bu standardı  
karılamaması riskini taıyacaktır.  
224.Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gereği de bulunmaktadır (bkz. Yaa  
– Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, ss.2439-2440, §§ 102-104; Çakıcı – Türkiye  
[BD], no. 23657/94, §§ 80-87 ve 106, AĐHM 1999-IV; yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109, ve  
Mahmut Kaya – Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-107, AĐHM 2000-III). Belirli bir durumda bir  
soruturmada ilerlemeyi önleyen engeller veya güçlükler olduğu kabul edilmelidir. Ancak,  
yetkililerin, bir ölümcül güç kullanımını veya bir kaybolma olayını soruturmadaki süratliliği,  
genel olarak, kamunun hukukun üstünlüğüne olan güvenini muhafaza etmede ve kanunsuz  
fiillere karıma veya bu tür fiillere tolerans gösterme görüntüsünü önlemede esas olduğu  
ünülebilir.  
225.Bavuran, yetkililerce yürütülen soruturmanın yetersiz olduğu iddiasına ilikin  
olarak birkaç ikayette bulunmutur, Hükümet ise sözkonusu soruturmanın AĐHS’nin 2.  
maddesinde ifade bulan standardı karıladığını iddia etmitir. Dolayısıyla, AĐHM, 2.  
maddenin prosedüre ilikin bu boyutuna uygun hareket edilip edilmediğini inceleyecektir.  
226.Tanıklardan alınan ifadelerin sayısına ve bavuranın yaptığı çeitli ikayetlere  
cevaben yapılan soruturmaların gösterdiği üzere, yerel makamların gerçekten de bavuranın  
einin öldürülmesine yönelik kapsamlı bir soruturma yürüttüğünün gözlenmesi gereklidir.  
Yine de, soruturmanın balangıcından itibaren ciddi eksiklikler bulunmaktaydı.  
227.Bu bağlamda, AĐHM, soruturmayı yürüten yetkililerin, bu trajik olayın  
aydınlatabilecek olan bir ipucu bulmak bağlamında terasta ya da bavuranın evinde parmak  
izi almağına dikkat çeker (bkz. 117., 139., ve 147. paragraflar). Bu son hususla ilgili olarak,  
olay mahallinin soruturma makamlarınca denetlenmesinde hiçbir gözle görülür koordinasyon  
olmadığı da gözlenmelidir. Bunun tipik bir örneği, terasta ve evin içinde ne bulunduğuna dair  
hiçbir raporun bulunmadığı, ancak olaydan kısa bir süre sonra bavuran tarafından çekilen ve  
sonra AĐHM’ye sunulan bir fotoğrafta, terasta bir bardak, bir ie ve bir kül tablasının  
görülmesidir (bkz. 139. paragraf). Ayrıca, olay mahallini inceleyen polislerin terasın ya da  
evin içinin fotoğrafını çekmeyi düünmemiolması da aırtıcıdır.  
228.AĐHM, ayrıca, yetkililerce yapılan balistik incelemenin yetersiz olduğu  
kanısındadır. Özellikle, yetkililerin olay mahallinde bulunan mermi kovanlarını “KKTC”  
polis laboratuarlarındakilerle karılatırmalarına rağmen, balistik testlerin kapsamını  
Türkiye’deki polis arivlerini kapsayacak ekilde geniletmeye yönelik yapılmıhiçbir giriim  
kaydedilmemitir (bkz. 125. ve 126. paragraflar). Soyalan’ın aksini iddia etmesine rağmen,  
Türkiye’de yapılmıbir balistik teste ilikin hiçbir rapor AĐHM’ye iletilmemitir (ibid.).  
229.AĐHM, ayrıca, soruturma makamlarının bazı kilit tanıklardan ifade almadığını  
gözlemler. Örneğin, yetkililer, bavuranın, Aziz Barnabas olayı ve einin öldürülmesi ile  
Galip Mendi tarafından Yeni Düzen gazetesine ve Kutlu Adalı’ya yapıldığı iddia edilen  
tehditler arasında bağlantıyla ilgili olarak dile getirdiği üphelerden haberdar idi. Ancak,  
adının geçmesine ilikin iddialarla ilgili olarak Galip Mendi’nin sorgulanmasına yönelik  
hiçbir giriimde bulunulmamıtır (bkz. 120., 140., 151., 167. paragraflar). Aynı ekilde,  
Ceylan’la birlikte Hüseyin Demirci’nin cinayeti ilediğine dair basında yer alan iddialardan  
haberdar olduktan sonra yetkililerin Orhan Ceylan’ın ifadesini derhal almaya yönelik hareket  
40  
ettiği görülmemektedir (bkz. 132. paragraf). Dolayısıyla, Ceylan ve Demirci’nin olaya  
karıolabileceğine yönelik soruturma tatmin edici olmaktan uzak idi (bkz. 129., 132., ve  
152. paragraflar). Ayrıca, vurulma olayından hemen sonra polis tarafından olay mahallinde  
yaayan insanlardan epey ifade alınmıolmasına rağmen, o bölgedeki bütün insanların  
sorgulanıp sorgulanmadığına dair etkili bir kontrol olup olmadığı da üpheli gözükmektedir  
(bkz. 119. ve 148. paragraflar).  
230.Hükümet, AĐHM’ye, Ekim 2002’ye ait, yani bavuranın einin öldürülmesinden  
yaklaık altı yıl yedi ay sonraya ait, tanık ifadeleri ve raporları içeren ek bir soruturma  
dosyası sunmutur. Kanıtları sözkonusu olaya ıık tutabilecek kilit tanıklar içeren bu  
soruturmanın, ancak bavurunun iletilmesinden ve ardından Strazburg’da yapılan iki  
durumadan sonra yapılmıolması aırtıcıdır. Bu bağlamda, AĐHM, Ekim 2002’ye kadar,  
yetkili makamların, olay mahalline ilk gelen polis memuru olan Eybil Efendi’nin ve  
mahallenin o tarihteki muhtarı olan ve polis memurlarıyla birlikte eve ilk giren Ali Rıza  
Görgüner’in ifadesini almak doğrultusunda hiçbir giriimde bulunmadıklarını not eder (bkz.  
