AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
(Başvuru no: 32446/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 KASIM 2004  
Bu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır  
Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.  
_____________________________________________________________________________________  
© T . C . D ı şişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Yaman/Türkiye Davasinda,  
Avnıpa îıısan Haklan Mahkemesi (İkinci Daire),  
Sn. J.-P. Costa, Başkan,  
Sn. L. Loucaides,  
Sn. C: Birsaıı,  
Sn. K. Jumviert,  
Sn. V. Butkevych,  
Sn. M. Ukreklıelidze, yargıçlar,  
Sıı. F. Gölcüklü, geçici yargıç, ile Sekreter Sn. S. Dölle’nin katılımı ile 14 Aralık 1999 ve 12  
Ekim 2004 tarihlerinde yaptığı gizli müzakereler sonucunda ve 12 Ekim 2004 tarihinde  
aşağıdaki karara varmıştır.  
USULİ İŞLEMLER  
1. Dava, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin ( “Sözleşme”) eski 25. maddesi uyarınca  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avnıpa İnsan Haklan Mahkemesine Türk vatandaşı  
Abdülsamet Yaman (“başvuran”) tarafından 3 Ocak 1996 tarihinde yapılan  
başvurudan (no. 32446/96) kaynaklanmaktadır.  
2. Kendisine adli yardım temin edilmiş oiaıı başvuran, Londra’da bulunan Kürt İnsan  
Hakları Projesi ile bağlantılı çalışan Mark Muller, Timmy Otty, Jane Goıdon ve Anke  
Jıılia Stock isimli avukatlar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”)  
AİHM dava işlemleri için herhangi bir Vekil tayin etmemiştir.  
3. Başvuran, gözaltında bulunduğu süre içinde işkence gördüğünü ve şikayetleri  
hakkında yeterli ve etkin bir inceleme yapılmadığını iddia etmiştir. Sözleşmc’nin 3. ve  
13. maddelerini gündeme getirmiştir. Sözleşme’nin 5. maddesine dayanarak,  
tutuklanmasının adil niteliği, gözaltı süresi, yetkili makamların tutuklama  
gerekçelerini beyan etmemeleri, gözaltı sürecinin meşnıiyetine dair karar verilebilmesi  
ve yine bu sürenin haddinden fazla olmasına dayanarak tazminat alabilmek amacıyla  
başlatabileceği işlemleri başlatamadığı hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran,  
Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerine dayanarak siyasi faaliyetlerinden caydırılmak  
amacıyla tutuklandığım ve gözaltına alındığını belirtmiştir. 14. maddeye dayanarak  
ise, etnik kökeni ve bir siyasi partiyle olan bağlantısı nedeniyle gözaltına alınıp  
işkenceye maruz bırakıldığım ifade etmiştir. 18. maddeye dayanarak, Sözleşme’de  
ifade bulan haklarına ve özgürlüklerine kısıtlama getirilmesinin, Sözleşme’nin  
müsaade etmediği amaçlar doğrultusunda gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Son olarak,  
34. maddeye (eski 25. madde) dayanarak, Türkiye’deki işkence mağdurlarına yardım  
sağladığı gerekçesiyle işkenceye maruz kaldığını ifade etmiştir.  
4. Başvuru, Sözleşme’nin 11. Protokolü yürürlüğe girdiğinde; 1 Kasım 1998’de  
AİHMye iletilmiştir. (11. Protokol, madde 5 § 2)  
5. Başvuru AİHM’nin 1. Dairesiııc verilmiştir (Mahkeme Kararlan*ıım 52 § 1 Karan).  
Bu Daire’de davaya bakacak olan Bölüm, İç Tüzük 26 § l ’in öngördüğü şekilde  
oluşturulmuştur. Türkiye ile ilgili olarak seçilmiş olan yargıç Türmen davadan  
ayrılmıştır (İç Tüzük 28). Hükümet, geçici yargıç olarak F. Gölcükîüyii atamıştır  
(AİHS madde 27 § 2 ve İç Tüzük 29 § 1).  
