Dolayısıyla AĐHM, mevcut koꢀullarda Hükümetin dile getirdiği itiraz yolunun etkili bir
hukuk yolu oluꢀturmadığı sonucuna varmakta ve Hükümetin itirazını reddederek, AĐHS’nin 5.
maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiğine hükmetmektedir.
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen makul
süre ilkesine aykırılık teꢀkil ettiğini ileri sürmektedir.
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafındaki hükümlerde tüketilmesi istenen
yolların iddia edilen ihlallere iliꢀkin, mevcut ve aynı zamanda uygun bir yol olması
gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu tür iç hukuk yollarının mevcudiyeti sadece teorik olarak değil,
uygulamada da yeterince kesinlik kazanmıꢀ olması gerekir. Aksi takdirde istenen
eriꢀilebilirliğe ve etkinliğe sahip olamazlar. Bu koꢀulların bir arada bulunduğunu ispatlamak
Savunmacı Devlet’e aittir (bakınız, özellikle, Fransa aleyhine Vernillo davası, 20 ꢁubat 1991,
prg. 27, seri A no 198, Türkiye aleyhine Akdıvar ve diğerleri davası, 16 Eylül 1996, prg. 66,
Derleme 1996-IV, Fransa aleyhine Dalia davası, 19 ꢁubat 1998, prg. 38, Derleme 1998-I, ve
Fransa aleyhine Selmouni davası [GC], no 25803/94, prg. 75, CEDH 1999-V). Oysa,
Hükümet Türk hukuk sisteminde davacıların yargılama süresinin uzunluğunu ꢀikâyet
edebileceği etkili bir itiraz yolunun mevcut olduğunu kanıtlayamamıꢀtır (bakınız yine aynı
yönde, Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005).
Dolayısıyla, Hükümetin itirazı kabul edilemez. Ayrıca, AĐHM ꢀikâyetin AĐHS’nin 35.
maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, sözkonusu
baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
Esasa iliꢀkin olarak Hükümet, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvurana isnad edilen
suçların ciddiyeti ve bu suçlar için öngörülen cezanın ağırlığı dikkate alındığında, sözkonusu
yargılama süresinin aꢀırı olmadığını savunmaktadır.
AĐHM, dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranın yakalandığı 24 Eylül 1996 tarihinde
baꢀladığını ve Yargıtay’ın ilgili ꢀahsın mahkûmiyetini onadığı 29 Nisan 2004 tarihinde sona
erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yargılama herbirinin iki kez incelendiği iki dereceli
mahkemeler önünde yaklaꢀık yedi yıl yedi ay sürmüꢀtür. Öte yandan, AĐHM tüm yargılama
süreci boyunca baꢀvuranın tutuklu kaldığını tespit etmektedir. Bu durum davaya bakmakla
görevli mahkemelerin adaleti en kısa sürede tesis etmelerini gerektirir (bakınız Rusya aleyhine
Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI).
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunların tartıꢀıldığı çok sayıda davaya baktığını ve
içtihadında yeralan kıstaslar ıꢀığında “makul süre” zorunluluğunun yerine getirilmediğine
hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer bir çoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve
Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II, Türkiye aleyhine Temel ve Taꢀkın
davası, no 40159/98, prg. 75, 30 Haziran 2005, ve Türkiye aleyhine Mahmut Yaman davası, no
33631/04, prg. 21, 20 Ocak 2009). Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya yetecek
nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını tespit eden AĐHM, aynı
gerekçelerle, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
7