CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TUNCE VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08,  
3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08,  
3745/08 ve 3746/08 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08,  
3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08,  
3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaları  
Mesut Tunce, Nait Tutar, Đhsan Baran, Asif Güne, Hasan Süsli, Murat Salur, ahin Yapıcı,  
Mustafa Demir, Mehmet Duman, Seyfettin Kinay, Mehmet Ali Eneze, Veysi Ülsen, Sedat  
eran, Kasım Erkan, Remezan Elaltunta, Güro Adem, Mehmet Zeki Đnal, Mustafa Sevim,  
Sıdık Kurt ve Mahsum Nazli’nın (bavuranlar) 10 Aralık 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi- AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar T.C. vatandaı olup halen Diyarbakır Cezaevi’nde mahkum bulunmaktadır.  
2 ve 3 Haziran 1994 tarihlerinde, Bay Mesut Tunce, Nait Tutar, Đhsan Baran, Asif Güne,  
Hasan Süsli ve Murat Salur yasadıı silahlı terör örgütü Hizbullah’a karı yürütülen bir  
operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıtır. 30 Haziran 1994 tarihinde hakim  
önüne çıkarılan bu kiiler, tutuklanarak cezaevine konmutur. 19 Temmuz 1994 tarihli  
iddianame ile özellikle Türkiye’nin anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya teebbüs etmek,  
yasaı silahlı bir terör örgütüne üye olmak ve bu örgüte yardım ve yataklık etmek  
suçlarından bu kiiler hakkında kamu davası açılmıtır. 9 Aralık 1999 tarihinde, Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu kiileri ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmitir. Yargıtay,  
26 Haziran 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinde verilen bu kararı bozmutur. 22 Haziran  
2007 tarihinde, esas hakimleri bavuranları bir kez daha ömür boyu hapis cezasına mahkûm  
etmitir. 10 Nisan 2008 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
8 ve 14 Eylül 1994 tarihleri arasında, Bay ahin Yapıcı, Mustafa Demir, Mehmet Duman,  
Seyfettin Kinay, Mehmet Ali Eneze, Veysi Ülsen, Sedat eran, Kasım Erkan, Remezan  
Elaltunta, Güro Adem, Mehmet Zeki Đnal, Mustafa Sevim, Sıdık Kurt ve Mahsum Nazli yine  
aynı suç örgütüne karı yürütülen bir operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
4 Ekim 1994 tarihinde hakim önüne çıkarılan bu kiiler, tutuklanarak cezaevine konmutur.  
24 Ekim 1994 tarihli iddianame ile bu kiiler hakkında kamu davası açılmıtır. 26 ubat 2007  
tarihinde, esas hakimleri bavuranları ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmitir. 16 Nisan  
2009 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıtır.  
Bavuranların tutuklandıkları tarihten itibaren tekrarladıkları tahliye talepleri adli  
makamlar tarafından sürekli olarak reddedilmive her defasında « isnad edilen suçun  
niteliği», « delil durumu» ve « dosya içeriği » gibi benzer ifadeler yinelenerek tutukluluk  
halinin devamına karar verilmitir. Dolayısıyla, esas hakimlerinin verdiği mahkûmiyet  
kararına kadar bu kiilerin hepsi tutuklu kalmıtır.  
2
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
ikâyetlerin olgu ve esas bakımından benzerliğini dikkate alan AĐHM, bavuruların  
birletirilmesine ve tek dava halinde incelenmesine karar vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, öncelikle tutuklu kaldıkları sürenin aırı uzunluğundan ikâyetçi olmakta ve  
tutukluluğun yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmadığını  
savunmaktadır. Sözkonusu ikâyetlerin dile getiriliꢀ ꢀeklini göz önüne alan AĐHM, bunların  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragrafları kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine  
varmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranların hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde  
tutukluluk süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını kaydetmekte ve iç hukuk yollarının  
tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, ilgili ahısların, ayrıca, ilgili hükümleri 1  
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 141.  
maddesinde yinelenen, 466 sayılı Kanun Dıı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere  
Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’a uygun olarak ulusal mahkemeler önünde tazminat  
davası açması gerekirdi.  
Bavuranlar, bu iddialara karı çıkmakta ve esas hakimlerinden her duruma sonunda  
serbest bırakılmayı talep ettiklerini, ancak ilk derece mahkemesinin tekrarlanan bu taleplerini  
sistematik olarak reddettiğini hatırlatmaktadır.  
