-----------------------  
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _  
C O U N C I L  
*
.
A V R U P A _  
O F E U R O P E  
i X K O N S E Y İ  
A V R U P A İ N S A N H A K L A R I M A H K E M E S İ  
İKİNCİ DAİRE  
ARİF ÇELEBİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 3076/05 ve 26739/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
6 Nisan 2010  
îşbu karar AÎH Snin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.  
Şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
_______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 3076/05 ve 2673905 no’lu davanın nedeni, Arif  
Çelebi, Mukaddes Çelik, Sultan Arıkan (Seçik), Bayram Namaz, Sedat Şenoğlu ve Necati  
Abay (“başvuranlar”) adlı altı T.C. vatandaşının, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’ne 28  
Aralık 2004 ve 29 Nisan 2005 tarihlerinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin - AİHS”) 34.  
maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.  
Başvuran Arif Çelebi İstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök ve M. Kırdök,  
başvuranlar Sultan Ankan (Seçik), Bayram Namaz, Sedat Şenoğlu ve Necati Abay ise yine  
İstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar sırasıyla 1963, 1954, 1971, 1963, 1975 ve 1956 doğumlu olup, başvuru  
formlarında belirttiklerine göre İstanbul’da ikamet etmektedirler,  
A. Başvuranların gözaltında tutulması ve kötü muamele iddialarına ilişkin tıbbi  
raporlar  
1. Başvuranların gözaltında tutulması  
Başvuranlar 22 Şubat ve 6 Mart 1997 tarihleri arasında, yasadışı MLKP (Marksist  
Leninist Komünist Parti) örgütüne üye oldukları şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğünde  
tutulmuşlardır. Başvuranlar burada çeşitli biçimlerde kötü muameleye uğradıklarını iddia  
etmişlerdir. Başvuranlar başvuru formlarında özellikle aşağıda belirtilen muamelelerden  
şikayetçi olmuşlardır.  
a) A rif Çelebi  
Başvuran özellikle gözlerinin bağlandığından, uzun süre ayakta durmaya veya  
oturmaya, uykusuz kalmaya, yüksek sesle müzik dinlemeye zorlandığından, askıya  
alındığından, hayalarının sıkıldığından, dövüldüğünden, çırılçıplak soyulduğundan ve soğuk  
suya yatırıldığından şikayetçi olmuştur.  
b) Mukaddes Çelik  
Başvuran özellikle gözlerinin bağlandığından, uzun süre ayakta durmaya veya  
oturmaya zorlandığından, cereyanda bırakıldığından, küfre maruz kaldığından, tuvalete  
gitmesine izin verilmediğinden ve cinsel tacize uğradığından şikayetçi olmuştur.  
c) Sultan Arıkan (Seçik)  
Başvuran özellikle gözlerinin bağlandığından, askıya alındığından, cinsel tacize ve  
parmak sokulması yoluyla tecavüze uğradığından, küfre maruz kaldığından, dövüldüğünden,  
yüksek sesle müzik dinlemeye ve uzun süre oturmaya zorlandığından şikayetçi olmuştur.  
1
d) Bayram Namaz  
Başvuran özellikle dövüldüğünden, Filistin askısına alındığından, ayakta durmaya  
zorlandığından, hortumla soğuk su verildiğinden, hayalarının sıkıldığından, uykusuz  
bırakıldığından, ölümle tehdit edilip, küfredildiğinden şikayetçi olmuştur.  
e) Sedat Şeııoğlu  
Başvuran özellikle dövüldüğünden, askıya alındığından, hortumla soğuk su  
verildiğinden, tehdit edilip, uykusuz bırakıldığından şikayetçi olmuştur.  
0
Necati Abay  
Başvuran özellikle pek çok kez askıya alındığından, hayalarının sıkıldığından,  
hortumla soğuk su verildiğinden, yüksek sesle müzik dinlemeye zorlandığından, tehdit edilip,  
uzun süre ayakta durmaya veya oturmaya zorlandığından şikayetçi olmuştur.  
2. Başvuranların tıbbi raporları  
a) Arif Çelebi  
Başvuran 26 Şubat 1997 tarihinde, bir hastanede görevli doktor tarafından muayene  
edilmiştir. Doktor raporda başvuranın kollarında hareket zorluğu kaydetmiştir.  
Başvuran 4 Maıt 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ kolunda  
ağrı ve hareket zorluğu ile skrotum derisinde soyulma tespit etmiştir.  
Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor önceki bulguların geçerli  
olduğunu kaydetmiştir.  
Adli Tıp Kurumu 15 Ekim 1999 tarihinde başvurana ilişkin yukarıda belirtilen tıbbi  
raporlara dayanarak, bu raporlarda tespit edilen bulguların başvuranın iki gün iş göremez  
olduğuna karar verdiği bir nihai rapor hazırlamıştır.  
b) M ukaddes Çelik  
Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde bir hastanede görevli doktor tarafından muayene  
edilmiştir. Doktor raporda başvuranın mide ağrısı çektiğini ve son otuz iki yıldır FMF (Ailevi  
Akdeniz Ateşi) hastası olduğunu ifade ettiğini kaydetmiştir.  
Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli bir doktor  
tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın vücudunda kötü muamele izine  
rastlamamıştır.  
Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın vücudunda  
kötü muamele izine rastlamamıştır.  
2
c) Sultan Arıkan (Seçik)  
Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde hastanede görevli bir doktor tarafından muayene  
edilmiştir. Doktor, başvuranın her iki omuz ve sol bileğinde güç kaybı olduğunu, sol kol ön  
yüzünde 10 cm’lik ve sağ kolunda ise 0.5 cm’lik bir çürük bulunduğunu kaydetmiştir.  
Başvuran 4 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ kolunun iç  
tarafında 5 x 3 cmTik eski bir çürük ile dirseğinde hafif bir sıyrık kaydetmiştir. Doktor ayrıca  
sol kolunun iç tarafında hafif kızarıklık, kollarda hassasiyet ve ağrı, parmaklarda hissizlik,  
arka omuzlarda hafif kızarıklık ve baş ağrısı kaydetmiştir.  
Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor önceki tespitlerin geçerli  
olduğunu ve başvuranın sağ omzunda hafif kızarıklık ve ağrı olduğunu kaydetmiştir.  
15 Ekim 1999 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumu başvurana ilişkin yukarıda  
belirtilen tıbbi raporlara dayanarak nihai bir rapor hazırlamış, raporda bu raporlarda belirtilen  
yaralanmaların sonucunda başvuranın iki gün iş göremez olduğuna karar vermiştir.  
Türkiye İnsan Hakları Derneği5nın 11 Şubat 2008 tarihinde çıkardığı tıbbi rapora göre  
başvuran bu derneğe bağlı doktorlar tarafından 18 Mart 1997 tarihinde itibaren çeşitli  
tarihlerde muayene edilmiştir. Başvuranda kötü muamele hikayesiyle tutarlı olarak brakiyal  
pleksus yaralanması (sinir hasarı) tespit edilmiştir.  
d) Bayram Namaz  
Başvuran 26 Şubat 1997 tarihinde, bir hastanede görevli doktor tarafından muayene  
edilmiştir. Doktor başvuranın omzunu hareket ettirdiğinde ağrı duyduğunu kaydetmiştir.  
Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Miidürlüğünde görevli bir doktor  
tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ omzundan başlayıp sağ dirseğine  
uzanan ağrısı olduğunu ve parmaklarında his kaybı, dirseğinde, her iki omzunda ve  
hayalarında ağrı tespit etmiştir. Doktor bu bulguların sonucu olarak başvuranın üç gün iş  
göremez olduğuna karar vermiştir.  
Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sol dizinde ve  
sırtının sağ kısmında ağrı tespit etmiştir. Ayrıca sağ kolunda ağrı ve güç kaybı kaydetmiştir.  
e) Sedat Şenoğlu  
Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde bir hastanede görevli doktor tarafından muayene  
edilmiştir. Doktor başvuranın vücudunda kötü muamele izine rastlamamıştır.  
Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli bir doktor  
tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın boynunun arkasında ve sağ omzunda ağrı  
ve boynunu hareket ettirmekte güçlük çektiğini kaydetmiştir. Doktor bu yaralanmalar  
sonucunda başvuranın bir gün iş göremez olduğuna karar vermiştir.  
3
Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvurana ilişkin önceki  
bulguların geçerli olduğunu kaydetmiştir.  
f) Necati Abay  
Başvuran 27 Şubat 1997 tarihinde bir hastanede görevli doktor tarafından muayene  
edilmiştir. Doktor başvuranın sağ dirseğinde çürükler olduğunu kaydetmiştir.  