Y
am  
6. AİHM, 14 Aralık 1999 tarihli bir kararla, başvuranın, yakalanmasının sözde  
kanunsuzluğu, yetkili makamların yakalama hakkında gerekçe vermemesi, kişisel  
ifade ve bir topluluğa mensup olma özgürlüğüne yapılan sözde müdahale ve kişisel  
başvuru hakkını etkin bir biçimde kullanmasının engellenmesine ilişkin şikayetlerini  
kabul edilemez bulmuştur, AİHM, başvurunun diğer kısmını dikkate almıştır.  
7. Başvuran ve Hükümet esasa ilişkin görüşlerini bildirmiştir. ( îç Tüzük 59 § 1)  
8. 1 Kasım 2001 tarihinde AİHM, Dairelerin iç düzenlenişini değiştirmiştir. (îç Tüzük 25  
§ 1). Bu dava yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (îç Tüzük 52 § 1).  
OLAYLAR  
I.DAVA ŞARTLARI  
9. Başvuran 1964 doğumludur ve başvuru sırasında Konya Cezaevi’nde  
alıkonulmuştur. Mayıs 2000 tarihinde Almanya’ya gitmiş ve iltica talebinde bulunmuştur. Şu  
anda Almanya’da yaşamaktadır ve Adana’da HADEP’iıı (Halkın Dcnuokrasi Partisi) il  
başkamdir.  
A. Gözaltı Süreci ve Başvuranın Kötü Muamele İddialarına Dair Sağlık Raporları  
10.  
3 Temmuz 1995 tarihinde başvuran, Adana Emniyet Müdürlüğü polis memurları  
tarafından gözaltına alınmıştır. Gözlerinin bağlandığını, bir arabaya oturtulduğunu,  
dövüldüğünü ve tehdit edildiğini iddia etmiştir. Gözleri bağlı halde bir süre arabayla  
dolaştırıldıktan sonra Adana Emniyet Müdürlüğü’ııe getirilmiştir. Başvuran kendisini  
kaçıranların polis memuru olduğunu fark etmediğini ve getirildiği binanın Emniyet  
Müdürlüğü olduğunu fark etmediğini iddia etmektedir,  
11. Bunlara ek olarak, başvuran, Emniyet Müdürlüğü’nde gözlerinin bağlandığını,  
çırılçıplak soyulduğunu ve soğuk suya sokulduğunu iddia etmektedir. Kollarından tavan  
borularına bağlanmış ve bir sandalyede ayakta bekletilmiştir. Özellikle cinsel oranlarına  
olmak üzere kendisine elektrik kabloları bağlanmıştır. Daha sonra sandalye altından çekilmiş  
ve asılı halde kendisine elektrik şoku verilmiştir. Aralıklarla elektrik şoku kesilmiş ve hayaları  
sıkılmıştır. Başvuran, işi ve yasadışı bir örgüt olan (PKK) (Kürdistan İşçi Partisi) ile  
bağlantısı hakkında sorgulanmıştır. Ayrıca, hangi sebeple işkence mağdurlarının Avrupa  
İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmalarına yardım ettiği hakkında ifadesi alınmıştır.  
12. 3 ve 11 Temmuz 1995 tarihleri arasında başvuran, Adana Emniyet Müdürliiğü’nde  
gözaltında tutulmuştur. Başvuran, ailesinin gözaltına alındığından haberdar edilmediğini ve  
işkence altında sorgulama sürecinin dokuz gün devam ettiğini iddia etmektedir.  
13. 11 Temmuz 1995 tarihinde, başvuran Adli Tıp Kurumu uzmanı tarafından muayene  
edilmiştir. Başvuran, işkence sebebiyle, sol kolunu hiç kullanamadığı, bir kaburgasının  
kırıldığını ve bağlanarak asılı vaziyette tutulmasına bağlı olarak vücudunun muhtelif  
yerlerinde ezikler olduğunu ifade etmiştir. Adli tıp uzmanının raporu şu şekildedir:  
Yamn/Tü /ür kiyiüke De nev isi di,eriüke A ı p îH lMyel/e, lmvm,mv he/(ih eki,Hiİhivc amnT/) /S. sS,Jükm  
/mr -Pr/hhTTke mrvTkmü İismlehCikivo c  
14. Aynı gün, başvuran, Adana Cumhuriyet Savcısı ve Adana Sulh Ceza Mahkemesi  
huzuruna çıkarılmıştır. Her ikisinde de başvuran, kendisinden polis tarafından alınan bilgilerin  
doğruluğunu inkar etmiştir. Adana Sulh Ceza Mahkemesi başvuranın sorgulandıktan sonra  
tekrar cezaevi’ne gönderilmesine hüküm vermiştir. Başvuran, Adana Cezaevi’ne dönerken  
tüfek dipçikleri vc sopa kullanan polisler tarafından kötü muamele gördüğünü iddia  
etmektedir.  
