COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
KARATAY VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE  
(B a şvuru no. 11468/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
15 Şubat 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
___________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak be-  
lirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
Davanın nedeni, üç Türk vatandaşı Fırat Karatay, Fesih Karatay ve Şeyhmus Karatay’ın  
(“başvuranlar”), İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin  
Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 16.01.2002 tarihinde yapmış oldukları 11468/02 no’lu  
başvurudur.  
Başvuranlar İzmir Barosuna bağlı avukat A. Terece tarafından temsil edilmektedirler.  
Başvuranlar, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi uyarınca tutuklu kalma sürelerinin uzunluğu ve  
kanuni geçerliliğinden şikayetçi olmuşlardır. Tutuklu bulundukları süre içerisinde hakim  
karşısına çıkarılmadıklarından, böylece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaları için  
etkili bir savunma yapma olanağından mahrum bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır.  
AİHM, 03.11.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29 § 3.  
Maddesi’ni uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye  
karar vermiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Sırasıyla 1975, 1973 ve 1949 doğumlu başvuranlar Mardin’de ikamet etmektedirler.  
Çukurova’daki bir tekstil firması 05.12.2000 tarihinde Bornova Cumhuriyet Savcılığı’na  
bir dilekçeyle başvurarak, başvuranlardan Fırat Karatay’ın dolandırıcılık yaptığını iddia  
ederek şikayetçi olmuştur.  
Bornova Cumhuriyet Savcısı 04.02.2001 tarihinde Bornova Asliye Ceza Mahkemesi’nden  
dolandırıcılık yapıldığı şüphesiyle üç başvuran için arama emri çıkarmasını talep etmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı 08.02.2001 tarihinde aynı mahkemeye Türk Ceza Kanunu’nun 510.  
Maddesi uyarınca başvuranlar ve diğer dört kişiyi zimmete para geçirmekle suçlayan bir  
iddianame sunmuştur.  
1. Başvuranların yakalanması ve tutuklanması  
Şeyhmus Karatay 25.04.2001 tarihinde yakalanmış, tutuklanarak Kızıltepe Ceza  
Mahkemesi hakimi tarafından Kızıltepe Cezaevi’ne konmuştur. Hakim Şeyhmus Karatay’ın  
ifadesini almamış, yalnızca kendisine yöneltilen suçlamaları bildirip, kimlik bilgilerini  
kaydetmiştir.  
Bornova Ceza Mahkemesi 14.05.2001 tarihinde kanıtların durumu ve işlenen suçun  
niteliğini göz önüne alarak, gıyabında Şeyhmus Karatay’ın tutukluluk halinin devamına ve  
sonraki duruşmada hazır bulunmasına karar vermiştir.  
Şeyhmus Karatay Bornova Ceza Mahkemesi’ne yazdığı 28.05.2001 tarihli dilekçesinde  
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını talep etmiştir.  
Başvuran 11.06.2001 ve 09.07.2001 tarihli duruşmalarda mahkeme huzuruna  
çıkarılmamıştır. Mahkeme aynı gerekçeleri göstererek Şeyhmus Karatay’ın tutukluluk halinin  
devamına karar vermiştir. Ayrıca mahkeme huzuruna çıkartılabilmesi için Kızıltepe  
Cezaevi’nden Buca Cezaevi’ne nakledilmesi istenmiştir. Bu süre içinde Kızıltepe Cumhuriyet  
Savcısı Bornova Ceza Mahkemesi’ne Fırat Karatay ve Fesih Karatay’ın sırasıyla 07.07.2001  
ve 01.05.2001 tarihlerinde yakalanıp tutuklandıklarını bildirmiştir.  
Fırat Karatay Bornova Ceza Mahkemesi’ne 09.07.2001 tarihinde yazdığı dilekçede  
suçunu itiraf etmiştir.  
2
25.07.2001 tarihinde Bornova Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hazır bulunan başvuranların  
avukatı, başvuranların tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını talep etmiştir.  
