ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DANESHPAYEH v. TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 21086/04)  
KARAR  
STRAZBURG  
16 Temmuz 2009  
Kararın Kesinletiği Tarih  
16/10/2009  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
_________________________________________________________________________________________  
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu  
çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na  
atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Daneshpayeh v. Türkiye davasında,  
Bakan  
Françoise Tulkens,  
Yargıçlar  
Ireneu Cabral Barreto,  
Viladimiro Zagrebelsky,  
Danute Jociene,  
Dragoljub Popovic,  
Andras Sajo,  
Iıl Karaka,  
ve Daire yazı ileri müdürü Sally Dollé’nin katımıyla oluturulan Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi (Đkinci Dairesi), 23 Haziran 2009 tarihinde yapılan müzakereler  
sonrasında aağıdaki kararı vermitir:  
USUL  
1.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (21086/04 no’lu) dava, Türk vatandaı  
Davut Daneshpayeh’in (“bavuran”) 18 Eylül 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunması’na ilikin Sözleme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi-  
AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudan ibarettir.  
2.  
Bavuran, Adana’da görev yapan avukat M. S. Tumlukolçu tarafından temsil  
edilmektedir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil  
edilmektedir.  
3.  
Đkinci Daire Bakanı, 29 Ağustos 2008 tarihinde bavuruyu Hükümet’e  
bildirmeye karar vermitir. Ayrıca, Sözleme’nin 29 § 3. maddesi hükümlerince,  
Daire’nin bavurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceği  
bildirilmitir.  
OLAY ve OLGULAR  
I.  
4.  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1946 doğumlu olup Adana’da ikamet etmektedir.  
2
5.  
Bavuran, 24 ve 31 Ekim 1997 tarihlerinde, Adana ve Karamürsel’de bulunan  
pek çok taınmaza ilikin alacakların tahsilâtı için Adana Asliye Hukuk Mahkemesi  
nezdinde eski ei aleyhine iki dava açmıtır.  
6.  
vererek, dosyayı Adana’daki mahkemelere göndermitir.  
7. Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, 4 Mayıs 1999 tarihinde iki davayı  
birletirmeye karar vermitir.  
Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, 31 Mart 1998 tarihinde, yetkisizlik kararı  
8.  
Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Ekim 2000 tarihli kararla, söz konusu  
taınmazların değerini belirlemek için bilirkii raporları düzenlenmesine ve bavuran  
tarafından 29 Ağustos 2010 tarihinde açılan davanın birletirilmesine karar verdikten  
sonra bavuranın iddialarını kısmen haklı bulmutur.  
9.  
Yargıtay, 29 Mayıs 2001 tarihli kararla, bu kararı bozmutur.  
10. Yargıtay, 6 Aralık 2001 tarihinde karar düzeltme taleplerini reddetmitir.  
11. 14 Mart 2002 tarihinde Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, bavuran tarafından  
31 Ağustos 1999 tarihinde açılan davayı birletirmeye karar vermitir.  
12. 3 Nisan 2012 tarihinde, Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, bavuran tarafından  
16 Ocak 2001 tarihinde açılan davayı birletirmeye karar vermitir.  
13. 16 Temmuz 2002 tarihli durumada, bavuranın talebi üzerine, Asliye Hukuk  
Mahkemesi, bavurana bilirkii raporu konusunda görülerini sunması için 28 Kasım  
2002 tarihli durumaya kadar süre vermitir.  
14. Yapılan dokuz duruma ve düzenlenen yeni bir bilirkii raporunun ardından,  
Adana Asliye Hukuk Mahkemesi 17 Aralık 2003 tarihinde kararını vermitir.  
15. Yargıtay, 7 Ekim 2004 tarihli kararla 17 Aralık 2003 tarihli kararı bozmutur.  
16. Altı kez duruma yapılmasının ve yeni bir bilirkii raporu düzenlenmesinin  
ardından, Adana Asliye Hukuk Mahkemesi 22 ubat 2006 tarihli kararla bavuranın  
iddialarını kısmen haklı bulmutur.  
