CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MEHMET GARĐP ÖZER VE DĐĞERLERĐ- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 9603/07, 9894/07 ve 16474/07)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
_______________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9603/07, 9894/07 ve 16474/07) no’lu davanın  
nedeni üç T.C. vatandaı Mehmet Garip Özer, Yusuf Begiç ve Sabri Akta’ın (bavuranlar)  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 ubat, 15 ubat ve 6 Nisan 2007 tarihlerinde Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1967, 1970 ve 1971 doğumludur. Bavuran Sabri AktaDiyarbakır’da  
ikamet etmektedir, diğer iki bavuran ise Diyarbakır cezaevinde halen hükümlü  
bulunmaktadır.  
Yasaı silahlı örgüt Hizbullah’a karı yürütülen operasyonlar kapsamında bavuranlar Sabri  
Akta25 Mart 1998, Yusuf Begiç 16 Nisan 2001 ve Mehmet Garip Özer 3 Aralık 2001  
tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıtır. Bavuranlar yakalanmalarından birkaç gün sonra  
yetkili hakim kararı ile tutuklanmıtır. Farklı tarihlerde düzenlenen iddianameler ile savcılık  
adı geçenleri özellikle yasadıı silahlı bir örgütün üyesi olmak ve Türk Anayasal düzenini zor  
kullanarak yıkmaya teebbüs etmekle suçlamıtır.  
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 29 Haziran 2007 tarihli bir karar ile Sabri Akta’ı yasadıı  
silahlı örgütün üyesi olmak suçundan on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır. Mahkeme  
aynı karar ile tutukluluk süresini ve hürriyetten yoksun bırakma süresini göz önünde  
bulundurarak bavuranın Türk Anayasal düzenini zor kullanarak yıkmaya teebbüs etmek  
suçundan beraatına karar vermitir. Dava dosyasında yer alan delillerden bavuran hakkında  
açılan ceza davasının Yargıtay’da halen sürdüğü anlaılmaktadır.  
Tarafların sunmuoldukları bilgilere göre bavuranlar Mehmet Garip Özer ve Yusuf Begiç  
hakkında açılan davalar iç hukukta sürmekteydi ve adı geçenler mevcut bu kararın alındığı  
tarihte halen tutuklu bulunmaktaydı.  
Bavuranların yakalanmalarından itibaren hukuki merciler bilhassa serbest bırakılma  
taleplerini reddetmi, neredeyse birbirinin aynısı gerekçelerle ve düzenli olarak «isnat edilen  
suçların niteliği», «kanıtların durumu» ve «dosyanın içeriği» gerekçeleriyle tutukluluk  
hallerinin devamına karar vermitir.  
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
Bavuruların olaylar ve davanın esası bakımından ortaya koymuoldukları benzerlikleri göz  
önünde bulunduran AĐHM, bavuruların birletirilerek tek bir bavuru altında incelenmesini  
kararlatırmıtır.  
2
II. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan bavuranlar öncelikle tutukluluk süresinin  
uzunluğundan ikayetçi olmakta, tutukluluk süresinin uzunluğunun AĐHS’nin 6/2 maddesinde  
yer alan masumiyet karinesi ilkesi ile bağdamadığını iddia etmektedir.  
Dava olaylarının hukuki açıdan nitelendirilmesi yetkisini haiz AĐHM (Bkz. Guerra vd.-Đtalya  
kararı, 19 ubat 1998) bu ikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 5/3 maddesi doğrultusunda  
inceleneceğine itibar etmektedir (Bkz. Chraidi-Almanya no: 65655/01, 51).  
A. Kabuledilebilirlik açısından  
Bavuranlar Yusuf Begiç (no:9894/07) ve Sabri Akta’ın yapmıoldukları bavurular ile ilgili  
olarak Hükümet bavuranların eski CMUK’ta ve yeni haliyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda  
öngörüldüğü ekliyle tutukluluk halinin uzunluğuna karı itiraz etmediklerinden iç hukuk  
yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.  
Bavuranlar CMK’nın örgütlü ilenen suçlarda tutukluluk süresinin asgari uzunluğuna ilikin  
hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihte bu uygulamanın 2010 yılı sonuna ertelendiğini  
belirterek, tutukluluk süresinin yasallığına karı çıkacak etkili bir bavuru yolunun mevcut  
olmadığını ileri sürmektedir.  
