C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ACUNBAY - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 61442/00 ve 61445/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRASBOURG  
31 Mayıs 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (61442/00 ve 61445/00) bavuru no’lu  
davanın nedeni Fatma Acunbay ve Muzaffer Acunbay’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Komisyonuna 27 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin (AĐHS) Temel  
Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu  
avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. OLAYLARIN MEVCUT KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1968 ve 1969 doğumlu olup bavurunun yapıldığı sırada Ümraniye  
(Đstanbul) Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.  
1. Muzaffer Acunbay hakkında yürütülen süreç  
5 Kasım 1992 tarihinde Muzaffer Acunbay, silahla otomobil gasp etme suçu ile Đstanbul  
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri tarafından tutuklanarak gözaltına  
alınmıtır.  
11 Kasım 1992’de polisler bavuranın ifadesini almıve aynı gün tutuklama tutanağı  
hazırlalardır. Bavuran yasadıı örgüt TKP / ML-TĐKKO (Türkiye Komünist Partisi /  
Marksist Leninist- Türkiye Đꢀçi Köylü KurtuluOrdusu) üyesi olduğunu ve bu örgüt adına  
çeitli silahlı eylemlere katıldığını kabul etmive ayrıca ayrıldığı ei Fatma Acunbay’ın da  
örgüt bünyesinde yer aldığını beyan etmitir.  
17 Kasım 1992’de Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, Kocaeli Asliye Ceza Mahkemesi’nden  
bavuranın tutuklu yargılanması talebinde bulunmu, bavuran aynı gün cezaevine  
konulmutur.  
10 ubat 1993’te Cumhuriyet Savcısı, bavuranın da aralarında bulunduğu yedi kiiyi,  
TCK’nın 146 § 1. maddesi uyarınca yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık etmek ve Türkiye  
Cumhuriyeti Anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya teebbüs etmek suçu ile itham etmive  
mahkumiyetlerini (ölüm cezası) istemitir.  
5 Nisan 1993-12 Ağustos 1994 tarihleri arasında, aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı  
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) heyeti on bir duruma gerçekletirmi, yedisinde yeni  
yapısıyla toplanmı, mahkeme heyetinin her değiikliğinde duruma iddianamesi yeniden  
okunmutur.  
23 Eylül ve 31 Ekim 1994 tarihlerinde DGM yeni yapısıyla Cumhuriyet Basavcısı’nın  
bakanlığında toplanmıtır. Durumalar boyunca Mahkeme heyeti, mağdurları ve görgü  
tanıklarını dinlemive adres tespitlerinin yapılmasını talep etmitir. DGM, ilenen suçun  
niteliğini, kanıtların durumunu ve tutukluluk halini göz önünde bulundurarak tutukluluk  
halinin devamına karar vermitir.  
2
8 ubat 1995’te Devlet Güvenlik Mahkemesi yeni yapısıyla toplanmıve Cumhuriyet  
Basavcısı’nın görüüne istinaden adı geçenlerin tutukluluk hallerinin devamına karar  
vermitir.  
31 Mart 1995’ten 27 Mart 1996’ya dek DGM yeni yapısıyla dokuz duruma gerçekletirmi,  
26 Mayıs 1995’te davanın baka bir mahkemede süren davayla birletirilmesine ve ilenen  
suçun niteliği, kanıtların durumu ve tutukluluk halini göz önünde bulundurarak tutukluluk  
halinin devamına karar vermitir.  
2. Fatma Acunbay hakkında yürütülen süreç  
8 Eylül 1993 tarihinde Fatma Acunbay sahte kimlik bulundurma ve yasadıı örgüt TKP/ML-  
TIKKO (Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist- Türkiye Đꢀçi Köylü KurtuluOrdusu)  
üyesi olma suçları ile Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri  
tarafından tutuklanarak gözaltına alınmıtır.  
14 Eylül 1993 tarihinde ifadesine bavurulan bavuran sözü edilen örgütün üyesi olduğunu ve  
bu örgütün eylemlerine katıldığını itiraf etmitir.  
