CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
YEŞİL VE SEVİM-TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:34738/04)  
KARARIN ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
5 Haziran 2007  
İşbu karar AÎHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı  
şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 34738/04 başvuru no Tu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaşları olan Hidir Yeşil ve Haşan Sevim’in (başvuranlar), 19 Ağustos 2004 tarihinde  
Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AİHM) yapmış oldukları başvurudur.  
Başvuranlar, AİHM önünde, İstanbul Barosu avukatlarından Sayın F.N. Ertekin  
tarafından temsil edilmektedirler,  
OLAYLAR  
DAVA KOŞULLARI  
Başvuranlar sırasıyla 1972 ve 1954 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.  
Başvuranlar, 9 Eylül 1996 tarihinde polis tarafından yakalanmış ve Marksist Leninist  
Komünist Partisi (MLKP) üyesi oldukları şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şubesi’nde gözaltına alınmışlardır.  
10 Eylül 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Başsavcısı, Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin talebi üzerine başvuranların  
gözaltı sürelerinin 23 Eylül 1996 tarihine kadar uzatılmasına karar vermiştir.  
Başvuranlar 18 Eylül 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve  
başvuranlar aleyhlerindeki suçlamaları reddetmişlerdir. Ayrıca Hidir Yeşil sağlık durumunun  
iyi olmadığını ve Haşan Sevim de gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz  
kaldığını ileri sürmüşlerdir.  
Cumhuriyet Başsavcısı aynı tarihte başvuranların İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda  
görevli bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmelerine karar vermiştir. Adli tıp uzmanı  
aynı gün düzenlediği sağlık raporunda Hidir Yeşil’in göğsünün sol kısmında birbirine paralel  
seyreden 1x3 ebadından kabuklanmış sıyrık alanları ve sol kolda hareket kısıtlılığı tespit  
edildiğini belirtmiştir. Adli tıp uzmanı, başvuranın gözaltında bulunduğu sırada dövüldüğünü,  
elektroşoka maruz kaldığını, tazyikli su tutulduğunu ve cinsel organının sıkıldığını ileri  
sürdüğünü tespit etmiş ve Hidir Yeşile’e beş günlük iş göremezlik raporu vermiştir. Haşan  
Sevim’le ilgili olarak ise adli tıp uzmanı, Sevim’in ağrı şikayetlerinin bulunduğunu ve  
özellikle de sol dirsek ve bilekte olmak üzere vücudun tamamında hareket kısıtlılığı tespit  
edildiğini belirtmiştir. İlgilinin de gözaltında bulunduğu sırada dövüldüğünü, asıldığını,  
tazyikli suya ve elektroşoka maruz kaldığını iddia etmesi üzerine adli tıp doktoru nörolojik ve  
ürolojik muayenelerin yapılmasına karar vermiştir.  
Aynı gün Hasan Sevim nörolojik ve ürolojik muayeneden geçirilmiş ve yapılan  
muayeneler sonucunda patolojik bir bulguya ve parmaklarda ağrıya rastlanmamıştır. Bu  
muayeneler sonucunda adli tıp doktoru on günlük iş göremezlik raporu vermiştir.  
Yine 18 Eylül 1996 tarihinde başvuranlar, İstanbul DGM Yedek Hakimliği’ne  
sevkedilmiş ve ifadeleri alındıktan soma başvuranların tutuklu olarak yargılanmalarına karar  
verilmiştir. Başvuranlar bir kez daha gözaltında bulundukları sırada kötü muameleye maruz  
kaldıklarını ileri sürmüşlerdir.  
2
14 Ekim 1996 tarihinde başvuranların gözaltından sorumlu polis memurları aleyhinde  
başlatılan cezai soruşturma çerçevesinde davaya bakmakla yükümlü Cumhuriyet Savcısı  
ratione loci yetkisizlik kararı vermiş ve dava dosyasını Fatih Cumhuriyet Savcılığına  
sevketmiştir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı, 23 Ekim 1996 tarihinde Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şubesinden başvuranlar adına düzenlenen sağlık raporlarım, ifadeleri ve aynı  
zamanda gözaltı kayıtlarının bir nüshasını talep etmiştir. Fatih Cumhuriyet Savcısı,  
ifadelerinin  
alınması  
amacıyla  
başvuranların  
gözaltından  
sorumlu  
polis  
memurlarının  
çağrılmasına karar vermiştir.  
