COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZGÜR UYANIK – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 11068/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle  
ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 11068/04 no’lu davanın nedeni, Özgür Uyanık  
(“bavuran”) adlı T.C. vatandaının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 ubat 2004  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (“Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Đstanbul Barosu avukatlarından A. Kocabal Ince tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
1974 doğumlu bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran 16 Mayıs ve 30 Mayıs 1996 tarihleri arasında, yasadıı bir örgütle ilgili  
yürütülen soruturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulmutur. Gözaltındayken çeitli  
ekillerde kötü muameleye uğradığını iddia etmitir. Bavuru formunda, özellikle, gözlerinin  
bağlandığından, kollarından asılıp, elektrik verildiğinden, çırılçıplak soyulduğundan ve  
dövülğünden ikayetçi olmutur. Ayrıca 13 veya 14 Mayıs 1996 tarihinde yakalandığını  
belirtmitir.  
Bavuran 30 Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde adli  
tabip tarafından muayene edilmi, muayenede bavuranın sağ kulağında ağrı ve duyma kaybı,  
sol kolunda ise hissizleme tespit edilmitir. Doktor bavuranın bir hastaneye sevk edilip,  
burada nörolojik muayeneden ve EGM (elektromiyogram, kas hücrelerine ait elektrik  
aktivitesinin ölçülmesine verilen addır) testinden geçmesini tavsiye etmitir.  
Aynı gün Taksim Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen ikinci raporda bavuranın  
kulaklarında patolojik bulguya rastlanmamıancak sol kolunda brakial pleksitis (sinir  
zedelenmesi) tespit edilmitir. "EGM" testi yapılması tavsiye edilmi, ancak testin yapıldığı  
18 Ekim 2000 tarihinde hiçbir bulguya rastlanmamıtır.  
Bavuran 30 Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı önüne çıkarılmı, polise verdiği ifadenin doğruluğunu kabul etmive çeitli eylemler  
hakkında bilgi vermitir. Ayrıca bir takım ikayetleri olduğu gerekçesiyle bir devlet  
hastanesine sevk edilmeyi talep etmitir. Bavuran peinden Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmı, burada önceki ifadeleri kabul etmitir. Hakim  
bavuranın tutuklanmasına karar vermitir. Bavuran ve bavuranla aynı gerekçelerle  
gözaltına alınıp tutuklanan diğer beꢀ ꢀüpheli (“ikayetçiler”), aynı gün, Đstanbul Cumhuriyet  
Savcılığı’na bavurup sorgulanmalarına katılan polis memurları hakkında, kendilerine kötü  
muamelede bulunduklarını iddia ederek bir ikayet dilekçesi sunmulardır.  
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 3 Temmuz 1997 tarihinde ikayetçilerin davasını Fatih  
Cumhuriyet Savcılığı’na göndermitir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 13 Nisan 1998 tarihinde bavuranı dinlemitir. Bavuran  
gözlerinin bağlandığından, kollarından askıya alındığından, elektrik verildiğinden, çırılçıplak  
soyulduğundan ve dövüldüğünden ikayetçi olmutur. 13 ya da 14 Mayıs 1996 tarihinde  
yakalanğını, gözaltında tutulduğu sürede Türkiye’nin çeitli yerlerinde çeitli terörle  
mücadele ubelerine nakledildiğini belirtmitir. Bavuran ayrıca askıya alınırken direndiği  
için kolunun incindiğini ve kulağındaki sorunun da darbe sonucu meydana geldiğini iddia  
1
etmitir. En az 20-25 polis memuru tarafından kötü muameleye uğradığını ve pek çoğunu  
tehis edebileceğini öne sürmütür.  
Savcı 12 Mayıs 1998 tarihinde, iddiaları kanıtlayıcı delil bulunmadığı için, Đstanbul  
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli polis memurları hakkında  
kovuturmaya yer olmadığına karar vermitir.  
Bavuran Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu karara itiraz etmitir.  
Bu esnada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 27 Haziran  
1996 tarihli bir iddianameyle, bavuran ve diğer on kii hakkında, inter alia, yasadıı silahlı  
terör örgütüne üye olmak ve örgüt adına çeitli soygun ve cinayetlere katılmak suçlarından  
cezai ilem balatmıtır.  
7 Temmuz 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bavuran  
hakkında cezai ilem balatılmıtır. Mahkeme 20 Kasım 1996 tarihinde, gözaltında ikence  
gördüğünü iddia ederek polise ve savcıya verdiği ifadeleri geri çeken bavuranı dinlemitir.  
Dava dosyasından edinilen bilgiye göre, halen derdest halde olan cezai takibat süresince, 1  
ubat 2006 tarihine dek tutuklu kalan bavuran, ön soruturma esnasındaki ifadelerinin  
ikence ve baskı altında alındığını yinelemitir.  