20 Eylül 1993’te bavuran Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmive aynı gün Devlet  
Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi karısına çıkarılmıtır. Bavuran burada hakkında yapılan  
iddiaları reddetmitir, adı geçen ayrıca adli tıp kurumunda sağlık kontrolünden geçirilmi,  
vücudunda herhangi bir iddet izine rastlanılmadığı belirtilmitir.  
16 Kasım 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı bavuranla birlikte dört kiiyi yasadıı bir örgüte  
yardım ve yataklık etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya  
teebbüs etmek suçu ile itham etmive TCK’nın 146 § 1. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerini istemitir.  
27 Mart 1996’da Devlet Güvenlik Mahkemesi iki dava dosyasının birletirilmesini  
kararlatırmıtır.  
3. Birleik süreç  
3 Haziran 1996 tarihinden 20 ubat 1998 tarihine dek DGM, on iki duruma yapmı,  
Mahkeme bunlardan yedisinde yeni yapısıyla toplanmıtır. Bu dönem boyunca Mahkeme  
özellikle mağdur tarafların ve görgü tanıklarının beyanlarını ve bavuranların da yer aldığı  
sanıkların ifadelerini ve avukatlarının savunmalarını dinlemitir. 27 Ağustos 1997’de  
Mahkeme’ye iki tutuklunun cezaevinden firar ettikleri bilgisi ulatır.  
Her durumada DGM, Cumhuriyet Savcısının görülerine dayalı olarak, ilenen suçun  
niteliğini, kanıtların durumunu ve tutukluluk halini göz önünde bulundurarak tutukluluk  
halinin devamına karar vermitir. 22 Ekim 1997’de yapılan ithamlara dair gerekçelere ve firar  
etme olasılığına dayanarak adı geçenlerin tutukluluk süresinin uzatılmasına karar vermitir.  
24 Haziran 1998’den 17 Mart 1999’a kadar DGM, beduruma düzenlemi, bu süre sonunda  
bir kez daha benzer gerekçelerle tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
26 Mayıs ve 22 Aralık 1999 tarihlerinde dört duruma yapılmı, 28 Temmuz’da DGM heyeti  
tamamıyla sivil hakimlerden olumuve heyet sanıkların ve avukatlarının savunmalarını  
3
dinlemitir. 26 Mayıs ve 28 Temmuz’da DGM davanın hüküm aamasında olduğunu ifade  
etmitir.  
12 Haziran 2000 tarihli durumada, bavuranların avukatları 17 Ocak 2000 tarihli Protokolün  
yürürğe girmesinin ardından cezaevlerinde bulunan hükümlülerin savunma haklarına  
kısıtlamalar getirildiği gerekçesiyle müvekkillerinin savunmalarını tam olarak yerine  
getiremeyeceklerini iddia etmilerdir. DGM, bu durumada bavuranları haklarında yapılan  
ithamlardan suçlu bulmuve TCK’nın 146 § 1 maddesi uyarınca ölüm cezası ile  
cezalandırılmalarını talep etmitir. TCK’nın 59 § 1 maddesi gereğince bavuran Fatma  
Acunbay’ın cezası müebbet ağır hapis cezasına çevrilmitir.  
Muzaffer Acunbay 10 Aralık 2000 tarihinde tutuklu bulunduğu Edirne F tipi Cezaevinde açlık  
grevine balamıtır.  
15 Mayıs 2001 tarihinde alınan ve 30 Mayıs 2001’de tebliğ edilen kararı ile Yargıtay, Đlk  
derece mahkemesinin bavuranlar ve diğer on kii hakkında almıolduğu kararı bozmuve  
Devlet Güvenlik Mahkemesine göndermitir.  
11 Temmuz 2001 tarihinde hazırlanan Adli Tıp Kurumu bilirkii raporu ile Muzaffer  
Acunbay’ın yakalandığı Wernicke Korsakoff sendromu nedeniyle mahkumiyetini imkansız  
kıldığı ifade edilmitir.  
16 Temmuz 2001 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, sağlık durumunu gözönünde  
bulundurarak bavuranın salıverilmesini kararlatırmıtır.  
20 Temmuz 2001’de Adli Tıp Kurumundan bir bilirkii Fatma Acunbay’ın da Wernicke  
Korsakoff sendromuna yakalandığını ve mahkumiyetini sürdüremeyeceğini belirtmitir.  
