CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÜMĐT IIK -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 10317/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10317/03) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Ümit Iık’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 31 Ocak 2003 tarihinde Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1975 doğumludur. Đꢀbu bavurunun yapıldığı tarihte, bavuran, Batman  
Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.  
Taraflarca aktarıldığı ekli ile dava konusu olaylar u ekilde özetlenebilir:  
A. Bavuranın önceki sağlık durumu  
5 Temmuz 1992 tarihinde, yüksek bir yerden düen bavuran, Ege Üniversitesi Tıp  
Fakültesi’ne kaldırıldı. Đzleyen 13 Temmuz günü, bavuran, post travmatik epilepsi tehisi ile  
hastaneden ayrılmıtır. Bavuran, sırasıyla 17 Ağustos 1992 ve 11 ubat 1993 tarihlerinde  
sözkonusu tehisi doğrulayan tomografi ve elektroansefalografi muayenelerinden  
geçirilmitir.  
B. Yakalanma ve gözaltına alınma  
9 Haziran 1994 tarihinde, PKK’nın eylemlerine yönelik olarak yürütülen soruturma  
çerçevesinde bavuran yakalanmıve gözaltına alınmıtır.  
15 Haziran 1994 tarihinde, bavuran adli tabipler tarafından muayene edilmive adli tabipler  
bavuranın vücudunda hiçbir darp izine rastlanmadığı sonucuna ulalardır.  
Bavuran, ertesi gün, Tatvan ilçesinde bazı olaylara katıldığı hususunda sorgulanmak üzere  
Tatvan Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilmitir. Bavuran, Tatvan Sağlık Merkezi’nde bir  
doktor tarafından muayene edilmive doktor bavuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine  
rastlamamıtır.  
Đzleyen 18 Haziran günü, bavuran, R.Y. ve K.A. ile yüzletirilmitir. 3 Temmuz günü,  
bavuran, PKK adına ilediği besuçun ilendiği yerleri polise göstermive ardından ilgili  
tutanakların tamamını imzalamıtır. Ertesi gün, bavuran diğer yedi üpheli ile yapılan ikinci  
bir yüzletirmeye katılmıtır.  
Soruturmalar, bavuranın PKK adına gerçekletirilen eylemlere katıldığını kabul ettiği  
ifadesini imzaladığı tarih olan 5 Temmuz 1994 tarihine kadar devam etmitir.  
Aynı tarihte düzenlenen adli tıp raporuna göre, bavuranın vücudunda hiçbir darp izine  
rastlanmamıtır. Oysa bavurana göre, bavuran ikence altına itirafta bulunmaya zorlanmıꢀ  
ölümle tehdit edilmi: gözleri bağlıyken, testisleri sıkılmı, kollarından asılmı, birçok kez  
karanlıkta çıplak aç ve susuz bırakılmıtır.  
5 Temmuz 1994 tarihinde bavuran Tatvan Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmitir. PKK  
ile olan bütün bağlantılarını inkâr eden bavuran polise vermiolduğu ifadelerin «baskı»  
altında verildiğini beyan etmi, bununla birlikte PKK militanları tarafından yapılan baskı  
korkusuyla bombalı bir saldırıya karığını kabul etmitir.  
Bavuran aynı gün Tatvan sulh hakimi önüne çıkmıtır. Burada cumhuriyet savcısı karısında  
söylediklerini tekrar eden bavuran sözkonusu saldırıya karığı ifadesini geri çekmitir.  
Sulh hakimi bavuranın tutuklanmasına karar vermi, böylece adı geçen Batman Cezaevine  
gönderilmitir.  
C. Đtham etme ve açılan dava  
15 Temmuz 1994 tarihinde Diyarbakır 4 no’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (4 no’lu DGM)  
Cumhuriyet Savcısı eski TCK’nın 125. maddesinde yer alan suçlar kapsamında bavuranı ve  
diğer sekiz kiiyi ulusal toprak bütünlüğünü yıkmayı hedef alan bölücü terörist saldırılar  
düzenlemekle itham etmive ölüm cezasının uygulanmasını talep etmitir.  
Bavuran o dönemde aralarında askeri bir hakimin de bulunduğu 4 no’lu DGM önüne ilk kez  
1 Aralık 1994 tarihinde çıkarılmıtır. Bavuran «ikence» altında verdiği gerekçesiyle polise  
verdiği ifadeyi geri çekmi, arama, yüzletirme ve olay yeri tutanaklarının ve aleyhte elde  
edilen delillerin içeriğine itiraz etmitir.  