1996 yılının Aralık ayı ile 1997 yılının Nisan ayı arasında Cumhuriyet Savcısı  
tarafından başvuranların gözaltından sorumlu olan Bayram Kartal, Yusuf Öz, Ali İhsan Kaya,  
Mustafa Ünal, Yalçın Büyükhan, Zafer Virlan ve Nafiz Aktaş isimli polis memurlarının  
ifadeleri alınmıştır. Polis memurları, başvuranlara kötü muamelede bulundukları iddialarını  
reddetmişlerdir.  
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 7 Mayıs 1997 tarihinde Türk Ceza  
Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca yedi polis memuru aleyhinde ceza savası açmıştır.  
Cumhuriyet Savcısı yedi polis memurunu, aralarından başvuranların da bulunduğu on iki  
kişiye gözaltı sırasında kötü muamele etmekle itham etmiştir. Başvuranlar müdahil taraf  
olarak bu davaya katılmışlardır.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Mayıs 1997 tarihinde ilk duruşmasını düzenlemiş ve  
duruşma sırasında Sakarya Ağır Ceza Mahkemesinden başvuranlarla ilgili ek bilgi talep  
edilmesine karar verilmiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Eylül 1997 tarihli duruşma sırasında sanıkların ifadelerini  
dinlemiştir. Sanıklar başvuranlara kötü muamelede bulundukları iddialarını reddetmişlerdir.  
Bununla birlikte yakalama sırasından güç kullanmak zorunda kaldıklarım ifade etmişlerdir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Kasım 1997 ve 29 Nisan 1999 tarihleri arasında yedi  
duruşma düzenlemiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Haziran 1999 tarihinde iki şikayetçinin ifadelerini dinlemiş  
ve tarafları yüzleştirmeden önce şikayetçi olan diğer kişilerin de ifadelerinin alınmasına ve  
Sakarya Ağır Ceza Mahkemesinden istenen soruşturmanın cevabının beklenmesine karar  
vermiştir. Aynı duruşma sırasında başvuranların avukatı, 18 ve 20 Eylül 1996 tarihlerinde  
Sakarya Cezaevinde bulunan mağdurlarla yapılan görüşmelerin yer aldığı İşkenceyi Önleme  
Komitesinin raporunun dosyaya eklenmesini talep etmiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi  
5
Ekim 1999 tarihinde başvuranların avukatı tarafından  
İşkenceyi Önleme Komitesinin raporunun dava dosyasına eklenmesi yönünde dile getirilen  
talebin reddedilmesine karar vermiş ve başvuranların istinabe yoluyla ifadelerinin alınmasına  
karar vermiştir.  
Başvuranlar 21 Mart 2000 tarihinde Gebze Ağır Ceza Mahkemesi tarafından  
dinlenmiştir. Başvuranlar gözaltında bulundukları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarını  
ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar Bayram Kartla ve Yusuf Öz’ü tanıdıklarını beyan etmiş ve  
3
yüzleştirme yapılmasına karar verilmesi durumunda diğer polis memurlarını da teşhis  
edebileceklerini belirtmişlerdir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 5 Haziran 2000 tarihinde başvuranların istinabe yoluyla alınan  
ifadelerinin dava dosyasına eklendiğini tespit etmiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 22 Haziran ve 25 Ekim 2000 tarihlerinde, tanıklık etmeleri  
amacıyla C.Y. ve S.K. isimli iki mağdurun adreslerinin tespit edilmesine karar vermiştir.  
25 Ocak ve 2 Mayıs 2001 tarihli duruşmalarda C.Y. ve S. K. isimli kişilerin ifadelerine  
başvurulmuş ve bu kişiler gözaltında bulundukları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarım  
ileri sürmüşlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi, TCK’nın 243. maddesinde öngörülen suçlar için  
4616 sayılı Kanun’un uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin Anayasa Mahkemesi önünde  
görülmekte olan bir başvurunun sonucunun beklenmesine karar vermiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Temmuz, 19 Kasım 2001 ve 28 Şubat 2002 tarihli  
duruşmalarda Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 243. maddesinde öngörülen suçlar için 4616  
sayılı  
Kanun’un  
uygulanıp  
uygulanamayacağı  
hususunda  
henüz  
herhangi  
bir  
görüş  
bildirmediğini tespit etmiştir. Bununla birlikte Ağır Ceza Mahkemesi adresi tespit edilemeyen  
bir sanığın ifadesinin alınmasından vazgeçmiş ve son görüşlerini sunmaları amacıyla  
mağdurlara süre tanımıştır.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2002 tarihli bir kararla şikayetçi olan kişilerin  
dövüldüklerinin,  
boğazlarının  
sıkıldığının,  
kıyafetlerinin  
çıkarıldığının,  
hırpalandıklarının,  
tehdit edildiklerinin, tazyikli suya ve elektroşoka maruz bırakıldıklarının, uykudan ve  
ihtiyaçlarım giderme imkanından yoksun bırakıldıklarının tespit edildiğine karar vermiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, bu eylemlerin mağdurları itirafa zorlamak amacıyla polis memurları  
tarafından gerçekleştirildiğine ve şiddetli acılara sebebiyet verdiklerini tespit etmiştir. Ağır  
Ceza Mahkemesi ayrıca şikayetçilerin beyanlarının ve düzenlenen sağlık raporlarının, polis  
memurlarının sözkonusu yaraların ilgili kişilerin yakalandıkları sırada meydana geldiği  
yönündeki savunmalarını desteklemediğine kanaat getirmiştir. Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun yasak sorgu yöntemleri arasında işkence altında sorgu yapılmasını yasaklayan  
135. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin maddelerine atıfla bulunan Ağır  
Ceza Mahkemesi, polis memurlarının işkence yapmak suçundan suçlu olduklarına karar  
vermiştir (TCK’nın 243 § 1. maddesi). Bu nedenle Ağır Ceza Mahkemesi, Bayram Kartal’ı on  
ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve iki ay on beş gün süreyle görevden  
uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Mahkeme diğer altı polis memurunun on bir ay yirmi gün  
hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve üç ay süreyle görevden uzaklaştırılmalarına karar  
vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların suçu tekrar etmeyeceklerine kanaat getirerek bu  
cezaların infazının, Cezaların İnfazı Hakkındaki 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca  
ertelenmesine karar vermiştir.  
Yargıtay, 5 Mayıs 2004 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onaylayarak sanıklar  
hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I.  
AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği ileri sürmektedirler.  
4
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığım tespit etmektedir. AİHM ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit  
etmemektedir. Bu nedenle sözkonusu başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun  
olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
Hükümet başvuranların iddialarına karşı çıkmaktadır.  
AİHM mevcut davada adli tıp doktorları tarafından düzenlenen sağlık raporlarının,  
gözaltı süresinin sonunda başvuranların vücudunda ciddi yaraların tespit edildiğini ortaya  
koyduğunu tespit etmekte ve hiç kimse bu yaraların daha önceki bir dönemde meydana  
gelmediği hususunda AİHM önünde bir itiraz dile getirmemektedir. Öte yandan ulusal  
mahkemeler önünde ve AİHM önünde görülen ceza davası sırasında taraflarca sunulan delil  
unsurları, polis memurları tarafından yapıldığı ileri sürülen çeşitli şiddet eylemlerine ilişkin  
başvuranların beyanlarım doğrular niteliktedir. Bu nedenle, dosyada yer alan delil unsurları ve  
dikkate alındığında ve ulusal mahkemelerin de kabul ettiği gibi AİHM de başvuranların çeşitli  
şiddet eylemlerine maruz kaldıklarını kabul etmektedir.  
AİHM özellikle de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranların karşı karşıya  
kaldıkları eylemleri, şiddet düzeylerini ve bu eylemlerin, görevleri çerçevesinde hareket eden  
devlet memurları tarafından isnat edilen suçlamalarla ilgili olarak bilgi almak ya da gözaltında  
bulunan kişileri itirafa zorlamak amacıyla bilinçli olarak gerçekleştirildiğini dikkate alarak  
işkence  
olarak  
nitelendirdiğini  
tespit  
etmektedir.  
AİHM  
bu  
kararlardan  
ayrılmasını  
gerektirecek bir neden görmemekte ve genel olarak değerlendirildiğinde, başvuranlara  
uygulanan şiddet eylemlerinin, acımasız ve ciddi nitelikte olduğuna ve bunların “şiddetli”  
acıların yaşanmasına neden olabilecek türden olduklarına kanaat getirmiştir. Bu nedenle bu  
eylemlerin, AİHS’nin 3. maddesi “işkence” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.  