Sağlık durumu dikkate alınan bavuran aynı gün serbest bırakılmıtır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılama halen devam etmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMESĐNE ĐLĐꢀKĐN  
Bavuranlar tutukluluk süresinin aırı derecede uzunluğundan ikayetçi olmakta ve bu  
durumun AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan zamanaımı ilkesine aykırı olduğunu ileri  
sürmektedirler.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet, bavuranların iç hukuk mercileri önünde tutukluluk sürelerine itirazda  
bulunmadıklarını, CMUK’un 298. ve 299. maddelerine dayalı olarak bu duruma itiraz  
edebileceklerini, yine aynı ekilde 466 sayılı Kanun uyarınca mahkum edilmelerinden  
kaynaklanan zararı giderecek tazminat davası açabileceklerini savunmaktadır.  
4
Bavuranlar hükmedilen cezanın ağırlığının altını çizerek -ölüm cezası- ulusal hukuk  
makamlarının buna dayalı olarak mahkumiyetlerini talep etmeleri ölçüsünde meruten tahliye  
edilme anslarının hiç bulunmadığını ileri sürmekte ve yargılama süreci boyunca yargı  
merciinin taleplerini sistemli olarak reddettiğini ve suç ortaklarının kendilerinden daha az  
ceza aldıklarını gerekçe olarak göstermektedirler.  
AĐHM, Mahkemenin bilinen uluslararası genel hukuk prensiplerinde de yer aldığı üzere  
AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından bavuruyu  
inceleyebileceğini hatırlatmaktadır. Bu kural öncelikli olarak Savunmacı Devlet’e iç hukuk  
düzeninde kendi olanakları ile sözü edilen durumu giderme yetisini vermeye ve netice  
itibariyle haklarında yapılan iddiaları ortadan kaldırmaya dayalıdır. Bu ilkenin otomatik bir  
uygulaması olmadığı gibi kati bir yapısı da yoktur; davanın mevcut koulları ıığında bu  
ilkeye riayet edilmesini gerekli kılar (Bkz. Van Oosterwijck-Belçika kararı, 6 Kasım 1980,  
seri : A no: 40, s.18, §§ 34-35).  
AĐHM, bu hükmün «belirli bir esneklik» dahilinde «aırıya kaçmadan» uygulanması  
gerektiğini hatırlatarak (Bkz. Cardot-Fransa kararı, 19 Mart 1991, seri: A no:200, s. 18, § 34);  
ilgilinin ulusal makamlar karısında öne sürdüğü ikayetlerini «en azından özü itibariyle ve iç  
hukukta belirtilen sürede ve koullarda» AĐHM önünde dile getirmesinin yeterli olacağına  
itibar etmektedir (Bkz. Castells-Đspanya kararı, 23 Nisan 1992, seri: A no: 236, s. 19, § 27, ve  
Akdivar ve diğerleri-Türkiye kararı, 16 Eylül 1996, 1996-IV, §§ 65-69).  
Bu bağlamda AĐHM, bavuranların ikayetinin iç hukuk sürecinde incelendiğini  
gözlemlemekte, dava dosyasında yer alan unsurlar ıığında, bavuranın avukatının sanıkların  
davalarının aynı türden olması nedeniyle dosyaların birletirilmesi ve genel olarak tahliye  
talebinde bulunduğunu hatırlatmaktadır. Yine aynı ekilde, dava dosyasının birletirilmesinin  
ardından avukat, ulusal yargı makamının dikkatini sözkonusu yargı sürecinin uzunluğuna  
çekmive netice itibariyle bavuranların da yer aldığı sanıkların durumunun altını çizmitir.  
Ayrıca, her durumada Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cumhuriyet Basavcısı nezdinde  
bavuranların tutukluluğuna dair yetkisini sorgulamıve sözkonusu sorunla ilgili olarak yazılı  
görüistemiyle ertelenen celseler ile yasal otuz günlük sürenin dıına çıkmıtır. Böylelikle,  
sözkonusu süreç boyunca DGM, CMUK’un 112. maddesinde öngörülen hükümler uyarınca  
bavuranların tutukluluk hallerinin devam edip etmeyeceğini kırk sekiz kez resmi olarak  
incelemitir.  