Bornova Ceza Mahkemesi kanıtların durumunu ve işlenen suçun niteliğini göz önüne alarak  
avukatın talebini reddetmiş, başvuranların Buca Cezaevi’ne nakledilmelerini istemiştir.  
Aynı duruşmada başvuranların avukatı mahkemeden başvuranlardan Şeyhmus Karatay’ın  
sağlık sorunlarından ötürü bir cezaevinden diğerine nakledilmemesini talep etmiştir. Bunu  
müteakiben mahkeme Kızıltepe Asliye Ceza Mahkemesi’ne talimat göndererek Şeyhmus  
Karatay’ın ifadesinin alınmasını istemiştir.  
Mahkeme 22.08.2001 ile 21.09.2001 tarihli duruşmalarda, daha önce Fırat Karatay ile  
Fesih Karatay’ın mahkemeye getirilmeleri ile ilgili bildirdiği isteklerini yinelemiş ve yine üç  
başvuranın da tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.  
Başvuranların avukatı 19.10.2001 tarihinde mahkemede başvuranların bir süredir tutuklu  
bulunmalarına karşın mahkemece ifadelerinin halen alınmadığından şikayetçi olmuştur.  
Avukat bu durumun başvuranların AİHS tarafından güvence altına alınmış haklarını ihlal  
ettiğini savunmuştur. Ayrıca tutuklu bulundukları süre ve Şeyhmus Karatay’ın sağlık  
sorunları göz önüne alınarak başvuranların tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını  
talep etmiştir. Mahkeme avukatın talebini, kanıtların durumunu ve işlenen suçun niteliğini göz  
önünde bulundurarak reddetmiş, ayrıca üç başvuranın da Buca Cezaevine nakledilmesi  
kararını yinelemiştir.  
Başvuranların avukatı 21.11.2001 tarihli duruşmada cezaevi yetkililerinin başvuranları  
Buca Cezaevi’ne nakletmeme nedenlerinin bütçenin benzin masraflarını karşılamaması  
olduğunu belirtmiştir. Başvuranların serbest bırakılmaları halinde mahkemede hazır  
bulunacaklarının garantisini kendisinin verdiğini ifade etmiştir. Mahkeme Kızıltepe Ceza  
Mahkemesi’ne talimat göndererek başvuranların ifadelerinin alınıp, serbest bırakılmalarına  
karar vermiştir.  
Başvuranlar 06.12.2001 tarihinde Kızıltepe Ceza Mahkemesi’nde ifade vermişlerdir. Fırat  
Karatay suçunu itiraf etmiş, diğerleri iddiaları reddetmişlerdir. Mahkeme Bornova Ceza  
Mahkemesi’nin isteği üzerine 21.11.2001 tarihli kararla tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmalarına karar vermiştir.  
2. Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan Fırat Karatay ve Şeyhmus Karatay  
aleyhindeki davalar  
Tekstil firması, aynı olaya ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na Fırat Karatay ve  
Şeyhmus Karatay hakkında bir şikayette daha bulunmuştur.  
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 11.04.2001 tarihinde zimmete para geçirmekten Fırat  
Karatay ile Şeyhmus Karatay aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Mahkeme 28.06.2001  
tarihinde davayı incelemesi için yargı yetkisinin bulunmadığına karar vermiş, dava dosyasını  
Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.  
Kızıltepe Asliye Ceza Mahkemesi 12.11.2001 tarihinde, Karşıyaka Ceza Mahkemesi’nin  
çıkardığı talimatla başvuranların ifadelerini almıştır. Başvuranlar daha sonra, bu ifadeleri  
verirken kendilerine ikinci bir dava açıldığının farkında olmadıklarını iddia etmiştir.  
Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesi 09.10.2002 tarihli duruşmada Şeyhmus Karatay’ı delil  
yetersizliğinden beraat ettirmiş, Fırat Karatay’ı ise suçlu bulup, beş yıl dört ay hapis cezasına  
çarptırmıştır. Avukat ve başvuranlar ikinci davadan 09.10.2002 tarihli karar kendilerine  
bildirildiğinde haberdar olmuşlardır.  
