2. Esaslar
Hükümet, Đstanbul DGM’nin baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresini haksız olarak
uzatmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın itham edildiği suç ciddi niteliktedir. Aynı zamanda
baꢀvuranın, 8 Temmuz ve 17 Eylül 1997 tarihleri arasında cezaevinden kaçmıꢀ olduğunu ileri
sürmüꢀtür.
AĐHM, yukarıda da açıklandığı gibi, sözkonusu sürenin baꢀvuranın yakalandığı 6
ꢁubat 1993’de baꢀladığını ve tutuksuz yargılanmaya baꢀlandığı 28 Aralık 2001’de sona
erdiğini belirtmektedir. Đçtihatı doğrultusunda, AĐHS’nin 5 § 1. (a) maddesi bağlamındaki
mahkumiyetini müteakiben, baꢀvuranın yakalandığı dönemin – 12 Haziran 2000 ve 15 Mayıs
2001 arasındaki dönem – özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden çıkarılması
ardından, sözkonusu davada gözönüne alınması gereken süre, yedi yıl on bir aydan fazladır.
AĐHM ayrıca baꢀvuranın kaçak olduğu sürenin temel alınamayacağı bu nedenle de 8 Temmuz
ve 17 Eylül 1997 tarihleri arasındaki dönemin de çıkarılması gerektiği kanısındadır. Özetle,
sözkonusu dönem yedi yıl dokuz ay sürmüꢀtür.
Bu süre boyunca, yerel mahkemeler “suçun niteliği, delillerin durumu ve gözaltı süresi
gözönüne alınarak” gibi benzer, kalıplaꢀmıꢀ terimler kullanarak baꢀvuranın tutuklu
yargılanma süresini uzatmıꢀtır. AĐHM, baꢀvuranın itham edildiği suçun ciddiyetinin ve olası
cezanın ꢀiddetinin farkındadır. Ancak, gözaltı süresinin makul olup olmadığının, yalnızca
sözde değerlendirilemeyeceğini yinelemektedir. Bir sanığın, gözaltında tutulmasının makul
olup olmadığı hususu, davaların kendilerine özgü niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Bir
davada devam etmekte olan gözaltı, masumiyet karinesine bakılmayarak, kiꢀisel özgürlüğe
saygı kuralının gözardı edilmesine neden olacak gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcut
olduğuna iliꢀkin göstergeler bulunması halinde haklı görülebilmektedir. Sözkonusu davada
AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin uzatılması hususundaki yerel mahkeme kararlarındaki
muhakeme eksikliğini belirtmekte ve baꢀvuranın 1997 senesinde kaçması ve yeniden
hapsedilmesinden sonra bile, yeniden kaçması riskinden bahsedilmediğini vurgulamaktadır.
AĐHM, genel olarak “delillerin durumu” ifadesinin, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve
sürekliliği hususunda ilgili bir unsur olabilmesine rağmen, sözkonusu davada baꢀvuranın
ꢀikayette bulunduğu gözaltına alınma süresinin uzunluğunu baꢀlıbaꢀına haklı gösteremeyeceği
kanısındadır.
AĐHM sıklıkla, baꢀvuruların sunulmasında ortaya çıkan konulara benzer meselelerin
görüldüğü davalarda AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir.
Sunulan tüm delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in sözkonusu davada diğerlerinden
farklı bir sonuca varmasına yol açacak hiçbir delil ortaya koymadığı veya iddia ileri sürmediği
kanısındadır. Konuya iliꢀkin içtihatını gözönüne alarak sözkonusu davada baꢀvuranın
yargılanmadan önce gözaltına alınma döneminin ilk kısmının haddinden fazla uzadığı ve
AĐHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmaktadır.
Dolayısıyla sözkonusu madde ihlal edilmiꢀtir.
B. Baꢀvuranın, 2 Temmuz 2004’te baꢀlayıp bugüne kadar devam eden tutuklu
yargılanması
Hükümet, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresini
haksız yere uzatmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın kaçma veya bir baꢀka benzer suç iꢀleme
riskini ortadan kaldırmanın hedeflendiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın 1997’de cezaevinden
kaçmıꢀ ve 2001 Aralık ayında serbest bırakılmasını müteakiben yasadıꢀı örgütteki – TKP/ML
– TIKKO – faaliyetlerine devam etmiꢀ olması, tutuklu yargılanmasının uzatılması için iyi bir
nedenin mevcut olduğunu kanıtlamıꢀtır.
4