116. ve 117. paragraflar). Aynı ekilde, 18 Ekim 2002 tarihinde kadar Mustafa Asilhan’ın  
ifadesini almayı da düünmemilerdir (bkz. 128 paragraf).  
231.Daha önce de not edildiği üzere, AĐHM, bavuranın, einin öldürülmesinin bir  
gazetecilik faaliyetleriyle bağlantılı olduğu iddiasının mantıksız olmadığı kanısındadır (bkz.  
215. paragraf). Ancak, yetkililerin, Adalı’nın öldürülmesinin ardındaki saikleri yeteri kadar  
soruturmağı kanısındadır. Dolayısıyla, cinayetin siyasi sebepleri olduğu veya Adalı’nın  
gazetecilik faaliyeti ile arasında bir bağlantı olduğunun soruturulması için yeterli adımların  
atıldığı kesinliğe kavumamıtır. Aksine, yetkililerin, soruturmanın daha ilk safhasında ve  
yetersiz bir temel üzerine bu ihtimali kapsam dıı bıraktığı gözükmektedir (bkz. 120., 140.,  
144. 156 paragraflar). Ayrıca, AĐHM, cinayetin saiklerini aydınlatabilecek olan kanıtların  
bulunması amacıyla merhuma ait çalımaların ve diğer eyaların üzerinde hiçbir aratırma  
yapılmadığına iaret eder (bkz. 117. ve 147. paragraflar).  
232.Son olarak, AĐHM, yetkililerce yürütülen soruturmada kamu aratırmasının  
bulunmadığı ve merhumun ailesine bilgi verilmediği hususu ile de ilgilenmektedir.  
Soruturma dosyasının, soruturmadaki gelimeler ve soruturmanın yürütülmesi hakkında  
bilgi edinmek için hiçbir yolu olmayan bavuranın eriimine açık olmadığını not eder.  
Bavuru, Hükümet’e iletilmesine kadar kendisine post-mortem ve balistik raporların bir  
kopyası verilmemive ölüm vakasında görevli memur tarafından yapılan tahkikatta yer almak  
için davet edilmemitir (bkz. 123. paragraf). AĐHM, bu bağlamda, merhumun ailesinin veya  
hukuki mümessillerinin soruturmaya dahil edilmesinin, onlara bilgi verilmesinin ve baka  
kanıt sunmalarının önemini vurgular (bkz. yukarıda anılan Hugh Jordan, § 92; yukarıda  
anılan Oğur, § 92; 24 Mayıs 1989 tarihli "Yasadıı, Keyfi ve Toplu Đnfazların Önlenmesi Đçin  
Đlkeler’le ilgili BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi Kararının (1989/65) 16. Bölümü )  
233.Yukarıda anlatılar ıığında, AĐHM, ulusal makamların bavuranın einin  
öldürülmesini çevreleyen koullara yönelik etkili ve yeterli bir soruturma yapmadığı  
kanısındadır. Buna göre, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine dair itirazını  
reddetmi(bkz. 190. paragraf) ve 2. maddenin usul açısından ihlal edildiğine karar vermitir.  
II.AĐHS’NĐN 3., 8. VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
41  
234.Bavuran, einin ölümünden sonra, “KKTC” yetkililerinin sürekli bir taciz,  
korkutma ve ayrımcılığına maruz kaldığını ve bunun AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddelerinde  
ifade bulan haklarını ihlal ettiğini iddia etmitir.  
235.3. madde öyledir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi  
tutulamaz.”  
8. madde:  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi  
hakkına  
sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik,  
kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin  
önlenmesi, sağğın veya ahlakın veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması  
için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüolmak  
kouluyla söz konusu olabilir.”  
14. madde:  
“Bu Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,  
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa  
mensupluk, servet, doğum veya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir  
ayırımcılık  
yapılmadan  
sağlanır.”  
A.Tarafların görüleri  
1.Bavuran  
236. Bavuran, çeitli olaylara istinaden (bkz. 38-45 paragraflar), iddia edilen  
davraların, insanlık dıı ve küçültücü muamele ve cezaya ve özel ve aile yaam hakkına  
yapılbir müdahaleye vardığını öne sürmütür. Ayrıca, kendisi ve einin siyasi ve diğer  
görülerinden dolayı, ve/veya “KKTC” ve sorumlu Hükümet’in politikaları ve davranılarını  
kamu tarafından bilinen bir eletirmenin dul ei olarak, yetkililerin ayrımcı muamelesine  
maruz kaldığını ileri sürmütür.  
2.Sorumlu Hükümet  
237.Sorumlu Hükümet, sözkonusu iddiaların temeli olmadığını ifade etmive bunların  
yetkililerce yürütülen soruturma sonrasında temelsiz olduğunun kanıtlandığını öne sürerek  
itiraz etmitir. Ayrıca, sözkonusu ikayetlerin, AĐHM’de dosyaya dahil edilmelerinden önce  
yetkililerin dikkatine sunulmadığını not etmitir.  
3.Kıbrıs Hükümeti  
238.Kıbrıs Hükümeti, bavuranın maruz kaldığı muamelenin, bavuranda korku ve  
sıkıntı ile birlikte utanç ve aağılanmaya varan duygular oluturduğunu ve dolayısıyla insanlık  
ı ve küçük düürücü muameleye vardığını öne sürmütür. Ayrıca, bavuranca iddia edilen  
her AĐHS ihlalinin, einin siyasi görüleri veya sorumlu Devlet’in politikalarının ve  
42  
uygulamalarının bavuran tarafından mütemadiyen ve çekinmeden açıkça eletirmesinden  
kaynaklandığını iddia etmitir.  
