baꢀvuranların ciddi suç iꢀleme ihtimaline oranla aꢀırı bulunamayacağını savunmaktadır.
Hükümet, ayrıca mevcut kaçma riskinin, tekrar suç iꢀleme tehlikesinin ve kamu düzenini
koruma gerekliliğinin baꢀvuranların tutukluluk halinin devamı için haklı nedenler
oluꢀturduğunu belirtmiꢀtir.
Dikkate alınacak tutukluluk süresinin belirlenmesiyle ilgili yerleꢀik içtihadı bakımından
AĐHM (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 23-37,
CEDH 2007-...(alıntılar), ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 44-46,
18 Temmuz 2006), mevcut davada Bay Mesut Tunce, Naꢀit Tutar, Đhsan Baran, Asif Güneꢀ,
Hasan Süsli ve Murat Salur’un on iki yıl altı aydan fazla ve diğer baꢀvuranların ise on iki yıl
beꢀ aydan fazla tutuklu kaldıklarını tespit etmektedir. AĐHM, benzer durumları daha önce
incelediğini ve hemen hepsinde AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiğine
hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Dereci
davası, no 77845/01, prg. 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Taciroğlu davası,
no 25324/02, prg. 18-24, 2 ꢁubat 2006). Hükümetin farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak
herhangi bir olgu ya da argüman ortaya koymadığını tespit eden AĐHM, mevcut davada
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayalı ꢀikâyetle ilgili olarak Hükümet, tutukluluk
halinin yasallığını denetlemek amacıyla öngörülen itiraz yolunun etkin olduğunu
yinelemektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, geçmiꢀte buna benzer birçok davada ceza
mahkemelerinin – mevcut davada olduğu gibi - basmakalıp gerekçelerle bir baꢀvuranın
tutukluluk halinin devamına karar vermesinin, hem 5. maddenin 3. paragrafının ihlal edildiği
sonucuna varılmasına neden olan en önemli unsurlardan birini teꢀkil ettiğini ve hem de bu
gerekçelere karꢀı çıkmak için öngörülen itiraz yolunun düꢀük baꢀarı ihtimali vaat ettiğini
açıkça gösterdiğini hatırlatmaktadır (Koꢀti ve diğerleri, ilgili bölüm). Ayrıca AĐHM, birçok
defa, hukuki nitelikten yoksun ve özgürlükten mahrum bırakmada usule iliꢀkin teminatları
sunmayan böylesi bir yargılamanın 5. maddenin 4. paragrafındaki gereksinimleri yerine
getirmediğine hükmetmiꢀtir. AĐHM, özellikle bu yargılamanın hem çeliꢀik olması ve hem de
her durumda iddia makamı ile tutuklu arasında « silahların eꢀitliği»’ni garanti etmesi
gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca, ilgili ꢀahsın bizzat veya avukatı aracılığı ile kamuya açık
bir duruꢀmada bu yargılamaya katılması sağlanmalıydı (bakınız, Türkiye aleyhine Bağrıyanık
davası, no 43256/04, prg. 51, 5 Haziran 2007, bu sorunun tüm sistemi etkileyen niteliğiyle
ilgili olarak bakınız Türkiye aleyhine Cahit Demirel davası, no 18623/03, prg. 44-48, 7
Temmuz 2009). Mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek hiçbir unsur göremeyen
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiğine hükmetmektedir.
III. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, davalarının makul süre içerisinde sonuçlandırılmadığından ve aynı zamanda
haklarında yürütülen ceza yargılaması süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun
bulunmadığından ꢀikâyetçi olmakta ve bu baꢀlık altında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta
bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranların hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde söz
konusu yargılama süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını kaydetmekte ve iç hukuk
yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümete göre, ilgili ꢀahıslar, Adalet Bakanlığı
4