4 no’lu DGM kararını vermeden evvel yirmi üç duruma düzenlemi, bunlar sırasında  
bavuranın avukatı müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmitir. Bütün serbest bırakılma  
talepleri « atılı suçun niteliği ve delillerin durumu» göz önünde bulundurularak reddedilmitir.  
26 ubat 1998 tarihinde özellikle bavuranın 5 Temmuz 1994 tarihli sözkonusu ifadesine,  
E.Y. ve B.Ç.’nin aynı olaylara değin Diyarbakır 3 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi (3  
no’lu DGM) önünde verdikleri ifadelere dayalı olarak esas hakimleri bavuranı suçlu bulmuꢀ  
ve ölüm cezasına çarptırmı, bu cezayı daha sonra müebbet hapis cezasına çevirmitir.  
Diğer sekiz sanık serbest bırakılmıtır.  
Yargıtay 11 Mart 1999 tarihinde soruturmanın tamamlanmadığı ve yeterli bir gerekçenin  
bulunmadığını belirterek bu kararı bozmutur. Yargıtay kararında bilhassa bavuranın davası  
ile E.Y. ve B.Ç.’nin davası arasındaki bağa dikkat çekerek her iki dosyanın birlikte  
incelenmesini istemitir.  
22 Haziran 1999 tarihinde 4390 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıve Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinde bulunan askeri hakimlerin yerini sivil hakimler almıtır.  
1 Temmuz 1999 tarihinde, Yargıtay kararına uygun olarak, bavuranın davası 3 No’lu Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nde süren bir dava ile birletirilmitir.  
Sözkonusu tarihten itibaren 3 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, on bir duruma  
gerçekletirmitir. “Atılı suçun niteliği ve kanıtların durumunu” göz önüne alarak, bavuranın  
serbest bırakılması her seferinde reddedilmitir.  
19 Ekim 2000 tarihinde, bundan böyle sadece sivil hakimlerden oluan, 3 No’lu Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, bilahare bavuran tarafından geri çekilmesine rağmen yapmıolduğu  
farklı beyanların, bavuranın E.Y. ve B.Ç. ile ibirliği içinde olduğunu ortaya koyduğu  
gözleminde bulunarak bavuranı yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum etmitir.  
13 Haziran 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay, sözkonusu hükmü bozmutur. Bavuranın ciddi  
bir epilepsi hastalığının bulunduğunu gözlemleyen Yargıtay, esas hakimlerinden öncelikle  
bavuranın cezai ehliyetinin aratırılmasını istemitir.  
24 Ocak 2002 tarihli durumada, 3 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Đstanbul Adli Tıp  
Kurumu’ndan sözkonusu soruna ilikin rapor hazırlamasını istemitir.  
24 Ekim 2003 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, hiçbir zeka geriliği göstermeyen bavuranın  
mevcut davada atılı olayların meydana geldiğinde cezai olarak sorumlu olması gerektiği  
sonucuna ulatır.  
25 Mart 2004 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Cezaevi’ne nakledilmitir. Đzleyen 5 Nisan  
tarihinde, cezaevi müdürü, cezaevi savcılığından bir mektupla, aralarında bavuranın da  
bulunduğu hasta tutukluların hastaneye acilen nakli için yapılan her bavuruya acilen cevap  
verebilmek amacıyla sözkonusu ilde bulunan acil servislerin haberdar edilmesini talep  
etmitir.  
16 Haziran 2004 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemelerin kaldırılmasını öngören 5190 sayılı  
yasa yürürlüğe girmitir. Sonuç olarak, bavuranın dosyası, Diyarbakır 6 No’lu Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne havale edilmitir. Sözkonusu mahkeme, ilk durumasını, 25 Ağustos 2004  
tarihinde gerçekletirmitir.  
6 Ekim 2004 tarihinde, Diyarbakır Cezaevi doktoru, bavuranın durumuna ilikin bir rapor  
sunmutur.  
Ağır ceza mahkemesi 21 Ekim 2004 tarihli durumada hazırlanan sağlık raporunu incelemiꢀ  
ve «Atılı suçun niteliği ve delillerin durumu» gibi hususları göz önünde bulundurarak  
bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir. Mahkeme 18 Kasım tarihli  
durumada da aynı ekilde karar vermitir.  
19 Kasım 2004 tarihinde Diyarbakır Cezaevi doktoru savcılıktan bavuranın sağlık  
durumunun cezaevi koulları ile bağdaıp bağdamadığının incelenmesini talep etmitir.  
Savcılık bunun üzerine 13 Aralık 2004 tarihinde bavuranı Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne  
göndermitir.  