Başvuranlar 31.10.2002 tarihinde Karşıyaka Ceza Mahkemesi’nin kararına itiraz  
etmişlerdir.  
24.04.2003 tarihinde Fırat Karatay yakalanmış, 09.10.2002 tarihli karar uyarınca hapse  
atılmıştır. Yargıtay 26.01.2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.  
3
Davaya ilk derece mahkemesinde yeniden bakıldığında, başvuranların avukatı aynı  
konuyla ilgisi olduğu için bu davanın Bornova Ceza Mahkemesi’nde bekleyen davayla  
birleştirilmesini talep etmiştir. Ayrıca Fırat Karatay’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmasını talep etmiştir. Karşıyaka Ceza Mahkemesi, avukatın, başvuranın serbest  
bırakılması talebini kanıtların durumunu ve işlenen suçun niteliğini göz önünde bulundurarak  
reddetmiştir.  
3. Bornova Asliye Ceza Mahkemesi’nde birleştirilen davalar  
İki dava 01.07.2004 tarihinde Bornova Asliye Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmiştir.  
02.07.2004, 27.07.2004 ve 27.08.2004 tarihlerinde görülen duruşmalarda mahkeme  
kanıtların durumu ile suçlamaların ciddiliğini ve yakalanma tarihini göz önünde bulundurarak  
Fırat Karatay’ın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.  
Mahkeme 23.09.2004 tarihinde Fırat Karatay’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmasına karar vermiştir.  
Ceza Mahkemesi 17.01.2005 tarihinde Fesih Karatay ile Şeyhmus Karatay’ın beraatına  
karar vermiş, Fırat Karatay’ı ise suçlu bulup, beş yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.  
Fırat Karatay’ın temyiz başvurusunu müteakiben dava Yargıtay’da beklemektedir.  
HUKUKA İLİŞKİN  
Başvuranlar AİHS’nin 5 § 3. Maddesi uyarınca tutuklu kalma sürelerinin uzunluğu ve  
kanunen geçersizliğinden şikayetçi olmuşlardır. Özellikle hemen hakim önüne  
çıkartılmamaları nedeniyle, serbest bırakılmaları için etkili olarak savunma yapma  
olanaklarından mahrum bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır.  
AİHM, 5 § 3. Madde’de belirtilen “hemen yargı önüne çıkarılma” ifadesinin, yetkili bir  
merciin huzuruna çıkarılma hakkının bir kimsenin 5 § 1 (c) Maddesi’ne göre özgürlüğünden  
ilk kez mahrum bırakıldığı zamanla ilintili olduğuna işaret ettiği kanısındadır. Bu nedenle,  
bazı durumlarda kişinin tutukluluk süresi uzun sürdüğünde, AİHS’nin 5 § 4. Maddesi, bu  
tutukluluğun kanuni geçerliliğine etkili biçimde itirazda bulunabilmesi için hemen hakim  
huzuruna çıkarılmasını öngörebilmesine rağmen, Sözleşmeye Taraf Devletler’in 5 § 3. Madde  
uyarınca sahip oldukları yükümlülükler, tutulu kişinin hemen yetkili bir merciin huzuruna  
çıkarılmasının ilk aşamada gerçekleşmesi biçiminde sınırlanmıştır (Ječius – Litvanya,  
34578/97). Dolayısıyla, başvuranların hemen hakim önüne çıkartılmamalarından ötürü,  
serbest bırakılmaları için etkili olarak savunma yapma olanaklarından mahrum bırakıldıkları  
yönündeki şikayetleri AİHS’nin 5 § 4. Maddesi uyarınca değerlendirilmelidir.  
AİHS’nin 5. Maddesi’nin 3. ve 4. fıkraları aşağıdaki gibidir:  
“3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda  
bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli  
önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest  
bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata  
bağlanabilir.  
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,  
özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı  
görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”  
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN  
Hükümet başvurunun AİHS’nin 35 § 1. Maddesi’nin öngördüğü üzere iç hukuk yollarının  
tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet başvuranların Ceza  
4
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128. Maddesi uyarınca polis tarafından tutulma sürelerinin  
uzunluğuna itiraz edebileceklerini savunmuştur.  
AİHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu hukuk yollarının polis gözetiminde tutulmayla ilgisi  
bulunduğunu, ancak bu davanın konusunun başvuranların tutukluluk hallerinin süresi ve  
kanuni geçerliliği olduğunu kaydeder. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
AİHM ayrıca başvurunun başka bakımlardan da kabuledilmez olmadığı, dolayısıyla  
kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği kanısındadır.  
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar duruşmaya kadar tutukluluk hallerinin AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’nde  
öngörülen “makul süre” kuralıyla uyuşmadığından şikayetçi olmuşlardır.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.  
AİHM, bir davada sanığın yargılama öncesi tutuklu bulunma süresinin makul zaman  
kuralını çiğnememesini sağlamanın öncelikle ulusal adli mercilere düşğünü yineler. Bu  
amaçla ulusal adli mercilerin aksi kanıtlanana kadar herkes masumdur ilkesine gereken  
saygıyı göstermeleri, AİHS’nin 5. Maddesi’nden sapmayı mazur gösterecek kamu yararına ya  
da zararına olduğu savunulan tüm olayları incelemeleri ve bunları serbest bırakılmaya ilişkin  
kararlarında belirtmeleri gerekir. Esasen bu kararlarda belirtilen gerekçeler ile başvuranın  
itirazlarında sunduğu iyi belgelenmiş olaylara dayanarak, AİHM’den 5 § 3. Madde’nin ihlal  
edilip edilmediğine karar vermesi talep edilmiştir.  
Yakalanan kişinin suç işlediği konusunda makul şüphenin devam etmesi, tutukluluk  
halinin devam etmesinin kanuni geçerliliği için olmazsa olmaz bir koşul olmakla beraber,  
belirli bir zaman sonra yeterli olamaz. Dolayısıyla AİHM, adli makamların gösterdikleri diğer  
nedenlerin başvuranların özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarını haklı çıkarıp  
çıkarmağını tespit etmelidir. Ayrıca bu nedenlerin “ilintili” ve “yeterli” olması halinde,  
AİHM, ulusal makamların takibatı yürütürken sergiledikleri “özel titizlikten” memnun  
olmalıdır.  
Bu davada, AİHM, başvuranların sırasıyla 07.07.2001, 01.05.2001 ve 25.04.2001  
tarihlerinde tutuklandıklarını kaydeder. Başvuranların üçü de 21.11.2001 tarihinde tutuksuz  
yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardır. Fırat Karatay ayrıca, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi  
çerçevesinde Yargıtay’ın mahkumiyetini bozduğu tarih olan 26.01.2004 ile bir kez daha  
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 23.09.2004 tarihleri arasında da tutuklu  
kalmıştır. Sonuç olarak Fırat Karatay için göz önünde bulundurulacak süre yaklaşık bir yıl  
iken, Fesih Karatay ve Şeyhmus Karatay’ın tutukluluk süreleri yaklaşık yedi aydır.  
Bornova Ceza Mahkemesi başvuranların tutukluluk hallerinin devamını, resen ya da  
başvuranların avukatının talebiyle her duruşmanın sonunda gözden geçirmiştir. Öte yandan  
AİHM, dava dosyasındaki belgeleri göz önünde bulundurarak, Bornova Ceza Mahkemesi’nin  
başvuranların duruşmaya kadar tutukluluk hallerinin devamına “işlenen suçun niteliği ve  
kanıtların durumunu göz önünde tutarak” gibi birbirinin aynı, kalıplaşş ifadelerle karar  
verdiğini kaydeder. Genel olarak “kanıtların durumu” ifadesi suça ilişkin ciddi kanıtların  
varlığı ve bu kanıtların varlıklarını koruması için ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu  
davada başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresinin uzunluğunu tek başına haklı  
çıkaramaz (Demirel – Türkiye, 39324/98).  