15. 12 Temmuz 1995 tarilıiııde başvuran cezaevinin revirine getirilerek Dr. H. Ö. Tarafından  
muayene edilmiştir. H. Ö., cezaevi hasta muayene raporuna şunları yazmıştır:  
tBmİDJvmü) şHüileh LMkMv,Mrhhuüke HmüeDi dm/sh -PvkMrMüM i:mke ehHiİhivc Klüîm)  
mvm/Tükm kPDM,kMrMüM ikkim ehHeshekivc VS, sS,JüJü M/h sT/HTükm pUA îHu,is eyis zy,evi De  
eviheHmhis De esiHSy lmvm,mv dJ,JüHms,mkTvc Vmr mlms di,eriüke Ciyis,ev De /TlvTs,mv -idi lmvm,m  
16. Başvuran, Dr. H, Ö.nün, kendisinin tedavi amacıyla bir hastaneye nakledilmesi için  
cezaevi yetkililerinden izin alması tavsiyesinde bulunduğunu iddia etmektedir.  
17. Başvuran, cezaevi yetkilileri aracılığıyla 12, 13, ve 14 Temmuz 1995 tarihlerinde Adana  
Cumhuriyet Savcılığina dilekçeler yazdığını ve bu dilekçelerle bir hastaneye sevk edilmeyi  
ve daha kapsamlı bir sağlık muayenesi için Adli Tıp Kımmuina gönderilmeyi talep etmiştir.  
Taleplerinin kayda alınmadığını ve durumu ile ilgili olarak cezaevine gelen Türkiye İnsan  
Hakları Derneği doktoru ile görüşmesine müsaade edilmediğini ifade etmiştir.  
18. Kaydı alınmayan tarihlerde başvuran, Adana Cezaevinden Konya Cezaevine oradan da  
Ceyhan Cezaevine nakledilmiştir. 1997’de yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.  
19. 12 Eylül 1997’de Danimarka’da bulunan İşkence Mağdurları Rehabilitasyon ve Araştırma  
Merkezine bağlı bir doktor, başvuranı muayene etmede izlenen tıbbi işlemler hakkında  
görüşlerini bildirmiştir. Olayların üzerinden zaman geçmiş olması sebebiyle, vücutta elektrik  
şokunun izlerini tespit etmenin güç olduğunu belirtmiştir. Ancak, birkaç mağdurda akut fazda  
deride oluşan yüzeysel yaralar gözlenmiştir. Ayrıca, soğuk suya maruz kalmanın kesin olarak  
zalürre, ateş vc boğaz ağrısına yol açmayacağını belirtmiştir. Kollarda hissizlik, ağrı ve güç  
kaybının ise kollardan bağlanarak asılı bırakılmaya bağlı semptomlar olduğunu belirtmiştir.  
Son olarak ise, bileklerde yara kabuğu oluşumunun, bileklerin uzun süre sıkıca bağlı  
kalmasından kaynaklanan vakalarda sıklıkla görüldüğünü eklemiştir.  
20. 9 Ekim 1997 tarihinde başvuran, Türkiye İnsan Haklan Demeği Adana Şubesi’ne bağlı bir  
doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktorun raporuna göre, başvuranın şikayetleri  
arasında dişçilerinde ağrı, eksik dişe bağlı yeme zorluğu, göğüste ağrı ile bilek ve dizlerde  
ağrıyla seyreden hareket zorluğu bulunmaktadır. Başvuranda ayrıca, cerrahi müdahale  
gerektiren akciğer zarı iltihaplanmasının da geliştiği gözlenmiştir. Başvuranın  
rahatsızlıklarına ilişkin olarak rapor, kötü muamele ve cezaevi koşullarına atıfta bulunmuştur.  
21. Mayıs 2000’de başvuran Almanya’ya gelmiş ve iltica talebinde bulunmuştur. 20 Haziran  
2000 tarihinde oturma izni almıştır.  