16 Aralık 2004 tarihinde Ağır ceza mahkemesi 24 Ekim 2003 tarihli sağlık raporu ıığında  
bavuranın cezai ehliyetinin olup olmadığının incelenmesi için ikinci bir inceleme yapılmasını  
istemitir.  
Bu duruma sonunda bavuranın tutuklu bulunduğu süreyi ve sağlık durumunu göz önünde  
bulunduran hakimler bavuranın serbest bırakılmasına karar vermitir. Bavuran aynı gün  
serbest kalmıtır.  
Dava dosyasından 10 ubat ve 31 Mart 2005 tarihlerini takip eden iki duruma arasında esas  
hakimlerinin talebi üzerine adli tıp kurumu cezai ehliyetinin olup olmadığının tespiti ve nihai  
tehis için bavuranın Đstanbul Çapa Üniversitesi Hastanesi nöroloji servisine gönderildiği  
anlaılmaktadır.  
8 Kasım 2007 ve 17 Ocak 2008 tarihli durumalar sözkonusu raporun sonucunu beklemekle  
geçmitir. Rapor dava dosyasına konulmuve 29 Mayıs 2008 tarihli durumada okunmutur.  
Adli tıp hekimlerine göre bavuran cezasını çekmeye elverili bulunmaktadır.  
11 Eylül ve 20 Kasım 2008 ve 26 ubat ve 2 Nisan 2009 tarihlerindeki müteakip durumalar  
usule ilikin sorunların incelenmesine dairdir.  
Daha sonraki bir tarihte AĐHM’ye Ağır ceza mahkemesindeki son durumanın 17 Aralık  
2009’da yapıldığını ve bir sonraki duruma tarihinin 4 Mart 2010 olarak tespit edildiği bilgisi  
verilmitir.  
Yargılamanın halen derdest olduğu sonucuna ulaılmaktadır.  
D. Bavuranın sağlık durumunun takibinin özeti  
Dosyaya eklenen çok sayıdaki sağlık belgelerinden özellikle kiisel sağlık fii ve reçetelerden  
Batman, Siirt ve Diyarbakır cezaevlerindeki tutukluluğu boyunca bavuranın düzenli olarak  
cezaevi doktorları tarafından muayenelerinin yapıldığı ve birçok kez nörolojik muayeneler  
için farklı hastanelere kabul edildiği ve/veya buralarda kaldığı sonucuna ulaılmaktadır.  
Ocak 1997 ve 27 Ekim 1998 tarihlerinde gerçekletirilen muayenelerin sonucunda, Gaziantep  
Devlet Hastanesi sağlık kurulu, bavuranın subkortikal yapıdan kaynaklı post travmatik  
epilepsi hastalığına yakalandığı sonucuna ulatır. Sözkonusu tehis, Av. Cengiz Gökçek  
Devlet Hastanesi’nin 31 Temmuz ve 21 Ağustos 2001 tarihli raporları ile doğrulantır.  
Doktorlar, yaı ileri olmadığı için bavuranın iyileme ansının bulunduğuna kanaat  
getirmilerdir. Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Bölümü, 5 Nisan  
2002 tarihli raporunda, bavuranın antiepileptik tedavisine rağmen, günde dört veya bekriz  
geçirmeye baladığını gözlemlemektedir. 7 ve 26 Haziran 2002 tarihleri arasında, bavuran,  
Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Bölümü’nde yatırılarak takip  
edilmive burada bavuranın üç kere arka arkaya bir kere de ayrı olmak üzere frontal tip kriz  
geçirdiği gözlemlenmitir. 9 Ağustos 2002 tarihinde, Đstanbul Adli Tıp Kurumu, bavuranın  
epilepsi olduğunu kabul etmitir.  
25 Mart 2004 tarihinde, Diyarbakır Cezaevi’ne nakledilene kadar, bavuran, Gaziantep  
Üniversitesi Tıp Fakültesi ahinbey Hastanesi’nde düzenli olarak kontrol edilmitir;  
sözkonusu tarihin ardından serbest bırakılana kadar ise ayda iki kez Dicle Üniversitesi Tıp  
Fakültesine gitmitir.  
AĐHM, bavuranın halihazırdaki durumu hakkında bilgilendirilmemitir.  
HUKUK  
I. DAVANIN KONUSU  
Bavuran bütün gözaltı süresi boyunca ikence gördüğünden ikayetçi olmakta ve ikence  
failleri hakkında herhangi bir takibat balatılmağını iddia etmektedir. Bavuran tüm bu  
iddiaları karısında ilk derece mahkemesinin ve Yargıtay’ın kayıtsız kaldığını öne sürerek  
AĐHS’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Bavuran ilerleyen hastalığına rağmen tutukluluk halinin devam etmesinin ve gerekli  
tedavinin yapılmamasının 3. maddenin ayrı olarak ihlalini oluturduğunu iddia etmektedir.  