Bu koullar altında AĐHM, yerel hukuk mercilerinin bu sözde aırı tutukluluk süresine son  
verme (Bkz. Temel ve Takın-Türkiye kararı no: 40159/98, 14 Kasım 2002) ve böylece  
haklarında yapılan iddialardan kaçınma veya bu eksiklikleri giderme olanağı bulduğuna itibar  
etmektedir.  
466 sayılı Kanun’a ilikin bavurulara gelince, AĐHM bu hükmün, kanun dıı yakalanan veya  
tutuklanan kimselere tazminat verilmesini öngördüğünü –mevcut davaya yabancı mülahazalar  
–ıığında veya men’i muhakeme kararından yararlanan tutukluların durumuna göre ceza  
verilmesine veya tahliyesine hükmettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut durumda böyle değildir,  
ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilen bavuranlar sağlık durumları nedeniyle  
meruten tahliye hakkından yararlanmılardır. Bununla birlikte AĐHM, bavuranların  
tutukluluk kararı ile uğradıkları zararın giderilmesi için iç hukuk yollarının yokluğundan  
değil, bu sürenin uzunluğundan ikayetçi oldukları tespitinde bulunmaktadır.  
5
Hükümetin sözünü ettiği bavuru yoluna değin itirazlar yalnızca AĐHS’nin 5 § 5. maddesine  
girdiği halde bavuranların ikayetleri 5 § 3. maddesi ile ilgilidir.  
Bu durumda Hükümet tarafından yapılan ön itirazın reddedilmesi gerekmektedir.  
B. Esas hakkında  
Hükümet, ilenen suçun niteliği, çokluğu, ağırlığı ve kovuturma yapılan kiiler dikkate  
alındığında bavuranlara verilen tutukluk kararının gerekli olduğunu belirtmektedir. Karar,  
her türlü tekerrürü, soruturma kapsamında tanıklar üzerinde baskı oluturabilecek sakıncalı  
her türlü gidiatı önleme amaçlıdır. Öngörülen ceza bavuranların, -adalet önünde  
tanınmalarını belirsiz kılacak- sahte kimlik bulundurmaları ve olası firar etme teebbüsleri  
nedeniyledir.  
Hükümet, tutukluluk süresinin davanın karmaık yapısı ve ilenen suçların niteliği ile  
açıklanabileceğini, verilen cezanın önemi ıığında hakimin davaya neden olan olayların  
geliimini dikkatli bir biçimde incelemesinin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Hakkında  
kovuturma yapılan kii sayısı (yirmi), ilenen suçların çokluğu, birbirleriyle olan bağı, birçok  
kez durumalara katılmayı reddeden bavuranların tutumu, mekanların çeitliliği yargı  
sürecinin uzama nedenidir.  
Bavuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin her durumada hiçbir ayrıntıya girmeksizin ve  
kesin olmadan, «ilenen suçun niteliği, kanıtların durumu ve sanıkların durumu» gibi  
gerekçelere dayalı olarak tutukluluk halinin devamına karar verdiğini ileri sürmekte, ayrıca,  
özellikle bazı tanıkların aranması ve yıllar sonunda durumaya çağrılması gibi nedenlerle  
ulusal makamların yargılama sürecinin yürütülmesinde gerekli ihtimamı göstermediklerini  
iddia etmektedirler.  
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin son kısmında öngörülen son sürenin «tutuklunun ilk  
derece mercii tarafından esasa dayalı olarak itham edilmesi» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasında, Labita-Đtalya kararı no: 26772/95, § 147, AĐHM 2000-IV). Bu bağlamda  
AĐHM, bavuran Muzaffer Acunbay’ın tutukluluk süresi 5 Kasım 1992’de ve Fatma  
Acunbay’ın tutukluluk süresi ise 8 Eylül 1993’te balamıve 12 Haziran 2000’de Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin vermiolduğu kararla sırasıyla yaklaık yedi yıl yedi ay ve altı yıl  
dokuz ay sürmütür.  
