Fransa, 23 Hylül 1998 tarihli karar, prg. 38). Bu itibarla her bir mahkumiyet kararı ile bozma
karan arasında geçen süreler, dikkate alınması gereken süreden düşülmelidir. (Salmaz,
adı geçen, prg. 36).
Netice olarak AİHM mevcut davada tutukluluk döneminin AİHS’nin 5/3 maddesi anlamında
yaklaşık on bir yıl yedi ay sürdüğü kanaatine varmaktadır.
Hükümet sanık sayısı, isnat edilen suçların ağırlığı ve organize suçların karmaşık niteliği gibi
unsurların tutukluluk süresini haklı çıkardığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, duruşmanın
ortasında bir aleyhte tanığı tehdit etmeye kadar varan davranışlar sergileyen sanıkların
kişiliklerine dikkat çekmekledir. Hükümete göre, bu türden kimselerin serbest bırakılması
adaletin işleyişine ve delillerin toplanmasına zarar vereceği cihetle tasavvur dalı i edilemez.
AİHM içtihadında sabit olduğu üzere, tutukluluk süresinin ‘makul* nitelikte olup olmadığı her
vakada davanın özelliklerine bakılarak belirlenmektedir.
Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aşmamasını sağlamak aslen ulusal adli
mercilerin görevidir. Bu çerçevede ulusal adli merciler masumiyet karinesini göz önünde
bulundurarak kanıtı menfaati bakımından bireysel özgürlüğe saygı kuralına bir istisna
getirmeyi haklı kılacak gerçek bir ihtiyacın olup olmadığını belirlemek için tüm koşullan
incelemeli ve verecekleri kararlarda tahliye taleplerini de dikkate almalıdırlar. Bu kararlarda
yer verilen gerekçeler ve ilgilinin başvurularında belirttiği itiraza yol açmayan olaylar
temelinde AİHM AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov
ve diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154, Remzi Aydın ~ Türkiye, no:
30911/04, prg. 51-58,20 Şubat 2007).
Bilhassa sanıkların sayısını ve biriken dava sayısını göz önünde bulunduran AİHM başvurana
isnat edilen suçların ağırlığını kabul etmektedir. Ancak, dosyaya bakıldığında 1993 yılında
başlayan asıl davanın mevcut kararın alındığı tarihte halen devam ettiği gözükmektedir. Adli
merciler geçen zaman kriterini ancak, başvuranın serbest bırakılmasına karar verdikleri 4
Ekim 2006 tarihinde başvuran lehine dikkate almışlardır.
AİHM, müteaddit defalar benzer meseleleri gündeme getiren davaları incelemiş ve bu denli
uzun tutukluluk sürelerinin AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlaline yol açtığı kanaatine varmıştır
(bkz. diğer birçoklan arasında, Dereci - Türkiye, no: 77845/01, 24 Mayıs 2005, ve Taciroğlu
!Türkiye, no: 25324/02, 2 Şubat 2006).
Yukarıda anılan içtihadını ve elindeki unsurları göz önünde bulunduran AİHM, başvuranın
şikayetçi olduğu tutukluluk süresinin AİHS’nin 5/3 maddesine aykırılık teşkil ettiği kanaatine
varmaktadır. Dolayısıyla AİHS’nin bu hükmü ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran ayrıca, aleyhinde açılan ceza davasının süresi nedeniyle AİHS’nin 6/1 maddesinin
ihlal edildiğini iddia etmektedir.
A, Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca şikayetin başkaca bir kabuledilemezlik
5