COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MUHAMET AKYOL/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 23438/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Eylül 2007  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ekle ilikin  
değiiklik yapılabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
o l a r a k b e l i r t i l m i ş o l m a s ı v e y u k a r ı d a k i t e l i f h a k k ı b i l g i s i y l e b e r a b e r o l m a s ı k o ş u l u i l e D ı ş i ş l e r i B a k a n l ı ğ ı A v r u p a K o n s e y i  
ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢁLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaı Muhamet Akyol’un (“bavuran”), 7 Temmuz 2000  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”)  
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı  
bavurudur (bavuru no. 61898/00). Orijinal bavuru formunda bavuran, AĐHS’nin 6 § 1.  
maddesi uyarınca, aleyhinde balatılan cezai takibata ilikin ikayette bulunmutur.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuran, sırasıyla 1972 doğumludur ve halen Tekirdağ F-Tipi Cezaevi’nde  
gözaltında tutulmaktadır.  
6 ubat 1993 tarihinde bavuran TKP/ML – TIKKO (Türk Kominist Partisi-Marksist  
Leninist – Türkiye Đꢀçi Köylü KurtuluOrdusu) adında yasadıı bir örgüte karı düzenlenen  
bir polis operasyonunda gözaltına alınmıtır.  
15 ubat 1993 tarihinde bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde tutuklu  
yargılanmasını öngören tek bir hakim önüne çıkarılmıtır.  
8 Nisan 1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca yasadıı bir örgüte üye olmakla suçlanan  
bavuranın da dahil olduğu dokuz kii aleyhinde bir iddianame yayımlamıtır.  
19 Nisan 1994 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 2. Dairesi önünde  
bavuran ve diğer sanıklar aleyhinde açılan dava, delillerin durumları temel alınarak, Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 3. Dairesi önünde devam etmekte olan bir baka dava ile  
birletirilmitir.  
17 Mayıs 1993 ve 12 Haziran 2000 tarihleri arasındaki müteakip kırk sekiz duruma  
boyunca Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, delillerin durumlarını, suçun niteliğini ve  
gözaltı süresini temel alarak bavuranı serbest bırakmayı reddetmitir.  
Bu süre içerisinde, 8 Temmuz 1997 tarihinde bavuran cezaevinden kaçmıtır. 17  
Eylül 1997 tarihinde yakalanmıve cezaevine geri gönderilmitir.  
12 Haziran 2000 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranı suçlu  
bularak mahkum etmive on iki yıllık hapis cezasına çarptırmıtır.  
15 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay, 12 Haziran 2000 tarihli kararı feshetmive dava  
dosyasını ilk derece mahkemesine iade etmitir.  
28 Aralık 2001 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranların tutuksuz  
yargılanmasına karar vermitir.  
30 Haziran 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli 5190  
nolu Kanun ile, Devlet Güvenlik Mahkemeleri lağvedilmitir. Müteakiben, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin 11. Dairesi dava üzerinde yargı yetkisi elde etmitir.  
Dava ilemleri 2001/225 nolu dosya kapsamında devam etmekteyken, 2 Temmuz  
2004 tarihinde bavuran, yeni suça ilikin olarak polis tarafından gözaltına alınmıtır. 6  
Temmuz 2004 tarihinde tutuklu olarak yargılanmasına balanmıtır.  
9 Temmuz 2004 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, bavuranı Ceza Kanunu’nun  
146. maddesi uyarınca anayasal düzene zarar verme teebbüsünde bulunmakla itham ederek  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11. Dairesi’ne bir iddianame sunmutur.  
31 Ocak 2005 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11. Dairesi, sanıkların bir  
kısmına ilikin 2001/2005 nolu dava kararını vermitir. Bavurana ilikin davayı ayırmaya ve  
bu davayı, bavurana karı açılan ve 2004/225 nolu dosya kapsamında mahkeme önünde  
beklemekte olan yeni cezai takibat ile birletirmeye karar vermitir.  
2
2 ubat 2005 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11. Dairesi davayı, önünde  
devam etmekte olan bir baka dava ile birletirmeye karar vermitir.  
Müteakip durumalar sırasınca Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, delillerin durumunu,  
suçun niteliğini ve bavuranın kaçma riskini gözönüne alarak bavuranın serbest bırakılma  
taleplerini reddetmitir.  