Mahkeme ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının  
aılmamasını gözetmek düğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü  
incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca  
kamu menfaatini meru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda  
serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut  
kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan bavurularda itilafa mahal vermeyen  
olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını  
tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,  
1998-VIII, § 154).  
Bu bağlamda, bir suç ilediği gerekçesiyle tutuklanan kiiye yönelik makul üphelerin  
devamlığının sine qua non olmazsa olmaz koulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat  
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun  
6
bırakmaya devam etme gerekçelerinin meruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarını  
eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AĐHM ulusal makamların  
yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi  
gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no:  
319-B, § 52).  
Bu çerçevede, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ıığında her  
durumada düzenli olarak «ilenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların durumu»,  
«tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle bavuranların serbest  
bırakılma taleplerini reddetmive tutukluluk halinin devamına karar vermitir. DGM, iki  
defa, davanın hüküm aamasında olduğunu, bir defa, verilen cezanın uygunluğunu ve  
yalnızca iki defa bavuranların firar riskini vurgulamıve tutukluluk hallerinin devamına  
karar vermitir.  
AĐHM, bavuranlara itham edilen suçların ve verilen cezanın ağırlığını : ölüm cezası, kabul  
etmektedir.Yine de firar tehlikesinin sadece çarptırılan cezanın ciddiyetine  
indirgenemeyeceğini (Bkz. Muller-Fransa kararı 17 Mart 1997, 1997-II, § 43) fakat tutukluluk  
halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Mansur kararı, § 55 ).  
Bunun yanı sıra, AĐHM ulusal hakimin esasa dair mütalaalarının gerekçesinde firar olasılığını  
belirleyici ve yargı sürecinin bu denli uzun sürme nedenlerini belirtmediğini kaydetmektedir  
(Bkz. diğerleri arasında, Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran 1991, seri:A no:207, s. 319-B, §  
52). Ayrıca dava dosyasında yer alan delillerin okunmasında ulusal yargı makamlarının yargı  
süreci boyunca bavuranların yargı karısına çıkarılmalarında-firar etme- riski ile karı  
karıya kaldıklarının ayırımındadır, fakat genel anlamıyla bu olasılığa atıfta bulunmak mevcut  
sonucu hafifletmemektedir (Bkz. Contrada-Đtalya kararı, 24 Ağustos 1998, 1998-V, § 58).  
AĐHM’ye göre «delillerin durumu» ifadesi ile suça ilikin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve  
devam ettiği anlaılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar  
ikayet konusu tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle  
sözü edilen Mansur kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).  
Son olarak AĐHM, Hükümetin görülerinde belirttiği sanık kiilerin sayısının fazlalığı, suçun her  
türlü tekerrürünü ve soruturma kapsamında tanıklar üzerinde baskı oluturulabilecek  
sakıncalı her türlü gidiatı önleme gibi tespitlerinin ulusal merciler tarafından dikkate  
alınmağını gözlemlemektedir (Bkz. sözü edilen Demirel kararı, § 61).  
Sonuç itibariyle yargı sürecinin seyrinin incelenmesi gerekmektedir.  
Bu çerçevede AĐHM, hakkında açılan davayı «özel ivedilik» ile inceleten tutuklu bir sanığın bu  
hakkının, hakimlerin görevlerini istenilen düzeyde ifa edebilmek için gösterdikleri gayretlere zarar  
vermemesi gerektiğinin bilincindedir (Bkz. Toth-Avusturya kararı, 12 Aralık 1991, seri: A  
no:224, § 77). Bununla birlikte, kararların birbiri ardı sıra birletirilmesinin ardından suç  
ortaklarının sayısının fazla olması, bahsekonu suçlar ve tanıkların dinlenmesi nedeniyle  
bavuranlar hakkında açılan dava süreci karmaık bir hal almıtır. Yine de bu süreçteki gecikme  
bavuranlara yüklenemez: adı geçenlerin bazı durumalarda bulunmayıı Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin toplanmasına engel tekil etmemi, duruma tutanaklarında yer almamıtır;  
bavuranlar ayrıca avukatları aracığıyla temsil edilmilerdir.  