17. Bavuran, 29 Mart 2006 tarihinde bu kararı temyiz etmitir.  
18. Yargıtay, 20 Eylül 2006 tarihinde 22 ubat 2006 tarihli kararı onamıtır.  
HUKUKÎ DEĞERLENDĐRME  
I.  
SÖZLEME’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
3
19. Bavuran, yargılama süresinin Sözleme’nin 6. maddesinin 1. paragrafında  
öngörüldüğü üzere “makul süre” kouluna uymadığını iddia etmektedir. Sözleme’nin 6.  
maddesinin 1. paragrafı unu öngörmektedir:  
“ Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyumazlıklar (…) konusunda karar  
verecek olan, (…) bir mahkeme tarafından, (…) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına  
sahiptir. ”  
20. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.  
21. Dikkate alınması gereken yargılama süresi, 24 Ekim 1997 tarihinde balamıꢀ  
olup 20 Eylül 2006 tarihinde sona ermitir. Dolayısıyla dava, iki dereceli yargılama  
organları önünde yaklaık sekiz yıl on bir ay sürmütür.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
22. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle bavurunun kabul  
edilemez olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, Ömer Bilal Karakaya v. Türkiye (kabul  
edilebilirlik kararı, no. 62619/00, 4 Mayıs 2004) kararına atıfta bulunarak, bavuranın  
“makul sürede yargılama” kouluna uyulmadığına ilikin ikâyetini ulusal yargı  
organları önünde dile getirmediğini iddia etmektedir.  
23. Bavuran, bu iddiaya ilikin herhangi bir görübelirtmemektedir.  
24. AĐHM, söz konusu kabul edilemezlik iddiasının, uzun yargılama süresine dair  
ikâyette bulunmak için bavurulacak bir yargı merciin mevcut olmamasına ilikin  
olarak bavuranın Sözleme’nin 13. maddesine dayanan ikâyetiyle bağlantılı olduğunu  
kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu kabul edilemezlik iddiasının esas  
incelemesine dahil etmeye karar vermitir.  
25. Mahkeme, bu ikâyetin Sözleme’nin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca  
dayanaktan açıkça yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca baka açılardan  
bakıldığında da kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit etmektedir.  
B. Esas hakkında  
26. AĐHM, yargılama süresinin makul niteliğinin, davanın koullarına, mahkemenin  
içtihadı tarafından kabul edilen kriterlere, özellikle davanın karmaıklığına, bavuran ile  
yetkili makamların tutumuna ve ilgililer için ihtilaf konusu davanın içeriğine bakılarak  
değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasında, Frydlender v. Fransa [BD],  
n° 30979/96, § 43, AĐHM 2000-VII).  
4
27. Mahkeme, somut olaydakilere benzer ikâyetleri içeren davaları müteaddit  
defalar incelemive Sözleme’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğini tespit  
etmitir (anılan Frydlender kararı).  
28. Mahkeme, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, Hükümet’in  
mevcut durumda farklı bir sonuca varılmasına imkan verecek herhangi bir olay ve olgu  
ya da argüman ileri sürmediği kanaatine varmıtır. Konuya ilikin içtihadını göz önünde  
bulunduran AĐHM, somut olayda ihtilaf konusu yargılama süresinin çok uzun olduğu  
ve “makul süre” kouluna uymadığı kanısındadır.  
29. Dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmitir.  
II.  
SÖZLEME’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
30. Bavuran, aynı zamanda Türkiye’de uzun yargılama süresine dair ikâyetini dile  
getirmek için bavurabileceği herhangi bir yargı merciin bulunmamasından ikâyetçi  
olmaktadır. Bu bağlamda, Sözleme’nin 13. maddesini ileri sürmektedir. Bu madde  
hükmüne göre:  
“ Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir  
hizmetin ifası için davranan kiiler tarafından gerçekletirilmiolsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili  
bir yola bavurma hakkına sahiptir. ”  
31. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Bu bağlamda, bavuranın Sözleme’nin  
13. maddesi uyarınca ikâyetini dile getirmek için ulusal mevzuata dayanarak yerel  
yargılama makamlarına bavurabileceğini ileri sürmektedir.  