Bu düşünceler ışığında, AİHM, başvuranın duruşmaya kadar tutukluluk halinin uzun  
sürmesinin AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’ni ihlal ettiği sonucuna varmıştır.  
5
III. AİHS’NİN 5 § 4. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar davanın incelenmesinin gerçekten çekişmeli bir yargılama olmadığını  
savunmuşlardır. Tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme huzuruna  
çıkarılmadıkları ve soruşturma dosyalarına erişemedikleri için tutukluluk hallerinin devam  
etmesinin kanuni geçerliliğini yeterli sorgulayamadıklarını öne sürmüşlerdir.  
Hükümet şikayetin esaslarına ilişkin hiçbir görüş sunmamıştır.  
AİHM’ye göre, başvuranların bu başlık altındaki şikayeti, tutuksuz yargılanmak üzere  
serbest bırakıldıkları 21.11.2001 tarihinde sona eren tutukluluk halleri ile Bornova Ceza  
Mahkemesi huzurundaki yargılama ile ilgilidir. AİHM bu tarihten sonra Fırat Karatay ve  
Fesih Karatay’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıklarını, o tarihte tutuklu olan tek  
başvuran Şeyhmus Karatay’ın ise tutuklanmasının kanuni geçerliliğine itiraz etmek için  
mahkemede hazır bulunduğunu gözlemler. Bu nedenle AİHM, yalnız bu süre içindeki  
tutukluluk halini inceleyecektir.  
AİHM, AİHS’nin 5 § 4. Maddesi’nin, yakalanmış ve tutuklu bulunan kimselere,  
özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının AİHS uyarınca “kanuni geçerliliği” için zorunlu  
olan usule ilişkin ve bağımsız koşullarla ilgili mahkemeye başvurma hakkı verdiğini anımsar.  
Bu tür konuları inceleyen ulusal mahkeme “hukuki yargılama teminatı” vermelidir. Yargılama  
çekişmeli olmalı ve taraflar –davacı taraf ile tutuklu- arasında eşitliği sağlamalıdır (Grauzinis  
– Litvanya, 37975/97).  
Bu koşullar, hem davacı hem de savunmacıya cezai bir davada sunulan gözlemler ve diğer  
tarafın gösterdiği delillerle ilgili bilgi ve yorum sahibi olma fırsatının verilmesi gerektiği  
anlamına gelen, AİHS’nin 6. Maddesi’nde yer aldığı üzere çekişmeli yargılama hakkından  
ileri gelmektedir. AİHM’nin içtihadına göre, 6. Madde’de dile getirilenlerden –ve özellikle de  
“iddianame” kavramına verilen bağımsız anlamdan-, bu maddenin hazırlık soruşturmasında  
bir ölçüde uygulandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu kişinin temel haklarıyla ilgili  
özgürlüklerinden mahrum edilmesinin çarpıcı etkileri ışığında, AİHS’nin 5 § 4. Maddesi  
uyarınca yürütülen yargılama, ilke olarak ayrıca, devam eden soruşturmanın koşulları  
çerçevesinde, çekişmeli yargılama hakkı gibi adil bir yargılamanın temel koşullarını  
olabildiğince büyük ölçüde karşılamalıdır. Ulusal yasalar bu koşulu değişik yollarla yerine  
getirebilse bile, seçilen yöntemin, diğer tarafın, görüşlerin sunulduğunun ve bunlarla ilgili  
yorum yapma fırsatının verileceğinin farkında olmasını sağlaması gerekir.  
Bu davada Bornova Ceza Mahkemesi’nin başvuranın davasını incelemek için yetkisi  
bulunmaktaydı. Öte yandan yakalanmalarının ardından başvuranlar, tutuklu olarak  
yargılanmalarına karar verecek olan Kızıltepe Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmışlardır.  
AİHM, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılana dek, bunun başvuranların hukuki bir  
merci önüne tek çıkarılışları olduğunu gözlemler. O zaman bile Kızıltepe Ceza Mahkemesi  
başvuranlara yalnızca onlara yöneltilen suçlamaları bildirmiş ve kimlik bilgilerini  
kaydetmiştir.  