B.AĐHM’nin değerlendirmesi  
239.AĐHM, bavuranın, “KKTC” yetkililerince taciz, korkutma ve ayrımcı  
davraları ile ilgili olarak birkaç iddia öne sürdüğünü not eder. Bu iddiaların olgusal  
temeline Hükümet tarafından kati olarak itiraz edilmitir. Dolayısıyla, sözkonusu iddianın  
makuliyeti, tarafların AĐHM’ye ilettiği yazılı ve diğer kanıtlar ıığında ve AĐHS’nin ihlali  
iddialarının bir temeli olup olmadığını tespit ederken kullandığı kanıt standardını, yani “hiçbir  
üpyehe yer bırakmayacak ekilde” kanıt standardı dikkate alınarak test edilmelidir (bkz.  
yukarıda anılan Đrlanda, § 161). Bu tür bir kanıta, yeterince güçlü, açık ve birbiriyle uyumlu  
çıkarımların veya benzer çürütülmemikarinelerin bulunması halinde ulaılabilir.  
240.Bu davada, iddia edildiği üzere, bavuranın taciz, korkutma ve ayrımcılığa maruz  
kalıp kalmadığına dair birkaç olgu üphe uyandırmaktadır. AĐHM, birkaç örnekle, görünüe  
bakılırsa, bavuranın aracının lastiğinin birisi tarafından indirildiği için değil, eksi ve  
yıpranmıolduğu için indiğine dikkat çeker. Musa Öneral’ın, su tankındaki sızıntıyı tamir  
etmek için bavuranın bahçesine girdiği görünmektedir. Adalı’nın fotoğrafının, “KKTC”  
yetkilileri veya sorumlu Hükümet için çalıan bir ahıs tarafından bavuranın bahçesinden  
çalınğına dair hiçbir kanıt yoktur. Aynı ekilde, bavuranın köpeğine Devlet yetkilileri  
tarafından ikence yapıldığı veya köpeğin yine Devlet yetkililerince öldürüldüğü de kesin  
değildir (bkz. 161. paragraf). Ayrıca, bavuran, Hükümet’in bavuranın posta ve iletiimine  
yetkililerce müdahale edildiğine ilikin itirazına reddedebilecek herhangi bir somut kanıt  
ortaya koyamamıtır.  
241.Bu tespitler ıığında ve aksi bir kanıtın yokluğunda, bavurana yönelik taciz,  
korkutma ve ayrımcılık eylemlerinin varlığını kesinletirmek için gerekli olan kanıt  
standardını dikkate alarak, AĐHM, AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddelerinin ihlal edilmediği  
sonucuna varmıtır.  
Bu tespit, Hükümet’in hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin itirazının  
incelenmesini gereksiz kılmıtır (bkz. 191. paragraf).  
III.AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
242.Bavuran, yetkililerin, einin öldürülmesine ilikin koullara yönelik ivedi,  
tarafsız, tam ve etkili bir soruturma yürütmemesinin AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerini ihlal  
ettiğini öne sürerek ikayetçi olmutur.  
243.6 § 1. maddenin ilgili bölümleri öyledir:  
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar  
verecek olan, … bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
13. maddeye göre:  
43  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal  
bir makama etkili bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
A.Tarafların görüleri  
1.Bavuran  
244.Bavuran, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi kapsamında, einin ölümüne ilikin koullara  
yönelik tarafsız ve bağımsız bir soruturma yapılmamasından dolayı, Devlet görevlilerince  
ilendiği iddia edilen cinayete ilikin tazminat yoluna bavurma hakkını belirlemek için  
mahkemelere etkili eriiminin engellendiğini ifade etmitir. Ayrıca, “KKTC” yönetiminde  
olan bölgedeki siyasi koullar ve bavuranın davasına ilikin olaylar, bavuranın bağımsız ve  
tarafsız adalete ulamasını daha da imkansız kılmıtır.  
245.Bavuran, AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında, einin öldürülmesine ilikin  
koullara yönelik olarak, yetkililerin, Türkiye’nin yapmakla yükümlü olduğu ivedi, tarafsız ve  
kapsamlı bir soruturmayı yapmamasının ve etraflı bir post-mortem muayene  
yapmamalarının, soruturma ve kamu kovuturmasından sorumlu olanların da, “KKTC”  
yönetiminin veya sorumlu Devlet görevlilerinin ilediği iddia edilen siyasi cinayetlere benzeri  
bir yanlı yaklaımları olduğunu gösterdiğini ileri sürmütür. Bavuran, aynı durumun,  
kendisine yönelik yapılan gözetleme, taciz, korkutma ve ayrımcılık kampanyası iddiaları için  
de geçerli olduğunu iddia etmitir. 13. maddenin ayrı bir ihlali olarak, “KKTC” yönetiminde  
olan bölgede hukukun bağımsızlığı sağlanmaolduğundan kendisine bir hukuk yolu imkanı  
tanınmamıtır, bu da nitelikli avukatların, etkili yasal tazmin elde edebilmesinde hukuki  
yardım yapmayı mütemadiyen reddetmeleri sonucunu beraberinde getirmitir.  
2.Sorumlu Hükümet  
246.Sorumlu Hükümet, bavuranın iddialarını reddetmive “KKTC”de gerek  
uygulanabilir gerek ilevi olan ve dolayısıyla bavuranın yararlanabileceği iç hukuk yolları  
olduğunu öne sürmütür. Örnek olarak, bavuranın yaptığı bavurudan sonra “Kutlu Adalı  
Vakfı”na bir “KKTC” mahkemesi tarafından izin verildiğine iaret etmitir.  
247.Hükümete göre ayrıca, “KKTC” yetkilileri, bavuranın einin ölümüne yönelik  
ivedi ve yeterli bir soruturma yapmıtır. Yetkililer, Adalı üzerinde post-mortem muayene de  
yapmılar ve Adalı cinayetinin siyasi olduğu iddialarına karı yanlı bir yaklaım  
sergilememilerdir. Bu iddia, asla kesinlik kazanmamıbir varsayım idi. Buna ek olarak,  
bavuranın “gözetlenme, taciz, ve korkutma”ya ilikin iddiaları temelsizdi ve yetkililerin  
dikkatine hiçbir zaman sunulmamıtı. Ayrıca, “KKTC” deki mahkemelerin ve hukuk  
mesleğinin bağımsız olmadığına dair iddialarının aslı yoktu.  