Başvuran 3 Mart 1997 tarihinde Fatih Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli bir doktor  
tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ dirseğinin üst kısmında hafif şişlik ve 1  
cm çapında çürük, kolunu hareket ettirirken ağrı, sağ elin beşinci parmağı ile sol elin ikinci  
parmağında hafif his kaybı, erbezi torbasında ağrı kaydetmiştir. Bu bulgular neticesinde  
doktor başvuranın üç gün iş göremez olduğuna karar vermiştir.  
Başvuran 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumunda görevli doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sağ kolunda  
güç kaybı ve ağrı ile parmaklarında his kaybı tespit etmiştir.  
B. Kötü muamele iddialarına ilişkin başlatılan soruşturma ile bunun ardından polis  
memurları hakkında açılan dava  
Başvuranlar 6 Mart 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı huzuruna çıkarılmışlardır. Burada gözaltında tutulurken çeşitli biçimlerde kötü  
muameleye uğradıklarından şikayetçi olmuşlardır.  
Başvuranlardan bir kısmının kötü muameleye uğradığına ilişkin 10 ve 11 Mart 1997  
tarihli yazılı şikayetlerin alınmasının ardından, Fatih Cumhuriyet Savcısı, bu iddialara ilişkin  
soruşturma başlatmıştır. Bu bağlamda ilgili makamlardan şikayetçilerin gözaltında  
tutulmalarına ilişkin tüm belgeleri istemiştir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 8 Mayıs 1997 tarihinde 21 Şubat 1997 ile 6 Mart 1997  
tarihleri arasında görevde olan tüm polis memurlarım tanık olarak dinlemiştir. Polis  
memurları başvuranların iddia ettikleri gibi kötü muameleye uğradıklarını kabul  
etmemişlerdir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 23 Haziran 1997 tarihinde, o tarihte yürürlükte olan Türk  
Ceza Kanununun 243. maddesi uyarınca İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısının sekiz polis memuru hakkında dava açmasını tavsiye eden bir rapor hazırlamıştır.  
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 4 Temmuz 1997 tarihinde sekiz  
polis memuru hakkında, Türk Ceza Kanununun 243. maddesi uyarınca başvuranların da  
aralarında bulunduğu on beş tutukluya (bundan böyle “şikayetçiler” olarak anılacaklardır)  
kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle bir iddianame sunmuştur.  
14 Temmuz 1997 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde ceza davası  
başlamıştır.  
4
Bu esnada, 17 Temmuz 1998 tarihinde, İl Polis Disiplin Kumlu, delil yetersizliği  
nedeniyle sanık sekiz polis memuruna yaptırım uygulanmasına gerek olmadığına karar  
vermiştir.  
Dava sırasında, ilk derece mahkemesi, başvuranların tümünü, diğer davacıları ve sanık  
polis memurlarım dinlemiştir. Necati Abay dışındaki başvuranlar davaya müdahil olarak  
katılmışlardır. 2 Ekim 1998 tarihli duruşmada, şikayetçilerden biri dinleyiciler arasında  
bulunan bir şahsı kendisine işkence yapan polis memuru olarak teşhis etmiştir. Peşinden,  
Cumhuriyet Savcısı bu şahıs hakkında ek bir iddianame sunmuş, böylece sanık sayısı  
sekizden dokuza yükselmiştir. Sanık polis memurları mahkemeye gelmedikleri için mahkeme  
yüzleştirme prosedürünü birkaç kez ertelemek durumunda kalmıştır. Polis memurlarından biri  
iki yılı aşkın bir süre mahkemeye gelmemiş, polis hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştır. Bu  
esnada, yeniden yakalanan davacı Yeter, 7 Mart 1999 tarihinde gözaltında hayatım  
kaybetmiştir.1  
Dava esnasında, sanıklar, mahkemeden, müdahil haline gelen bir şahidin silahlı  
yasadışı örgüt tarafından kötü muamele iddiası uydurma yönünde baskı gördüğünü teyit  
edecek şahitlerin dinlenmesini talep etmiştir. Bu talep mahkeme tarafından reddedilmiştir.  
Sanıkların avukatları bunu protesto etmek amacıyla davadan çekilmişlerdir. Cumhuriyet  
Savcısı 8 Temmuz 2002 tarihinde davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmuştur. Bu tarihten  
sonra, başvuranlar ve onların yeni avukatları, son savunmalarım sunmak için davayı çeşitli  
kereler uzatmak istemişlerdir. Buna karşılık, mahkeme heyetindeki hakimlerden biri,  
sanıkların yargılamanın zamanaşımına uğramasını sağlamak amacıyla davayı uzatarak  
savunma haklarını ihlal ettikleri gerekçesiyle mahkemenin kararları hakkında yazılı bir itiraz  
sunmuştur.  