Dava dosyasındaki bilgiye göre, bavuran aleyhindeki cezai takibat halen 2004/194  
nolu dosya kapsamında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11. Dairesi önünde devam etmektedir.  
Bavuran halen tutuklu olarak yargılanmaktadır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, tutuklu olarak yargılanma süresinin, AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda  
kaydedilen 5 § 3. maddesindeki “makul süre” gereğini ağı hususunda ikayette  
bulunmutur:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes[in] ... kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma sırasında serbest  
bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata  
bağlanabilir.”  
Hükümet sözkonusu iddiaya itiraz etmitir.  
A. Bavuranın 6 ubat 1993 ve 28 Aralık 2001 tarihleri arasında tutuklu olarak  
yargılanması  
1. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın 21 Ocak 2002 tarihinde AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca  
ikayetini sunmuolması nedeniyle, 6 ubat 1993 ve 12 Haziran 2000 tarihleri arasında  
gözaltında harcamıolduğu sürenin altı aylık zaman limiti dıında kaldığını ve reddedilmesi  
gerektiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, bavuranın tüm süre boyunca cezaevinde tutulması halinde, çok sayıda ve  
birbirini izleyen gözaltı sürelerinin, bir bütün olarak kabul edilmesi ve altı aylık sürenin, son  
sürenin bitiminden balaması gerektiğine karar verdiği durumlarda Solmaz/Türkiye kararında  
benimsenen ilkelere değinmektedir. Sözkonusu davada, bavuranın tutuksuz yargılanması  
yakalanğı tarih olan 6 ubat 1993’de balamıtır. Đstanbul DGM tarafından mahkum  
edildiği 12 Haziran 2000 tarihine kadar AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca gözaltında  
tutulmutur. Sözkonusu tarihten itibaren, Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını  
feshettiği 15 Mayıs 2001’e kadar 5 § 1. (a) madde bağlamında “yetkin bir mahkeme  
tarafından mahkum edilmesi ardından” gözaltına alınmıtır. Bu nedenle, gözaltının sözkonusu  
kısmı AĐHS’nin 5 § 3. maddesi kapsamı dıında kalmaktadır. 15 Mayıs 2001’den 28 Aralık  
2001’deki tutuksuz yargılanmasına kadar bavuran, AĐHS’nin 5 § 3. maddesi kapsamı  
dahilinde yargılanma öncesinde yine gözaltında tutulmutur. Sonuç olarak, altı aylık süre  
yargılanma öncesi gözaltının son kısmı olan 28 Aralık 2001 tarihinden itibaren balamalıdır.  
Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir.  
Ayrıca AĐHM, sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça  
temelden yoksun olmadığını belirtmektedir. Kabuledilmez olduğu sonucuna varılması için de  
gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
3
2. Esaslar  
Hükümet, Đstanbul DGM’nin bavuranın tutuklu yargılanma süresini haksız olarak  
uzatmağını belirtmitir. Bavuranın itham edildiği suç ciddi niteliktedir. Aynı zamanda  
bavuranın, 8 Temmuz ve 17 Eylül 1997 tarihleri arasında cezaevinden kaçmıolduğunu ileri  
sürmütür.  
AĐHM, yukarıda da açıklandığı gibi, sözkonusu sürenin bavuranın yakalandığı 6  
ubat 1993’de baladığını ve tutuksuz yargılanmaya balandığı 28 Aralık 2001’de sona  
erdiğini belirtmektedir. Đçtihatı doğrultusunda, AĐHS’nin 5 § 1. (a) maddesi bağlamındaki  
mahkumiyetini müteakiben, bavuranın yakalandığı dönemin – 12 Haziran 2000 ve 15 Mayıs  
2001 arasındaki dönem – özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden çıkarılması  
ardından, sözkonusu davada gözönüne alınması gereken süre, yedi yıl on bir aydan fazladır.  
AĐHM ayrıca bavuranın kaçak olduğu sürenin temel alınamayacağı bu nedenle de 8 Temmuz  
ve 17 Eylül 1997 tarihleri arasındaki dönemin de çıkarılması gerektiği kanısındadır. Özetle,  
sözkonusu dönem yedi yıl dokuz ay sürmütür.  