3.Kıbrıs Hükümeti  
248.Kıbrıs Hükümeti, “KKTC”deki sözde mahkemelerin, kuruluve ilev bakımından  
bağımsız ve tarafsız olmadığını belirtmitir. Bavuranın kuzeyde hukuki temsil  
sağlayamaması ve Adalı’nın ölümüne yönelik ivedi, kapsamlı ve tarafsız bir soruturma  
yapılmamasının yanı sıra, bavuranın, tazminat ve özel hayat haklarını talep etmek için  
mahkemelere eriim imkanı yoktu. Sorumlu Devlet ve “mahkemeleri”nin bavurana destek  
44  
verecek gibi gözükmüyordu. AĐHM’de u anda görülmekte olan davalarının durumu, etkili  
olmadıklarının açık bir kanıtıdır.  
B.AĐHM’nin değerlendirmesi  
1.6. maddeye ilikin olarak  
249.AĐHM, bavuranın “KKTC” mahkemelerinde tazminat aramak için hiçbir  
giriimde bulunmadığını not eder. Dolayısıyla, bu davada, iddiaları hakkında hüküm verip  
veremeyeceğinin belirlenmesi mümkün değildir. AĐHM, bavuranın bir mahkemeye  
eriiminin olmamasına ilikin ikayetinin, soruturma mercilerinin bavuranın einin  
öldürülmesiyle ele alma biçimine ilikin daha genel ikayeti ile, bunun, öldürme sonucunda  
bavuranın karı karıya kaldığı sıkıntıları tazmin etmeye yarayacak etkili hukuk yollarına  
eriim üzerindeki etkileri ile bağlantılı olduğu kanısındadır. Bu artlar altında, AĐHM, kendi  
içtihadı uyarınca, (bkz. örneğin, Gündem – Türkiye, 25 Mayıs 1998, Reports 1998-III s.1136,  
§ 74; ve yukarıda anılan Kaya, s.329, § 105), bu ikayeti, Devlet’lerin, 13. madde  
çerçevesinde, iddia edilen AĐHS ihlalleri bağlamında etkili bir hukuk yolu sağlamak eklinde  
daha genel yükümlülükleri kapsamında incelemenin uygun olacağı kanısındadır.  
2.13. maddeye ilikin olarak  
(a)Genel ilkeler  
250.AĐHM, yerel hukuki düzende her ne ekilde tanımlanmıolursa olursa olsun,  
AĐHS’nin 13. maddesinin hak ve özgürlüklerinin özünü hayata geçirmek için ulusal düzeyde  
bir hukuk yolunun sağlanmasını teminat altına aldığını tekrarlar. Dolayısıyla, 13. maddenin  
maksadı, bu madde kapsamında Sözlemeci Devlet’lere AĐHS yükümlülüklerine uygun  
hareket etme ekline ilikin bir takdir yetkisi tanınmıolmasına rağmen, AĐHS’nin 13.  
maddesinin maksadının, AĐHS kapsamında yapılmı“savunulabilir bir ikayet”in konusuna  
ilikin bir hukuk yolu ve uygun tazminat sağlamaktır. 13. madde yer alan yükümlülüğün  
kapsamı, bavuranın AĐHS çerçevesinde yaptığı ikayetin niteliği bağlı olarak değiebilir.  
Yine de, 13. madde ile art koulan hukuk yolunun, gerek uygulamada gerekse hukuk  
açısından “etkili” olması gereklidir, özellikle de hayata geçirilmesinin, sorumlu Devlet  
yetkililerinin fiilleri ve ihmalleri ile haksız olarak engellenmemesi gereklidir (bkz. yukarıda  
anılan Aksoy, s.2286, § 95; Aydın – Türkiye, 25 Eylül 1997 kararı, Reports 1997-VI, ss.1895-  
96, § 103; ve yukarıda anılan Kaya, § 106).  
(b) Bavuranın einin öldürülmesine ilikin olarak  
251.Yaam hakkının korunmasının temel önemi ıığında, 13. madde, uygun olan  
hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, yaamın elden alınmasından sorumlu olanların  
belirlenmesi ve cezalandırılmasını ve mütekinin soruturma sürecine etkili eriimini  
sağlayacak kapsamlı ve etkili bir soruturma yapılmasını gerektirir (bkz. yukarıda anılan  
Kaya, ss.330-31, § 107).  
252.Bu davada sunulan kanıtlar temelinde, AĐHM, hiçbir üpheye yer bırakmayacak  
ekilde Devlet görevlilerinin bavuranın einin öldürülmesini gerçekletirdiği veya bu olaya  
karıtıklarının kanıtlandığını tespit etmemitir (bkz. 219. paragraf). Ancak, geçmidavalarda  
karar verdiği üzere, bu tespit, 2. madde bağlamında yapılan ikayetin, 13 maddenin maksadı  
bakımından “savunulabilir” bir ikayet olmasını engellemez (bkz. Boyle ve Rice- Đngiltere, 27  
45  
Nisan 1988, Seri A no. 131, s. 23, § 52; yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, p 107; ve yukarıda  
anılan Yaa, s. 2442, § 113)ç Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın einin kanunsuz bir öldürme  
olayının kurbanı olduğunun ihtilaf konusu olmadığını gözlemler. Buna göre, 2. madde  
kapsamındaki ikayetin, AĐHS’nin 13. maddenin maksatları açısından savunulabilir olduğu  
kanısındadır.  