32. Bavuran, bu iddiaya ilikin herhangi bir görübelirtmemektedir.  
33. Mahkeme, Hükümet’in bavurunun kabul edilemezliğine dair iddiasının söz  
konusu ikâyetin esasıyla bağlantılı olduğunu tespit etmitir. Dolayısıyla, bu ikâyeti  
esasla birlikte incelemeye karar vermitir.  
34. Mahkeme, bu ikâyetin yukarıda incelenen ikâyetle ilgili olduğunu ve aynı  
zamanda kabul edilebilir olduğunun belirtilmesi gerektiğini dile getirmektedir.  
35. Mahkeme, 26 Ekim 2000 tarihli Kudla v. Polonya kararında ([BD], no.  
30210/96, § 156, AĐHM 2000-VII), Sözleme’nin 13. maddesinin doğru yorumlanması  
çerçevesinde, “bu hükmün AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca davaların  
makul sürede görülmesi yükümlülüğünün ihlal edilmesi ikâyetiyle ulusal bir merci  
5
önünde etkili bir yola bavurma hakkının güvence altını alınmasını gerektirdiği”  
kanaatine varmıtır.  
36. Bu bağlamda, ulusal hukuk düzeninin bavuranın Sözleme’nin 13. maddesi  
uyarınca yargılama süresine ilikin ikâyetini dile getirebileceği etkili bir bavuru  
yolunu sunup sunmadığını belirlemek gerekmektedir.  
37. AĐHM, mevcut davayla ilgili olarak öncelikle, bavuranın yargılama süresine  
ilikin ikâyetini sunabileceği özel bir hukuk yolunun bulunduğunun Hükümet  
tarafından dile getirilmediğini tespit etmitir. Üstelik Hükümet iddiasını desteklemek  
için bu konuyla ilgili herhangi bir ulusal yargı kararı sunmamıtır. Bu bağlamda,  
Mahkeme, Türk hukuk düzeninin, ceza yargılaması (Tendik ve diğerleri v. Türkiye, no.  
23188/02, § 36, 22 Aralık 2005), hukuk davası (Ebru ve Tayfun Engin Çolak v. Türkiye,  
no. 60176/00, § 107, 30 Mayıs 2006) veya idari dava (Ayık v. Türkiye, no. 10467/02, §  
30, 21 Ekim 2008) süresine ilikin ikâyetlerin dile getirilmesi için Sözleme’nin 13.  
maddesi uyarınca etkili bir bavuru yolunu yargılanabilir kiilere sunmadığını daha  
önce de saptamamıolduğunu hatırlatmaktadır. Hükümet’in ulusal hukuk düzeninin bu  
arada böyle bir bavuru yolu oluturduğunu dile getirmemesinden dolayı, Mahkeme,  
somut olayda bu içtihadından sapmak için herhangi bir sebep görmemektedir.  
Dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğinden dolayı bavurunun  
kabul edilemez olduğu yönündeki iddiası reddedilmektedir.  
38. Sonuç olarak, AĐHM, somut olayda Sözleme’nin 6. maddesinin 1. paragrafı  
bağlamında bavuranın davasının makul sürede görülmesi hakkının ihlal edilmesi  
neticesinde müeyyide uygulanmasına imkân verecek bir bavuru yolunun iç hukukta  
mevcut olmamasından dolayı Sözleme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanısına  
varmıtır.  
III.  
ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA  
39. Sözleme’nin 3. maddesini öne süren bavuran, son olarak, evlilikle ilgili tasfiye  
sorununa ilikin uzun yargılama süresi nedeniyle yoğun stres ve gerginlik yaaması  
sonucu aile hayatının olumsuz yönde etkilendiğinden dolayı ikâyet etmektedir.  
40. Sözleme’nin 6. ve 13. maddelerine ilikin tespiti (yukarıda belirtilen 29. ve 38.  
paragraflar) göz önünde bulunduran AĐHM, somut olayda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal  
edilip edilmediğini incelemeye gerek olmadığına karar vermitir.  
