C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AYGÜL - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 43550/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Haziran 2009  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009 Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve  
İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Galip Aygül (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 15 Ekim  
2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 43550/04 numaralı  
bavuru sonucu bu dava görülmektedir  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
E. Kanar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1970 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
29 Eylül 1992 tarihinde, güvenlik güçlerinin teröristlere karı düzenlediği bir operasyonda  
bavuran polisle çatımaya girmitir. Bavuran Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi ekipleri tarafından yaralı olarak ele geçirilmive 19 Ekim 1992 tarihinde  
tutuklantır.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 8 Ocak 1993 tarihinde  
aralarında bavuranın da yer aldığı on yedi kii hakkında yasadıı bir örgütün mensubu olmak  
ve Devletin Anayasal düzenini yıkmaya teebbüs etmek suçlarından dava açmıtır. Savcı  
sanıkları 1989 ve 1992 yılları arasında meydana gelen ve bunlar arasında silahlı saldırı, polis  
karakollarına ve araçlarına roketle saldırı ve silahlı soygun suçlarının da yer aldığı yetmialtı  
eylemi ilemekle itham etmitir. Bu dava daha sonra çeitli mahkemelerde görülen ondan  
fazla ceza davası dosyası ile birletirilmitir. Bu çerçevede birçok tanık dinlenmi, özellikle  
balistik ve grafoloji olmak üzere çok sayıda bilirkii incelemesi yapılmıtır.  
Yargı süreci boyunca bazı sanıklar beraat etmi, bazıları ise tutuksuz yargılanmak üzere  
serbest bırakılmıtır.  
DGM’ler 30 Haziran 2004 tarihinde feshedilmitir. Dava Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde  
görülmeye devam edilmitir.  
Bavuran tarafından yargı süreci boyunca DGM nezdinde olduğu kadar ağır ceza mahkemesi  
önünde yapılan birçok serbest bırakılma talebi adli makamlar tarafından reddedilmitir. Ağır  
ceza mahkemesi bilhassa isnat edilen suçların ağırlığı, kanıtların durumu ve suçun tekrarı  
unsurları ıığında bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Bavuranın itirazlarını inceleyen mahkeme duruma yapılmasına gerek olmadığına karar  
vermitir.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 2 Mayıs 2005 tarihinde bavuranı müebbet hapis cezasına  
çarptırmıtır. Yargıtay 11 Temmuz 2006 tarihinde yaptığı açık durumada ağır ceza  
mahkemesinin yüz üç sayfalık kararının hakimler tarafından imzalanmadığı ve bunun  
CMUK’un 232/4 maddesine çelikili bir durumu oluturduğu gerekçesiyle bu kararı  
bozmutur.  
Ağır ceza mahkemesi 2 Mayıs 2007 tarihli durumada tutukluluk süresini göz önünde  
bulundurarak bavuranın serbest bırakılmasına karar vermitir. Dava dosyasında yer alan  
unsurlara göre yargılama halen derdesttir.  
2
HUKUK  
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan bavuran, 1992 yılında tutuklandığını belirterek  
tutukluluk süresinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran ayrıca tutukluluğuna karı yapmıolduğu itirazla ilgili olarak duruma  
yapılmamasının AĐHS’nin 6/3 maddesinin b) ve c) fıkralarının ihlaline yol açtığından  
ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran ayrıca yargılamanın halen devam ettiğinden ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 6/1  
maddesinin özü itibariyle ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
Hükümet bavuranın hiçbir ekilde tutukluluk süresinin uzunluğu, yargı süreci hakkında  
ikayetçi olmadığını ve kanun dıı yakalanan kiilere tazminat verilmesini öngören 466 sayılı  
Kanun gereğince herhangi bir tazminat bavurusunda bulunmadığını belirterek iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Esas ile ilgili olarak ise, Hükümet karmaık bir  
yapısı bulunan davanın çok tanıklı duruma yapılmasını zorunlu kıldığını ve birçok bilirkii  
incelemesini gerektirdiğini ifade etmektedir.  
AĐHM gözaltı süresinin uzunluğu hakkındaki ikayete ilikin, gözaltı süresinin 19 Ekim 1992  
tarihinde sona erdiğini ve iç hukukta herhangi bir hukuki sürecin balatılmaması çerçevesinde  
gecikmeli olarak yapıldığını gözlemlemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Arslan-Türkiye  
kararı, no: 36747/02). AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak  
bu ikayeti reddetmektedir.  
AĐHM Hükümetin ön itirazı ile ilgili, Hükümetin ne uygulanabilir iç hukuk yolları hakkında  
ayrıntılı bilgi verdiğini ne benzer ikayetlere ilikin iç hukuk kararı örnekleri sunduğunu tespit  
eder. AĐHM ayrıca bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğuna karı birçok kez itirazda  
bulunduğunu not etmektedir. Kaldı ki 466 sayılı Kanun bavuranın durumuna uygun bir telafi  
yolu sağlayacak gibi görünmemektedir. Bu kanun AĐHM’nin daha önce de dile getirdiği  
üzere, sonuç itibarıyla Türk Hukuku’nun cezai yargılama sürecinin uzunluğuna karı makul  
bir bavuru yolu sunmamaktadır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı no: 23188/02, 22 Aralık  
2005).  