253.Dolayısıyla, yetkililerin bavuranın einin öldürülmesine ilikin koullara yönelik  
etkili bir aratırma yapma yükümlülüğü bulunmaktaydı. Yukarıda bahsedilen gerekçelerden  
dolayı (bkz 221-233 paragraflar), 2. madde yükümlülüklerinin gerektirdiklerinden daha  
kapsamlı olan 13. maddede yer alan yükümlülükleri uyarınca hiçbir soruturma yapılmadığı  
ünülebilir (bkz. yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, § 107). Dolayısıyla AĐHM, bavurana,  
einin ölümüne ilikin olarak etkili bir hukuk yolu ve böylelikle, uygun bir tazminat da dahil  
olmak üzere, faydalanabileceği diğer tazmin yolları tanınmadığını tespit etmitir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
(c)Bavurana yapıldığı iddia edilen taciz, korkutma ve ayrımcılık  
254.AĐHM, bu davada sunulan kanıtlar temelinde, bavuranın “KKTC” yetkililerinin  
taciz, korkutma ve ayrımcılığına maruz kaldığının kesinletiğini tespit etmemitir (bkz. 239-  
241 paragraflar). 13. maddede yer alan artlar ele alındığında, baka bir maddenin ihlalinin,  
maddenin uygulanması için ön koul olmadığını tekrarlar (bkz. Yukarıda Boyle ve Rice, s.23,  
§ 52). Ancak, AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddeleri çerçevesinde yaptığı temel  
ikayetlere ilikin yukarıdan bahsedilen tespitlerini dikkate alarak,”KKTC” yetkililerinin kötü  
davralarını görünürde temelini ortaya koyduğu sonucuna varamaz. Bu bağlamda,  
bavuranın Hükümet’in görülerini çürütmediğine ve yerel yetkililerin kendisinin  
ikayetlerine yönelik soruturmasının sonuçlarına dikkat çeker (bkz. 240. paragraf).  
255.Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, yukarıda bahsedilen durumun bavuranın  
etkili hukuk yolu hakkının ihlali olarak görülemeyeceği kanısındadır.  
Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmemitir.  
IV.AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
256.Bavuran, einin kanunsuzca öldürülmesinin, aynı zamanda AĐHS’nin 10.  
maddesine ifade bulan ifade özgürlüğü hakkına müdahale tekil ettiğini iddia etmitir.  
Sözkonusu maddeye göre:  
“1. Herkes görülerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat  
özgürlüğü ile  
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya  
fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon  
ve sinema iletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir  
toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün  
veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç ilenmesinin  
önlenmesi, sağğın veya ahlakın, bakalarının öhret ve haklarının korunması, veya  
yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim  
46  
koullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
257.Bavuran, Kutlu Adalı’nın sorumlu Devlet’in politikalarını ve uygulamalarını ile  
Türk kontrolünde olan kuzey Kıbrıs’taki görevlileri sertçe eletiren görülerini açıkça ifade  
etmek sebebiyle öldürüldüğünü ileri sürmütür.  
258.Hükümet, bu iddiaların olgusal temeline itiraz etmive Adalı’nın siyasi sebepler  
veya görüleri yüzünden öldürüldüğüne dair hiçbir kanıt olmadığını vurgulamıtır.  
259.Kıbrıs Hükümeti, bavuranın einin öldürülmesinin sebebinin, sorumlu Devlet’in  
igal edilmiKıbrıs’taki yönetimini açıkça eletirmesi olduğunu öne sürmütür.  
260.AĐHM, bavuranın iddialarının AĐHS’nin 2. maddesinde incelenen aynı  
olgulardan kaynaklandığını not eder. Dolayısıyla, sözkonusu ikayeti ayrı olarak incelemenin  
gerekli olmadığı kanısındadır.  
V.AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
261.Bavuran, Türk ve Kıbrıslı Türk yetkililerin, kendisinin, güney Kıbrıs’taki bir  
radyo istasyonunun düzenlediği bir toplantıya katılmak için “yeil hat”tı geçmesine izin  
vermemesinin, AĐHS’nin 11. maddesinde ifade bulan toplantı yapma özgürlüğünü ve bu  
bağlamda Kıbrıslı Rumlarla toplantı yapma özgürlüğünü ihlal ettiğini öne sürerek ikayetçi  
olmutur. 11. maddeye göre:  
“1. Herkes asayii bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını  
korumak için bakalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak  
haklarına  
sahiptir.  
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde  
olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve  
suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya ahlakın veya bakalarının hak ve  
özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu  
hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare  
mekanizmasında görevli olanlar hakkında meru sınırlamalar konmasına engel  
değildir.”  
A.Tarafların görüleri  
1.Bavuran  
262.Bavuran, hattın Kıbrıs Hükümeti’nin kontrolünde olan bölümünde bir radyo  
istasyonu tarafından 20 Haziran 1997 tarihinde düzenlenecek olan toplantıya davet edildiğini  
belirtmitir. Bavuran ve kızı önceden, diğer tarafa geçme izni için “KKTC” yönetiminin  
ileri Bakanlığı’na müracaat etmitir. Herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin izin talebi  
reddedilmi, ancak kuzeydeki gazetecilere izin verilmitir. Bu önlem, AĐHS’nin 11.  
maddesinde yer alan toplantı yapma özgürlüğünü ihlal etmitir.  
2.Sorumlu Hükümet  
47  
263.Hükümet, bavuranın savlarına itiraz etmive bavuranın, yalnızca bu tür bir  
toplantı sebebiyle toplantı yapma özgürlüğü hakkının ihlal edilmediğini öne sürmütür. Bu  
bağlamda, “KKTC” ile güney Kıbrıs arasındaki “yeil hat”tın geçilmesinin, “KKTC”  
kanunlarıyla düzenlendiğini ve bu konuda genel kısıtlamaların bulunduğunu vurgulamıtır.  
Bu, zaman zaman gerekli görülen güvenlik önlemlerine bağlıdır. Kontrol noktalarında ya da  
sınırda gösteri veya iddet içeren protestolar meydana geldiğinde, hattı geçmek emniyetli  
olmuyordu ve taraflardan biri izinleri askıya alabiliyordu. Sonuç olarak, “KKTC”  
yetkililerinin amacı, bavurana veya kızına ayrımcılık yapmak değil, adada barıı muhafaza  
etmek için tüm Kıbrıslı Türklerin korunmasını temin etmekti.  
264.20 Haziran 1997 tarihinde adanın Rum tarafında bir radyo istasyonu tarafından  
düzenlenen toplantıyla ilgili olarak, toplantı yalnızca gazetecilere yönelikti ve bavuranın bu  
toplantıda bulunması, siyasi propaganda amacıyla suistimal edilebilirdi.  
