belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak ulusal mahkemelerin yalnızca kanunları
uyguladığını ve davanın süresi ile ilgili olarak yetkili makamların suçlanamayacağını ifade
etmektedir. Hükümet sanık sayısının ve şikayetçi sayısının çok olması sebebiyle sözkonusu
davanın, tartışmasız bir şekilde karmaşıklık arz ettiğine dikkat çekmektedir. Adli yetkililer,
ifadelerin
alınması
hususunda
alışılmışın
dışında
güçlüklerle
karşılaşmışlardır.
Zira
başvuranlar ulusal mahkemelerle aktif olarak işbirliği yapmamış ve bu durum da davanın
yavaş ilerlemesine katkıda bulunmuştur,
AİHM, kendisine sunulan delillerden hareketle, başvuranların maruz kaldıkları
işkenceden Savunmacı Devletin sorumlu olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle başvuranlar
tarafından ileri sürülen şikayetler, AİHS’nin 13. maddesi bakımından “savunulabilir”
niteliktedir. Bu nedenle yetkili makamların, Batı ve diğerleri-Türkiye (no: 33097/96 ve
57834/00) davasında ifade edilen gereklilikleri karşılayabilecek şekilde etkili bir soruşturma
açma ve yürütme zorunluluğunu bulunmaktadır. Ayrıca AİHM, bir devlet memurunun
AİHS’nin 3. maddesine aykırı şekilde muamelelerde bulunmakla itham edildiği durumlarda,
bu kişinin suçluluğu ispatlandığında kamu görevine devam etmesi mümkün olmadığından
kendisi ile ilgili olan bir soruşturma ya da dava sırasında görevine devam etmesinin
anlaşılmasının güç olduğunu tekrarlamaktadır (mutatls mutandis, Abdühamet Yanum-Türkiye,
no: 32446/96, 2 Kasım 2004).
Her ne olursa olsun, mahkumiyet kararlarının açıklanma ve infaz edilme safhaları da
dahil olmak üzere bu türden bir davanın yürütülmesinin ve tamamlanmasının, af gibi istisnai
tedbirler nedeniyle kesintiye uğraması ya da dikkatli ve özenli olma gerekliliği ile uyuşmayan hukuki
ertelemeler nedeniyle zamanaşımına uğramaları prensip olarak kabuledilemez niteliktedir (Okkalı-Türkiye,
no: 52067/99, 17 Ekim 2006). Kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yürütülmesi sözkonusu
olduğunda yasalara uygunluk ilkesi çerçevesinde kamu güvenini sağlamak ve suç ortaklığı yapıldığı ya
da yasal olmayan eylemlere müsamaha gösterildiği izleniminin önlenmesi için yetkili makamların ivedi
cevabının esas teşkil ettiği düşünülebilir {Batı ve diğerleri kararı).
AİHM sözkonusu polis memurlarının, TCK’ııın 243, maddesi bakımından işkence
altında itirafa zorlama suçundan dolayı
Mahkemesine sevkedildiklerini tespit
7
Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Ağır Ceza
etmektedir. Bu nedenle İstanbul Savcılığının
sorumluları ivedi bir şekilde teşhis ettiğine ve başvuranların şikayetleri ile ilgili olarak olası
sorumlulukları tespit ettiğine kanaat getirilmesi mümkündür. Böylece AİHM’ye göre
sözkonusu hukuki gerekliliklerle bağdaşan bir hazırlık soruşturması yapılıp yapılmadığının
tespit edilmesinden ziyade burada asıl sözkonusu olan, Türk mahkemelerinin sorumluların
cezalandırılması arzusunda olup olmadıklarının incelenmesidir.
Ceza davası ile ilgili olarak AİHM öncelikle bir bütün olarak değerlendirildiğinde
dava süresinin uzun olduğu kanaatindedir. Ağır Ceza Mahkemesi, olayların meydana geldiği
tarihten beş yıl ve yedi ay sonra başvuranlara işkence yaptıkları gerekçesiyle polis
memurlarının suçlu olduklarına karar vermiştir. Bununla birlikte Yargıtay’ın temyiz
başvurusu hakkında görüş bildirmek ve bütün dava süresince görevlerine devam eden ve
başvuranlara işkence yaptıkları iddia edilen polis memurları aleyhinde açılan kamu davasının
zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermek için iki yıl ve bir ay beklemesi de
dikkat çeken bir konudur. Dava olayların üzerinden sekiz yıldan fazla bir sürenin geçmiş
olması nedeniyle kapanmıştır.
6