Hükümetin ilk argümanıyla ilgili olarak AĐHM, daha önce benzer bir davada konuyu  
incelediğini ve bu ön itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Koti ve  
diğerleri davası, no 74321/01, prg. 16-26, 3 Mayıs 2007). AĐHM, daha önce vardığı  
sonuçlardan farklı düünmesini gerektirecek hiçbir gerekçe görmemekte ve Hükümetin bu ön  
itirazını reddetmektedir.  
Tazminat davası açılmamasıyla ilgili olarak ise AĐHM, mevcut davada incelenen  
ikâyetlerin AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragraflarına ilikin olduğunu, oysa Hükümetin  
dile getirdiği kanun dıı tutuklama için tazminat elde etme hakkının AĐHS’nin 5. maddesinin  
5. paragrafı alanına girdiğini gözlemlemektedir (bakınız, Türkiye aleyhine Barıdavası,  
no 26170/03, prg. 17, 31 Mart 2009). Bu nedenle, AĐHM bu ön itirazı da reddetmektedir.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına dayalı ikâyetle ilgili olarak Hükümet, tutukluluk  
hali süresinin özellikle isnat edilen suçların niteliğine, öngörülen cezaların ağırlığına ve  
3
bavuranların ciddi suç ileme ihtimaline oranla aırı bulunamayacağını savunmaktadır.  
Hükümet, ayrıca mevcut kaçma riskinin, tekrar suç ileme tehlikesinin ve kamu düzenini  
koruma gerekliliğinin bavuranların tutukluluk halinin devamı için haklı nedenler  
oluturduğunu belirtmitir.  
Dikkate alınacak tutukluluk süresinin belirlenmesiyle ilgili yerleik içtihadı bakımından  
AĐHM (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 23-37,  
CEDH 2007-...(alıntılar), ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 44-46,  
18 Temmuz 2006), mevcut davada Bay Mesut Tunce, Nait Tutar, Đhsan Baran, Asif Güne,  
Hasan Süsli ve Murat Salur’un on iki yıl altı aydan fazla ve diğer bavuranların ise on iki yıl  
beaydan fazla tutuklu kaldıklarını tespit etmektedir. AĐHM, benzer durumları daha önce  
incelediğini ve hemen hepsinde AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiğine  
hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Dereci  
dava, no 77845/01, prg. 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Taciroğlu davası,  
no 25324/02, prg. 18-24, 2 ubat 2006). Hükümetin farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak  
herhangi bir olgu ya da argüman ortaya koymadığını tespit eden AĐHM, mevcut davada  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayalı ikâyetle ilgili olarak Hükümet, tutukluluk  
halinin yasallığını denetlemek amacıyla öngörülen itiraz yolunun etkin olduğunu  
yinelemektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, geçmite buna benzer birçok davada ceza  
mahkemelerinin – mevcut davada olduğu gibi - basmakalıp gerekçelerle bir bavuranın  
tutukluluk halinin devamına karar vermesinin, hem 5. maddenin 3. paragrafının ihlal edildiği  
sonucuna varılmasına neden olan en önemli unsurlardan birini tekil ettiğini ve hem de bu  
gerekçelere karı çıkmak için öngörülen itiraz yolunun düük baarı ihtimali vaat ettiğini  
açıkça gösterdiğini hatırlatmaktadır (Koti ve diğerleri, ilgili bölüm). Ayrıca AĐHM, birçok  
defa, hukuki nitelikten yoksun ve özgürlükten mahrum bırakmada usule ilikin teminatları  
sunmayan böylesi bir yargılamanın 5. maddenin 4. paragrafındaki gereksinimleri yerine  
getirmediğine hükmetmitir. AĐHM, özellikle bu yargılamanın hem çeliik olması ve hem de  
her durumda iddia makamı ile tutuklu arasında « silahların eitliği»’ni garanti etmesi  
gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca, ilgili ahsın bizzat veya avukatı aracılığı ile kamuya açık  
bir durumada bu yargılamaya katılması sağlanmalıydı (bakınız, Türkiye aleyhine Bağrıyanık  
dava, no 43256/04, prg. 51, 5 Haziran 2007, bu sorunun tüm sistemi etkileyen niteliğiyle  
ilgili olarak bakınız Türkiye aleyhine Cahit Demirel davası, no 18623/03, prg. 44-48, 7  
Temmuz 2009). Mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek hiçbir unsur göremeyen  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiğine hükmetmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, davalarının makul süre içerisinde sonuçlandırılmadığından ve aynı zamanda  
haklarında yürütülen ceza yargılaması süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun  
bulunmadığından ikâyetçi olmakta ve bu balık altında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranların hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde söz  
konusu yargılama süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını kaydetmekte ve iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümete göre, ilgili ahıslar, Adalet Bakanlığı  
4
aleyhine tam yargı davası açmalı ve yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 141 ve 142.  
maddeleri uyarınca bu yönde tazminat talep etmeliydi.  
AĐHM, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerine atıfla yapılan itiraz dıında Hükümet tarafından dile  
getirilen benzer ön itirazları daha önce de reddettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, aslında Türk  
hukuk sisteminin yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce  
davacılara AĐHS’nin 13. maddesi anlamında aırı uzun yargılama süresine itiraz etme imkânı  
veren etkili bir hukuk yolu sunmadığını daha önce de tespit etmitir (Türkiye aleyhine Tendik  
ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005).  
Hükümetin yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerine atıfla  
yaptığı itirazla ilgili olarak AĐHM, konunun bavuranların AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında  
dile getirdikleri ikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğunu düünmekte ve esasla  
birletirilerek incelenmesine karar vermektedir.  
Söz konusu ikâyetlerin baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden  
AĐHM, bu ikâyetleri kabuledilebilir ilan etmektedir.  
B. Esasa ilikin  
1. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı  
Hükümet, davanın karmaıklığına, dosyaların büyüklüğüne, bavuranlara isnat edilen  
suçların niteliğine, ilenen suçların çokluğuna, davaya dahil edilen sanık, tanık, davalı ve  
mağdurların sayısına bakıldığında ve özellikle organize suçlarla ilgili yargılamaların önündeki  
zorluklar dikkate alındığında ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığının  
söylenemeyeceğini ve ayrıca ulusal mahkemelerin söz konusu yargılamaları yürütürken çabuk  
davranmadığının iddia edilemeyeceğini savunmaktadır.  
Bavuranlar, bu argümanlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin Bay Mesut Tunce, Nait Tutar, Đhsan Baran, Asif Güne,  
Hasan Süsli ve Murat Salur için tutuklandıkları 2 ve 3 Haziran 1994 tarihlerinde, Bay ahin  
Yapıcı, Mustafa Demir, Mehmet Duman, Seyfettin Kinay, Mehmet Ali Eneze, Veysi Ülsen,  
Sedat eran, Kasım Erkan, Remezan Elaltunta, Güro Adem, Mehmet Zeki Đnal, Mustafa  
Sevim, Sıdık Kurt ve Mahsum Nazli için ise 8 ila 14 Eylül 1994 tarihlerinde baladığını tespit  
etmektedir. AĐHM, söz konusu yargılamaların sırasıyla 10 Nisan 2008 ve 16 Nisan 2009  
tarihlerinde Yargıtay’ın ilk derece mahkemelerinin bavuranları ömür boyu hapis cezasına  
mahkûm eden kararlarını onaylamasıyla son bulduğunu not etmektedir. Dolayısıyla  
Bay Mesut Tunce, Nait Tutar, Đhsan Baran, Asif Güne, Hasan Süsli ve Murat Salur  
hakkında yürütülen ceza davası iki dereceli yargılama için on üç yıl on aydan fazla sürerken,  
diğer bavuranlar hakkında yürütülen ceza davası da yine iki dereceli yargılama için on dört  
yıl yedi aydan fazla sürmütür.  
AĐHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koullarına göre ve bata  
davanın karmaıklığı olmak üzere, AĐHM tarafından benimsenen kıstaslar ile bavuran ve  
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,  
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,  
CEDH 1999-II).  
5
Öte yandan AĐHM, yargı makamlarının – adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle  
yükümlü olduğu bir konumda – bavuranları bütün yargılama süreci boyunca tutuklu  
bulundurduklarını gözlemlemektedir (bakınız, diğerleri arasından, Rusya aleyhine  
Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI ve Türkiye aleyhine Gezici ve  
Đpek davası, no 71517/01, prg. 54, 10 Kasım 2005).  
AĐHM, organize suçlarla ilgili bu yargılamaların özellikle davaya dahil olan sanık, tanık,  
davacı sayısı ile sanıklara isnat edilen suçların çokluğu ve dosyaların büyüklüğü nedeniyle  
bazı karmaıklıklar içerdiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, bu karmaıklık tek baına  
bir yargılamanın on üç yıl on aydan fazla ya da on dört yıl yedi aydan fazla sürmesini haklı  
gösteremez.  
Konuyla ilgili yerleik içtihadını (bakınız, diğer birçoğu arasından, Pélissier ve Sassi, ilgili  
bölüm, ve Türkiye aleyhine A. Yılmaz davası, no 10512/02, prg. 46-53, 22 Temmuz 2008) ve  
mevcut dava koullarını dikkate alan AĐHM, ihtilaflı yargılamaların aırı uzun sürdüğü ve  
dolayısıyla « makul bir sürede yargılanma hakkı » gereksinimine cevap vermediği kanaatine  
varmaktadır.  
Bu itibarla, söz konusu ikâyetle ilgili olarak AĐHS’nin 6. maddenin 1. paragrafı ihlal  
edilmitir.  
2. AĐHS’nin 13. maddesi  
AĐHM, bu maddedeki hükmün, bireyin, 6. maddenin 1. paragrafında getirilen, davanın  
makul bir süre içerisinde görülmesi zorunluluğuna uyulmaması gibi ikayetlerini ulusal bir  
mahkeme önünde dile getirebileceği etkin bir bavuru yapma hakkını garanti altına aldığını  
hatırlatmaktadır (bakınız Polonya aleyhine Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH  
2000-XI).  
üphesiz, yalnızca tazminat elde etmeye yönelik bir itiraz yolunun görülmekte olan bir  
yargılamayı hızlandıramayacağı gerçeği, tek baına belirleyici bir unsur olamaz. AĐHM, bu  
konuyla ilgili olarak, bir bavuranın iç hukukta yargılama süresinin uzunluğundan ikayet  
etmek amacıyla kullanabileceği itiraz yollarının AĐHS’nin 13. maddesi anlamında « etkili »  
olması için, «iddia edilen ihlalin ortaya çıkmasını veya devam etmesini engellemesi veya  
gerçeklemitüm ihlaller için elverili bir düzeltme yapması» gerektiğini hatırlatmaktadır  
(bakınız Çek Cumhuriyeti aleyhine Hartman davası, no 53341/99, prg. 81, CEDH 2003–VIII  
(alıntılar)). O halde, 13. madde konuyla ilgili bir seçimlik art sunmaktadır: bir bavuru yolu  
ya daha ziyade bavurulan mercilerin kararlarını ivedilikle açıklamasını sağlayarak ya da ilgili  
kiiye, tespit edilen gecikmeler için elverili bir tazmin imkanı sağladığı zaman « etkin »  
olarak nitelendirilebilir (Kudla, ilgili bölüm, prg. 159). AĐHM’ne göre, AĐHS’nin 13 ve 35/1.  
maddelerindeki (bakınız Kudla, prg. 152) « yakın benzerlikler » göz önüne alındığında, aynı  
durum bu ikinci maddede yer alan « etkin » bavuru kavramı için de kaçınılmaz olarak  
geçerlidir (Fransa aleyhine Mifsud davası (karar), no 57220/00, CEDH 2002–VIII).  
AĐHM, yeni Türk Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 142. maddesinin, hızlı  
yürütülmeyen bir ceza yargılamasında ancak karar kesinletikten sonra ilgili ahıslara yetkili  
mercilerden tazminat talep etme imkânı sunduğunu not etmektedir (iç hukukta ilgili  
hükümlere bakınız ve Mifsud kararının ilgili bölümüyle karılatırınız). Bu hüküm, her türlü  
itiraz bavurusu için kesin karar olmasını öngördüğünden, makul sürede yargılanma hakkının  
ihlal edildiğine inanan kimselere dava devam ettiği sürece iddia edilen ihlalin engellenmesini  
sağlamak ya da elverili bir düzeltme elde etmek amacıyla dava açma imkanı sunmamaktadır.  
6
AĐHM, bavuranlar hakkında yürütülen ceza yargılamalarının bu bavurunun sunulduğu 10  
Aralık 2005 tarihinde görülmeye devam etmesi dolayısıyla, iç hukuk sisteminin, mevcut  
davada yargılama süreleri makul süreyi çoktan geçmiolmasına rağmen, bavuranlara böyle  
bir itiraz yolu sunmadığını kaydetmektedir.  
Diğer taraftan Hükümet, atıfta bulunulan itiraz yolunun bavuranlara isnat edilen suçlarla  
ilgili kararı hızlandırabileceğini ya da bavuranlara gecikmeden dolayı tazminat elde etme  
imkanı sunabileceğini iddia etmemektedir. Üstelik, Hükümet iç hukukta bavuranların söz  
konusu itiraz yolunu kullanarak böylesi bir tazminat elde ettiklerini kanıtlayan bir karar  
örneği gösterememektedir (Kudła, ilgili bölüm, prg. 159).  
