mahkemelerine sunulan delilerle ve hazırlık soruꢀturması sırasında verdikleri ifadelere itiraz
etme imkanına sahip olduklarını belirtmektedir.
AĐHM, delillerin ikamesinin öncelikle iç hukuk kuralları ile ilgili olduğunu ve
toplanan delilleri değerlendirme görevinin ilke olarak ulusal mahkemelere ait olduğunu
hatırlatmaktadır. AĐHS’nin kendisine yüklediği görev, kanıtların sunuluꢀ ꢀekli de dahil olmak
üzere, bir bütün olarak incelenen davanın hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğinin
incelenmesi görevidir (Bkz., diğerleri arasında, Edwards-Birleꢀik Krallık, 16 Aralık 1992).
AĐHM, her ne kadar AĐHS’nin 6. maddesinde açıkça ifade edilmese de, susma hakkı ve bunun
türevlerinden biri olan savunma yapmama hakkının, bu madde ile tanınan adil yargılanma
hakkı kavramı ile iç içe olduğunu ve bunların genel olarak kabul gören uluslararası kavramlar
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu hakların tanınma sebebi, yetkililer tarafından uygulanabilecek
aꢀırı bir zorlama olması durumunda sanığın korunması esasına dayalıdır. Böylelikle adli
hatalar önlenebilir ve 6. maddede ifade edilen amaçlara ulaꢀabilir (John Murray-Birleꢀik
Krallık, 8 ꢁubat 1996, ve Funke-Fransa, 25 ꢁubat 1993).
Savunma yapmama hakkı, aynı zamanda, bir ceza davasında, sanığın isteği dıꢀında
zorlama ve baskıyla elde edilmiꢀ olan kanıtlar kullanılmaksızın yargılama yapılmasını
içermektedir (Shannon-Birleꢀik Krallık, no:6563/03, 4 Ekim 2005).
AĐHM, mevcut davada baꢀvuranların, yaklaꢀık on gün süreyle güvenlik güçleri
tarafından ve gözaltı süresi sonunda ise Cumhuriyet Baꢀsavcısı ve yedek hakim tarafından
sorgulandıklarını gözlemlemektedir. Bu zaman zarfında bir avukat tarafından temsil
edilemeyen baꢀvuranlar, kendi kendilerini suçlayan ifadelerde bulunmuꢀlardır. Bu ifadeler,
daha sonra DGM’nin mahkumiyet kararının gerekçesinde, diğer kanıt unsurları ile birlikte
değerlendirilmiꢀtir. Bununla ilgili olarak AĐHM, S.A. ve S.Ö. adındaki baꢀvuranların
gözaltında bulundukları süre içerisinde susma haklarını kullanmıꢀ olsalar bile, iꢀkence ile
ifade verdiklerini belirten B.Ö. gibi diğer sanık ifadelerinin, kendilerini doğrudan olaya dahil
edebilecek türden bilgiler içerdiğini ve bu ifadelerin bir sonraki yargılama sırasında
iddianamede ve ayrıca DGM’nin 10 Mart 1997 tarihli kararında gerekçe olarak kullanıldığını
tespit etmektedir.
AĐHM ayrıca baꢀvuranların gözaltı sürelerinin bittiği 24 Mayıs 1996 tarihinde,
baꢀvuranların adli tıp doktoru tarafından muayene edildiklerini, adli tıp doktorunun,
baꢀvuranların vücudunda ciddi yaralanmalar ve ekimozlar tespit ettiğini ve gözaltında
bulundukları sırada baꢀvuranlara iꢀkence gibi kötü muamelelerde bulunduklarından ꢀüphe
edilen polisler hakkında ceza davası açıldığını tespit etmektedir.
Bu noktada AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin bir ꢀikayetin
yapılmamıꢀ olmasının, bununla ilgili olarak ortaya çıkan koꢀulları 6. madde bakımından
değerlendirmesi için bir engel teꢀkil etmediğini belirtmektedir (Bkz., mutatis mutandis, Kolu-
Türkiye, no:35811/97; Ferrantelli ve Santangelo-Đtalya, 7 Ağustos 1996 tarihli karar). AĐHM,
baꢀvuranların gözaltından sorumlu olan polisler aleyhinde baꢀlatılan ceza davasının 2003
yılının Haziran ayında zamanaꢀımı nedeniyle düꢀtüğünü gözlemlemektedir. Böylece, ulusal
mahkemeler, baꢀvuranların vücudunda tespit edilen yara ve ekimozların nasıl meydana
geldiği ve baꢀvuranların, kendilerini zorlayıcı bir ortamda bulunup bulunmadıkları konusuna
ıꢀık tutabilecek imkanlardan faydalanmamıꢀlardır (Bkz. a contrario, Ferrantelli ve
Santangelo). Hükümet’te bu konu ile ilgili olarak bir açıklamada bulunmamıꢀtır.
8