2.Kıbrıs Hükümeti  
265.Kıbrıs Hükümeti’ne göre, yetkililerin bavuranın Kıbrıs’ın güney bölümüne  
gitmesine izin vermeyi reddetmeleri, AĐHS’nin 11. maddesini ihlali etmitir ve sorumlu  
Hükümet, bavuranca ortaya koyulan kanıtları çürütecek ikna edici herhangi bir kanıt  
sunmatır.  
B.AĐHM’nin değerlendirmesi  
1.Genel ilkeler  
266.AĐHM, ilk olarak, toplantı yapma özgürlüğünün demokratik bir toplumda temel  
bir hak olduğunu ve ifade özgürlüğü gibi, bu tür bir toplumun temellerinden biri olduğunu  
gözlemler. Dolayısıyla, kısıtlayıcı olarak yorumlanmamalıdır (bkz. yukarıda anılan Djavit An  
– Türkiye, § 54; G – Almanya, no. 13079/87, 6 Mart 1989 tarihli Komisyon kararı, DR 60, s.  
256; Rassemblement jurassien ve Unité jurassien – Đsviçre, no. 8191/78, 10 Ekim 1979 tarihli  
Komisyon kararı, DR 17, s. 93; ve Rai ve Diğerleri – Đngiltere, no. 25522/94,6 Nisan 1995  
tarihli Komisyon kararı, DR 81-A, s.146). u halde, bu hak, özel toplantıları, açık alanlardaki  
toplantıları, statik toplantıları, toplu geçitleri kapsar ve bireyler ile toplantıyı organize edenler  
tarafından kullanılabilir (yukarıda anılan Rassemblement jurassien ve Unité jurassien, ve  
Christians Against Racism and Fascism – Đngiltere, no. 8440/87, 16 Temmuz 1980 tarihli  
Komisyon kararı, DR 21, s.138).  
267.Ayrıca, AĐHM, Devletlerin barıortamında toplanma hakkını yalnızca korumaları  
değil, aynı zamanda bu hak üzerinde dolaylı olarak haksız kısıtlamalar uygulamaktan  
kaçınmaları gereklidir (bkz. yukarıdan anılan Djavit An – Türkiye, § 57). Son olarak, AĐHM,  
11. maddenin ana maksadının bireyi, kamu mercilerinin, korunan hakların kullanılmasına  
keyfi müdahale etmelerine karı korumak olmasına rağmen, ek olarak, bu hakların etkili  
kullanılmasını temin etmek bakımından kesin yükümlülükler bulunabilir (bkz. yukarıda anılan  
Christians Against Racism and Fascism, s. 148).  
2.Yukarıdaki ilkelerin bu davaya uygulanması  
(a)Bir müdahale olup olmadığı  
48  
268.AĐHM, ilk olarak, “KKTC” yetkililerinin 1996’nın ikinci yarısından sonra,  
kısıtlamalar ve aslen yasaklar getirmek suretiyle, iki toplum arasındaki temaslara ilikin  
edindiği sert yaklaımla ilgili olarak, Kıbrıs – Türkiye ve Djavit An – Türkiye davalarındaki  
tespitlerini tekrarlar (bkz. yukarıda anılan iki karar, sırasıyla §§ 368-69 ve § 59).  
269.Bu davada, AĐHM, bavuranın 20 Haziran 1997 tarihinde güney Kıbrıs’ta yapılan  
toplantıya katılmasına izin verilmediğini not eder. Bu durumda, yetkililerin bavurana izin  
vermeyi reddetmesi, kendisinin orada iki toplumlu bir toplantıya katılmasını ve sonuç olarak  
her iki toplumdan insanlarla barıortamında toplantıya katılmasının engellemitir. Bu  
bağlamda, AĐHM, sözkonusu engellemenin, tıpkı yasal bir engel gibi, bir AĐHS ihlaline  
vardığını gözlemler (bkz. Loizidou – Türkiye, 18 Aralık 1996 kararı, Reports, 1996-VI, § 63).  
270.Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 11. maddesiyle  
teminat altına alınan toplanma hakkına müdahale edildiği sonucuna varmıtır.  
(b)Müdahalenin haklı olup olmadığı  
271.Bu tür bir müdahale, “kanunla öngörülmemi” ise, 2. fıkra çerçevesinde bir ya da  
birden fazla meru amaç için yapılmamıise ve bu amaçların elde edilmesi için“demokratik  
bir toplumda gerekli” değil ise, 11. madde ihlal edilmiolacaktır.  
272.AĐHM, öncelikle, sözkonusu müdahalenin kanunla öngörülüp öngörülmediğini  
tayin edecektir. Bu bağlamda, “kanunla öngörülen” ifadesinden doğan gerekliliklerden  
birinin, sözkonusu önlemin önceden gelebileceğini görmek olduğunu tekrarlar. Bir kural, bir  
bireyin davranıını düzenlemesini sağlamak bakımından yeterince net ve doğru formüle  
edilmemise, bir “kanun” olarak görülemez: birey, - gerektiğinde uygun bilgilendirme ile –  
artlar dahilinde mümkün olduğu kadar, belirli bir davranıın beraberinde getireceği sonuçları  
önceden görebilmelidir (bkz. örneğin Rekvényi – Macaristan [BD], no. 25390/94, § 34,  
AĐHM 1999-III).  
273.Bu davada, sorumlu Hükümet, “KKTC” ve güney Kıbrıs arasındaki “yeil hat”tın  
geçilmesine dair genel kısıtlamalara atıfta bulunmutur. “KKTC”de, kuzey Kıbrıs Türklerinin,  
iki toplumlu toplantılara katılmak için “yeil hat”tan güney Kıbrıs’a geçmelerine izni vermeyi  
düzenleyen herhangi bir kanun veya önleme atıfta bulunmamıtır. Ayrıca, bu tür izinlerin ne  
zaman verilmediğine dair herhangi bir bilgi sunmamıtır.  