AİHM Bornova Ceza Mahkemesi’nin, başvuranların ifadelerini içermeyen dava dosyasını  
inceleyerek, gıyaplarında tutukluluk hallerinin uzatılmasına karar verdiğini kaydeder. Ayrıca  
Hükümet’in başvuranların neden Kızıltepe Cezaevi’nden yargılamanın henüz  
tamamlanmadığı mahkeme binasına getirilmediklerini açıklamadığını kaydeder.  
AİHM, 21.11.2001 tarihindeki duruşmada Bornova Ceza Mahkemesi’nin Kızıltepe Ceza  
Mahkemesi’nden başvuranların ifadelerini almasını ve bunu müteakiben onları serbest  
bırakmasını emrettiğinde bile, serbest bırakılmaları için belirli bir neden ortaya koymadığını  
gözlemler. Bu nedenle, başvuranların avukatının, mahkemenin başvuranların tutuklu olarak  
yargılanmalarını incelediği duruşmaların bazılarında hazır bulunmasına rağmen, hiçbir  
muhakeme yapılmaması nedeniyle durumun kanuni geçerliliğine etkili biçimde itiraz etme  
olanağı bulunmamıştır.  
6
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvuranlara sözkonusu özgürlüklerinden mahrum  
bırakılmalarının yasalara uygunluğu konusunda teminat sağlanmadığı sonucuna varmıştır.  
Dolayısıyla AİHS’nin 5 § 4. Maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41 MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuranlar, yakalanıp tutuklanmalarının işlerini kötü yönde etkilediğini ileri  
sürmüşlerdir. Böylelikle maddi tazminat olarak Fırat Karatay 5.000 Euro, Fesih Karatay ve  
Şeyhmus Karatay ise 10.000 Euro talep etmişlerdir. Ayrıca manevi tazminat olarak sırasıyla  
10.000 Euro, 15.000 Euro ve 20.000 Euro talep etmişlerdir.  
Hükümet maddi tazminat talebinin temelsiz olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca başvuranların  
manevi tazminat taleplerinin haddinden fazla olduğunu savunmuştur. Hükümet, AİHM’nin bir  
ihlal tespit etmiş olması durumunda, 41. Madde’de belirtilen amaçlar doğrultusunda kararın  
başlı başına yeterli adil tazmin teşkil edeceğini belirtmiştir.  
AİHM başvuranların maddi tazminat taleplerinin temeli bulunmadığı kanısındadır.  
Dolayısıyla bu talebi reddetmiştir. Öte yandan Fırat Karatay’a 2.000 Euro, Fesih Karatay ve  
Şeyhmus Karatay’a ise 1.500’er Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuranlar ulusal mahkemeler ve AİHM’de meydana gelen mahkeme masrafları için  
7.000 Euro talep etmişlerdir. Taleplerini desteklemek için İstanbul Barosu’nun 2006 yılı için  
tavsiye edilen asgari ücret tarifesini sunmuşlardır. Öte yandan herhangi bir fatura ya da  
makbuz sunmamışlardır.  
Hükümet başvuranların taleplerine itiraz etmiştir.  
AİHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM,  
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, başvuranlara tüm başlıklar  
altında meydana gelen masraflar için ortaklaşa toplam 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğu  
sonucuna varmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
7
BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna,  
2. AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine,  
3. AİHS’nin 5 § 4. Maddesi’nin ihlal edildiğine,  
4. (a) Sorumlu Devlet’in, aşağıdaki miktarları, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na çevirerek başvuranlara ödemesine:  
(i)  
(ii)  
Fırat Karatay’a 2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;  
Fesih Karatay ve Şeyhmus Karatay’a 1.500’er Euro (bin beş yüzer Euro)  
manevi tazminat;  
(iii) mahkeme masrafları için ortaklaşa 1.500 Euro (bin beş yüz Euro);  
(iv) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.  
5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 15.02.2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Santiago QUESADA  
Zabıt Katibi  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan