CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ŞINEĞU vd.-TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:4020/07,4021/07,9961/07 ve 11113/07)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (4020/07, 4021/07, 9961/07 ve 11 î 13/07) no'lu  
davanın nedeni (T.C. vatandaşları) Zeki Şıneğu, Mahmut Kılıç, Abdurrahman Orhan ve Sait  
Özbey’in (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla, 8 Ocak, 8 Ocak, 23  
Şubat ve 26 Şubat 2007 tarihlerinde insan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış  
oldukları başvurudur.  
Kendi savunmasını üstlenen Zeki Şıneğu dışında, başvuranlar, Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar, sırasıyla, 1973,1973, 1971 ve 1974 doğumlu olup halen Diyarbakır Cezaevinde  
tutuklu bulunmaktadırlar.  
Başvuranlar, yasadışı silahlı örgüt olan Hizbullah’a yönelik olarak düzenlenen operasyonlar  
çerçevesinde, 8 Mart 1995 (Abdurrahman Orhan), 10 Mart 1995 (Sait Özbey), 14 Mayıs 1995  
(Zeki Şıneğu) ve 16 Ağustos 2000 (Mahmut Kılıç) tarihlerinde gözaltına alınmışlardır.  
Bilahare, başvuranlar, yakalanmalarından birkaç gün sonra yetkili hakim tarafından  
tutuklanmışlardır. Farklı tarihlerde düzenlenen iddianamelerle, savcılık, başvuranları,  
özellikle, yasadışı silahlı örgüt üyesi olmakla ve Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmekle  
suçlamıştır.  
Mahmut Kılıç ile ilgili olarak, 10 Mart 2005 tarihli kararla, sözkonusu başvuran, ilk derece  
mahkemesinde, müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmiş ancak 18 Temmuz 2005  
tarihinde, sözkonusu karar, Yargıtay tarafından bozulmuştur.  
7
Aralık 2007 tarihinde,  
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum  
etmiştir. Buna karşın sözkonusu karar hakkında bir kez daha temyiz başvurusu yapılmıştır  
ancak dava halen Yargıtay önünde derdesttir,  
Zeki Şınağu, Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey ile ilgili olarak, 31 Mart 2005 tarihli bir  
kararla, sözkonusu başvuranlar, ilk derece mahkemesinde müebbet ağır hapis cezasına  
mahkum edilmişlerdir. Buna karşın, 11 Aralık 2006 tarihinde, sözkonusu karar Yargıtay  
tarafından bozulmuştur. 9 Kastın 2007 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından  
başvuranlar yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmişlerdir. 19 Ocak 2009  
tarihinde, Yargıtay tarafından esas hakimlerinin kararı onanmıştır.  
Yakalanmalarından itibaren, adli makamlar, başvuranların serbest kalmalarına ilişkin  
yinelenen taleplerini her seferinde reddetmişler ve her seferinde, “atılı suçun niteliği”,  
“delillerin durumu” ve “dosyanın içeriği” gibi neredeyse aynı gerekçelere dayanarak,  
başvuranların tutukluluk halici inin devamlarına hükmetmişlerdir.  
Dolayısıyla, esas hakimleri tarafından hükmedilen mahkumiyet kararma kadar başvuranların  
tutuklu bulunduğu ve Mahmut Kılıç hakkında başlatılan davanın, işbu kararın kabul edildiği  
tarihte, ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.  
1
HUKUK  
I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ  
Olaylara ve esasa ilişkin ortaya koydukları sorun bakımından davaların benzerliğini dikkate  
alan AİHM, davaların birleştirilmesi gerektiğine kanaat getirmekte vc ortaklaşa olarak tek bir  
kararda incelenmesine karar vermektedir.  
II. AİHS’NİN 5/3 ve 5/4 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, öncelikle, tutukluluk süresinin çok uzun olmasına karşı çıkmakta ve tutukluluk  
hallerinin yasallığına itiraz etmek için iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını  
ileri sürmektedirler. Sözkonusu şikayetlerin düzenlenme şeklini dikkate alan AİHM, bu  
şikayetlerin AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir,  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, bir yandan, başvuranların, tutukluluk sürelerinden kaynaklanan şikayetlerini ulusal  
mahkemeler önünde esas bakımından dahi hiçbir zaman dile getirmediklerini diğer yandan  
eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 292, 297 ve 304 maddeleri uyarınca tutuklanma  
ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararlara İtiraz etmediklerini belirterek iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet’e göre, ayrıca, başvuranlar, kanuna aykırı  
olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere tazminat Ödenmesi hakkındaki 466 sayılı yasa  
uyarınca, ulusal mahkemeler önünde, tazminat davası açabilirlerdi. Sait Özbey tarafından  
yapılan başvuru ile ilgili olarak, tutukluluğunun ilk döneminin, 31 Mart 2005 tarihinde, ilk  
derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sona erdiğini hatırlatan Hükümet, başvurunun 26  
Şubat 2007 tarihinde yapılmasından dolayı, tutukluluğunun bu kısmı için tutukluluk süresi  
kapsamında yapmış olduğu şikayetin kabuledilemez olduğunu savunmaktadır.  