İlk derece mahkemesi, 2 Aralık 2002 tarihinde, dava dosyasındaki delillere dayanarak,  
sanık polis memurlarından beşini delil yetersizliğinden beraat ettirmiştir. Öte yandan, dava  
dosyasındaki delillere atıfta bulunarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesiııe bağlı geri kalan dört polis memurunun itiraf almak için şikayetçilere taammüden  
işkence yaptıklarını tespit etmiştir. Buna göre mahkeme, Türk Ceza Kanununun 243.  
maddesi uyarınca, her birini bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırmıştır. Ayrıca üç ay on beş gün  
memuriyetten men cezası vermiştir. Peşinden bu cezalar indirilmiş, daha soma cezalar, daha  
önce suç kayıtları bulunmadığı ve mahkemenin davalıların yeniden suç işlemeyeceklerine  
ikna olması sonucu ertelenmiştir.  
I Nisan 2004 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, mahkum edilen döıt polis  
memuruyla ilgili kararını, hatalı karar olduğu gerekçesiyle bozmuştur. Kararın bir polis  
memurunun beraatı ile ilgili kısmını onamış, zamanaşımı nedeniyle beraat eden diğer dört  
polis memuru hakkındaki davanın düşmesine karar vermiştir.  
II Kasım 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesi, zamanaşımı nedeniyle geri kalan  
sanık polis memurları hakkındaki davanın düşmesine karar vermiştir.  
1Yeter’in ölümünü çevreleyen koşullara ilişkin bir başvuru, Yeter - Türkiye (no. 33750/03) davasında AÎHM  
tarafından incelenmiştir.  
5
Bu esnada, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nde görülen davanın başından beri, hem  
şikayetçilerin hem de avukatlarının tehdit, gözdağı ve hakarete maruz kaldıkları yönünde  
rapor hazırlayan şikayetçilerin avukatları, 7 Şubat 2005 tarihinde, İçişleri Bakanlığı, Emniyet  
Müdürlüğü ve polis memurları hakkında, Cumhuriyet Savcısına şikayette bulunmuşlardır.  
Başvuranlar Özellikle Cumhuriyet Savcısının mahkemeye gönderilen ve kimin gönderdiği  
bilinmeyen, hakaret ifadeleri içeren bir mektupla ilgili olarak kendilerini sorguladığından  
şikayetçi olmuşlar, iki polis memurunun davacılardan birinin kötü muamele iddialarıyla  
ilişkili olarak hazırladıkları raporun içeriğine itiraz etmişlerdir.  
Yargıtay 29 Kasım 2006 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
HUKUK  
AİHM, benzer konularda olması nedeniyle başvuruların birleştirilmesine karar  
vermiştir.  
II. AİHS’NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar AİHSnin 3. ve 13. maddeleri kapsamında, gözaltında uğradıkları  
muameleden ve ulusal makamların, iddiaları karşısında yürüttükleri soruşturmanın biçiminden  
ve soruşturma soması açılan ve sonucunda sorumluların cezasız kaldıkları davadan şikayetçi  
olmuştur.  
AİHM, bu şikayetlerin yalnız 3. madde çerçevesinde incelenmesi gerektiği  
kanısındadır.  
A. Kabulcdilebilirliğîne ilişkin  
Hükümet, öncelikle AİHM’den AİHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde iç  
hukuk yolları tüketilmediği için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle başvuruyu reddetmesini  
talep etmiştir. Başvuranların, asliye hukuk ve idare mahkemelerinde dava açarak, maruz  
kaldıklarını iddia ettikleri zarar için tazminat talep edebileceklerini savunmuştur. Başvuran  
Arif Çelebiyle ilgili olarak Hükümet, olayın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde  
başvuru yapması gerektiğini ileri sürmüştür.  
Başvuranlar Hükümet5in argümanlarına itiraz etmişlerdir.  
AİHM, Hükümet’e ait aynı argümanı önceki davalarda inceleyip reddettiğini yineler  
(örneğin bkz. Orhan Kur - Türkiye, 32577/02 ve Eser Ceylan - Türkiye, 14166/02). Mevcut  
davada, AİHM, bu kararın dışına çıkılmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir.  