Sonuç olarak AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, kötü muamele iddiaları karşısında yetkililerin etkili bir şekilde hareket  
etmediklerini ileri sürmekte ve AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit  
etmemektedir. Bu nedenle sözkonusu başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun  
olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
Hükümet soruşturmanın etkili bir şekilde yürütüldüğünü ve soruşturmanın “etkili”  
olup olmamasının başvuranlar lehine bir sonuç çıkıp çıkmaması ile ilgili olmadığını  
5
belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak ulusal mahkemelerin yalnızca kanunları  
uyguladığını ve davanın süresi ile ilgili olarak yetkili makamların suçlanamayacağını ifade  
etmektedir. Hükümet sanık sayısının ve şikayetçi sayısının çok olması sebebiyle sözkonusu  
davanın, tartışmasız bir şekilde karmaşıklık arz ettiğine dikkat çekmektedir. Adli yetkililer,  
ifadelerin  
alınması  
hususunda  
alışılmışın  
dışında  
güçlüklerle  
karşılaşmışlardır.  
Zira  
başvuranlar ulusal mahkemelerle aktif olarak işbirliği yapmamış ve bu durum da davanın  
yavaş ilerlemesine katkıda bulunmuştur,  
AİHM, kendisine sunulan delillerden hareketle, başvuranların maruz kaldıkları  
işkenceden Savunmacı Devletin sorumlu olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle başvuranlar  
tarafından ileri sürülen şikayetler, AİHS’nin 13. maddesi bakımından “savunulabilir”  
niteliktedir. Bu nedenle yetkili makamların, Batı ve diğerleri-Türkiye (no: 33097/96 ve  
57834/00) davasında ifade edilen gereklilikleri karşılayabilecek şekilde etkili bir soruşturma  
açma ve yürütme zorunluluğunu bulunmaktadır. Ayrıca AİHM, bir devlet memurunun  
AİHS’nin 3. maddesine aykırı şekilde muamelelerde bulunmakla itham edildiği durumlarda,  
bu kişinin suçluluğu ispatlandığında kamu görevine devam etmesi mümkün olmadığından  
kendisi ile ilgili olan bir soruşturma ya da dava sırasında görevine devam etmesinin  
anlaşılmasının güç olduğunu tekrarlamaktadır (mutatls mutandis, Abdühamet Yanum-Türkiye,  
no: 32446/96, 2 Kasım 2004).  
Her ne olursa olsun, mahkumiyet kararlarının açıklanma ve infaz edilme safhaları da  
dahil olmak üzere bu türden bir davanın yürütülmesinin ve tamamlanmasının, af gibi istisnai  
tedbirler nedeniyle kesintiye uğraması ya da dikkatli ve özenli olma gerekliliği ile uyuşmayan hukuki  
ertelemeler nedeniyle zamanaşımına uğramaları prensip olarak kabuledilemez niteliktedir (Okkalı-Türkiye,  
no: 52067/99, 17 Ekim 2006). Kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yürütülmesi sözkonusu  
olduğunda yasalara uygunluk ilkesi çerçevesinde kamu güvenini sağlamak ve suç ortaklığı yapıldığı ya  
da yasal olmayan eylemlere müsamaha gösterildiği izleniminin önlenmesi için yetkili makamların ivedi  
cevabının esas teşkil ettiği düşünülebilir {Batı ve diğerleri kararı).  
AİHM sözkonusu polis memurlarının, TCK’ııın 243, maddesi bakımından işkence  
altında itirafa zorlama suçundan dolayı  
Mahkemesine sevkedildiklerini tespit  
7
Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Ağır Ceza  
etmektedir. Bu nedenle İstanbul Savcılığının  
sorumluları ivedi bir şekilde teşhis ettiğine ve başvuranların şikayetleri ile ilgili olarak olası  
sorumlulukları tespit ettiğine kanaat getirilmesi mümkündür. Böylece AİHM’ye göre  
sözkonusu hukuki gerekliliklerle bağdaşan bir hazırlık soruşturması yapılıp yapılmadığının  
tespit edilmesinden ziyade burada asıl sözkonusu olan, Türk mahkemelerinin sorumluların  
cezalandırılması arzusunda olup olmadıklarının incelenmesidir.  
