CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ABDULKERĐM KAYA -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:28069/07)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28069/07) no’lu davanın nedeni, (T.C.  
vatandaı) Abdulkerim Kaya’nın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Haziran  
2007 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1974 doğumludur ve Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır. 1 ubat 2000  
tarihinde, yasadıı silahlı örgüt olan Hizbullah’a karı yürütülen operasyonlar çerçevesinde  
bavuran, yakalanmıve gözaltına alınmıtır. 10 ubat 2000 tarihinde bavuran  
tutuklantır. Türk Anayasal düzenini cebren yıkmaya teebbüs etmekten bavuran hakkında  
kamu davası açılmıtır. Tutukluluk sürecinin balangıcından itibaren, “atılı suçların niteliği”,  
“kanıtların durumu” ve “dosyanın içeriği” gibi nerdeyse her zaman benzer gerekçeleri temel  
alan adli makamlar, bavuranın serbest bırakılmasına ilikin yinelenen taleplerini her  
seferinde reddetmive bavuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmitir. Dosya  
unsurlarına göre, bavuran halen tutuklu bulunmaktadır ve ibu bavurunun kabul edildiği  
tarihte dava halen ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.  
HUKUK  
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunarak, bavuran tutukluluk süresinin uzunluğundan  
ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet, bavuranın, ulusal mahkemeler önünde tutukluluk süresi hakkındaki ikayetlerini  
hiçbir zaman sunmadığını belirterek, iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.  
Hükümet’e göre, ilgili hükümleri, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. ve izleyen  
maddelerinde yeniden ele alınan ve kanuna aykırı olarak yakalanan ve haksız yere tutulan  
kiilere tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı yasa uyarınca bavuran, ulusal mahkemeler  
önünde tazminat davası açabilirdi.  
Bavuran, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir ve her durumanın bitiminde esas  
hakimlerinden serbest bırakılmasını talep ettiğine ancak ilk derece mahkemesinin düzenli  
olarak bu konudaki talebini reddettiğine dikkat çekmektedir.  
Đlk derece mahkemesinin itirazı ile ilgili olarak, AĐHM, daha önce benzer bir dava  
incelediğini ve sözkonusu talebi reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz. Koti ve diğerleri-Türkiye,  
bavuru no: 74321/01, 3 Mayıs 2007). Tazminat davası açılmaması kapsamında yapılan  
ikayet ile ilgili olarak, AĐHM, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazın, AĐHS’nin 5/5  
maddesi ile ilgili kanuna aykırı olarak tutuklu kalma durumunda tazminat elde etme hakkını  
kapsarken mevcut davada, incelenen ikayetin AĐHS’nin 5/3 maddesi kapsamında olduğunu  
gözlemlemektedir (bkz. Barı-Türkiye, bavuru no: 26170/03, 31 Mart 2009). Dolayısıyla  
mevcut davada, sözkonusu tazminat davası bavuranın ikayeti için etkili bir yol değildir.  
Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.  
2
Ayrıca AĐHM, bavurunun hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit etmektedir.  
Bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, özelikle, atılı suçların niteliği, uygulanan cezaların ağırlığı ve  
organize suçları kapsayan yargılamalara ilikin güçlükler göz önüne alındığında, bavuranın  
maruz kaldığı tutukluluk süresinin uzun olmadığını savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet, firar ve  
suçun tekrarı riskinin, adalete engel olma tehlikesinin, kamu düzeninin korunması ve halkın  
ve mağdurların kızgınlığına karı bavuranın korunması gerekliliğinin, bavuranın  
tutukluluğunun devamını haklı kılmak için yeterli unsurları oluturduğunu belirtmektedir.  
Bavuran, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, 1 ubat 2000 tarihinden itibaren, bavuran tutuklu bulunduğunu ve ibu kararın kabul  
edildiği tarihte, halihazırda dokuz yıl on aydan fazla bir süre geçtiğini tespit etmektedir.  
AĐHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna ulağını hatırlatmaktadır (Dereci-Türkiye, bavuru no: 77845/01, 24  
Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye, bavuru no: 25324/02, 2 ubat 2006). Sözkonusu davada  
makamların karılatıkları güçlükleri kabul eden AĐHM, yine de, yerleik içtihadı ıığında,  
mevcut davada aynı sonuca ulatır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususu ile ilgili olarak, bavuran, maruz kaldığına  
kanaat getirdiği manevi zararın tazmini için 35.000 Euro talep etmektedir. Ayrıca, miktar  
belirtmeksizin, bavuran, ziyaret amacıyla ailesinin yapmıolduğu yol masrafları ve  
tutukluluk süresince cezaevinde yapmıolduğu masrafları kapsayan maddi zararının da  
tazmin edilmesini talep etmektedir. Yine miktar belirtmeksizin ve belge sunmaksızın,  
bavuran, yargılama masraf ve giderleri için tazminat talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır ve AĐHM’yi, sözkonusu talepleri reddetmeye  
davet etmektedir.  
Maddi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, AĐHM, bavuranın  
taleplerini, Đç Tüzüğün 60. maddesine uygun olarak düzenlemediği gerekçesi ile tazminat  
ödemeye gerek olmadığını gözlemlemektedir. Buna karın, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak,  
Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına üç puanlık bir artıeklenerek  
belirlenen gecikme faizi ile birlikte bavurana 8.000 Euro (sekiz bin Euro) manevi tazminat  
ödenmesine hükmetmektedir.  
Ayrıca, bavuranın dokuz yıl on aydan fazla bir süredir tutuklu bulunmasından dolayı AĐHM,  
tespit edilen ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliğini göz  
önüne alarak mümkün olduğunca ivedi bir ekilde davanın sonlandırılması veya AĐHS’nin 5/3  
maddesinin öngördüğü ekli ile yargılama sırasında bavuranın serbest bırakılması olacağı  
kanaatindedir (Yakıan-Türkiye, bavuru no: 11339/03, 6 Mart 2007).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 8.000 Euro (sekiz bin Euro) manevi  
tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 05 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
4