değerlendirmesi yerine kendi değerlendirmesini koymak AĐHM’nin görevi değildir ve genel
bir kural olarak ellerindeki delilleri değerlendirmek yerel mahkemelere düꢀer (bkz. Klaas –
Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 269, s. 17, § 29). AĐHM, yerel mahkemelerin
kararlarına tabi olmasa da, normal koꢀullarda, bu mahkemeler tarafından olaylara iliꢀkin
verilen kararlardan sapmasına yol açması için ikna edici unsurlara gerek duyar (Ibid., s. 18, §
30). Aynı ilkeler, mutatis mutandis soruꢀturma makamları yerel mahkeme iꢀlemlerini
baꢀlatmak üzere yeterli delil bulmadığı için bu iꢀlemlerin yer almamıꢀ olduğu durumda da
geçerlidir. Ancak, AĐHS’nin 2 ve 3. maddeleri uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda,
AĐHM, bazı yerel iꢀlemler ve soruꢀturmalar yer almıꢀ olsa bile, özellikle tam bir inceleme
uygulamalıdır (bkz., mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, Seri
A no. 336, § 32 ve Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94, § 283, AĐHM 2001-VII (alıntılar)).
214. Yukarıda belirtilen ilkeleri göz önünde bulundurarak, AĐHM, sözkonusu
davada ortaya çıkan konuları tanıklar tarafından verilen sözlü deliler, taraflar tarafından
gösterilen yazılı deliller, özellikle sözkonusu olaya yönelik yürütülen kanuni tahkikatlara
iliꢀkin olarak Hükümet tarafından sunulan belgeler ve tarafların esaslara iliꢀkin yazılı
görüꢀleri ıꢀığında inceleyecektir.
215. AĐHM, baꢀvuranın, bazı kiꢀilerin ve kurumların eꢀinin öldürülmesiyle ilgisi
hakkında ağır iddialarda bulunduğunu kaydeder. Baꢀvuran, AĐHM’ye sunduğu görüꢀlerinde
ve yerel makamlara verdiği ifadelerde, eꢀinin siyasi bir figür ve “KKTC” yönetiminin açık bir
eleꢀtirmeni olduğu unsurlarını önemli ꢀekilde vurgulamıꢀtır. Ayrıca, Aziz Barnabas olayı gibi
kamuya mal olan hassas konulara iliꢀkin bazı kiꢀileri, grupları veya Devlet kurumlarını
eleꢀtiren veya lekeleyen yazıları dolayısıyla rahmetli eꢀine karꢀı yapılan tehdit iddialarına
dayanmıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM, Kutlu Adalı’nın ölümünün öncesindeki iddia edilen
olayların, baꢀvuranın, eꢀinin öldürülmesinin onun bir gazeteci olarak faaliyetleri ile ilgili
olduğu ꢀeklindeki iddiasını bir ölçüde desteklediğini değerlendirir. Buna göre, baꢀvuranın,
eꢀinin Devlet görevlileri tarafından veya en azından Devlet görevlilerinin iꢀtiraki ile
öldürüldüğü ꢀeklindeki iddiası, dolayısıyla ilk bakıꢀta savunulması olanaksız olarak
elenmemelidir.
216. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili gerekli ispat
ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak kanıtlanmıꢀ olması”
ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer
çürütülmemiꢀ fiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18
Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161). Bu bağlamda, AĐHM, Devlet’in, AĐHS
uyarınca, kurumlarının, görevlilerinin ve memurlarının hareketlerinden doğan
sorumluluğunun, herhangi bir bireyin cezai mesuliyeti ile karıꢀtırılmaması gerektiğini yineler
(bkz., yukarıda anılan, Avꢀar § 284).
217. Dava hakkında, AĐHM, baꢀvuranın eꢀinin cinayetinin görgü tanığı olmadığını
kaydeder. Baꢀvuran tarafından atıfta bulunulan tanıkların kimliği belirsiz kalmıꢀ ve muhtelif
sebeplerden dolayı tanıklık etmemiꢀlerdir (bkz. yukarıda 30. paragraf). Bu bağlamda mevcut
olan tek delil Adalı’nın vücudundan çıkarılan iki mermi kovanıdır. Bu mermi kovanlarının
adli incelemesi, bunların “KKTC” sınırları içinde bulunan veya katili bilinmeyen cinayetlere
iliꢀkin dosyalarda kayıtlı baꢀka fiꢀekler veya mermi kovanlarıyla uyuꢀmadığı tespitiyle
sonuçlanmıꢀtır. Baꢀvuran tarafından ꢀüpheli olarak adlandırılan kiꢀiler, Kutlu Adalı cinayetine
karıꢀtıklarına iliꢀkin iddiaları kuvvetli bir ꢀekilde reddetmiꢀlerdir (bkz. yukarıda 167.
paragraf). Yetkililer tarafından, Abdullah Çatlı’nın Adalı’nın öldürülmesiyle ilgili olduğu
iddiasına yönelik yürütülen soruꢀturma herhangi bir sonuç vermemiꢀtir.
37