AĐHM, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’yı ayrı tutarak Hükümetin daha önce  
buna benzer yapmıolduğu ikayetleri reddettiğini anımsatır. Bununla birlikte, sözü edilen  
bavuru yolunun bir yanda etkisiz ve uygulamada baarı ile sonuçlanabilecek bir bavuru  
ansını garanti etmemesi, öte yanda adli bir merci nezdinde sağlamıolduğu güvenceler  
arasında özellikle vicahilik ve silahların eitliği ilkelerine riayet edilmemesi nedeniyle etkili  
bir bavuru olarak addedilemeyeceğini ifade etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Bağrıyanık-  
Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007).  
AĐHM, aynı ekilde Hükümetin CMK ile ilgili itirazına dair, sözkonusun Kanun’un 271.  
maddesinin bir hükümlünün temsilcisine veya sanık avukatına itiraz hakkının incelendiği  
sırada adli bir mercii tarafından dinlenme olanağını tanıdığını not etmektedir. Bununla  
birlikte, itiraz süreci prensip olarak duruma yapılmaksızın gerçeklemekte, olası muhtemel  
bir duruma talebi ise sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından dile getirilse dahi hukuki  
yetkilinin inisiyatifine bırakılmaktadır. Hükümet ayrıca, bu yeni Kanun’un uygulanmasına  
istinaden yapılan bir itiraz kapsamında vicahilik ve silahların eitliği ilkelerine riayet  
edildiğini gösterir herhangi bir somut örneği sunmamıtır. Yapılan bu saptama ıığında  
hükümlülere tutukluluğun yasallığına itiraz etmeleri yönünde tanınan bavuru yollarının  
«etkili» olması gerektiğini (Bkz. diğer birçokları arasında Schöps-Almanya kararı no:  
25116/94) kaydeden AĐHM, mevcut bavuruda daha önce almıolduğu kararın dıına  
çıkılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçenin yer almadığını belirterek Hükümetin itirazını  
reddetmektedir.  
AĐHM bavuruların bu bölümü ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru yer almadığını  
kaydeder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Hükümet özellikle ilenen suçların niteliği, öngörülen cezaların ağırlığı, adaletin  
geciktirilmesi, firar riski ve kamu düzeninin korunması gibi hususlar dikkate alındığında  
3
bavuranların tutukluluk süresinin aırı olarak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır.  
Bavuranlar Hükümetin bu argümanlarına karı çıkmaktadır.  
Tutukluluk süresinin uzunluğu hakkındaki yerleik içtihat dikkate alındığında (Bkz. özellikle  
Salduz-Türkiye no: 27561/02, ve Baltacı-Türkiye no: 495/02, 18 Temmuz 2006) AĐHM, bu  
kararın alındığı tarihte bavuran Sabri Akta’ın tutukluluk süresinin dokuz yıl üç aydan fazla,  
bavuran Yusuf Begiç’in sekiz yıl yedi ay ve bavuran Mehmet Garip Özer’in tutukluluk  
süresinin ise sekiz yıl olduğunu saptamaktadır.  
AĐHM mevcut bavurudakine benzer davalarda tutukluluk süresinin uzunluğunun AĐHS’nin  
5/3 maddesinin ihlaline yol açtığına itibar etmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında Dereci-  
Türkiye no: 77845/01, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 ubat 2006 ve sözü  
edilen Bağrıyanık kararı). Bu davalarda yetkili mercilerin karı karıya bulundukları güçlükler  
göz önünde bulundurulsa bile, AĐHM yine de yerleik içtihadı ıığında bu hükmün ihlal  
edildiği sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar makul bir sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte, bu  
bağlamda AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
Hükümet esasa ilikin davaların karmaık yapısı, dava dosyalarının kalınlığı, bavuranlara  
isnat edilen suçların niteliği, ilenen suçların çokluğu, sanıkların, tanıkların, davacı ve  
mağdurların sayısının fazla oluu ve örgütlü olarak ilenen suçlara karı yürütülen dava  
süreçlerinde karılaılan güçlükler karısında sözkonusu yargılamaların uzunluğunun makul  
olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümete göre bahse konu yargılamalarda  
ulusal yetkililere yüklenebilecek herhangi bir ihmalkârlık sözkonusu değildir.  