274.Benzer bir konuya ilikin olarak Djavit An – Türkiye (yukarıdan anılan, § 67)  
davasındaki tespitini ve elindeki bu davanın koullarını dikkate alarak, AĐHM, bu davada,  
kuzey Kıbrıs’ta yaayan Kıbrıslı Türklere, “yeil hat”tan güney Kıbrıs’a geçerek Kıbrıslı  
Rumlarla barıortamında toplantı yapmak için izin verilmesini düzenleyen uygulanabilir  
hiçbir kanun bulunmadığı sonucuna varmıtır. Dolayısıyla, bavuranın toplanma hakkına  
kısıtlama getrimle ekli, AĐHS’nin 11 § 2. maddesinin anlamı kapsamında “kanunla  
öngörülmü” değildir.  
275.Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, AĐHS’nin 11 § 2. maddesi ile art koulan  
diğer gerekliliklerin karılanıp karılanmadığını incelemenin gerekli olduğu kanısında  
değildir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
49  
VI.AĐHS’NĐN 34. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
276. Bavuran, sorumlu Hükümet’in, kendisinin AĐHM’ye bireysel bavuru hakkından  
etkili olarak faydalanmasını engellemeye çalığını ve bunun AĐHS’nin 34. maddesini ihlal  
ettiğini öne sürerek ikayetçi olmutur. Sözkonusu maddenin ilgili bölümlerine göre:  
Đꢀbu Sözleme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek Sözlemeci Taraflardan  
biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kii, hükümet  
ı her kuruluveya kii grupları Mahkeme’ye bavurabilir. Yüksek Sözlemeci  
Taraflar bu hakkın etkin bir ekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı  
taahhüt ederler.”  
277.Bavuran, 4 Aralık 1999 tarihinde, sorumlu Devlet’in eski Hükümet Ajanı Prof.  
Bakır Çağlar ile görüğünü, ve Çağlar’ın bavurana AĐHM’ye bavuru hakkında sorular  
sorduğunu ileri sürmütür. Çağlar ayrıca, ayet AĐHM’de davayı kazanırsa, bavuranın  
suikaste uğrayacağını ve kızının bursunun kesileceğini söyleyerek tehdit etmitir.  
278.Sorumlu Hükümet, bavuranın iddiasına itiraz etmive Loizidou – Türkiye  
davasında Hükümet Ajanı olan Çağlar’ın, görevinden ayrıldığını ve dolayısıyla Türk  
Hükümeti’ni temsil etmediğini belirtmitir.  
279.Kıbrıs Hükümeti, bu konu hakkında görübildirmemitir.  
280.AĐHM, sözkonusu tarihte Prof. Çağlar’ın Türk Hükümeti adına çalığının öne  
sürülmediğini veya buna ilikin bir gösterge olmadığını gözlemler. Ayrıca, bavuranın AĐHM  
delegelerine sunduğu sözlü kanıtlardan, Prof. Çağlar’ın amacının bavuranı bavurusundan  
vazgeçirmeye ikna etmekten ziyade, onu AĐHM’de temsil etmek olduğu görülmektedir (bkz.  
45. paragraf). Bu gerekçelerden dolayı, AĐHM, Prof. Çağlar’ın iddia edilen davranıının  
sorumlu Hükümet’e yüklenemeyeceği kanısındadır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 34. maddesi ihlal edilmemitir.  
VII.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
281.AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Maddi tazminat  
282.Bavuran, AĐHM’den einin kazanç kaybının tazminat olarak kendisine  
ödenmesine karar vermesini talep etmitir. Ailesinin, einin “KKTC”deki kamu görevi  
nedeniyle aldığı emekli maaını alma haklarını kaybettiklerini not etmitir. Aldığı dul maaı,  
Kutlu Adalı’nın alacağı emekli maaından miktar olarak daha azdı. Bavuran ayrıca, adil  
tazmin değerlendirmesinde, AĐHM’den, “KKTC”nin ve Türk yetkililerin, AĐHM’ye bavurma  
hakkından etkili olarak faydalanmayı engelleme çabalarının sonucunda çocuklarının  
kariyerlerinin zarar gördüğü gerçeğini de dikkate almasını talep etmitir.  
50  
283.Sorumlu Hükümet, bavuranın bu balık altındaki iddialarına ilikin olarak hiçbir  
görübildirmemitir.  
284.AĐHM, AĐHS ihlali tekil ettiği ileri sürülen hususlarla bavuranın maruz kaldığı  
iddia edilen maddi zarar arasında hiçbir sebep sonuç bağı olmadığını gözlemler (bkz. yukarıda  
anılan Çakıcı ve Djavit An, sırasıyla §§ 127 ve 80). Dolayısıyla, bavuranın bu balık  
altındaki talebini reddeder.  
B.Manevi tazminat  
285.Bavuran, herhangi bir meblağ belirtmeden, AĐHM’den, kendisine manevi  
tazminat ödenmesine karar vermesini talep etmitir. AĐHM’den, Kutlu Adalı’nın ölümü  
sebebiyle kendisi ve çocuklarının içine düğü büyük sıkıntı ve acı ile endie, çaresizlik ve  
hayal kırıklığını ve Adalı’nın ölümüne yönelik bağımsız ve etkin bir soruturma yapılmaması  
ve faillerin adalete huzuruna çıkarılmamasını dikkate almasını talep etmitir. Bavuran ayrıca,  
yetkililerin kendilerine yönelik yaptıkları taciz ve korkutma kampanyası nedeniyle ailesinin  
çektiği sıkıntıyı dikkate almıtır.  
286.Sorumlu Hükümet, bavuranın talebine ilikin olarak görübildirmemitir.  