Ayrıca AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralının, başvuranların  
başvurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde, nihai karardan itibaren altı ay içinde  
sunmalarını gerektirdiği yineleyerek, başvuran Arif Çelebi’nin 28 Aralık 2004 tarihinde  
sunduğu başvurunun bu kurala uyduğu kanısına varır. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını  
reddeder.  
6
Ayrıca, AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde başvuruların dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığım tespit eder. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların savları  
Hükümet başvuranların iddialarının dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür. Bu  
bağlamda, 26739/05 no’lu başvuruyla ilgili olarak, başvuranların tıbbi raporlarında  
kaydedilen yaralanmaların polisin göz altına alınmaları sırasında uyguladığı güç neticesinde  
meydana geldiğini ve 3. maddede öngörülen vahamet seviyesinde olmayan bu yaraların  
başvuranların iddialarını desteklemediğini belirtmiştir. Ek olarak, Hükümet, Mukaddes  
Çelik’le ilgili tıbbi raporda hiçbir fiziksel bulgunun yer almadığını kaydetmiştir. Ayrıca,  
3076/05 ve 26739/05 no’lu başvurularla ilgili olarak, ulusal makamların çeşitli eylemlerine  
atıfta bulunarak, soruşturma ve sonrasında açılan davanın uygun olduğunu belirtmiştir.  
Başvuranlar iddialarını sürdürmüşlerdir.  
2. Hükümetin değerlendirmesi  
AİHM, mevcut davada olduğu gibi, polis memurları hakkında açılan davaya taraf olan  
başvuranların kötü muamele iddialarım incelediği Erdoğan Yılmaz ve Diğerleri - Türkiye (no.  
19374/03) kararında, bu davada başvuranların maruz kaldığı muamelenin ATHSnin 3.  
maddesinin ihlalini teşkil ettiğini gözlemler. Ayrıca sanık polis memurları hakkında açılan  
davanın uygun olmadığına karar vermiştir.  
AİHM, tarafların sunduğu belgeleri incelemiş, o dava ile mevcut dava arasında maddi  
bir fark bulunmadığı kanısına varmıştır. Bu bağlamda AİHM, İstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesinin, belgelerden haberdar olduğunu, çeşitli şahitlerin tanıklık yaptığını ve bu  
tanıklıkların güvenilirliğini değerlendirme gibi avantajlara sahip olduğunu; 2 Aralık 2002  
tarihli kararında, mevcut davadaki tüm şikayetçilerin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şubesinde görevli polis memurlarının kötü muamelesine uğradıklarına karar  
verdiğini gözlemler. Mahkeme bu polisleri Türk Ceza Kanunu’ııun 243. maddesi uyarınca  
mahkum etmiş, ayrıca, polis memurlarının itiraf almak için kasten böyle bir muamelede  
bulundukları kanısına varmıştır. Yargıtay bu kararı, her bir sanık hakkında işkence ettiği sabit  
olan mağdur sayısınca hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden hüküm kurulmuş olması  
nedeniyle bozmuştur. Öte yandan, dava zamanaşımına uğradığı için düşmüştür. Mevcut  
davada AİHMye, ilk derece mahkemesinin olayın unsurlarına ilişkin tespitlerinin dışına  
çıkmasını gerektirecek ikna edici deliller sunulmamıştır.  
AİHM sözkonusu muamelenin vahametine ilişkin olarak, bu konudaki içtihadı  
uyarınca (diğerlerinin yanı sıra bkz. Selmouni - Fransa [BD], 25803/94), belirli bir kötü  
muamele çeşidinin işkence olarak tanımlanması için, bu kavramla insanlık dışı ve onur kırıcı  
muamele arasında 3. maddede öngörülen ayrımın gözetilmesi gerektiğim yineler. Bu ayrım  
yoluyla AİHSnin çok ciddi ve zalimce acı çekilmesine sebep olan kasten insanlık dışı  
muameleye özel bir kabahat yüklemesi gerekir. Bu bağlamda AİHM, şikayet konusu  
muamelenin polis memurları tarafından ifade almak için kasten uygulandığı kanısına  
varmıştır. Bu koşullarda AİHM, muamelenin özellikle ciddi ve zalimce olduğu ve ağır acı ve  
7
ıstıraba sebebiyet verdiği sonucuna varır. Bu nedenle, bu davaya konu kötü muamelenin  
AİHSnin 3. maddesi kapsamında işkenceye eşdeğer olduğu sonucuna varır.  