Bavuran ayrıca tutukluluğunun gözaltında ikence altında verdiği itiraflara dayandığını ileri  
sürerek AĐHS’nin 5/1 c) maddesinin özü itibariyle ihlal edildiğinden yakınmaktadır.  
AĐHS’nin 5/3 maddesini öne süren bavuran gözaltı süresinin uzunluğunun makul  
olmadığından ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran AĐHS’nin 6/1 maddesi bağlamında bir yanda halen devam eden davanın süresinin  
aırı uzunluğundan, öte yandan davasına bakan ve bünyesinde askeri bir hakimi barındıran  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından  
ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran son olarak tutukluluk halinin 6/2 maddesinde öngörülen masumiyet karinesi  
ilkesinin ihlaline yol açtığını öne sürmektedir.  
AĐHM bavuranın 3. madde hükmü ile bağlantılı olarak değerlendirilmesi gereken nakdi  
tazminatın kendisine ödenmediğinden hususi olarak ikayetçi olmadığı göz önünde  
bulundurulduğunda, yapılan bu ikayetin AĐHS’nin 13. maddesi alanına girdiğini ve 3.  
maddenin yalnızca usul bakımından inceleneceğini kaydetmektedir (Bkz. örneğin Fahriye  
Çalıkan-Türkiye no: 40516/98, 2 Ekim 2007, Ölmez-Türkiye no: 39464/98, 20 ubat 2007 ve  
Öneryıldız-Türkiye no: 48939/99).  
II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
A. Tarafların görüleri  
Hükümet AĐHS’nin 3. maddesi hakkındaki ikayetin ilk kısmı ile ilgili olarak bavuranın Türk  
hukukunda öngörülen idari ve hukuki tazminat bavuru yollarını kullanarak herhangi bir  
ikayette bulunmaması doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır.  
Hükümet, her ne ekilde olursa olsun, bavurunun gecikmeli olarak yapıldığını  
savunmaktadır. Hükümet, ilk kez 1 Aralık 1994 tarihli durumada kötü muamele iddiasında  
bulunan bavuranın sözkonusu tarihten itibaren kısa bir süre içerisinde ikayetine yol açan  
hususta hiçbir gelimenin meydana gelmediğini fark etmiolması ve sonuç olarak sözkonusu  
andan itibaren ilemeye balayacak altı ay süresi içerisinde AĐHM’ye bavuruda bulunmuꢀ  
olması gerektiğini ortaya koymaktadır; oysa bavuran AĐHM’ye bavuruda bulunmak için  
dokuz yıl beklemitir.  
Bavuran, 30 Aralık 2005 tarihli cevaben sunduğu görülerinde, 14 Mayıs ve 10 Ekim 2005  
tarihlerinde iletilen yazılara atıfta bulunmaktadır. Ancak sözkonusu yazılar, Hükümet  
tarafından sunulan soruları yanıtlamamaktadır.  
B. AĐHM’nin takdiri  
AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında düzenlenen ilk ikayetlerle ilgili olarak, AĐHM, iç hukuk  
yollarının tüketilmesi koulu kapsamında yapılan itiraz üzerinde çok durmaya gerek olmadığı  
kanaatindedir zira AĐHM –Hükümet gibi- bu bağlamda bavurunun gecikmeli olarak  
yapıldığını gözlemlemektedir.  
AĐHM, 5 Temmuz 1994 tarihinde, gerek Savcı gerekse hakim karısında bavuranın  
ifadesinin “baskı” altında alındığını iddia ettiğini kaydetmektedir. Bu nedenle bavuranın  
sözlü olarak ikayette bulunduğu yani teorik olarak konuya ilikin yeterli bavuru yolunu  
kullanğı değerlendirmesinde bulunulabilir. Ancak savcı ve hakim hiçbir ekilde harekete  
geçmemitir. Bilahare 1 Aralık 1994 tarihli durumada, bavuran 4 No’lu Devlet Güvenlik  
Mahkemesi karısında, ifadesinin “ikence” altında alındığını ifade etmiyine de esas  
hakimleri de konu ile ilgili olarak harekete geçmemilerdir.  
Mevcut davada ilgili içtihat ıığında, (bkz, diğerleri arasından, Enver Gündüz vd- Türkiye,  
bavuru no: 31249/96, 19 Ekim 1999, Đpek-Türkiye, bavuru no: 29283/95, 29 Ağustos 2000,  
Hamza Yılmaz-Türkiye, bavuru no: 46732/99, 1 Nisan 2003 ve Kutbettin Baran, bavuru no:  
46777/99, 10 Mayıs 2005) bavuranın ikayetleri karısında, kötü muamele iddialarına ilikin  
hiçbir sonuç içermediğinden 26 ubat 1998 tarihli kararın tefhim edildiği andan itibaren  
açıkça ortaya konan hakimlerin pasif tutumlarının ilk derece mahkemesindeki yargılama  
boyunca giderek belirgin hale geldiği değerlendirmesinde bulunmak gerekmektedir. Davanın  
sözkonusu safhasında, bavuranın, uygulamada kendisine sunulan bavuru yolunun  
etkisizliğini görmezden gelemeyeceği ve sonuç olarak sözkonusu tarihten itibaren ilemeye  
balayacak altı ay süresi içerisinde AĐHM’ye bavuruda bulunmuolması gerektiği sonucuna  
ulaılmaktadır.  
Bavuran bu sürenin ilemesini askıya alacak herhangi bir koulu öne sürmediğinden, AĐHM  
mevcut bavurunun 31 Ocak 2003 tarihinde yapıldığı ve sözkonusu ikayetlerin gecikmeli  
olarak dile getirildiği sonucuna varmaktadır.  
Aynı durum 5/1 c) maddesi hakkındaki ikayet için de geçerli olmaktadır, zira eletiri konusu  
edilen karar 5 Temmuz 1994 tarihine dek uzanmaktadır ki Hükümet bu durumda resen  
incelense bile bavurunun bu bölümünün herhangi bir etkisi olmayacağından altı ay kuralı ile  
ilgili itirazda bulunmamaktadır (Bkz. Talat Tunç-Türkiye no: 32432/96, 1 Nisan 2003 ve  
Michael Joseph Walker-Birleik Krallık no: 34979/97).  
Bavurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35/1 ve 4. maddelerine dayalı olarak reddedilmesi  
gerekmektedir.  
Bavuranın sağlık durumunun cezaevi koulları ile bağdamadığı yönündeki itirazın ikinci  
bölümüne ilikin AĐHM öncelikle bu konudaki yerleik içtihadından ileri gelen genel  
prensiplere atıfta bulunmaktadır (Bkz. sözü edilen Hüseyin Yıldırım; Kudla-Polonya no:  
30210/96; Đlhan-Türkiye no: 22277/93; Tekin Yıldız-Türkiye no: 22913/04, 10 Kasım 2005;  
Mouisel-Fransa no: 67263/01, Price-Birleik Krallık no: 33394/96 ve Farbtuhs-Letonya no:  
4672/02, 2 Aralık 2004)  
Hükümet bu konuda (Papon-Fransa (no 1) no: 64666/01 ve Mirco Martinelli-Đtalya no:  
68625/01, 24 Ocak 2006 ve Herczegfalvy-Avusturya 24 Eylül 1992) kararlarına atıfta  
bulunmakta ve tutukluluk süresi boyunca bavuranın gerek ceza ve tevkif evleri kurumlarında  
gerekse en iyi hastanelerde gerekli bütün tıbbi bakımdan yararlandığını savunmaktadır.  
Ayrıca bavuran yasanın cezaevi yaamı için öngördüğü bütün kolaylıklardan istifade  
etmitir. Hükümet bavuranın kendisine uygulanan tedavinin hangi ölçüde eksik ya da  
yetersiz olduğunu ortaya koymadığını da eklemektedir.  
AĐHM bavuranın hiçbir surette daha önce öne sürmüolduğu argümanını destekleyecek bir  
çaba içine girmediğini not etmektedir. Cezaevinin maddi koullarının, sağlanan tıbbi bakımın  
niteliğinin ve bunların mahkumiyet ile bağdaıp bağdamadığı yönündeki bavuranın savının  
dava dosyasına eklenen çok sayıda sağlık raporu ile çürütüldüğünü ifade etmektedir (Bkz.  
örneğin, sözü edilen Mouisel).  
AĐHM ayrıca dava dosyasında cezaevi yönetimlerinin bavuranda görülen epilepsinin cezaevi  
ortamı ile bağdaıp bağdamadığını dikkate almalarını gerektirecek veyahut ilgili sağlık  
kurumlarında çeitli müdahalelerin yapılmasını zorunlu kılacak bir durumun olduğunu  
gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır; kaldı ki bavuranın özel bu durumu tutuklu  
bulunduğu müddetçe ve en azından 6 Ekim 2004 tarihine dek değiiklik göstermemitir.  