Başvuranlar sözkonusu iddialara itiraz etmekte ve özellikle, her duruşmanın sonunda esas  
hakimlerinden serbest bırakılmalarım talep ettiklerine ve sözkonusu taleplerinin her seferinde  
ilk derece mahkemesi tarafından reddedildiğine dikkat çekmektedirler.  
İlk itiraza ilişkin olarak, AİHM, daha önce benzer bir davada itirazı incelediğini ve  
reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, Koşti ve diğerleri- Türkiye, 74321/01,  
3 Mayıs 2007).  
Tutukluluklarının yasallığına itiraz etme imkanı sağlayan AİHS’nin 5/4 maddesi uyarınca,  
Türk hukuk düzeninin, yargılanabilirlere, yargılama süresi hakkında şikayette bulunabilmeyi  
sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığım daha önce tespit etmiştir (Bağrıyamk-Tiirkiye,  
başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007).  
466 sayılı yasa uyarınca tazminat başvurusunda bulunulmamasına ilişkin olarak, AİHM,  
mevcut davada incelenen şikayetlerin AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddesi kapsamında olduğunu  
oysa ki Hükümet tarafından ileri sürülen yöntemin, AİHS’nin 5/5 maddesi ile ilgili olan  
yasaya aykırı olarak tutuklanmalarda tazminat elde etme hakkına ilişkin olduğunu  
gözlemlemektedir (bkz, Barış-Türkiye, başvuru no: 26170/03, 31 Mart 2009).  
Son olarak, Sait Özbey tarafından yapılan başvuru hakkındaki Hükümet’in argümanına ilişkin  
olarak, AİHM, Baltacı-Türkiye (başvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006) ve Solmaz-Türkiye  
(başvuru no: 27561/02) kararlarında benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM,  
2
önceden ulaştığı sonuçlardan sapmak için hiçbir neden görememekte ve dolayısıyla  
Hükümet’in itirazlarım reddetmektedir.  
Ayrıca, AİHM, başvuruların bu kısmı ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit  
edememektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilişkin  
AİHS’nin 5/3 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, özellikle, atılı  
suçların niteliği, çarptırılan cezaların ağırlığı ve suçun tekrar riski göz önüne alındığında,  
başvuranların tutukluluk sürelerinin uzun olmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, kaçma  
riski, hukuka engel olma tehlikesi ve kamu düzeninin korunması gerekliliğinin de  
başvuranların, tutukluluk hallerinin devamını haklı kılmak için yeterli unsur olduklarına  
dikkat çekmektedir.  
Dikkate alınacak tutukluluk döneminin belirlenmesine ilişkin yerleşik içtihadını göz önüne  
alan AİHM, (bkz. özellikle Solmaz ve Baltacı) Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey’in maruz  
kaldığı tutukluluk süresinin on yıl on bir aydan fazla, Zeki Şıneğu’nun tutukluluk süresinin on  
yıl on dokuz aydan fazla ve Mahmut Kılıç’ın tutukluluk süresinin altı yıl on bir aydan fazla  
olduğunu tespit etmektedir.  
Önceden incelenen benzer durumlarda, AİHM, sözkonusu tutukluluk sürelerinin AİHS’nin  
5/3 maddesine yönelik ihlal oluşturduğu kanaatine varmıştır (bkz, diğerleri arasından, Dereci-  
Türkiye > başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005, Tacir oğla-Türkiye, başvuru no: 25324/02,  
2 Şubat 2006 ve sözü edilen Bağrıyak), Başvuranlara atılı olayların ciddiyetini, suçun tekrar  
riskini, hukuka engele olma tehlikesini ve ihtilaf konusu davaların karmaşıklığını kabul eden  
AİHM, içtihadı ışığında, mevcut davada aynı sonuca ulaşmıştır.  
Bu durumda AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.  
AİHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, tutukluluğun  
yasaya uygunluğunun denetimi için öngörülen amaçlar uyarınca itiraz yolunun etkili  
olduğunu tekrar belirtmektedir. Bu bağlamda AÎHM, geçmişte, benzer birçok davada, ceza  
mahkemelerinin -benzer davada olduğu gibi- basmakalıp gerekçelere dayanarak başvuranın  
tutukluluk halinin devamına karar verdikleri koşulun, yalnızca AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmak için değil aynı zamanda bu tarz gerekçelere karşı çıkmak amacıyla  
kullanılacak itiraz yollunun başarılı olma şansının ne denli küçük olduğunun anlaşılması için  
de önemli unsurlardan biri olduğunu hatırlatmaktadır (Koy t i ve diğerleri). Ayrıca müteaddit  
defalar, AİHM, hukuki bir nitelik taşımayan ve özgürlükten yoksun bırakmada kabul edilen  
usule ilişkin güvenceler sunmayan sözkonusu yargılamanın AİHS’nin 5/4 maddesinin  
gereklerine riayet etmediğine hükmetmiştir.  
AİHM, özellikle, sözkonusu yargılamanın çekişmeli olması gerektiğini ve iddia makamı ile  
tutuklu arasında her durumda “silahların eşitliğini” güvence altına alması gerektiğini  
belirtmiştir. Ayrıca kamuya açık olarak yapılması gereken sözkonusu yargılamaya başvuranın  
ve avukatının etkili bir biçimde katılımı sağlanmalıydı (bkz, Bağrıyak; Cahit Demirel-  
Türkiye, başvuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009). İşbu davalarda ulaştığı sonuçlardan farklı  
bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden göremeyen AÎHM, AİHS’nin 5/4 maddesinin ihlal  
edildiği sonuna ulaşmıştır.  
3
III. AİHS’NİN 6. ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, davalarının makul sürede görülmemesinden ve haklarında yürütülen ceza  
davalarının sürelerine itiraz etmek için iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmayışından  
şikayetçi olmaktadırlar. Bu bağlamda başvuranlar, AİHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta  
bulunmaktadırlar.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, nihai iç hukuk kararını elde etmeden başvurularım sundukları gerekçesi ile  
başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır. Hükümet’e göre, başvuru  
yapıldığı sırada, başvuruların tamamı vaktinden önce yapılmıştır. Ayrıca Hükümet,  
başvuranların yargılama süreleri hakkındaki şikayetlerini ulusal mahkemeler önünde en  
azından esas bakımından dahi sunmadıklarını belirtmektedir.  
îlk itiraza ilişkin olarak ise, AİHM, sürenin çok uzun olmasından şikayet edilen bir  
yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu  
itirazın şikayetin niteliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir {Erhım-Türkiye, başvuru numaraları:  
4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009), ikinci itiraza ilişkin olarak, AİHM, Hükümet  
tarafından ortaya konan benzer bir itirazı daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır {Tendik ve  
diğerleri-Türkiye, başvuru no; 23188/02, 22 Aralık 2005). Bu itibarla AİHM, Hükümetlin  
itirazlarını reddetmektedir.  
Sözkonusu şikayetlere ilişkin olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eden  
AİHM, başvuruları kabuledilebilir İlan etmektedir.  
B. Esas  
Başvuranların yargılama süresi kapsamında yapmış oldukları şikayetlere ilişkin olarak,  
Hükümet, davaların karmaşıklığına, dosya sayısına, başvuranlar hakkında yöneltilen  
suçlamaların niteliğine, işlenen suçların, davadaki sanıkların, tanıkların, davacıların ve  
mağdurların sayısına oranla ve organize suçlara ilişkin davaların kendine özgü zorlukları göz  
önüne alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığı kanaatine varılamayacağım  
belirtmektedir. Ayrıca Hükümet’e göre, ulusal mahkemeler, sözkonusu davanın seyrine  
ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.  
Başvuranlar, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.  
AİHM, yargılamaların, başvuranların yakalanması ile yani Abdurrahnman Orhan için 8 Mart  
1995, Sait Özbey için 10 Mart 1995, Zeki Şıneğu için 14 Mayıs 1995 ve Mahmut Kılıç için  
16 Ağustos 2000 tarihinde başladığını tespit etmektedir.  
AİHM, Abdurrahman Orhan, Sait Özbey ve Zeki Şıneğu hakkında açılan davanın,  
başvuranları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum eden ilk derece mahkemesinin  
kararının Yargıtay tarafından onandığı tarih olan 19 Ocak 2009 tarihinde sona erdiğini  
kaydetmektedir. Ancak AİHM, işbu kararını kabul edildiği tarihte, Mahmut Kılıç hakkında  
açılan davanın ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu belirtmektedir.  
Mevcut davada, iki dereceli yargıda, Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey hakkında açılan ceza  
davası on üç yıl on ay, Zeki Şıneğu hakkında açılan ceza davası on üç yıl sekiz ay sürmüştür  
4
ve Mahmut Kılıç hakkında açılan dava ise dokuz yıl bir aydan fazla süredir halen devam  
etmektedir.  
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın  
karmaşıklığı olmak Üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve  
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatır (bkz, diğerleri  
arasından, Pelissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).  
Ayrıca AİHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an önce  
tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılama boyunca başvuranların  
tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (Kalachnikov-Rusya, başvuru no:  
47095/99, Gezici ve İpek~ Türkiye, başvuru no: 71517/01, 10 Kasım 2005).  
AÎIIM, özellikle, sanıkların, tanıkların, davacıların, başvuranların suçlandıkları suçların ve  
dosyanın sayısı nedeniyle, organize suçlara ilişkin yargılamaların belli bir karmaşıklığı  
olduğunu kabul etmektedir. Ancak, yalnızca sözkonusu karmaşıklık, dokuz yıl bir aydan on  
üç yıl on aya kadar süren yargılamaların uzunluğunu haklı kılamamaktadır.  
Konuya ilişkin yerleşik içtihadını (bkz. sözü edilen Pâlissier ve Sassi ve A. Yılmaz- Türkiye  
başvuru no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve mevcut dava koşullarını dikkate alan AİHM,  
yargılama sürelerinin çok uzun olduğu ve “makul sürede yargılanma hakkı” gerekliliğini  
karşılamadığı kanaatindedir.  
Bu itibarla, sözkonusu şikayet kapsamında AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
AİHS'nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, AÎHM, Türk Hukuk  
düzeninin davalı ve davacılara, AİHS’nin 13. maddesi uyarınca ceza davalarının süresinin  
uzun olduğu hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını  
daha Önce tespit etme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (bkz. özellikle, Temlik ve diğerleri  
ve Vurankaya-Türkiye, başvuru no: 9613/03, 10 Mayıs 2007). AİHM, mevcut davada, ulaştığı  
sonuçtan farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görememektedir.  
Sonuç olarak AÎHM, mevcut davada, başvuranların davalarının AİHS’nin 6/1 maddesi  
uyarınca makul sürede görülmesi hakkını ekle etmeleri için iç hukukta başvuru yolunun  
bulunmaması nedeniyle AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Manız kaldıkları manevi zarar için, Mahmut Kılıç, 35.000 Euro, Zeki Şıneğu 40.000 Euro,  
Sait Özbey 50.000 Euro ve Abdurrahman Orhan 55.000 Euro tazminat talep etmektedir.  
Ailelerinin kendilerini ziyarete gelmek için yaptıkları yol masrafları ve tutukluluk süresince  
kendilerinin yapmış oldukları masraflar için de başvuranlar miktar belirtmeksizin maddi  
tazminat talebinde bulunmaktadırlar. Başvuranlar, yine miktar belirtmeden ve hiçbir belge  
sunmadan ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve  
giderleri için tazminat talebinde bulunmaktadırlar.  
Hükümet, sözkonusu iddiaları reddetmektedir ve AİHM’yi sözkonusu talepleri reddetmeye  
davet etmektedir.  
5
Maddi tazminata ve yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak, AİHM, başvuranların,  
taleplerini İç Tüzüğün 60. maddesine uygun olarak düzenlemediklerini gözlemlemektedir,  
dolayısıyla başvuranlara tazminat ödemeye gerek yoktur. Buna karşın AİHM, hakkaniyete  
uygun olarak, Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan üç puanlık  
gecikme faizi ile birlikte başvuranlara izleyen miktarların manevi tazminat olarak Ödenmesine  
hükmetmektedir: Mahmut Kılıç’a 5.500 Euro, Zeki Şıneğu, Sait Özbey ve Abdurrahman  
Orhan’ın her birine 12.500 Euro.  
Ayrıca, işbu kararın kabul edildiği tarihte dokuz yıl bir aydan fazla bir süreden sonra ulusal  
mahkemeler önünde Mahmut Kılıç hakkındaki dava halen derdest olduğundan, AİHM, tespit  
edilen ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliklerini gözeterek  
sözkonusu yargılamanın ivedilikle sonuçlanması olduğu kanaatindedir (bkz, mutatis,  
ıııutandis, Yakut-Tiirkiye, başvuru no: 9892/07, 8 Temmuz 2008 ve Batmaz-Türkiye, başvuru  
110: 34997/06, 1 Nisan 2008).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuruların birleştirilmesine,  
2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine;  
4. AİHS’nin 6/1 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine;  
5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, lıcr  
türlü vergiden muaf tutularak, ödeme tarihindeki döviz kuru Üzerinden Tüık Lirası’na  
çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından aşağıdaki miktarların manevi tazminat olarak  
ödenmesine:  
i. Mahmut Kılıç’a 5.500 Euro (beş bin beş yüz Euro);  
ii. Zeki Şıneğu, Sait Özbey ve Abdurrahman Orhan’ın her birine 12.500 Euro (on iki bin beş  
yüz Euro);  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
6