Bu esnada, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin isteği üzerine, bavuran 25 Ekim 2000,  
9 Ağustos 2002 ve 14 Mayıs 2003 tarihlerinde muayene ve testlerden geçmitir. Bavuran 9  
Ağustos 2002 tarihinde Adli Tıp Kurumu 2., 3. ve 4. Đhtisas Dairesi doktorları tarafından  
muayene edilmitir. Açlık grevinde olan bavuranın, inter alia, halüsinasyon gördüğü, hafıza  
güçlüğü çektiği ve Korsakoff sendromu sebepli izofreni rahatsızlığı bulunduğu tespit  
edilmitir.  
9 Temmuz 2003 tarihinde Adli Tıp Kurumu 2. Đhtisas Dairesi, olaylara ilikin  
bavuranın anlatımı ile dava dosyasındaki raporları incelemi, bavuranın sağ kolunda ulnar  
kübital turner sendromu ile hafif aksiyal motor nöropati tespit etmitir. Öte yandan, bu  
koulların gözaltında meydana geldiği iddia edilen kötü muamele sonucu olumuolması  
olanaksızdır. Ayrıca bavuranda travmatik bir lezyon olutuğunu gösterir tıbbi delil  
bulunmamaktadır.  
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi 7 Aralık 2003 tarihinde, yukarıda geçen raporun  
sonucuna ve dava dosyasında bulunan diğer delillere atıfta bulunarak, bavuranın itirazını  
reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamında, gözaltında kötü muameleye  
uğradığından ve ulusal makamların, iddiaları karısında etkili bir soruturma  
yürütmediklerinden ikayetçi olmutur.  
AĐHM, bu ikayetlerin yalnız 3. madde çerçevesinde incelenmesi gerektiği  
kanısındadır.  
2
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
Hükümet, öncelikle AĐHM’den bavuruyu AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası  
çerçevesinde iç hukuk yollarının tüketilmediği için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle  
reddetmesini talep etmitir. Bavuranın, asliye hukuk ve idare mahkemelerinde dava açarak,  
maruz kaldığını iddia ettiği zarar için tazminat talep edebileceğini savunmutur. Đkinci olarak,  
Hükümet, bavuranın olayın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde bavuru yapması  
gerektiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, önceki davalarda, Hükümet’in asliye hukuk ve idare mahkemelerinde çözüm  
aramaya ilikin benzer argümanlarını inceleyip reddettiğini yineler (örn. bkz. Nevruz Koç -  
Türkiye, 18207/03 ve Eser Ceylan - Türkiye, 14166/02). AĐHM, mevcut bavuruda, içtihadın  
ına çıkılmasını gerektirecek özel koullar tespit etmemitir. Bu nedenle, Hükümet’in, iç  
hukuk yollarının tüketilmediğine ilikin ikayetini reddeder.  
Ayrıca, AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralının,  
bavuranların bavurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde, nihai karardan itibaren  
altı ay içinde sunmalarını gerektirdiği yineleyerek, 18 ubat 2004 tarihinde sunulan  
bavurunun bu süre kuralıyla uyumlu olduğu kanısındadır. Bu nedenle Hükümet’in bu  
bağlamdaki ön itirazını benzer biçimde reddeder.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmitir. Bu bağlamda, bavuranın iddialarının  
uygun delillerle desteklenmediğini ve kötü muamele iddialarına ilikin bir soruturma  
yürütülğünü ileri sürmütür.  
Bavuran iddialarını sürdürmütür.  
AĐHM, bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alınıp serbest bırakıldığında yaralı  
olduğu tespit edilirse, Devlet’in bu yaralanmanın nasıl meydana geldiğine ilikin uygun bir  
açıklama sağlamak ve mağdurun iddialarına, özellikle de bu iddialar tıbbi raporlarla  
destekleniyorsa, gölge düürebilecek delil göstermekle yükümlü olduğunu, bunun yerine  
getirilmemesi halinde AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında açıkça sorun doğacağını yineler (bkz.  
Yananer – Türkiye, 6291/05).  
Delillerin tespit edilmesinde, AĐHM, genellikle ‘her türlü makul üphenin ötesinde’  
delil kıstasını uygulamıtır (bkz. Avar – Türkiye, 25657/94). Öte yandan böyle bir delil,  
dayanaklı, net ve tutarlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya  
konabilir (bkz. Đrlanda - Đngiltere). Sözkonusu olayların, gözaltında olan ve kontrollerinde  
bulunan kimselerde olduğu gibi, tamamen veya kısmen yetkili makamların münhasır bilgisi  
dahilinde olması halinde, tutukluluk devam ederken meydana gelen yaralanmalara ilikin  
güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Esasında, yetkili makamların tatmin edici ve ikna  
edici bir açıklama sağlamaları yönünde ispat külfeti bulunmaktadır (bkz. Salman – Türkiye  
[BD], 21986/93).  
3
Bu davada, AĐHM, bavuranın en az on dört gün gözaltında tutulduğunu gözlemler.  
Bavuranın ikayetçi olduğu kötü muamele tipleri arasında esas olarak gözlerinin bağlanması,  
asılması, elektrik verilmesi, çırılçıplak soyulup dövülmesi bulunmaktadır. Bu bağlamda,  
bavuranın anlattığı biçimiyle olaylar hem AĐHM hem de ulusal makamlar huzurunda  
tutarlıdır.  
Tıbbi delillere ilikin olarak, AĐHM, bavuranın yakalanmasının ardından muayene  
edilmediğini kaydeder. Ayrıca gözaltının bitiminde düzenlenen raporun, bavuranın sağ  
kulağında ağrı ve duyma kaybı, sol kolunda ise hissizleme ortaya koyduğunu gözlemler.  
Aynı gün düzenlenen ikinci rapor, bavuranın sol kolunda brakial pleksitis (sinir zedelenmesi)  
belirtileri tespit etmitir. Bavuranın sol koluna ilikin bulgular, AĐHM’ye göre, bavuranın  
kolunun zarar gördüğü iddialarını desteklemitir.  
Bu bağlamda AĐHM, Hükümet’in bavuranın nasıl yaralandığına ilikin bir açıklama  
sağlayamadığını gözlemler. Davanın koulları ve Hükümet’in, bütün bu süre boyunca Devlet  
makamlarının kontrolünde olan bavuranın yaralanma sebebine ilikin uygun bir açıklama  
vermemesi bütün olarak değerlendirildiğinde, AĐHM, bu yaralanmanın Hükümet’in sorumlu  
bulunduğu muamelenin sonucu olduğu kanısına varır.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, makamların, “savunulabilir” ve “geçerli üphe”  
uyandırması halinde kötü muamele iddialarını soruturmalarını gerektirdiğini yineler  
(özellikle bkz. Ay – Türkiye, 30951/96). AĐHM içtihadı tarafından belirlenen geçerli asgari  
standartlar, soruturmanın bağımsız, tarafsız, kamuya açık olmasını ve yetkili makamların  
örnek tekil edecek titizlikle ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirmektedir (örn. bkz.  
Çelik ve Đmret – Türkiye, 44093/98). Ek olarak AĐHM, AĐHS’de öngörülen hakların  
uygulanabilir ve etkili olduğunu, teorik ve yanıltıcı olmadığını yineler. Bu nedenle, böyle  
davalarda, etkili bir soruturma, sorumluların tespit edilip cezalandırılmalarına yol  
açabilmelidir (bkz. Orhan Kur - Türkiye, 32577/02).  
AĐHM, yukarıda, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca bavuranın yaralanmasından  
Savunmacı Devlet’in sorumlu olduğunu tespit etmitir. Bu nedenle etkili bir soruturma  
yapılolması gerekmektedir.  
Bu davada, AĐHM, Cumhuriyet Savcılığı’nın bavuranın iddialarına ilikin ivedilikle  
soruturma balattığını gözlemler. Bu soruturma, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Cumhuriyet  
Savcısı’nın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli polis  
memurları hakkında kovuturmaya yer olmadığına dair kararını onayınca sona ermitir.  
Soruturma esnasında, bavuranın iddialarının doğruluğunun saptanması için ek tıbbi raporlar  
istenmitir. Savcı bavuranın ifadesini almıtır.  
Bununla birlikte, AĐHM, ulusal makamların soruturmayı yürütme biçiminde,  
soruturmanın etkiliğine olumsuz etki yapan göze çarpıcı eksiklikler olduğunu gözlemler.  
Öncelikle, AĐHM, adli tıp muayenelerinde elde edilen delillerin tutukluların kötü muamele  
iddialarına ilikin soruturmalar için önemli bir rol oynadığını yeniden teyit eder (bkz.  
Salmanoğlu ve Polatta- Türkiye, 15828/03). Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın gözaltı  
süresinin bitiminde düzenlenen tıbbi raporların ayrıntılı olmadıklarını ve hem AĐHM’nin kötü  
muamele davalarını incelerken düzenli aralıklarla göz önünde bulundurduğu Avrupa  
Đꢀkencenin ve Đnsanlıkdıı veya Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin  
(AĐÖK) tavsiye ettiği standartları hem de BirlemiMilletler Đnsan Hakları Komisyonu’na  
sunulan Đstanbul Protokolü olarak da bilinen Đꢀkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıı,  
4
Aağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruturulması ve Belgelendirilmesi El  
Kılavuzu’nda kılavuzluk eden ilkeleri (bkz. Batı ve Diğerleri) büyük ölçüde  
karılayamağını kaydeder. Ayrıca, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin ek tıbbi delil  
istemesine karılık, meydana geldiği iddia edilen kötü muamele ile bu muayenelerin tarihleri  
arasında geçen zaman, AĐHM’ye göre, bavuranın kolunun yaralanmasının sebebinin tespit  
edilmesi olasılığını olumsuz etkilemitir. Bu bağlamda AĐHM, makamların, bavurana,  
yaralanmasının sebebinin belirlenmesi için EGM testi yapılmasını sağlamasının dört yıldan  
fazla sürmesinden üzüntü duyar.  
Đkinci olarak, AĐHM, ne bavurandan ne de ikayetçilerden, failleri, fotoğraflarından  
ya da üpheliler arasından tehis etmelerinin istenmediğini kaydeder. Bu bağlamda, AĐHM,  
Cumhuriyet Savcısı’nın kararında yalnızca “Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde görevli polis memurları” olarak atıfta bulunulan bu polis memurlarının  
kimliklerinin ortaya çıkarılması için ciddi bir çaba göstermediği kanısına varır. Üçüncü  
olarak, savcı soruturmasında hiçbir polis memurunu veyahut bavuranla aynı hücrede tutulan  
diğer kiiler gibi olası ahitleri dinlememitir.  
Yukarıdakiler ıığında, AĐHM, yukarıda belirtilen soruturmanın AĐHS’nin 3. maddesi  
çerçevesinde tam ve etkili olma koullarını karılamağı kanısındadır.  
AĐHS’nin 3. maddesi hem esas hem usul yönünden ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran bavuru formunda, gözaltında tutulmasıyla ilgili olarak AĐHS’nin 5/2, 5/3 ve  
5/4 maddesinin ihlal edildiğinden ikayetçi olmutur.  
Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesi kapsamında, bavuranın bu balık altındaki  
ikayetlerinin altı aylık süre kuralıyla örtümediği için reddedilmesi gerektiğini savunmutur.  
Bavuranın, AĐHM’ye yaptığı bavuruyu gözaltı süresinin bittiği tarihten itibaren altı ay  
içinde sunması gerektiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, Hükümet’in altı aylık süre kuralıyla ilgili itirazına ilikin olarak, AĐHS  
organlarının içtihadına göre, iç hukuk yolunun bulunmadığı durumlarda, altı aylık sürenin,  
AĐHS’nin ihlalini tekil ettiği iddia edilen eylem tarihinde baladığını yineler (diğerlerinin  
yanı sıra bkz. Yüksektepe - Türkiye, 62227/00).  
AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin 30 Mayıs 1996 tarihinde tutuklanmasıyla sona  
erdiğini kaydeder. Ancak AĐHS’nin 5. maddesi çerçevesindeki ikayetler AĐHM’ye 10 ubat  
2004 tarihinde sunulmutur. Bu koullarda, AĐHM Hükümet’in, bavuranın altı aylık süre  
kuralına uymadığı yönündeki itirazını kabul eder. Buna göre bavurunun bu kısmı AĐHS’nin  
35/1 ve 35/4 maddesine göre reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
5
A. Tazminat ve yargılama gideri  
Bavuran, maruz kaldığı ikenceden ötürü meydana gelen zarar için ve tutukluluğu ile  
cezai ilemlerin uzun sürmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat olarak toplam 90.000 Euro  
talep etmitir. Bavuran ayrıca AĐHM’den, Hükümet’ten, kötü muamele iddialarına ilikin  
uygun bir cezai takibat balatılmasını ve önceki soruturmayı sürdürenlerle ilgili soruturma  
balatmasını istemesini talep etmitir.  
Hükümet bavuranın tazminat taleplerini reddetmitir.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
bulunmadığını kaydetmektedir. Öte yandan AĐHM, bavuranın yalnızca AĐHM’nin ihlal tespit  
etmesiyle telafi edilemeyecek acı ve sıkıntı geçirdiği kanısındadır. Mevcut davadaki ihlalin  
mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, hakkaniyete uygun surette, bavurana  
27.300 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
Son olarak, AĐHM, bavuranın geri kalan taleplerine ilikin hüküm vermeyi uygun  
görmemektedir.  
B. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermitir.  
AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuranın gözaltında kötü muameleye uğradığı iddiaları ile ikayetleriyle ilgili etkili  
ulusal soruturma yapılmadığına ilikin ikayetin kabuledilebilir, bavurunun geri  
kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;  
3. (a) Savunmacı Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca  
kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her türlü vergiyle  
beraber, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na çevirerek 27.300  
Euro manevi tazminat ödemesine:  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları  
uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
6