Sözkonusu tarihte, kesinlikle, Diyarbakır Cezaevi doktoru, bavuranın gittikçe artan çok  
sayıda ve öngörülemez krizler geçirirken cezaevinin, kiisel gereklilikleri yeterli ekilde  
karılayacak imkânlarının bulunmadığını belirterek, bavuranın sağlık durumu ile cezaevi  
yaamının uygunluğuna ilikin kaygılarını yetkililere bildirmitir. Bu bağlamda AĐHM,  
sözkonusu bilgilerin esas hakimleri tarafından değerlendirilmesinin ardından çok kısa bir süre  
sonra bavuran serbest bırakıldığını gözlemlemektedir.  
Olayların tamamını değerlendirmesinin ardından, AĐHM, bavuranın tutukluluk koullarının,  
AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girmesi için yeterli ciddiyet seviyesine ulaacak derecede  
olmadığını kabul ederek mevcut davada, ulusal makamların, bavuranın fiziksel ve ruhsal  
bütünlüğünü koruma zorunluluğuna riayet ettiği değerlendirmesinde bulunmak gerektiği  
kanaatindedir (sözü edilen Kudla; Sakkopoulos-Yunanistan, bavuru no: 61828/00, 15 Ocak  
2004; bkz özellikle sözü edilen Papon (no:1) ve Mario Aronica-Almanya, bavuru no:  
72032/01, 18 Nisan 2002).  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bavurunun sözkonusu kısmı açıkça  
mesnetten yoksundur.  
Sözkonusu sonuç, bavuranlar, ihtilaflı yargılamanın, Diyarbakır 6 No’lu Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde halen derdest olduğunu belirttiklerinden Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası için de geçerlidir.  
Nitekim sözkonusu koullarda, AĐHM, hiçbir ekilde esas hakimlerinin nihai kararları veya  
olası temyiz sonucu hakkında spekülasyonda bulunamayacağından, mevcut davada ortaya  
konan sorunla ilgili içtihadı göz önüne alındığında (Katar, Özcan ve Aytu-Türkiye, bavuru  
no: 40994/98, 13 Haziran 2002 ve Öcalan-Türkiye, bavuru no: 46221/99) yargılamanın  
bütünün inceleyecek durumda değildir.  
Dolayısıyla bavurunun sözkonusu kısmı “zamanından önce” yapılmıtır (bkz, örneğin Murat  
Satık, Nuran Çamlı, Fahriye Satık ve Recep Mara– Türkiye bavuru numaraları: 24737/94,  
24739/94, 24740/94 ve 24741/94, 13 Mart 2001) ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
Buna karın, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen hiçbir kabuledilemezlik unsuru  
içermeyen bavuranın diğer ikayetlerini kabul etmektedir.  
III. ESASA DAĐR  
A. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet bavuran hakkında yapılan ithamlar dikkate alındığında hakimlerin adı geçenin  
adaletten kaçmaya ve/veya aleyhteki delilleri yok etmeye çabaladığı gibi bir izlenime  
kapılmalarında haklı oldukları kanısındadır ve tutukluluk halinin 5/3 maddesinde yer alan  
zorunlulukları karıladığını savunmaktadır. Hakimler bavuran tarafından yapılan bütün  
serbest bırakılma taleplerini bu kararı verdikleri 16 Aralık 2004 tarihinden evvel gerektiği gibi  
incelemi, herhangi bir aksama olmamıtır.  
Bavuran adaleti yanıltmakla veya adaletten kaçmakla itham edildiğini oysa epilepsi gibi  
sakatğa yol açan bir hastalıktan muzdarip olduğundan yakınmaktadır.  
2. AĐHM’nin takdiri  
Uzun süren tutukluluk halinin inceleneceği dönem ile ilgili olarak mahkemenin yerleik  
içtihadına göndermede bulunan (Bkz. özellikle, Solmaz-Türkiye no: 27561/02, Baltacı-  
Türkiye no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve ayık vd.-Türkiye no: 1966/07, 9965/07, 35245/07,  
35250/07, 36561/07, 36591/07 ve 40928/07, 8 Aralık 2009) AĐHM, bu bavuruda göz önünde  
bulundurulması gereken ilk dönemin 9 Haziran 1994 ve 26 ubat 1998, ikinci dönemin 11  
Mart 1999 ve 19 Ekim 2000 ve üçüncü dönemin ise 13 Haziran 2001 tarihleri arasında  
balayıp bavuranın serbest bırakıldığı 16 Aralık 2004 tarihinde sona erdiğini  
gözlemlemektedir.  
Suç unsurunu tekil eden tutukluluğun toplam süresi sekiz yıl dokuz ay ve yirmi sekiz gündür.  
Bavurana yapılan ithamların ciddiyetin ayırımında olan AĐHM, bu bavuruda Hükümet  
tarafından öne sürülen firar etme ve adaleti engelleme risklerinin neler olduğu konusunu  
anlamakta güçlük çekmektedir, üstelik böylesi bir tehlike olmamasına karın esas hakimleri  
neredeyse birbirinin aynısı basmakalıp ifadelerle bavuranın serbest bırakılma taleplerini  
reddetmitir (Bkz. diğer birçokları arasında, Temel Takın-Türkiye no: 40159/98, 30 Haziran  
2005 ve Çayan Bilgin-Türkiye no: 37912/04, 8 Aralık 2009).  
AĐHM daha önce incelenen bu kararlarda varmıolduğu sonucun dıına çıkılmasını  
gerektirecek herhangi bir neden görememekte, bavurana uygulanan tutukluluk süresinin  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmaktadır (Bkz. örneğin Dereci-  
Türkiye no: 7845/01, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 ubat 2006 ve  
Bağrıyanık-Türkiye no: 43256/04, 5 Haziran 2007).  
B. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
1. Tarafların iddiaları  
Bavuran, halen derdest olan dava süresinin uzun olmasından ikayetçidir.  
Hükümet, öncelikle, çok sayıda terör eylemleri ile suçlanan dokuz sanık bulunduğu gerekçesi  
ile mevcut davanın karmaıklığına ilikin argümanını sunmaktadır.  
Hükümet’e göre, dava süresinin uzamasına, adaletin tecelli etmesi çerçevesinde göz ardı  
edilemez üç etken neden olmutur: 3 ve 4 No’lu Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
arasındaki bilgi değiimi, 11 Mart 1999 tarihli Yargıtay kararı uyarınca iki dava dosyasının  
birletirilmesi ve bavuranın cezai ehliyeti ve tutukluluk haliyle bavuranın sağlık durumunun  
uygunluğunun belirlenmesi.  
Bununla birlikte Hükümet’in görüüne göre, adli tatil nedeniyle geçen iki dönem dıında  
hakimler hiçbir eylemsiz dönemle suçlanamazlar; hakimler en fazla iki ayda bir düzenli  
olarak duruma gerçekletirmive adil yargılanmanın sağlanması için gerekli tedbirleri  
almılardır. Buna karın, mahkeme makamını protesto etmek amacıyla altı durumaya bilinçli  
olarak katılmayan müvekkili gibi bavuranın avukatı da dava süresinin uzamasına yol açacak  
bir dizi savunma istemitir.  
2. AĐHM’nin takdiri  
Dikkate alınacak dönem 9 Haziran 1994 tarihinde balamıtır ve taraflarca sunulan son  
bilgilere göre halen devam etmektedir. Yargılama süresi halihazırda, yaklaık on beyıl sekiz  
ay on begünden fazla sürmütür. Böyle bir süre prima facie çok uzundur (bkz, sözü edilen  
ayık ve diğerleri, Arıkan-Türkiye, bavuru no: 14071/04, 1 Aralık 2009 ve A. Yılmaz-  
Türkiye, bavuru no: 10512/02, 22 Temmuz 2008).  
Đçtihadından doğan kriterler göz önüne alındığında (bkz, sözü edilen Pélissier ve Sassi-  
Fransa, bavuru no: 25444/94) AĐHM, diğer sekiz sanığın serbest bırakıldığı 26 ubat 1998  
tarihinden itibaren mevcut davada bavuran tek sanık olduğundan, ihtilaflı yargılamanın sayısı  
nedeniyle değil de ilenen suçların sayısı nedeniyle organize suça özgü belli bir karmaıklığı  
olduğunun kabuledilebileceği kanaatindedir.  
Nitekim AĐHM’ye göre, böyle bir süre, bavuranın birkaç durumaya katılmaması veya  
avukatını u ya da bu yolla bir savunma tercih etmesi gibi davaya özgü tek bir karmaıklıkla  
açıklanamaz (bkz, mutatis, mutandis, Reinhardt ve Slimane-Kaid-Fransa, 31 Mart 1998).  