287.AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan usuli yükümlülüğe ve 13. maddesine  
aykırı olarak, yetkililerin bavuranın einin öldürülmesini çevreleyen koullara yönelik etkili  
bir soruturma yapmadığını tekrarlar. Ayrıca, bavuranın toplanma hakkının, yetkililerin,  
bavuranın, Kıbrıslı Rumlarla iki toplumlu bir toplantıda bir araya gelmek için Kıbrıs’ın  
güneyine geçmesini reddetmesi sebebiyle ihlal edildiği sonucuna varmıtır. Benzer  
davalardaki yerleik içtihadı ıığında (bkz. Tepe – Türkiye, no. 27244/95, § 212, 9 Mayıs  
2003; Tekdağ – Türkiye, no. 27699/95, § 117, 15 Ocak 2004; ve yukarıda anılan Gjavit An, §  
84) ve dava olaylarını dikkate alarak, AĐHM, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk  
Lirası’na çevrilmek ve bavuranın banka hesabına yatırılmak üzere, 20.000 Euro ve  
uygulanabilecek her türlü verginin ödenmesine karar vermitir.  
C.Mahkeme masrafları  
288.Bavuran, Sözleme kurumlarında davasının hazırlık ve sunuluu esnasında  
yapılan masraflar ve ücretler için toplam 319.783,85 Sterlin (464.534,44 Euro) ve  
uygulanabilecek her türlü verginin ödenmesini talep etmitir. Bu meblağ, bavuranın  
Londra’da bulunan Bindman & Partners hukuk bürosuna bağĐngiliz hukuki  
mümessillerinin, önde gelen bir avukatın, hukukçuların, bir stajyer avukatın ve yöneticilerin  
masraflarını (adli çalımalar, Đngilizce – Türkçe ve Türkçe – Đngilizce çeviri ve özetler,  
telefon konumaları, posta, fotokopi ve kırtasiye) kapsamaktaydı. Bu meblağ, (1)1 Nisan  
2000’e kadar yapılan 149.757,74 Sterlin masrafı (2) 1 Mayıs 2002’ye kadar yapılan 72.276,11  
Sterlini ve (3) bavurunun sonuçlanmasına kadar yapılacağı tahmin edilen 97.750 Sterlin  
masrafı kapsamaktadır.  
289.AĐHM, bavuranın AĐHS çerçevesindeki ikayetlerini yalnızca kısmen ortaya  
koyduğuna dikkat çeker. Ancak, bu davanın, Strazburg’ta bir duruma ve hem Strazburg hem  
Lefkoa’da tanıklardan kanıt almak dahil olmak üzere, ayrıntılı inceleme gerektiren karmaık  
hukuki ve olgusal konular içermekteydi. AĐHM, bu bağlamda, yalnızca gerektiği için ve  
gerçekten yapılmımasrafların AĐHS’nin 41. maddesi çerçevesinde ödenebileceğini tekrarlar.  
51  
290.Bu bağlamda, AĐHM, bu davada, tüm mahkeme masraflarının gerektiği için ve gerçekten  
yapıldığı hususunda ikna olmamıtır. Hukuki mümessillerin, seyahat ile, birbirleri ve üçüncü  
taraflar ile istiareleriyle ilgili olarak talep ettikleri meblağların bir bölümünün abartılmıꢀ  
olduğu kanısındadır. AĐHM, bavuranın Đngiliz avukatları ve danımanlarıyla ilgili olarak  
belirttiği toplam adli çalıma saatinin ve her çalıma saati baına olan meblağın aırı olduğunu  
kanısındadır. Dolayısıyla, tüm adli masrafların gerektiği için ve gerçekten yapıldığının  
kanıtlanmadığını tespit etmitir. Benzer davalardaki içtihadı ıığında, (bkz. yukarıda anılan  
Tepe ve Akdağ), bavuranın taleplerinin ayrıntılarını dikkate alarak, AĐHM, bavurana, ödeme  
gününde geçerli olan kur üzerinden Sterlin’e çevrilmek ve bavuranın Đngiltere’deki hukuki  
mümessillerinin banka hesabına yatırılmak ve Avrupa Konseyi’nden alınan 7.236,74 Euro  
yasal yardım çıkarılmak üzere, 75.000 Euro ve her türlü verginin ödenmesine karar vermitir.  
D.Gecikme faizi  
291.AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1.Bavuranın toplantı yapma özgürlüğüne ilikin ikayetiyle ilgili olarak Hükümet’in, iç  
hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin ön itirazının reddine oybirliğiyle,  
2.Hükümet’in hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin ön itirazını, bavuranın AĐHS’nin 2.,  
3., 8. ve 14. maddeleri kapsamındaki ikayetleri ile ilgili olarak, bu ikayetlerin incelenmesi  
ile birletirmeye oybirliğiyle,  
3.Bavuranın einin öldürülmesine ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine  
oybirliğiyle,  
4.Yetkililerin, bavuranın einin ölümünü çevreleyen koullara yönelik yeterli ve etkili  
soruturma yapmamasından dolayı AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine ve bu sebeple  
Hükümet’in ön itirazının reddine bire karı altı oyla,  
5.AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddelerinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle,  
6.AĐHS’nin 2. maddesi çerçevesindeki ikayetlerle ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal  
edildiğine bire karı altı oyla,  
7.AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddesi çerçevesindeki ikayetlerle ilgili olarak AĐHS’nin 13.  
maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle,  
8.AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığına  
oybirliğiyle,  
9.AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle,  
52  
10.AĐHS’nin 34. maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle,  
11.(a)Sorumlu Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde aağıdaki meblağları ödemesine bire karı altı oyla,  
(i)ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek ve bavuranın  
banka hesabına yatırılmak üzere, her türlü vergiden muaf olarak 20.000 Euro (yirmi bin Euro)  
manevi tazminat ve bu meblağ üzerine uygulanabilecek her türlü vergi,  
(ii)mahkeme masrafları için, 7.236,74 Euro (yedi bin iki yüz otuz altı Euro yetmidört  
Cent) düüldükten sonra ödeme gününde geçerli kur üzerinden Sterlin’e çevrilmek ve  
bavuranın Đngiltere’deki hukuki mümessillerinin hesabına yatırılmak ve üzere, her türlü  
vergiden muaf, 75.000 Euro (yetmibebin Euro),  
(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
12. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine oybirliğiyle  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 31  
Mart 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Soren Nielsen  
Sekreter  
Christos ROZAKIS  
Bakan  
53