Her halükarda göz yaꢀartıcı gaza maruz kalan kimseler derhal doktora götürülmüꢀlerdir. Bu
maddeyle temasa bağlı olarak ilgililerde herhangi bir belirti gözlenmemiꢀtir. A.K.’da
gözlenen nefes alıp vermede yanma hissi ise bu gazın olası etkileri arasındadır.
Üstelik baꢀvuran, daha sonra herhangi bir tıbbi komplikasyon tanısı konulup konulmadığı ya
da böyle bir komplikasyonun ortaya çıkıp çıkmadığı konusunda AĐHM’ye bilgi vermemiꢀtir
(karꢀılaꢀtırılabilir sonuçlar için, bkz. Çiloğlu ve diğerleri, adıgeçen, prg. 26-28, Oya Ataman,
adıgeçen, prg. 26, ve Kılıçgedik – Türkiye, no: 55982/00, 1 Haziran 2004).
Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından operasyon sırasında göz yaꢀartıcı bomba
kullanımına bağlı özel bir sorunun gündeme gelmediği kanaatine varmaktadır.
Bundan sonra kötü muamele yapıldığına dair iddiaları incelemek gerekmektedir.
c. Baꢁvurana karꢁı fiziki güç kullanılması
Baꢀvuranın topuklarında tespit edilen kabuk bağlamıꢀ eski lezyonların ve karın bölgesinde
gözlenen yaraların yakalama iꢀleminden daha önceki bir dönemde meydana geldiği izlenimi
vermesi sebebiyle bu baꢀlık altında incelenmesi uygun değildir.
Bununla beraber AĐHM baꢀvuranın yakalandığı saatte yapılan tıbbi muayene sonucunda tespit
edilen diğer yara ve izleri ise not eder. Bu muayene sonucunda baꢀvuranın boynunda,
topuklarında ve vücut çevresinde eritem ve lezyonlar, testislerde, sol elde ve burunda
konjestiyona rastlanmıꢀtır.
Her ne kadar mevcut davada güvenlik güçlerinin baꢀvuranı yakalamak için müdahale
sırasında kuvvet kullandığı konusunda ihtilaf yoksa da AĐHM polislerin baꢀvuranı kasten
dövdüğünü düꢀünmeye neden olacak nitelikte denetelenebilir koꢀullar tespit etmemektedir.
Bu noktada, hususiyeti gereği, baꢀvuranın testislerinde gözlenen konjestiyonlar üzerinde
durmak gerekir.
Baꢀvuran baꢀvurusunda, 1 Kasım 2002 tarihli ꢀikayetinde ve polis müfetiꢀine verdiği ifade
sırasında, polisleri gözaltındayken kendisinden itiraf almak için ‘hayalarını burmakla’
suçlamıꢀtır. Buna karꢀın baꢀvuran, yakalandığı esnada vücudunun bu belirli bölgesine darbe
aldığına dair AĐHM yahut ulusal mahkemeler önünde bir iddiada bulunmamıꢀtır.
Bu tür konjestiyonlardan söz eden yegane rapor baꢀvuranın yakalandıktan hemen sonra aldığı
6 Ekim 2002 tarihli adli tıp raporudur. Gerek baꢀvuran tarafın 16, 25 Ekim, 27 Aralık 2002 ve
16 Nisan 2003 tarihlerinde ilettiği görüꢀlerinde gerek daha sonraki tıbbi raporlarda bu
konudan hiç söz edilmemektedir.
Bu koꢀullar altında, 6 Ekim 2002 tarihli raporda belirtilen yaraların tamamının polisler
tarafından yakalama esnasında zor kullanılmasına bağlı olarak oluꢀtuğu değerlendirilebilir
(Klass ve diğerleri – Almanya, 6 Eylül 1978, prg. 30). Ayrıca bu yaralar 3. maddenin
uygulama alanına girecek derecede ağırdır (sözgelimi bkz., Assenov ve diğerleri –
Bulgaristan, 28 Ekim 1998, prg. 95, ve bu kararda yapılan atıflar ; Barta, adıgeçen, prg. 63,
ve Berlinski, adıgeçen, prg. 60).
Bu nedenle savunmacı devletin bu yaralardan sorumlu olup olmadığının, bir baꢀka deyiꢀle
baꢀvuranın davranıꢀının kuvvet kullanımını zorunlu kılıp kılmadığının ve bu gücün orantılı
olup olmadığının araꢀtırılması gerekir (Coloc – Fransa, no: 33951/96, prg. 84 ve 98, Assenov