Ceza davası ile ilgili olarak AİHM öncelikle bir bütün olarak değerlendirildiğinde  
dava süresinin uzun olduğu kanaatindedir. Ağır Ceza Mahkemesi, olayların meydana geldiği  
tarihten beş yıl ve yedi ay sonra başvuranlara işkence yaptıkları gerekçesiyle polis  
memurlarının suçlu olduklarına karar vermiştir. Bununla birlikte Yargıtay’ın temyiz  
başvurusu hakkında görüş bildirmek ve bütün dava süresince görevlerine devam eden ve  
başvuranlara işkence yaptıkları iddia edilen polis memurları aleyhinde açılan kamu davasının  
zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermek için iki yıl ve bir ay beklemesi de  
dikkat çeken bir konudur. Dava olayların üzerinden sekiz yıldan fazla bir sürenin geçmiş  
olması nedeniyle kapanmıştır.  
6
AİHM için AİHS’nin 3. maddesinde yer alan ifadeler dikkate alındığında (Jalloh- Almanya  
[Büyük Daire], no: 54810/00), Türk mahkemelerinin, zamanaşımına uğramadan evvelden davayı sonuca  
bağlamak amacıyla dava koşullarının ciddiyetinin gerektirdiği pozitif tedbirleri almaları gerektiği konusu  
şüphe götürmemektedir.  
Bu nedenle polislerin yargılanması için davada harcanan toplam süre dikkate  
alındığında, ki bu süre yaklaşık sekiz saattir, AİHM Türk yetkililerin yeteri ölçüde hızlı  
davrandıklarına ve makul düzeyde özen gösterdiklerine kanaat getirilemeyeceği kanaatindedir  
zira şiddet eylemlerini gerçekleştiren kişiler, işkence yapmakla suçlu ilan edilmelerine rağmen  
cezalandırılmamıştır. Bu durum başvurana işkence yaptıkları iddia edilen kişiler aleyhinde  
açılan kamu davasının kapanmasına sebebiyet veren olaylar nedeniyle, cezai yargılama  
yolunun AİHS’nin 13. maddesi bakımından “etkili” olmaktan uzak olduğunu ortaya koymak  
için yeterlidir zira kullanılan başvuru yolu, hukuken olduğu kadar uygulamada da etkili  
olmalıdır.  
Sonuç olarak AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, polisler aleyhine yapılan yargılamanın adil olmadığını ve makul sürede  
sonuçlanmadığım ileri sürmekte ve AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AİHM ileri sürülen bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle ilgili olduğunu tespit  
etmekte ve bu nedenle kabuledilebilir ilan edilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
Bununla birlikte AİHS’nin 13. maddesi ile ilgili olarak yapılan tespit dikkate alındığında  
mevcut davada bu maddenin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesinin gerekli  
olmadığına karar vermiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA,  
A. Tazminat  
Manevi tazminat olarak Hidir Yeşil 80.000 Euro, Haşan Sevim ise 100.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu taleplerin aşırı olduğu kanaatindedir.  
Başvuranların mağduru oldukları ve AİHS’nin 3. ve 13. maddeleri bakımından tespit  
edilen ihlallerin ciddiyeti dikkate alındığında AİHM başvuranların her birine manevi tazminat  
olarak 30.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuranlar ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar için 634 Euro ve  
AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 7.946 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar  
bununla ilgili olarak iki adet makbuz sunmaktadırlar.  
Hükümet bu iddiaların aşırı olduğunu belirtmektedir.  
7
AİHM’ııin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki masraf ve  
harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada ve elindeki mevcut unsurlar ve yukarıda  
yer alan kriterler uyarınca AİHM başvuranlara toplu olarak tüm masraf ve harcamalar için  
5.000 Euro ödenmesine ve bu miktardan adli yardım olarak ödenen 850 Euro’nun  
düşürülmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nııı marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE;  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin olarak ileri sürülen şikayetin ayrıca incelenmesinin  
gerekli olmadığına;  
5. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine manevi tazminat olarak  
30.000 Euro (otuz bin Euro), masraf ve harcamalar için toplu olarak 5.000 Euro  
(beş bin Euro) ödenmesine;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,  
Avrupa Merkez Bankasının  
o
dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilişkin olarak dile getirilen taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77  
maddelerine uygun olarak 5 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
§
2. ve 3.