6
IV.  
SÖZLEME’NĐN 41. ve 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI  
HAKKINDA  
A. Sözleme’nin 46. maddesi  
41. Bu hüküm bağlamında:  
“1. Yüksek Sözlemeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinlemiꢀ  
kararlara uygulamayı taahhüt ederler.  
2. Mahkeme’nin kesinleen kararı, infazını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir.”  
42. Mahkeme, kararlarının temelde ihzari özellikte olduğunu ve genelde ise,  
Sözleme’nin 46. maddesinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirme çerçevesinde  
Bakanlar Komitesi’nin kontrolü altında iç hukuk düzeninde bavurulacak yöntemleri  
seçme görevinin öncelikle taraf devlete ait olduğunu hatırlatmaktadır (Bakınız, diğerleri  
arasında, Hasan ve Eylem Zengin c. Türkiye no. 1448/04, § 84, AĐHM 2007-..., Öcalan  
v. Türkiye [BD], no. 46221/99, § 210, AĐHM 2005-IV, ve Broniowski v. Polonya [BD],  
no. 31443/96, § 192, AĐHM 2004-V).  
43. Ayrıca, Sözleme neticesinde ve özellikle de birinci maddesi uyarınca,  
Sözlemeyi kabul eden devletler, iç hukuklarının bu hükümlerle uyumlu olmasını temin  
etme yükümlülüğü altına girerler (Maestri v. Đtalya [BD], no. 39748/98, § 47, AĐHM  
2004-I).  
44. Mahkeme, somut olayda, Sözleme’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca  
bavuranın makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi gerekçesiyle müeyyide  
uygulanmasına imkân sağlayan bir bavuru yolunun iç hukukta bulunmaması nedeniyle  
Sözlemenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır (bakınız yukarıda  
belirtilen 29-38. paragraflar).  
45. Mahkeme, daha önce devletlerin adli bir davanın uzun sürmesiyle ilgili  
ikayetleri telafi etmek amacıyla oluturulan hukuk yollarının etkinliği ve özelliklerini  
kapsayan yükümlülüklerini belirtme olanağına sahip olmutur (Paulino Tomás c.  
Portekiz (kabul edilebilirlik kararı), no. 58698/00, AĐHM 2003 - VIII, ve Scordino v.  
Đtalya (n° 1) [BD], no. 36813/97, §§ 193-207, AĐHM 2006-V).  
46. Mahkeme, bir bavuru yolunun bulunması gerekli olsa bile bunun tek baına  
yeterli olmadığının altını çizmektedir (Martins Castro ve Alves Correia de Castro v.  
Portekiz, no. 33729/06, § 65, 10 Haziran 2008). Ayrıca, ulusal yargılama organlarının,  
Mahkeme içtihatlarını iç hukukta doğrudan uygulayabilme imkânına sahip olması ve bu  
içtihatlar hakkında bilgilendirilmelerinin devletler tarafından kolaylatırılması  
7
gerektiğini belirtilmektedir (Scordino / Đtalya’ya karsı(n 1), daha önce belirtilmis, §  
o
239).  
47. Mahkeme, öte yandan anılan Kudla kararında (§ 156), Sözleme’nin 13.  
maddesine göre “AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca davaların makul sürede  
görülmesi yükümlülüğünün ihlal edilmesi ikâyetiyle ulusal bir merci önünde etkili bir  
yola bavurma hakkının güvence altını alınması” gerektiği sonucuna vardığını  
hatırlatmaktadır. Anılan Kudla ile Mifsud v. Fransa ([BD] (kabul edilebilirlik kararı),  
no. 57220/00, AĐHM 2002-VIII) kararlarına göre, bir bavuru yolunun etkili olabilmesi  
için bavurulan mahkemelerce daha hızlı karar verilmesini ve söz konusu  
gecikmelerden dolayı yargılanabilir kiilere makul bir tazminatın öngörülmesini  
sağlaması gerekmektedir (anılan Kudła kararı, § 159, ve Granata v. Fransa (n° 2), n°  
51434/99, § 36, 15 Temmuz 2003).  
