CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ÖZBEK - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 25327/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2010  
İşbu karar Sözleşme'nin 4 4 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şeklî bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (25327/04) numaralı başvurunun nedeni T.C.  
vatandaşı Nuri Özbek tarafından (başvuran) 4 Haziran 2004 tarihinde Avrupa İnsan Haklan  
Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AÎHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından  
S, Kar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
L DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1960 doğumlu olup Walldorfta (Almanya) ikamet etmektedir. Başvuran İstanbul  
İkitellide bulunan 2503 numaralı parselin malikidir.  
Başvuran tarım arazisi üzerine imar izni alabilmek için belediyeye başvurmuş, belediye  
taşınmazın askeri bölgede yer alması nedeniyle adı geçeni Milli Savunma Bakanlığı’na  
(Bakanlık) yönlendirmiştir. Başvuran 25 Kasım 1998 tarihinde Bakanlığa başvurmuştur.  
16 Aralık 1998 tarihinde, Ordu başvurana özellikle arazinin planının bir örneği olmadığı  
gerekçesiyle bu talebinin yerine getirilemeyeceğini bildirmiştir.  
Başvuran 31 Ağustos 2000 tarihinde 25 Kasım 1998 tarihli talebini yinelemiştir.  
Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri 3. Tugay Komutanlığından (Ordu) başvurana 27  
Ekim 2000 tarihinde gönderilen yazı İle sözkonusu arazinin askeri bölgeye girmediği  
bildirilmiştir.  
Tapu kadastro memuru ile birlikte arazisine giden başvuran arazinin dikenli tel örgü ile çevrili  
olduğunu ve «askeri bölge» tabelasının olduğunu tespit etmiştir. 16 Şubat 2001 tarihinde  
Ordu’dan arazisini sınırladığı gerekçesiyle dikenli tel örgünün ve tabelanın kaldırılmasını  
talep etmiştir.  
20 Şubat 2001 ’de başvuran 16 Şubat 2001 tarihlî başvurusunu yinelemiştir.  
Ordu, 15 Mart 2001’de başvuranın 16 Şubat 2001 tarihli başvurusuna cevaben gönderdiği  
yazıda sözkonusu arazinin askeri bölge dışında bulunduğu ve dikenli tel örgünün  
kaldırılacağını bildirilmiştir,  
28 Mart 2001 tarihinde başvuran bir kez daha aynı talepte bulunmuş ve Ordu yapılan birçok  
yazışmanın ardından başvuranın taşınmazının askeri bölgede yer almadığını ve dikenli tel  
örgünün kaldırılacağını belirtmiştir.  
Başvuran 4 Haziran 2001’de 28 Mart 2001 tarihli başvurusunu yinelemiştir.  
Başvuran 5 Haziran 2001’de ayrıca Tapu kadastro müdürlüğünden de tel örgünün kaldırılıp  
kaldırılmadığını sormuştur.  
Ordu  
4
Haziran 2001’de verdiği yanıtla başvuranın arazisinin artık askeri bölgede  
bulunmadığım, arazi sınırım çekmek üzere ilgili tapu kadastro müdürlüğüne başvurabileceğini  
ifade etmiştir.  
25 Temmuz 2001 tarihinde başvuran 28 Mart ve 4 Haziran 2001 tarihli taleplerini  
yinelemiştir,  
17 Ocak 2002 tarihinde Ordu başvurana tel örgünün 7 Ağustos 2001’de kaldırıldığım ve  
arazisinin artık askeri bölgede bulunmadığı cevabım vermiştir.  
6 Haziran 2002 tarihinde başvuran Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesine giderek  
arazisinin 6 Mart I997?den 17 Ocak 2002 yılma dek yasaya aykırı olarak kullanıldığı, dikenli  
tel örgülerin beş yıl sonra kaldırıldığım Öne sürerek, bu kullanımdan doğan zararın giderilmesi  
için yasal-faiziyle birlikte tazminat davası açmıştır.  
20 Eylül 2002 tarihinde Mahkeme arazi üzerinde bilirkişi incelemesi yapmıştır.  
Belirtilmeyen bir tarihte hazırlanan bilirkişi raporunda:  
-
Başvuranın taşınmazının askeri bölgede yer aldığı beyanım verdiği, 1998 yılından  
itibaren taşınmazım edinebilmek için yetkili mercilere başvurduğu,  
17 Ocak 2002'de arazinin bölge kapsamı dışına çıkarıldığı;  
Savunma Bakanlığı'nın sözkonusu araziyi yanlışlıkla askeri bölge alanına dahil  
ettiğinin beyan edildiği kaydedilmiştir.  
-
-
Bu rapora göre arazinin kullanılması bir hata sonucu olmuştur ve bundan herhangi bir yarar  
sağlanmamıştır; bilirkişi gerçekleştirilen kadastro çalışmaları neticesinde taşınmazın dikenli  
tel örgü ile çevrili olduğunu, daha sonra bunun kaldırıldığını ayrıca dile getirmiştir.  
Başvuran 11 Aralık 2002 tarihinde bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.  
23 Aralık 2002 tarihinde mahkeme aynı bilirkişi raporuna dayanarak başvuranın tazminat  
talebini reddetmiştir.  
Başvuran 30 Ocak 2003 tarihinde temyize gitmiştir.  
Yargıtay 24 Haziran 2003 tarihli karan ile ilk derece mahkemesinin kararım onamıştır.  
