girmektedir oysa bahse konu 243. madde sözkonusu suç unsurunu önlenmesini
öngörmemekteydi.
Yargıtay 25 Mart 2002 tarihinde baꢀvuran tarafından yapılan temyiz baꢀvurusunu reddetmiꢀ
ve karar nihai hale gelmiꢀtir.
HUKUK
AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuran polis nezaretinde bulunduğu sırada
kötü muamele ve iꢀkence gördüğünü ileri sürmekte, etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığını
iddia etmektedir. AĐHM bu baꢀvuruyu yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde
inceleyecektir (Bkz. Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri-Türkiye kararı no: 19028/02, 24
Temmuz 2007).
Hükümet, baꢀvuranın hukuk ve idare mahkemeleri önünde maddi ve manevi tazminat
talebiyle dava açmaması doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında
bulunmaktadır.
AĐHM geçmiꢀte de müteaddit defa benzer itirazın yapıldığını ve bunların reddedildiğini
hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında, Karayiğit-Türkiye kararı, no: 63181/00, 5 Ekim 2004).
AĐHM mevcut baꢀvuruda daha önce benimsemiꢀ olduğu bu sonuçların dıꢀına çıkılmasını
gerektirecek herhangi bir istisnai durumun yer almadığını hatırlatır. AĐHS’nin 35. maddesinin
3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca
baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu
nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM, bir kimsenin tamamıyla polis memurlarının denetimi altında gözaltında tutulduğu
sırada meydana gelen her türlü yaralanmanın ciddi kuꢀkulara yol açtığını hatırlatır (Salman –
Türkiye, no: 21986/93, prg. 100). Dolayısıyla bu yaraların nedeni hakkında makul bir izahatta
bulunarak baꢀvuranın iddialarına, hele ki bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmiꢀ ise, ꢀüphe
düꢀüren delilleri sunma görevi Hükümete ait olmaktadır (bkz., diğerleri arasında, Selmouni –
Fransa, no: 25803/94, prg. 87, Berktay-Türkiye kararı no: 22493/93, 1 Mart 2001 ve Ayꢀe
Tepe-Türkiye no: 29422/95, 22 Temmuz 2003).
AĐHM mevcut baꢀvuruda, adli tıp yetkilileri tarafından düzenlenen sağlık raporlarında
baꢀvuranın gözaltı süresinin bitiminde darp ve yara izlerini taꢀıdığının ortaya konulduğunu
hatırlatır. Hükümet sözü edilen bu durumun baꢀvuranın yakalanması sırasında polislere karꢀı
direnmesi sonucu oluꢀtuğunu savunmaktadır. Bununla birlikte, tarafların ceza davası
kapsamında ulusal mahkemeler önünde ve AĐHM nezdinde sunmuꢀ oldukları delil unsurları
baꢀvuranın uğradığı kötü muamelenin ciddiyet düzeyi açısından birbiri ile uyuꢀmaktadır. Bu
durumda, dosyada yer alan deliller ve bilhassa da adli tıp hekimleri ve adli tıp kurumu
tarafından yapılan saptamalar ıꢀığında AĐHM, Savunmacı Devletin baꢀvuranın vücudunda
tespit edilen izlerin sorumluluğunu taꢀıdığına itibar etmektedir.
Sonuç itibarıyla, AĐHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiꢀtir.
AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından incelenmesine iliꢀkin, AĐHM tümüyle güvenlik
güçlerinin elinde bulunan bir kiꢀinin 3. maddeye aykırı olarak ciddi muamelelere maruz
kalmasının etkili resmi bir soruꢀturmayı gerekli kıldığını hatırlatır
3