önceden ulaştığı sonuçlardan sapmak için hiçbir neden görememekte ve dolayısıyla
Hükümet’in itirazlarım reddetmektedir.
Ayrıca, AİHM, başvuruların bu kısmı ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit
edememektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
AİHS’nin 5/3 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, özellikle, atılı
suçların niteliği, çarptırılan cezaların ağırlığı ve suçun tekrar riski göz önüne alındığında,
başvuranların tutukluluk sürelerinin uzun olmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, kaçma
riski, hukuka engel olma tehlikesi ve kamu düzeninin korunması gerekliliğinin de
başvuranların, tutukluluk hallerinin devamını haklı kılmak için yeterli unsur olduklarına
dikkat çekmektedir.
Dikkate alınacak tutukluluk döneminin belirlenmesine ilişkin yerleşik içtihadını göz önüne
alan AİHM, (bkz. özellikle Solmaz ve Baltacı) Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey’in maruz
kaldığı tutukluluk süresinin on yıl on bir aydan fazla, Zeki Şıneğu’nun tutukluluk süresinin on
yıl on dokuz aydan fazla ve Mahmut Kılıç’ın tutukluluk süresinin altı yıl on bir aydan fazla
olduğunu tespit etmektedir.
Önceden incelenen benzer durumlarda, AİHM, sözkonusu tutukluluk sürelerinin AİHS’nin
5/3 maddesine yönelik ihlal oluşturduğu kanaatine varmıştır (bkz, diğerleri arasından, Dereci-
Türkiye > başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005, Tacir oğla-Türkiye, başvuru no: 25324/02,
2 Şubat 2006 ve sözü edilen Bağrıyanık), Başvuranlara atılı olayların ciddiyetini, suçun tekrar
riskini, hukuka engele olma tehlikesini ve ihtilaf konusu davaların karmaşıklığını kabul eden
AİHM, içtihadı ışığında, mevcut davada aynı sonuca ulaşmıştır.
Bu durumda AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, tutukluluğun
yasaya uygunluğunun denetimi için öngörülen amaçlar uyarınca itiraz yolunun etkili
olduğunu tekrar belirtmektedir. Bu bağlamda AÎHM, geçmişte, benzer birçok davada, ceza
mahkemelerinin -benzer davada olduğu gibi- basmakalıp gerekçelere dayanarak başvuranın
tutukluluk halinin devamına karar verdikleri koşulun, yalnızca AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal
edildiği sonucuna varmak için değil aynı zamanda bu tarz gerekçelere karşı çıkmak amacıyla
kullanılacak itiraz yollunun başarılı olma şansının ne denli küçük olduğunun anlaşılması için
de önemli unsurlardan biri olduğunu hatırlatmaktadır (Koy t i ve diğerleri). Ayrıca müteaddit
defalar, AİHM, hukuki bir nitelik taşımayan ve özgürlükten yoksun bırakmada kabul edilen
usule ilişkin güvenceler sunmayan sözkonusu yargılamanın AİHS’nin 5/4 maddesinin
gereklerine riayet etmediğine hükmetmiştir.
AİHM, özellikle, sözkonusu yargılamanın çekişmeli olması gerektiğini ve iddia makamı ile
tutuklu arasında her durumda “silahların eşitliğini” güvence altına alması gerektiğini
belirtmiştir. Ayrıca kamuya açık olarak yapılması gereken sözkonusu yargılamaya başvuranın
ve avukatının etkili bir biçimde katılımı sağlanmalıydı (bkz, Bağrıyanık; Cahit Demirel-
Türkiye, başvuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009). İşbu davalarda ulaştığı sonuçlardan farklı
bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden göremeyen AÎHM, AİHS’nin 5/4 maddesinin ihlal
edildiği sonuna ulaşmıştır.
3