AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığı ve esastan
incelenmesi gerektiği tespitinde bulunmaktadır. ꢁikayetin kabuledilemezliğine dair hiçbir
gerekçe yer almamaktadır.
Hükümet iç hukuk mercilerinin baꢀvuranın tutuklu yargılanma kararlarını
gerekçelendirdiklerini ifade ederek, adı geçenin 12 Kasım 2004 tarihinden bu yana firari
olduğunun altını çizmektedir.
Baꢀvuran Hükümetin savlarına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM baꢀvuranın tutukluluğuna dair sözkonusu ilk dönemin 5 Mayıs 1993 tarihinde
baꢀladığını ve hakkında açılan 30 Temmuz 1993 tarihli ceza davası kapsamında 19 Aralık
1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın tahliye edilmesi yönündeki kararı
ile sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte baꢀvuran, 8 Kasım 1993 tarihli tutuklu
yargılanma kararı nedeniyle serbest bırakılmamıꢀ, 11 Eylül 2001 tarihinde nihai surette
tahliye edilmiꢀtir. Toplam tutukluluk süresi sekiz yıl dört ayı bulmaktadır.
Böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının aꢀılmamasını
gözetmek düꢀmektedir. Yetkililerin bu amaçla, olayların bütününü incelemeleri ve masumiyet
karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca kamu menfaatini meꢀru kılan
zorunluluğun varlığını bertaraf etmeleri ve alınan kararlarda serbest bırakılma taleplerini
reddeden kararları dikkate almaları gerekir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere,
ilgili tarafından yapılan baꢀvurularda itilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM,
AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmek durumundadır
(Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).
Bu bağlamda, bir suç iꢀlediği gerekçesiyle tutuklanan kiꢀiye yönelik makul ꢀüphelerin
devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koꢀulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun
bırakmaya devam etme gerekçelerinin meꢀruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarını
eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AĐHM ulusal makamların
yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi
gerektiğini ifade etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995).
Mevcut baꢀvuruda, Devlet Güvenlik Mahkemesi her duruꢀmada «isnat edilen suçun niteliği»
ve «kanıtların durumu» gibi benzer ifadelerle baꢀvuranın serbest bırakılma taleplerini
reddetmiꢀ ve tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.
AĐHM, ulusal mahkemelerin, baꢀvuranın adaletten kaçabileceği yönünde bir tehlikenin var
olduğunu düꢀünmüꢀ olabileceklerini anlamaktadır. Bu bağlamda, baꢀvuranın çok uzun süre
tutuklu kaldığını gözden kaçırmaksızın, ceza soruꢀturmalarının baꢀlatılmasının ardından on
bir yıl boyunca firari olması dikkate alınması gereken bir husustur. AĐHM ayrıca, firar
riskinin yalnızca çekilen cezanın ağırlığına dayalı olarak değerlendirilemeyeceğini
hatırlatmaktadır (Bkz. Muller-Fransa kararı, 17 Mart 1997). Ulusal yargı, sekiz yıldan fazla
bir süre boyunca nasıl bir firar tehlikesinin sürdüğüne ve baꢀvuranın tutukluluk halinin
devamı doğrultusunda verilen kararların gerekçelerine açıklık getirmelidir (Bkz. diğerleri
arasında, Letellier kararı ve Zannouti-Fransa kararı, no: 42211/98, 31 Temmuz 2001).
ꢁayet «kanıtların durumu» suçun varlığı ve sürdüğü ꢀeklindeki ciddi emareleri ortaya koyuyor
ve olayların koꢀulları genel olarak ilgili etkenleri oluꢀturuyor ise de, tek baꢀına, tutukluluk
3