C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
TESLĐM TÖRE - TÜRKĐYE DAVASI (no:2)  
(Bavuru no: 13244/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
11 Temmuz 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
o l a r a k b e l i r t i l m i ş o l m a s ı v e y u k a r ı d a k i t e l i f h a k k ı b i l g i s i y l e b e r a b e r o l m a s ı k o ş u l u i l e D ı ş i ş l e r i B a k a n l ı ğ ı A v r u p a K o n s e y i  
ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (13244/02) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Teslim Töre’nin (bavuran) 7 Mart 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur. Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul  
Barosu avukatlarından E. Kanar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1939 doğumlu bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Türkiye Komünist Đꢀçi Partisi’nin (TKĐP) sözde lideri bavuran 5 Mayıs 1993 tarihinde  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri tarafından yakalanarak  
gözaltına alınmıtır.  
19 Mayıs 1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yetkili hakimi  
karısına çıkarılan bavuran hakkında tutuklu yargılanma kararı alınmıtır.  
DGM Cumhuriyet Savcısı 30 Temmuz 1993 tarihinde TCK’nın 146 § 1. maddesinin “Türkiye  
Cumhuriyeti Anayasasının tamamını ya da bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu  
kanun ile teekkül etmiolan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e  
cebren teebbüs edenler idam cezasına mahkum olur” hükmü uyarınca bavuran hakkında  
ceza davası açmıtır.  
1993-1997 yılları arasında DGM önünde bir çok duruma gerçeklemive bavuran bu  
durumalar sırasında suçsuz olduğunu ileri sürerek serbest bırakılmasını talep etmitir.  
Mahkeme genel olarak kanıtların durumu, ilenen suçun niteliği, risk faktörü gibi nedenlerle  
kimi kez hiçbir gerekçe olmadan bu talepleri reddetmitir.  
1999-2001 yılları arasında Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde pek çok duruma yapılmıve  
bavuran AĐHS’nin 5 § 3. ve AĐHM’nin uzun gözaltına ilikin yerleik içtihadına dayalı  
olarak serbest bırakılmasını talep etmitir. Bu talepler ilenen suçun niteliği, dava dosyasının  
içeriği ve tutukluluk süresi gibi nedenlerle reddedilmitir.  
24 ubat 2004 tarihinde DGM bavuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmutur.  
Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihinde 24 ubat tarihli kararı bozmutur.  
AĐHM’ye iletilen dosyaya göre dava halen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürmektedir,  
Ağır ceza mahkemesi 12 Kasım 2004 tarihinde firar eden bavuran hakkında 30 Ağustos  
2005’te yeniden tutuklama emri çıkarmıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran tutukluluk süresinin uzunluğundan ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 5 § 3. maddesine  
atıfta bulunmaktadır.  
2
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığı ve esastan  
incelenmesi gerektiği tespitinde bulunmaktadır. ikayetin kabuledilemezliğine dair hiçbir  
gerekçe yer almamaktadır.  
Hükümet iç hukuk mercilerinin bavuranın tutuklu yargılanma kararlarını  
gerekçelendirdiklerini ifade ederek, adı geçenin 12 Kasım 2004 tarihinden bu yana firari  
olduğunun altını çizmektedir.  
Bavuran Hükümetin savlarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM bavuranın tutukluluğuna dair sözkonusu ilk dönemin 5 Mayıs 1993 tarihinde  
baladığını ve hakkında açılan 30 Temmuz 1993 tarihli ceza davası kapsamında 19 Aralık  
1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bavuranın tahliye edilmesi yönündeki kararı  
ile sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte bavuran, 8 Kasım 1993 tarihli tutuklu  
yargılanma kararı nedeniyle serbest bırakılmamı, 11 Eylül 2001 tarihinde nihai surette  
tahliye edilmitir. Toplam tutukluluk süresi sekiz yıl dört ayı bulmaktadır.  
Böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının aılmamasını  
gözetmek dümektedir. Yetkililerin bu amaçla, olayların bütününü incelemeleri ve masumiyet  
karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca kamu menfaatini meru kılan  
zorunluluğun varlığını bertaraf etmeleri ve alınan kararlarda serbest bırakılma taleplerini  
reddeden kararları dikkate almaları gerekir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere,  
ilgili tarafından yapılan bavurularda itilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM,  
AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmek durumundadır  
(Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).  
Bu bağlamda, bir suç ilediği gerekçesiyle tutuklanan kiiye yönelik makul üphelerin  
devamlığının sine qua non olmazsa olmaz koulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat  
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun  
bırakmaya devam etme gerekçelerinin meruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarını  
eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AĐHM ulusal makamların  
yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi  
gerektiğini ifade etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995).  
Mevcut bavuruda, Devlet Güvenlik Mahkemesi her durumada «isnat edilen suçun niteliği»  
ve «kanıtların durumu» gibi benzer ifadelerle bavuranın serbest bırakılma taleplerini  
reddetmive tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
AĐHM, ulusal mahkemelerin, bavuranın adaletten kaçabileceği yönünde bir tehlikenin var  
olduğunu düünmüolabileceklerini anlamaktadır. Bu bağlamda, bavuranın çok uzun süre  
tutuklu kaldığını gözden kaçırmaksızın, ceza soruturmalarının balatılmasının ardından on  
bir yıl boyunca firari olması dikkate alınması gereken bir husustur. AĐHM ayrıca, firar  
riskinin yalnızca çekilen cezanın ağırlığına dayalı olarak değerlendirilemeyeceğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. Muller-Fransa kararı, 17 Mart 1997). Ulusal yargı, sekiz yıldan fazla  
bir süre boyunca nasıl bir firar tehlikesinin sürdüğüne ve bavuranın tutukluluk halinin  
devamı doğrultusunda verilen kararların gerekçelerine açıklık getirmelidir (Bkz. diğerleri  
arasında, Letellier kararı ve Zannouti-Fransa kararı, no: 42211/98, 31 Temmuz 2001).  
ayet «kanıtların durumu» suçun varlığı ve sürdüğü eklindeki ciddi emareleri ortaya koyuyor  
ve olayların koulları genel olarak ilgili etkenleri oluturuyor ise de, tek baına, tutukluluk  
3
süresinin bu denli uzun oluunu merulatırmaya yetmemektedir (Bkz. sözü edilen Mansur  
kararı § 57 ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, 28 Ocak 2003).  
AĐHM, bavuran aleyhinde açılan ceza davalarının çok sayıda olduğunu ve darbe giriimiyle  
suç örgütü kurma, yakıp yıkma ve adam öldürme gibi bavurana isnat edilen suçların  
ağırlığının davayı özellikle karmaık hale getirdiğini kabul etmektedir. Bunun yanı sıra,  
davanın seyrindeki hiçbir önemli gecikme bavurana yüklenemez.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararlarındaki gerekçelerin bavuranın sözü edilen  
dönem boyunca tutulu bulundurulmasını haklı çıkarmaya yetmediği sonucuna varmaktadır.  
Bu durumda AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargı sürecinin uzunluğu ile «makul süre» ilkesine riayet edilmediğini iddia etmekte  
ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına (Cardot-Fransa kararı, 19 Mart 1991) atıfta  
bulunan Hükümet, bavuranın ileri sürdüğü ikayetini adli yetkililer karısında hiçbir zaman  
dile getirmemesi doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmesi koulunu yerine getirmediğini  
savunmaktadır.  
AĐHM, Türk hukuk düzeninin yargı sürecinin uzunluğu hakkında AĐHS’nin 13. maddesince  
muhakeme edilebilir etkili bir bavuru yolu sunmadığı tespitinin daha önce de yapıldığını  
hatırlatmaktadır (Bkz. Tendik ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 23188/02, § 36, 22 Aralık  
2005). Sonuç olarak, bavuranın ikayetini dile getirebileceği etkili bir bavuru yolu koulu  
yerine getirilmemitir. Hükümetin itirazı kabul edilmemektedir.  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi gereğince temelden yoksun olmadığı ve  
esastan incelenmesi gerektiği tespitini yapmaktadır. ikayetin kabuledilemez bulunması için  
hiçbir gerekçe yer almamaktadır.  