22. 5 Mart 2001’dc başvuran Almanya'da bir doktor tarafından muayene edilmiştir, Doktor şu  
şikayetleri dikkate almıştır; ayaklarda, dizlerde ve uyluk kemiğinde kronik ağrı, dyspııoea  
(nefes zorluğu); depresyon ve akciğer fonksiyonlarında azalma. Doktor, başvuranın  
şikayetlerinin işkenceyle bağlantılı olduğunun gözardı edilemeyeceği kanısına varmıştır.  
Ayrıca, kendi muayenehanesinde başvuranın psiko-somatik tedavi göreceğini belirtmiştir.  
23. 29 Ocak 2002 tarihinde, başvuran, Münih’te bulunan ve mülteci ve işkence mağdurlarına  
tavsiye vc onları tedavi amaçlı faaliyet gösteren bir örgüt olan Münchcn Refugio’ya bağlı bir  
doktor tarafından muayene edilmiştir. 5 Mart 2001 tarihli raporla tutarlı olan psiko-somatik  
bulgulara atıfta bulunarak, başvuranda kronik ve post-travmatik stres teşhisinde bulunmuştur.  
Ayrıca başvuranın ciddi psikosomatik sonulları olduğunu eklemiştir.  
B. Başvurana Uygulanan Cezai İşlemler  
24. Kaydı tutulmayan bir tarihte Adana Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı almış vc  
başvuranın vc diğer 26 davalının dosyasını Konya Devlet Güvenlik Malıkemesi’ne  
göndermiştir.  
25. 4 Ağustos 1995 tarihinde Konya DGM Savcısı, Ceza Kanunıı’nun 168 § 2 maddesi  
uyarınca başvuranı PKK’ya Üye olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.  
26. Kaydı tutulmayan bir tarihte, başvuranın dosyası Adana DGM’ne gönderilmiştir.  
27. 16 Mart 1999 tarihinde, Adana DGM, Ceza Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca,  
başvuranı PKK mensuplarına yardım ve yataklık yapmaktan dolayı suçlu bulmuş ve üç yıl altı  
ay hapis cezasına çarptırmıştır.  
28. 19 Eylül 2000 tarihinde, Yargıtay 16 Mart İ999 tarihli kararı oııanuştır.  
C. Polis Memurlarına Uygulanan Cezai İşlemler  
29. 20 Ekim 1995 tarihinde başvuran, polis gözaltında olduğu sürede kötü muamele gördüğü  
iddiasıyla Adana Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunmuştur.  
30. 29 Aralık 1995 tarihinde Adana Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı iki polis memuru hakkında  
yapılan ilk tahkikatı takiben, Adana Cumhuriyet Başsavcısı, polis memurları aleyhine kanıt  
olmadığı gerekçesiyle cezai işlem yapılmasını reddetmiştir.  
31.15 Nisan 1997 tarihinde, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğü,  
Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir mektup göndererek başvuranın Avrupa İnsan Haklan  
Komisyonu’na ilettiği iddialarla ilgili olarak bir inceleme yapılmasını talep etmiştir.  
32. Mayıs 1997 ve Mart Î999 tarihleri arasında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranın  
kötü muamele iddialarına ilişkin olarak yeni bir inceleme yapmıştır. Bu inceleme kapsamında  
başvuranın ifadesi alınmıştır. Keııdi adına dört şahidin ismini vermiştir. Adana Cumhuriyet  
Savcısı bu şahitlerden üçünü dinlemiş ve üç şahit de başvuranın iddialarını doğrulamıştır.  
Cumhuriyet Savcısı, kendilerine yapılau suçlamaları reddeden polis memurlarının da  
ifadelerini almıştır.  
33. 25 Mart 1999’da Adana Cumhuriyet Savcısı, Adana Ağır Ceza Mahkemesi ile birlikte,  
Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca, kötü muamelenin yapıldığı tarihte Adana Emniyet  
Miidürlüğü’nde görev yapan altı polis memurunu suçlayan bir iddianame düzenlemiştir.  
Davalılar, başvurandan itiraf almak amacıyla işkence yapmakla suçlanmışlardır.  
34. 9 Nisan 1999 ve 27 Mart 2003 tarihleri arasında, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, polis  
memurlarına karşı açılan davada yirmi üç duruşma yapmıştır.  