Ayrıca, bu davada uzun süren kovuşturmanın ardından zamanaşımına uğradığı için  
davanın düşürülmesi suretiyle uygulanan Türk ceza hukuku sisteminin, katı olmadığı ve  
başvuranların şikayetçi olduğuna benzer kanunsuz eylemlerin etkili biçimde önlenmesini  
sağlayacak caydırıcı bir etkisinin de bulunmadığı anlaşılmıştır.  
Buna göre AÎHSnin 3. maddesi esas ve usul yönünden ihlal edilmiştir.  
III. AİHSNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ  
Başvuran Arif Çelebi başvuru formunda AÎHS’nin 6. ve 13. maddeleri kapsamında  
makamların kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapmadıklarından ve kötü  
muameleden sorumlu kişiler hakkında tazminat davası açma hakkına engel olduklarından  
şikayetçi olmuştur. Diğer başvuranlar AİHSnin 6, 8 ve 14. maddeleri kapsamında ilk derece  
mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığından, davanın haddinden uzun sürdüğünden,  
cezai kovuşturma sırasında kendilerinin ve ailelerinin polisin tehdit ve gözdağına maruz  
kaldıklarından ve ayrımcılığa uğradıklarından şikayetçi olmuşlardır.  
AİHM, bu şikayetlerin yukarıda incelenlerle bağlantılı olduğunu ve benzer biçimde  
kabuledilebilir nitelikte olduğunu kaydeder.  
Öte yandan AİHM, davanın olayları, tarafların görüşleri ve 3. maddenin ihlal  
edildiğini göz önünde bulundurarak, mevcut başvuruda ileri sürülen temel hukuki sorunu  
incelediği kanısındadır. Bu nedenle AİHS kapsamında başvuranların geri kalan şikayetleriyle  
ilgili ayrı karar vermesine gerek bulunmadığı sonucuna varır (örneğin bkz. Kamil Uzun -  
Türkiye, 37410/97; K.Ö. - Türkiye, 71795/01; Jııhnke - Türkiye, 52515/99; Çelik - Türkiye  
(no. 1), 39324/02 ve Yananer - Türkiye, 6291/05).  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHSnin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve İlgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafm tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Manevi tazminat olarak başvuran Arif Çelebi 40.000 Euro, diğer başvuranların her biri  
ise 80.000’er Euro talep etmişlerdir.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmiştir.  
AİHM, başvuranların acı ve üzüntü yaşadıkları kanısındadır. Mevcut başvuruda tespit  
edilen ihlalin niteliği göz önünde bulundurularak, hakkaniyete uygun surette başvuranların her  
birine 31.2000’er Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
B. Yargılama gideri  
Başvuran Arif Çelebi AİHMde meydana gelen yargılama gideri için toplam 7.340  
Türk Lirası (TL) (yaklaşık 3.333 Euro) talep etmiştir. Diğer başvuranlar benzer masraflar için  
toplam 33.355 Euro talep etmişlerdir. Taleplerini desteklemek için avukatlarının hazırladığı  
bir masraf çizelgesi sunmuşlardır. Ek olarak başvuran Arif Çelebi avukatlık masraflarıyla  
ilgili bir fatura sunmuştur.  
AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM,  
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, AİHM’de meydana gelen  
masraflar için başvuran Arif Çelebi’ye 3000 Euro, diğer başvuranlara ise toplam 3000 Euro  
tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankasınm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına iiç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.  
AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvuruların birleştirilmesine;  
2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AİHSnin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;  
4. AİHSnin 6,8, 14 ve 14. maddeleri kapsamındaki şikayetlerin ayrı incelenmesine  
gerek olmadığına;  
5. (a) Savunmacı Devlet’in, AİHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın  
kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden  
Türk Lirası’ııa çevirerek izleyen meblağları ödemesine:  
(i)  
başvuranların her birine, uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber,  
31.200’er Euro (otuz bir bin iki yüzer euro) manevi tazminat;  
yargılama gideri olarak Arif Çelebi’ye, uygulanabilecek her türlü  
vergiyle beraber 3000 Euro (üç bin euro);  
yargılama gideri olarak Mukaddes Çelik, Sultan Arıkan (Seçik),  
Bayram Namaz, Sedat Şenoğlu ve Necati Abay’a, uygulanabilecek her  
türlü vergiyle beraber, ortaklaşa 3000 Euro (üç bin euro);  
(ii)  
(iii)  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankasinın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
6. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,  
- _ _ US_LTürT_k  
İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları  
uyarınca 6 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
9
Sally Dölle  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Başkan