Bu süre boyunca, yerel mahkemeler “suçun niteliği, delillerin durumu ve gözaltı süresi  
gözönüne alınarak” gibi benzer, kalıplaterimler kullanarak bavuranın tutuklu  
yargılanma süresini uzatmıtır. AĐHM, bavuranın itham edildiği suçun ciddiyetinin ve olası  
cezanın iddetinin farkındadır. Ancak, gözaltı süresinin makul olup olmadığının, yalnızca  
sözde değerlendirilemeyeceğini yinelemektedir. Bir sanığın, gözaltında tutulmasının makul  
olup olmadığı hususu, davaların kendilerine özgü niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Bir  
davada devam etmekte olan gözaltı, masumiyet karinesine bakılmayarak, kiisel özgürlüğe  
saygı kuralının gözardı edilmesine neden olacak gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcut  
olduğuna ilikin göstergeler bulunması halinde haklı görülebilmektedir. Sözkonusu davada  
AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin uzatılması hususundaki yerel mahkeme kararlarındaki  
muhakeme eksikliğini belirtmekte ve bavuranın 1997 senesinde kaçması ve yeniden  
hapsedilmesinden sonra bile, yeniden kaçması riskinden bahsedilmediğini vurgulamaktadır.  
AĐHM, genel olarak “delillerin durumu” ifadesinin, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve  
sürekliliği hususunda ilgili bir unsur olabilmesine rağmen, sözkonusu davada bavuranın  
ikayette bulunduğu gözaltına alınma süresinin uzunluğunu balıbaına haklı gösteremeyeceği  
kanısındadır.  
AĐHM sıklıkla, bavuruların sunulmasında ortaya çıkan konulara benzer meselelerin  
görülğü davalarda AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir.  
Sunulan tüm delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in sözkonusu davada diğerlerinden  
farklı bir sonuca varmasına yol açacak hiçbir delil ortaya koymadığı veya iddia ileri sürmediği  
kanısındadır. Konuya ilikin içtihatını gözönüne alarak sözkonusu davada bavuranın  
yargılanmadan önce gözaltına alınma döneminin ilk kısmının haddinden fazla uzadığı ve  
AĐHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla sözkonusu madde ihlal edilmitir.  
B. Bavuranın, 2 Temmuz 2004’te balayıp bugüne kadar devam eden tutuklu  
yargılanması  
Hükümet, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavuranın tutuklu yargılanma süresini  
haksız yere uzatmadığını belirtmitir. Bavuranın kaçma veya bir baka benzer suç ileme  
riskini ortadan kaldırmanın hedeflendiğini ileri sürmütür. Bavuranın 1997’de cezaevinden  
kaçmıve 2001 Aralık ayında serbest bırakılmasını müteakiben yasadıı örgütteki – TKP/ML  
– TIKKO – faaliyetlerine devam etmiolması, tutuklu yargılanmasının uzatılması için iyi bir  
nedenin mevcut olduğunu kanıtlamıtır.  
4
AĐHM, sanığın gözaltı süresinin uzamasının makul olup olmadığının herbir davada,  
davanın kendine özgü niteliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir.  
Sözkonusu davada bavuran, 2 Temmuz 2004’te yasadıı bir örgütün faaliyetlerine  
dahil olduğundan üphe edildiği için yakalanmıve Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca  
anayasal düzeni ihlal etmeye teebbüs ettiği için hakkında yeni suçlamalar getirilmitir.  
AĐHM öncelikle bavuranın itham edildiği suçun ciddiyetini ve suçlu bulunduğu takdirde  
maruz kalacağı yaptırımların iddetini kabul etmektedir. Đkinci olarak, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin her duruma sonunda kendi iradesi veya bavuranın talebi üzerine bavuranın  
devam etmekte olan gözaltı durumunu değerlendirdiğini belirtmektedir. Dava dosyasındaki  
delillerden, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin suçun ciddiyetini ve bavuranın kaçma riskini  
temel alarak tutuklu yargılanma durumunun devamına karar verdiği anlaılmaktadır.  