7
Ulusal yargının tutumuna gelince, AĐHM Devlet’e düen yükümlülüğün makul süre zarfında  
yargı mercilerini bir araya getirmek olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen  
Mansur kararı, § 68). Ulusal yargı, adaletin iyi ilerliği bakımından bazı farklı aamalardaki  
dosyaların birletirilmesini uygun görüyorsa eğer, sözkonusu süreç Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin yapısındaki yirmi yedi değiikliğe damgasını vurmu, her duruma yeni yapıdan  
oluan heyetin duruma tutanaklarını yeniden okumasıyla sürmütür. Bu süreç aynı zamanda  
Cumhuriyet Basavcısı’nın on sekiz defa Savcılığa vekaleten atanmasına tanık olmutur. Her  
defasında hakimlerin olduğu kadar savcıların da dava delillerini yeni batan incelemeleri ile  
tekerrür eden bu değiikliklerin davanın seyrini yavalattığına hiç üphe yoktur (Bkz. Yavuz-  
Türkiye kararı, no: 52661/99, § 60, 13 Kasım 2003, ve mutatis mutandis, sözü edilen Muller  
kararı, § 48). Bu durumda bavuranların tutukluluk halleri makul süre zarfını atır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Tazminat  
Bavuran Fatma Acunbay 18.000.000.000 TL [yaklaık 11.162 Euro] ve bavuran Muzaffer  
Acunbay 20.944.000.000 TL.[yaklaık 12.988 Euro] maddi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Bavuranlar ayrıca maruz kaldıkları manevi zarar için 10.00.000.000 TL. [yaklaık 6.201  
Euro] talep etmektedirler.  
Hükümet bu miktarlara aırı olduğu gerekçesiyle karı çıkmakta ve AĐHS’nin 41. maddesi  
uyarınca AĐHM’nin ulusal yargının Sözleme’nin ihlaline yol açan sonuçları gideremediğine  
kanaat getirdiğinde mağdur tarafa tazminat ödenmesine hükmettiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca  
Hükümet, ulusal hukukta bir men’i muhakeme, salıverilme veya beraat kararının  
bavuranların talepleri doğrultusunda tazmin yolunu açan nihai kararı balattığının altını  
çizmektedir.  
AĐHM, bavuranların iç hukukta tazmin yolu bulamadıkları tespitinde daha önce bulunduğunu  
hatırlatmaktadır. Ayrıca Mahkeme, ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet  
bağı bulunmadığını ifade ederek bu talebi reddetmektedir. Buna karın tutukluluk süresinin  
uzunluğu bavuranları manevi bakımından mağdur etmitir ve bu durum ihlal tespiti ile  
giderilememektedir (Bkz. özellikle, Kudla-Polonya kararı no: 30210/96, § 165, AĐHM 2000-  
XI). AĐHM, hakkaniyete uygun olarak bavuran Fatma Acunbay’a 5.500 Euro ve bavuran  
Muzaffer Acunbay’a 6.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar AĐHM nezdinde yapmıoldukları harcamalar için 200.000.000 TL [yaklaık 124  
Euro] ve avukatlık giderleri için 4.800.000.000 TL. [yaklaık 2.976 Euro] talep etmekte, bu  
doğrultuda avukatlık ücret tarifesini sunmaktadırlar.  
Hükümet bu miktarları aırı olarak nitelendirmektedir.  
8
Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına göre bir bavuran yapmıolduğu masraf ve  
harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bir  
tazminat elde edebilir. Mevcut durumda sunulan deliller ve görüler ıığında AĐHM, Avrupa  
Konseyi tarafından verilen 701 Euro’luk adli yardım düülmek kaydıyla bavuranlara toplam  
2.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Temerrüt Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden  
T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin;  
i.  
maddi tazminat olarak Fatma Acunbay’a 5.500 (bebin beyüz) Euro ve Muzaffer  
Acunbay’a 6.000 (altı bin) Euro ;  
ii.  
masraf ve harcamalara ilikin, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım bağı  
altında verilen 701 (yedi yüz bir) Euro’luk miktar düülmek suretiyle bavuranlara  
toplam 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;  
iii.  
anılan miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 31 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
9
10