Bavuranlar bu argümanlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM yargılama süreçlerinin bavuranların yakalandıkları Sabri Aktaiçin 25 Mart 1998  
tarihinde, Yusuf Begiç için 16 Nisan 2001 tarihinde ve Mehmet Garip Özer için 3 Aralık 2001  
tarihinde baladığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bavuranlar hakkında iç hukukta açılan  
davaların ibu kararın alındığı tarihte halen sürdüğünü not etmektedir.  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranların ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerlemiꢀ  
ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında,  
Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 25444/94).  
AĐHM ayrıca bütün yargılama süreci boyunca iki bavuranın tutukluluk hallerinin devam  
ettiğini ve üçüncü bavuranın tutukluluğunun ise ilk derece mahkemesinin dokuzuncu yılda  
vermiolduğu kararına dek sürdüğünü gözlemlemektedir. Bu durum, yargı organlarının  
adaletin bir an evvel tecelli etmesi için davanın en kısa zamanda sonuçlandırılması için özel  
4
bir ihtimam göstermeleri yükümlülüğünü ortaya koymaktadır (Bkz. diğerleri arasında,  
Kalachnikov-Rusya no: 47095/99 ve Gezici ve Đpek-Türkiye no: 71517/01, 10 Kasım 2005).  
AĐHM, sözü edilen bu davaların örgütlü ilenen suçları kapsadığını, belirli bir karmaık  
yapısının bulunduğunu, bilhassa sanık, tanık ve davacı sayısının ve sanıkların itham edildiği  
suçlamaların fazla olduğunu ve dava dosyalarının hacimli olduğunu kabul etmektedir.  
Bununla birlikte bütün bu unsurlar yargılamaların sekiz yıldan on iki yıl ve sekiz aya dek  
uzamasını haklı çıkarmaya yetmemektedir.  
Mahkemenin bu konudaki yerleik içtihadı ıığında (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier  
ve Sassi ve A. Yılmaz-Türkiye no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve davanın koullarında  
AĐHM bahse konu yargılamaların uzunluğunun aırı olduğuna ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde  
öngörülen «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» zorunluluğunu karılamağına itibar  
etmektedir. Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar Yusuf Begiç ve Mehmet Garip Özer AĐHM’den adil bir tatmini sağlayacak bir  
meblağa hükmetmesini talep etmektedir. Bavuranlar bir meblağ belirtmeksizin takdiri bu  
yönde AĐHM’ye bırakmaktadır.  
AĐHM, Đçtüzüğün 60. maddesine uygun olarak bavuranların maddi tazminat ve yargılama  
giderleri taleplerini dile getirmediklerini gözlemlemekte, dolayısıyla bu doğrultuda bir ödeme  
yapılmasını gerekli görmemektedir. AĐHM buna karılık 41. madde uyarınca bavuranların  
belirli bir oranda manevi zarara uğradıklarını kabul etmekte ve gecikme faizi olarak Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artıile  
birlikte bavuran Mehmet Garip Özer’e 7.500 Euro ve bavuran Yusuf Begiç’e 8.000 Euro  
ödenmesini kararlatırmaktadır.  
AĐHM bavuran Sabri Aktaile ilgili olarak, adı geçenin adil tatmin talebini öngörülen süre  
zarfında dile getirmediğini saptamakta ve bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli  
görmemektedir.  
Bununla birlikte, bavuranlar hakkında yürütülen yargı süreçleri halen derdesttir, AĐHM  
sonuç olarak en uygun telafi yolunun AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlaline son verecek ekilde  
adaletin iyi idaresinin gözetilerek mezkur davanın bir an evvel sonuçlanmasını sağlamak  
olduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. Yakıan-Türkiye no: 11339/03, 6 Mart 2007).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. Bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
5
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından manevi tazminat olarak;  
i. bavuran Mehmet Garip Özer’e 7.500 (yedi bin beyüz) Euro ödenmesine;  
ii. bavuran Yusuf Begiç’e 8.000 (sekiz bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 5 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6