48. Mahkeme, öncelikle böyle bir bavuru yolunun etkinliğinin incelenmesi  
hususunda bazı devletlerin yargılama süresine ilikin olarak daha kısa süreler öngörme  
tercihinde bulunduklarını anımsatmaktadır: Bu durum, Đtalya için geçerlidir, bu ülkede  
Đstinaf Mahkemesi kararını vermek için dört ay zamana sahiptir (anılan Scordino v.  
Đtalya (n° 1), §§ 62 ve 208). AĐHM, bununla birlikte özellikle yetkili mahkemenin  
kendisinden kaynaklı bir sebeple gecikmesinin ve ilgiliye uygun bir tazminat  
ödemesinin mümkün olması halinde bile, böyle bir unsurun bavuru yolunun etkili olup  
olmadığını değerlendirmek için bir tek baına belirleyici olmadığını kabul etmektedir  
(anılan Scordino v. Đtalya (no. 1) kararı § 207).  
49. Tazminat düzeyinde olan diğer husus için, Mahkeme, bu bağlamda, ulusal yargı  
organlarının muhakemesinin çıkınoktasının, sağlam üphelere dayanması gerektiğini  
aksi halde çürütülebilir üphelere dayanarak uzun süren bir yargılamanın manevi zarara  
yol açacağını hatırlatmaktadır. Elbette ki bazı durumlarda, davanın uzun sürmesi sadece  
asgari düzeyde bir manevi zararı beraberinde getirmekte, bazen de herhangi bir manevi  
zarar söz konusu olmamaktadır. Bu durumda, ulusal mahkeme hâkimi kararını yeterince  
gerekçelendirerek haklı göstermelidir (anılan Scordino v. Đtalya (n° 1) kararı § 204).  
50. Sözleme ile düzenlenen mekanizmanın etkili biçimde ilemesini sağlamaya  
yönelik önlemlere ilikin olarak, Mahkeme, altında yatan yapısal sorunu ortaya koyan  
(Res (2004)3) kararını ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından iç hukuk  
yollarının iyiletirilmesi hakkında 12 Mayıs 2004 tarihinde kabul edilmiolan tavsiye  
kararınaı (Rec (2004)6) Hükümet’in dikkatine sunmaktadır (Viau v. Romanya, no.  
75951/01 §§ 50-51 ve 81, 9 Aralık 2008).  
8
51. Somut olayla ilgili koulları ve dile getirilen ilkeleri göz önünde bulunduran  
Mahkeme, Sözleme’nin 13. maddesi bağlamında adli davaların süresine ilikin  
ikâyette bulunmak için bavurulabilecek yetkili ulusal bir yargı merciin mevcut  
olmamasından dolayı bavuranın hakkının ihlal edildiği kanısına vardığını  
hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen 38. paragraf). Sonuç olarak, Mahkeme, tespit edilen  
ihlale son vermek için en uygun çözüm yolunun, ulusal hukuktaki hükümleri  
Sözleme’nin 13. maddesine uygun hale getirmek olduğu kanısındadır.  
B. Sözleme’nin 41. maddesi  
52. Sözleme’nin 41. maddesine göre,  
“ Eğer Mahkeme bu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar evrirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa,  
Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adi,l bir tazmin verilmesine hükmeder."  
53. Bavuran herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıtır. Dolayısıyla,  
mahkeme bavurana herhangi bir meblağ ödenmesine gerek duymamaktadır.  
BU GEREKÇELERLE AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. Sözleme’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine;  
3. Sözleme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Sözleme’nin 3. maddesi uyarınca dile getirilen ikayetin incelenmesinin gerekli  
olmadığına karar vermitir.  
Đꢀbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmi; Sözleme’nin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri  
uyarınca, 16 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Françoise Tulkens  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
*Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dıꢀ Đlikiler Genel Müdürlüğü Đnsan Hakları  
Daire Bakanlığı tarafından Türkçeye tercüme edilmiolup, gayri resmi tercümedir.  
9