AĐHM Hükümetin itirazını her açıdan reddetmektedir. AĐHS’nin 35. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak bavurunun kalanına dair herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesinin yer almadığını kaydeden AĐHM, bavuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.  
Bu bavuruda tutukluluğa ilikin dikkate alınması gereken birinci dönem bavuranın  
tutuklanğı 29 Eylül 1992 tarihinde balayıp ilk tutukluluk döneminin sona erdiği 2 Mayıs  
2005 tarihinde sona ermekte (Bkz. Rüzgar-Türkiye kararı no: 28489/04, 27 Mayıs 2008) ve  
ikinci dönem Yargıtay’ın bozma kararını müteakip 11 Temmuz 2006’da balamakta ve 2  
Mayıs 2007’de tamamlanmaktadır (Bkz. Solmaz-Türkiye kararı no: 27561/02). Sözkonusu  
tutukluluk süresi toplamda yaklaık on üç yıl beaydır.  
AĐHM benzer sorunları ortaya koyan birçok davayı incelemive tutukluluk süresinin bu denli  
uzun olmasının AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıtır (Bkz. örneğin  
Dereci-Türkiye kararı, no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye kararı, no:  
25324/02, 2 ubat 2006).  
3
Bavurana isnat edilen suçların ciddiyetini ve davanın karmaık bir yapısı olduğunu kabul  
etmekle birlikte AĐHM, yine de yerleik içtihadı ıığında aynı hükmün ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
AĐHM bavuranın ilk derece mahkemesinde tutukluluk süresinin uzunluğu hakkındaki  
itirazlarına karı bir duruma gerçekletirilmediği ikayetini ise AĐHS’nin 5/4 maddesi  
çerçevesinde inceleyecektir. AĐHM bu bağlamda, Bağrıyanık-Türkiye (no: 43256/04, 5  
Haziran 2007) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelere dayalı olarak sözü edilen  
hükmün ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği iddiası ile ilgili, AĐHM kaydedilmesi gereken  
dönemin 29 Eylül 1992 tarihinde baladığını ifade etmektedir. AĐHM dava dosyasında yer  
alan unsurlara göre davanın iç hukuktaki mahkemeler nezdinde halen sürdüğünü, iki dereceli  
mahkemede görülen dava sürecinin hâlihazırda yaklaık on altı yıl sekiz aylık bir süreye  
uzandığını not etmektedir.  
AĐHM bu bavurudaki benzer ikayetleri ortaya koyan bavuruları daha önce de incelediğini,  
bu konudaki yerleik içtihadından ileri gelen kıstaslar ıığında «makul süre» ilkesinin ihlal  
edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier ve Sassi-Fransa  
kararı no: 25444/94).  
Örgütlü olarak ilenen suçun karmaık bir yapısı olduğunu göz önünde bulunduran AĐHM,  
mevcut bavuruda yine de farklı bir sonuca varılmasını gerektirecek herhangi bir durumun  
sözkonusu olmadığı kanaatindedir. AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca makul süre  
koulunun ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması konusunda bavuran maddi tazminat olarak 75.000  
YTL (bu kararın kabul edildiği tarihte yaklaık 37.500 Euro) ve manevi tazminat olarak ise  
100.000 YTL. (yaklaık 50.000 Euro) talep etmektedir. Bavuran yargılama masraf ve  
giderleri için (tutukluyken ailesinin kendisini ziyaret etmek için yapmıolduğu masraflar,  
fotokopi, posta giderleri, durumalara gidigelimasrafları ve avukatlık ücreti) 229.990.000  
YTL (yaklaık 1.150.000 Euro) talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM öne sürülen maddi tazminat ile tespit edilen ihlaller arasında herhangi bir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Manevi tazminata ilikin, AĐHM davayı bir bütün  
olarak değerlendirmekte, bilhassa yargılama boyunca bazı sanıkların beraat ettiklerini,  
bavuranın silahlı bir çatıma neticesinde yakalandığını, isnat edilen suçların ağırlığını, çok  
sayıda sanığın yer aldığı karmaık bir davanın sözkonusu olduğunu ve davanın birçok bilirkii  
incelemesini gerektirdiği gibi ayrıntıları dikkate almaktadır (mutatis mutandis A.vd.-Birleik  
Krallık no: 3455/05, 19 ubat 2009). AĐHM buna karılık Avrupa Merkez Bankası’nın  
marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenmek suretiyle  
bavurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun görmektedir.  
AĐHM yargılama masraf ve giderleri konusunda bavuranın herhangi bir kanıtlayıcı belge  
sunmağını gözlemlemektedir. AĐHM sonuç olarak bu yöndeki talepleri reddetmektedir.  
4
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Gözaltı süresinin uzunluğu hakkındaki ikayetin kabuledilemez, bunun dıında kalanların  
kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi tazminat  
olarak 5.000 (bebin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5