Hükümet davanın esasına ilikin olayların koulları göz önünde bulundurulduğunda, yargı  
süreci uzunluğunun makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet davanın  
kanıt unsurları bavurana yüklenebilecek karmaık bir yapısının olduğunun, sözkonusu  
sürecin uzun ve çok emek sarf edici tahkikleri gerektirdiğinin altını çizmektedir. Üstelik,  
tamamlayıcı soruturmalara iddianamenin tamamlanmasının ardından lüzum görülmütür.  
Son olarak, iç yetkili mercilere yüklenebilecek hiçbir ihmalkârlık veya etkisiz bir dönem  
bulunmamaktadır.  
Bavuran bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin bavuranın yakalandığı 5 Mayıs 1993 tarihinde baladığını  
not etmektedir. Süreç halen sürmekte, iki dereceli mahkemede on üç yıldan fazla bir süredir  
devam etmektedir. Buna karın, kaydedilecek son döneme ilikin, bir sanık hukukun  
üstünlüğünü benimseyen bir Devletten kaçtığında, bu dönem sonrasındaki sürecin makul  
süresinde ikayetini dile getiremediği bir karine, ya da bu karineyi bertaraf edecek derecede  
yeterli gerekçeler mevcuttur (Bkz. Ventura-Đtalya kararı, no: 7438/76). Mevcut halde böyle  
4
olmamıtır. Sonuç itibariyle kaydedilecek son dönem bavuranın firar ettiği 12 Kasım  
2004’tür (Bkz. mutatis mutandis X-Đrlanda kararı, no: 9429/81). Süreç on bir yıl altı ay  
sürmütür.  
Dava sürecinin makul yapısı davayı çevreleyen olayları takiben, AĐHM içtihadı ıığında  
özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili makamların tutumu ile değerlendirilir  
(Bkz. Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).  
Bu ivedilik zorunluluğu sekiz yıldan fazla tutulu bulundurulan bavuran açısından özel bir  
önem taımaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya kararı no: 47095/99). Kukusuz, bavuranın 12  
Kasım 2004’te firar etmesi sürecin yavalamasına yol açmıtır. Buna karın, ilgilinin firar  
etmesinden evvel, bu süre on iki yıldan fazla sürmütür.  
Mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelenmesinin ardından ve mahkemenin bu  
yöndeki yerleik içtihadı dikkate alındığında, AĐHM, sözkonusu yargı sürecinin aırı olduğu  
ve «makul süre» koulunu karılamadığı kanaatine varmaktadır.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 40.000 YTL [yaklaık 22.200 Euro] maddi ve aynı miktarda manevi tazminat talep  
etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmıtır.  
AĐHM, ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı bulunmadığından  
bu talebi reddetmitir. Buna karın, bavuranın uzun tutukluluk ve uzun yargı nedeniyle  
yalnızca ihlal kararının tespiti ile giderilemeyecek manevi bir zarara maruz kaldığını kabul  
etmektedir. Hakkaniyete uygun olarak ve bavuranın 12 Kasım 2004 tarihinden bu yana  
firarda olduğunu gözden kaçırmaksızın, AĐHM bavurana 10.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargı giderleri için 60.219,70 YTL  
[yaklaık 33.450 Euro] talep etmektedir.  
Hükümet bu miktara karı çıkmıtır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıığında  
AĐHM bavurana tüm yargı masrafları için 1.500 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
5
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin bavurana 10.000 (on bin) Euro manevi tazminat ve  
yargı giderleri için 1.500 (bin beyüz) Euro ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine  
uygun olarak 11 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
6