AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, yargılanma sürecinde başvuranın tutuklu bulunmasının, kamu güvenliği ile
yeniden suç işleme veya aleyhindeki kanıtları ortadan kaldırma riskleri nedeniyle gerekli
olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran, iddialarını sürdürmüştür.
AĐHM, başvuranın tutukluluğunun yakalanıp gözaltına alındığı 10 Kasım 1995
tarihinde başlayıp ilk derece mahkemesi tarafından hüküm giydiği 24 Aralık 2002 tarihine
kadar devam ettiğini gözlemlemektedir (bkz, Wemhoff / Almanya, A Serisi no. 7). Başvuran,
24 Aralık 2002 tarihinden mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından bozulduğu 8 Aralık 2003
tarihine kadar, AĐHS’nin 5/1 (a) maddesi uyarınca “yetkili mahkeme tarafından mahkum
edildikten sonra” hapsedilmiştir. Bu nedenle, hükümlülük süresi 5/3 maddesinin kapsamının
dışında kalmaktadır (bkz, Cahit Solmaz / Türkiye, no. 34623/03). Başvuran, AĐHS’nin 5/3
maddesi uyarınca, 8 Aralık 2003 ile şartla salıverildiği 18 Mayıs 2006 tarihleri arasında, ön
duruşma sürecinde bir kez daha tutuklanmıştır. Dolayısıyla, başvuran, toplamda dokuz yıl
yedi ay yirmi dört gün tutuklu bulunmuştur.
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada AĐHS’nin 5/3
maddesinin ihlalini saptamıştır (Münire Demirel / Türkiye, no. 5346/03).
AĐHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten sonra, Hükümet’in bu davada
farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı
kanaatine varmıştır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında, AĐHM, başvuranın tutukluluk süresinin aşırı olduğu
sonucuna varmıştır.
Buna göre, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, son olarak, aleyhindeki cezai kovuşturma süresinin AĐHS’nin 6/1
maddesinde yer alan makul süre şartını ihlal ettiği konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir. Hükümet, kovuşturmanın karmaşık olduğunu ve
başvuranın duruşmada yazılı savunmasını sunmada yaşattığı gecikmelerin kovuşturmanın
uzun sürmesinde etkili olduğunu iddia etmiştir. Hükümet’e göre, ilk derece mahkemesi davayı
itinayla yönetmiş ve düzenli aralıklarla duruşma yapmıştır.
AĐHM, başvuran aleyhindeki cezai kovuşturmanın yakalandığı 10 Kasım 1995
tarihinde başladığını ve ilk derece mahkemesi önünde halen derdest olduğunu
gözlemlemektedir.
A. Kabuledilebilirlik
3