Hakimlerin sürenin uzamasına neden olan tutumları ile ilgili olarak, AĐHM, Hükümet  
tarafından sürülen üç etkenin, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca adaletin iyi tecelli etmesi ilkesi  
açısından haklı görülebileceğini kabul etmektedir ancak mevcut davada, 16 Aralık 2004  
tarihine kadar bavuranın özgürlüğünden yoksun bırakılması göz önüne alındığında  
(Kalachnikov-Rusya, bavuru no: 47095/99, Gezici ve Đpek – Türkiye, bavuru no: 71517/01,  
10 Kasım 2005 ve sözü edilen ayık ve diğerleri), sözkonusu ilkenin gereklilikleri ile  
ivedilikle sonuçlanma gereklilikleri arasında adil bir dengenin hüküm sürmesi gerekirdi  
(mutatis, mutandis, Neumeister-Avusturya, 27 Haziran 1968 ve Boddaert-Belçika, 12 Ekim  
1992).  
Sonuç olarak AĐHM, “makul süre” gerekliliği göz önüne alındığında AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
C. AĐHS’nin 6/2 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
Bavuran, AĐHS’nin 5/3 maddesi kapsamında ileri sürdüğü aynı gerekçelerle AĐHS’nin 6/2  
maddesinin ihlalinden de ikayetçidir.  
Hükümet sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır.  
Dava konusu olayların ve taraflar tarafından sunulan argümanların tamamı göz önüne  
alındığında, AĐHM, AĐHS’nin 5. ve 6. maddeleri kapsamında ortaya konan esas hukuki  
sorunu incelediğinden, sözkonusu ikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bkz,  
Kamil Uzun-Türkiye, bavuru no: 37410/97, 10 Mayıs 2007).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, on bir yıl boyunca gerek kiisel gerekse sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını karılan ailesinin  
yapmıolduğu masraflar için 50.000 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Ayrıca bavuran,  
yıllar boyunca maruz kaldığı acılardan dolayı 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaların, mesnetsiz, belgelere dayanmayan ve aırı olduğu  
kanaatindedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlallerle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı  
görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın AĐHM, bavurana 15.000  
Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir. Ayrıca AĐHM, kendisine sunulan  
belgelere göre davanın halen derdest olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM, böyle bir durum  
sözkonusu olduğunda, tespit edilen ihlalin giderilmesi için en uygun yolun, adil yargılanma  
hakkının gereklerini yerine getirerek mümkün olduğunca ivedi bir biçimde davanın  
sonlandırılması olacağı kanaatindedir (bkz, örneğin, Arıkan-Türkiye, bavuru no: 14071/04, 1  
Aralık 2009, Yakıan-Türkiye, bavuru no: 11339/03, 6 Mart 2007 ve sözü edilen ayık ve  
diğerleri).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve gideri için 7.000  
Euro ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve gideri için 3.600 Euro talep  
etmektedir. Ulusal mahkemeler önünde yapmıolduğu harcamalar ile ilgili olarak, bavuran,  
altmısaatlik avukatlık çalıma saatine (saati 100 Euro’dan 6.000 Euro), on kere yer  
değitirmesi nedeniyle ortalama 500 Euro tutan meblağa ve kırtasiye masrafları olarak ödenen  
500 Euro’ya ilikin bir not sunmaktadır. AĐHM önünde yapmıolduğu harcamalar ile ilgili  
olarak, bavuran, otuz saatlik avukatlık ücretini (yaklaık 3.000 Euro), 200 Euro’luk posta  
ücretini ve 100 Euro’luk çeviri masraflarını belirtmektedir. Talebine 120 TL tutarında  
kırtasiye, 106,20 TL tutarında çeviri ve 205 TL tutarında yakıt masrafı eklemektedir.  
Hükümet, AĐHM’ye, makul olmadığına ve belgelerle desteklenmediğine hükmettiği  
sözkonusu talepleri reddetme çağrısında bulunmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, sahip olduğu belgelerin ve yukarıda sözü edilen kriterlerin tamamı göz önüne  
alındığında, AĐHM, ulusal mahkemeler önündeki yargılama masraf ve giderlere ilikin talebi  
reddetmekte ve AĐHM önündeki yargılama masraf ve gideri için bavurana Avrupa Konseyi  
tarafından adli yardım olarak ödenen 850 Euro düülerek 1.500 Euro ödenmesinin uygun  
olacağına kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, AĐHS’nin 5/3 (tutukluluk süresi), 6/1 (yargılama süresi) ve 6/2  
(masumiyet karinesi) maddeleri kapsamında yapılan ikayetlere ilikin kısmının  
kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/2 maddesi kapsamında yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı  
Devlet tarafından bavurana her türlü vergiden muaf tutularak 15.000 Euro (on bebin  
Euro) manevi tazminat ve Avrupa Konseyi tarafından bavurana ödenen 850 Euro  
ürülerek 1.500 Euro (bin beyüz Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;  
6.  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.