Yargıtay 4 Aralık 2003’te başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLDÜN 1. MADDESPNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
ÎDDÎASI HAKKINDA  
Başvuran yasaya aykırı olarak taşınmazının devlet tarafından kullanılması, tazminat talebinin  
ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesi ve devletçi bir bakış açısı ile bu mahkemeler  
tarafından başvurunun incelenmesinde baskılara maruz kalması nedeniyle mülkiyet hakkına  
riayet edilmediğinden yakınmaktadır.  
Başvuran tarafından dile getirilen şikayetler ışığında AİHM, bunları yalnızca Bk 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde inceleyecektir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHS’nin 35. maddesinin. 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığım kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Hükümet sözkonusu tel örgünün 7 Ağustos 2001 tarihinde kaldırıldığını, arazinin zaten hali  
hazırda sınır çizgisinin olduğunu ve bahse konu parselin bir hata sonucu askeri bölge  
kapsamına alındığını ifade etmektedir. Hükümet tazminat talebinde bulunan başvuranın iyi  
niyetinden şüpheye düşmektedir. Hükümet örnek vermeksizin Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik  
içtihadına ve Medeni Kanun’un 995. maddesine göndermede bulunarak art niyet olmaksızın  
kullanımdan  
dolayı  
başvuranın  
herhangi  
bir  
tazminat  
talebinde  
bulunamayacağım  
savunmaktadır. Hükümete göre sözkonusu arazi imara açık değildir, tarım alanı olarak da  
kullanılamaz ve ayrıca başvuran yurt dışında yaşadığından arazisini ekip-biçemez. Hükümet  
başvuranın 25 Kasım 1998 tarihli talebi ile ilgili olarak, adı geçenin yalnızca 16 Şubat 2001  
tarihinde Ordu’dan tel örgünün kaldırılması talebinde bulunduğunu savunmaktadır. Sonuç  
itibarıyla başvuran taşınmazım kullanamadığı dönemde herhangi bir zarara uğramamıştır.  
Başvuran iddialarım yinelemektedir.  
AİHM mevcut başvurunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1, maddesinin ilk cümlesinde yer alan  
mülkiyet hakkına riayet edilmesi hükmüne girdiğini not etmektedir (Bkz. Almeida Garrett,  
Mascarenhas Faîcao vd.~ Portekiz no: 29813/96 ve 30229/96), AİHM bu durumda kamu genel  
menfaatleri ile bireyin temel haklan arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin gözetilip  
gözetilmediğini inceleyecektir (Bkz. diğer birçoklan arasında, Sporrong ve Lönnroth-İsveç, 23  
Eylül 1982).  
Bu başvuruda Hükümetin ulusal mahkemeler nezdinde bilhassa Medeni Kanun’un 993. ve 995.  
maddelerinin uygulanabileceği savma ilişkin AİHM, iç hukuktaki mahkemelerin görevini  
ikame edemeyeceğini vurgular (Bkz, Ediftcaciones March Gaîlego S.AAspanya 19 Şubat 1998,  
karar ve derlemeler 1998-1 ve Yagtzilar vd.-Yunanistan no: 41727/98). Mevcut başvuruda  
AİHM’nin rolü başvuranın Devletin taşınmazım kullanması nedeniyle öne sürdüğü tazminat  
talebinin AİHS ve Protokolleri ile bağdaşıp bağdaşmadığım doğrulamaktır. AİHM taraflar  
arasında başvuranın taşınmazının Ordu tarafından kullanıldığı, askeri bölge olarak  
sınıflandırıldığı ve tel örgü ile çevrildiği, en azından 6 Mart 1997’den 7 Ağustos 200l’e kadar  
da tel örgü ile çevrili kaldığı, askeriyenin uzun bir süre kullandığı arazinin tel Örgülerinin  
kaldırıldığı bilgisini başvurana gecikmeli olarak bildirdiği hususunda taraflar arasında bir  
ihtilafın  
olmadığım  
gözlemlemektedir.  
Başvuran  
taşınmazının  
yasaya  
aykırı  
olarak  
kullanımından ileri gelen şikayetleriyle iç hukukta yetkili mahkeme nezdinde dava açmıştır.  
AİHM, başvuranın Ordunun taşınmazına el koyması nedeniyle sıkıntı yaşadığım, bunun  
karşılığında Devletten herhangi bir tazminat elde edemediğini not etmektedir.  
Bütün bu hususlar AİHM’nin başvuranın taşınmazının Ordu tarafından yasaya aykırı bir  
şekilde kullanmasının, hatta işgalinin adı geçenin mülkiyet haklarının ihlaline yol açtığının  
sonucuna varması için yeterli bulunmaktadır.  
Hükümetin başvuranın yurt dışında yaşadığı ve taşınmazını tarım arazisi olarak  
kullanamayacağı yönündeki argümanı ile ilgili olarak AİHM, yurtdışında ikamet etmenin  
Türkiye’de maliki olduğu bir taşınmazdan istifade etmesi önünde bir engel teşkil etmediğine  
itibar etmektedir. AİHM öne sürülen bu argümanı ikna edici bulmamaktadır.  
Sonuç itibarıyla AİHM, başvuranın taşınmazının Ordu tarafından yasaya aykırı şekilde  
kullanımının ve her türlü tazminatın yokluğunun mülkiyet haklan ile genel menfaatler arasında  
hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozduğuna kanaat getirmektedir.  
Bu nedenle AİHS’ye Ek 1 noiu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Başvuran herhangi bir adil tatmin talebinde bulunmamıştır. AİHM bu nedenle başvurana  
herhangi bir tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğum;  
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
KARAR YERMİŞTİR,  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.