mercileri somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (bakınız, mutatis mutandis,
Birleꢀik Krallık aleyhine Osman davası, 28 Ekim 1998, prg. 115-116, Derleme 1998-VIII).
AĐHM ayrıca, yetkili mercilerin, tutukluları gözetim altında tutma ve intiharları önleme
görevleri çerçevesinde tutuklu bir kiꢀinin yaꢀam hakkını korumaya iliꢀkin pozitif
yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddiası karꢀısında, AĐHM’nin, sözkonusu mercilerin,
tutuklunun o anda böyle bir davranıꢀta bulunabileceğini biliyor olmaları gerektiğine, fakat bu
mercilerin yetkileri dahilinde, makul bir bakıꢀ açısıyla bakıldığında, sözkonusu riski ortadan
kaldıracak önlemleri almadıklarına ikna olması gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHM’ne göre ve
2. madde ile korunan hakkın niteliği dikkate alındığında, baꢀvuranın, yetkili mercilerin fark
ettikleri ya da fark etmiꢀ olmaları gereken, yaꢀam hakkı açısından ortaya çıkabilecek belirli ve
ani bir riskin gerçekleꢀmesinin önlenmesi için, kendilerinden makul olarak beklenen her ꢀeyi
yerine getirmediklerini göstermesi yeterlidir. Burada sözkonusu olan, cevabı mevcut davaya
iliꢀkin koꢀulların tümüne bağlı olan bir sorudur. Dolayısıyla AĐHM davaya ait özel koꢀulları
inceleyecektir (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Tanribilir davası, no 21422/93, prg. 70-72,
16 Kasım 2000).
Mevcut davada, AĐHM öncelikle ilgili ꢀahısın askerlik hizmetine ehil olmadığının tespit
edilmesinden ve 20 Mart 2003 tarihli tıbbi raporun düzenlenmesinden sonra, baꢀvuranın
oğlunun ciddi psiꢀik bozukluk yaꢀadığının ulusal merciler tarafından bilindiğine ve kabul
edildiğine hiç kimsenin itirazı olmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, bu bağlamda sözkonusu
bozukluğun Hükümetin belirttiği gibi bir olasılık değil, kesin olarak kanıtlanmıꢀ bir gerçek
olduğunu kaydetmektedir.
Ancak AĐHM, askerlik hizmetine elveriꢀsizlik tespitinin gerekçesini oluꢀturan bir akli
dengesizliğin mutlak surette cezai sorumsuzluk nedeni olmadığını düꢀünmektedir. Bununla
birlikte, AĐHM mevcut davada 4 Ekim 2002 tarihinde tespit edilen akli dengesizliğin ciddi ve
tekrarlayan bir nitelik taꢀıdığını ve üstelik M.G.Y.’nin mahkûmiyet sebebi olan firar olayı ile
açık bir ꢀekilde bağlantılı olduğunu kaydetmektedir.
AĐHM, askeri yetkililerin M.G.Y.’nin askerlik hizmetine elveriꢀsizliği ile ilgili tespitin
içeriğine bakarak, ilgili ꢀahısa askerlik hizmetinden firar etmesi dolayısıyla verilen cezanın
infazını tekrar gözden geçirmeleri gerektiği kanaatindedir.
Dosya içeriğinde askeri yetkililerin art arda giriꢀimlerde bulunduklarını gösteren hiçbir
unsur yer almamaktadır. Aksine, bu yetkililer neredeyse kendi tespitlerini göz ardı ederek,
baꢀvuranın oğluna verilen hapis cezasının infaz edilmesini istemiꢀler; oysa ki mahkûmiyet
sebebi olan firar suçu büyük olasılıkla ilgili ꢀahısın muhakeme yeteneğini kaybettiği bir anda
vuku bulmuꢀtur.
AĐHM ayrıca, ilkesel olarak, tutukluların yaꢀamının korunması açısından bu türlü risklerin
önüne geçilmesi amacıyla, tutuklu psikiyatrik bozukluklar göstersin ya da göstermesin ceza
ve tutukevleri rejimlerinde kesici aletlerin, kemer ve bağların teslim edilmesini öngördüğünü
hatırlatmaktadır (bakınız, örneğin, Tanrıbilir, ilgili bölüm, prg. 74-75).
AĐHM, mevcut davada tutuklu M.G.Y.’nin psiꢀik bozukluğunun tüm cezaevi personeli
tarafından bilindiğini yinelemektedir (bakınız yukarıda tanık ifadelerinin bulunduğu paragraf).
Oysa, AĐHM ilgili ꢀahısın diğer tutuklularla birlikte kaldığı yerlerde gaz tüpü ve mutfak
bıçağı gibi son derece tehlikeli nesnelerin bulunduğunu, tecrit odasında ise intihar ederken
kullandığı gözle görünür uzun bir elektrik kablosunun mevcut olduğunu gözlemlemektedir.
7