AĐHM’nin gözünde hem hukuken ve hem de uygulamada etkili olması gereken bu itiraz  
yolunun, mevcut davada, 13. maddede öngörülen « etkinlik » kıstasını yerine getirmediği  
anlaılmaktadır.  
Dolayısıyla, mevcut davada Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki ön  
itirazı kabul edilemez. Bu durumda, AĐHM, bavuranların davalarının, AĐHS’nin 6.  
maddesinin 1. paragrafında belirtildiği ekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulatırılması  
haklarını kullanabilmelerine olanak tanıyan bir bavuru yolunun iç hukukta bulunmamasından  
dolayı AĐHS’nin 13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar, uğradıkları manevi zarar karılığında her biri için 50 000 Euro (EUR) talep  
etmektedir. Bavuranlar ayrıca, ziyarete gelen aile fertlerinin yol giderleri ve kendilerinin  
tutukluluk süresince yaptıkları masraflar karılığında rakam belirtmeksizin maddi tazminat  
talep etmektedir. Bavuranlar, yine rakam belirtmeksizin ve hiçbir kanıt belgesi sunmaksızın  
ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki yargılama gider ve masrafları için ayrıca bir tazminat  
talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
Maddi tazminat ve yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak AĐHM, bavuranların  
taleplerinin Tüzük’ün 60. maddesine uygun olarak dile getirilmediğini ve dolayısıyla bu  
balık altında tazminat ödenmesine yer olmadığını gözlemlemektedir. Buna karın, AĐHM  
manevi tazminat olarak bavuranların her birine 14 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun  
olacağı kanaatindedir.  
AĐHM, Gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıeklenerek belirleneceğini ifade etmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. Bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 5/3 ve 4. maddesinin ihlal edildiğine;  
7
4. AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavuranların her birine 14.000 (on dört bin)  
Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8
Ek  
Bavuranların Listesi  
1. 1976 doğumlu bavuran Mesut Tunce tarafından yapılan 2422/06 numaralı bavuru.  
2. 1971 doğumlu bavuran Nait Tutar tarafından yapılan 3712/08 numaralı bavuru.  
3. 1974 doğumlu bavuran Đhsan Baran tarafından yapılan 3714/08 numaralı bavuru.  
4. 1973 doğumlu bavuran Asıf Günetarafından yapılan 3715/08 numaralı bavuru.  
5. 1974 doğumlu bavuran Hasan Süsli tarafından yapılan 3717/08 numaralı bavuru.  
6. 1975 doğumlu bavuran Murat Salur tarafından yapılan 3718/08 numaralı bavuru.  
7. 1975 doğumlu bavuran ahin Yapıcı tarafından yapılan 3719/08 numaralı bavuru.  
8. 1973 doğumlu bavuran Mustafa Demir tarafından yapılan 3724/08 numaralı bavuru.  
9. 1975 doğumlu bavuran Mehmet Duman tarafından yapılan 3725/08 numaralı bavuru.  
10. 1970 doğumlu bavuran Seyfettin Kinay tarafından yapılan 3728/08 numaralı bavuru.  
11. 1974 doğumlu bavuran Mehmet Ali Eneze tarafından yapılan 3730/08 numaralı bavuru.  
12. 1968 doğumlu bavuran Veysi Ülsen tarafından yapılan 3731/08 numaralı bavuru.  
13. 1974 doğumlu bavuran Sedat eran tarafından yapılan 3733/08 numaralı bavuru.  
14. 1974 doğumlu bavuran Kasım Erkan tarafından yapılan 3734/08 numaralı bavuru.  
15. 1970 doğumlu bavuran Remezan Elaltuntatarafından yapılan 3735/08 numaralı bavuru.  
16. 1972 doğumlu bavuran Güro Adem tarafından yapılan 3737/08 numaralı bavuru.  
17. 1974 doğumlu bavuran Mehmet Zeki Đnal tarafından yapılan 3739/08 numaralı bavuru.  
18. 1972 doğumlu bavuran Mustafa Sevim tarafından yapılan 3740/08 numaralı bavuru.  
19. 1976 doğumlu bavuran Sıdık Kurt tarafından yapılan 3745/08 numaralı bavuru.  
20. 1974 doğumlu bavuran Mahsum Nazli tarafından yapılan 3746/08 numaralı bavuru.  
9