Bavuranın cezaevinden 1997 senesinde kaçmıolduğunu ve serbest bırakılması ardından  
yasaı örgütteki faaliyetlerine devam ettiğinden üphe edildiğini gözönüne alan AĐHM,  
yerel mahkemelerin bavuranın tutuklu yargılanma süresini uzatırken verdiği nedenlerin  
uygun olduğu ve bu nedenle, gözaltı süresnin uzatılmasını haklı çıkardığı kanısındadır.  
Yukarıda kaydedilen görüler ıığında AĐHM, sözkonusu davada, bavuranın tutuklu  
yargılanma süresinin ikinci döneminin AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlaline neden olduğunu  
kabul edilebileceği sonucuna varmaktadır.  
Bavurunun sözkonusu kısmı, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri bağlamında  
temelden yoksun olduğu için reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin aağıda kaydedilen 6 § 1. maddesi bağlamındaki makul süre  
gereğinin ihlal edildiği hususunda ikayette bulunmutur:  
“Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme  
tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmitir.  
AĐHM, gözönüne alınması gereken sürenin bavuranın polis tarafından gözaltına  
alındığı 6 ubat 1993 tarihinden itibaren balamıolduğunu belirtmektedir. Dava  
dosyasındaki bilgilere göre, sözkonusu kararın alınma tarihinde henüz sona ermemitir. Bu  
nedenle bugüne kadar dava ilemleri, üç aamada on dört yıl altı aydan fazla sürmütür.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun  
olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, kabuledilmez olduğu sonucuna varılması için gerekçe  
bulunmamaktadır. Bu nedenle kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
B. Esaslar  
AĐHM dava ilemlerinin uzunluğunu makul olup olmamasının, dava koulları ıığında  
ve davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili makamların tutumların gibi kriterler gözönüne  
alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir.  
AĐHM sıklıkla sözkonusu bavuruda ortaya çıkan meseleye benzer meselelerin  
görülğü davalarda AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
Sunulan delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in sözkonusu davada farklı bir sonuca  
varmasını sağlayacak deliller veya iddialar ortaya koymadığı kanısındadır. Konuya ilikin  
5
içtihatını gözönüne alan AĐHM, dava ilemlerinin süresinin haddinden uzun olduğu ve  
“makul süre” gereğini karılamağı kanısındadır.  
Dolayısıyla 6 § 1. madde ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda kaydedilmitir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi zarar için 10,000 Euro ve manevi zarar için 20,000 Euro tazminat  
talep etmitir.  
Hükümet sözkonusu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında nedensel bir bağ  
bulamadığı için talebi reddetmektedir. Ancak, tutuklu yargılanma süresinin kısmen gereksiz  
yere uzatılması ve yalnızca ihlal bulgusu ile telafi edilemeyecek cezai takibata ilikin olarak  
bavuranın manevi zarara maruz kaldığını kabul etmektedir. Eit temellere dayanarak karar  
veren AĐHM bavurana sözkonusu balık altında 12,500 Euro tazminat ödenmesine karar  
vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran, yasal ücretler için 6,000 Yeni Türk Lirası (YTL) – yaklaık 3,300 Euro – ve  
mahkeme masrafları için 400 YTL – yaklaık 220 Euro – talep etmitir.  
Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM içtihatına göre, bavuran gerekli oldukları için maruz bırakıldığını ve  
meblağlarının makul olduğunu kanıtladığı sürece mahkeme masraflarının tazminine hak  
kazanmaktadır. Sözkonusu davada, iddia ettiği masraflara maruz bırakıldığını  
ispatlayamamıtır. Dolayısıyla, sözkonusu balık altında kendisine hiçbir tazminat  
ödenmesine karar verilmemitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranın ikinci tutuklu yargılanma süresine ilikin ikayetinin kabuledilmez ve  
bavurusunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavuranın, 6 ubat 1993 ve 28 Aralık 2001 tarihleri arasındaki tutuklu yargılanması  
hususunda AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
6
4. (a) sorumlu Devletin bavurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içerisinde, uygulanabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere  
kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere manevi  
zarar için 12.500 Euro (on iki bin beyüz Euro) ödemesi gerektiğine;  
(b) Yukarıda kaydedilmiolan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,  
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
oluacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle  
yükümlü olduğuna karar vermitir;  
5. Bavuranın adil tazminat talebinin kalan kısmını reddetmitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 20 Eylül 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
7