35. Mahkeme, suçlanan tarafın ve bazı tanıkların kanıtlarım 10 Nisan 2000 tarihine kadar  
dinlemiştir. Bu tarihte, mahkeme, başvuran ve altı tanığın dinlenmesi önerisini geri  
çevirmiştir. Ön soruşturma esnasında anılan kişilerin verdikleri ifadelerin yeterli olduğunu ve  
bunlara erişilemediğini belirtmişlerdir.  
36. 16 Haziran 2000 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın Avrupa İnsan  
Haklan Mahkemesi5ne yaptığı başvurudan dolayı kanıt sunması için kendisine çağrı  
yapılması muhtemel olduğundan, başvuranla ilgili 10 Nisan 2000 tarihli kararı geri çekmiştir.  
İlk Derece Mahkemesi, başvuranın daha fazla kanıt sunması için bir çağrı belgesi  
yayınlamıştır.  
37. Başvuranın nerede olduğu 27 Mart 2003 tarihine kadar belirlenememiştir.  
38. 27 Mart 2003 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, kovuşturmanın zaman aşımına  
uğradığı gerekçesiyle polis memurlarına yönelik başlatılan cezai işlemlere devam edilmemesi  
kararı almıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
39. İlgili iç hukuk ve uygulamalar Sakık ve Diğerleri ~ Türkiye'de bulunabilir. (26 Kasım  
1997 kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VII § 18-28) ve Elçi ve Diğerleri - Türkiye (no.  
23145/93 ve 25091/94, § § 573 ve 575, 13 Kasım 2003).  
HUKUK  
I.SÖZLEŞME’NÎN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
40. Başvuran, çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığından şikayetçi olmuş ve bu şikayetleri  
ile ilgili yeterli ve etkin bir soruşturma yapılmadığını belirtmiştir. Sözlcşme’nin 3. maddesine  
dayanarak bu şikayetlerde bulunmuştur. 3. madde şu şekildedir:  
Y giC siH/e iİseüîele) iü/mü,Ts kTİT lm km SüJv sTvTîT îeym Delm iİ,eH,eve hmdi hJhJ,mHmyc  
41. Başvuran, manız kaldığı kötü muamelenin genel itibarıyla ele alındığında işkenceye  
tekabül ettiğini iddia etmiştir. Gözlerinin bağlandığını, çırılçıplak soyulduğunu ve soğuk suya  
sokulduğunu belirtmiştir. Kollarından tavan borularına asıldığım, sandalyede ayakta  
bekletildiğim ve özellikle cinsel organlarına olmak üzere elektrik kablolarının vücuduna  
bağlandığım ifade etmiştir. Ayrıca, daha soma üzerinde durduğu sandalyenin çekildiğini vc  
asılı halde vücuduna elektrik verildiğini iddia etmiştir. Polis memurlarının zaman zaman  
elektrik verip mağdurun hayalarım sıktığını ifade etmiştir. Başvuran, 11 Temmuz 1995 ve 12  
Temmuz tarihli sağlık raporuna dayanarak (bkz. 13. ve 15. paragraflar). Son olarak, yerel  
makamların başvuranın kötü muamele iddialarım etkin bir biçimde araştırmadığını  
belirtmiştir.  
42. Hükümet başvuranın iddialarının asılsız olduğunu beyan etmiştir. Bu bağlamda  
başvuranın destekleyici kanıt sunamadığım ileri sürmüştür. İddiaların yanıltıcı olduğunu ve  
terörizmle mücadeleye zarar vermek amacıyla terör örgütü tarafından bir senaryonun parçası  
olarak kullanıldığım ifade etmiştir. Sözleşmedin 3, maddesinin ihlal edilmediği kanısına  
varmıştır.  
43. AİHM, bir bireyin sağlıklı halde gözaltına alındığı fakat serbest bırakıldığında sağlığının  
bozulmuş olduğu durumlarında, Devletin, bu duruma ilişkin makul bir açıklama getirmek ve  
durum özellikle sağlık raporu ile belgeleniyorsa, mağdurun iddialarının doğruluğuna ilişkin  
şüphe oluşturacak kanıt sunmakla yükümlüdür. Bunun sağlanamaması ise 3. maddenin  
gündeme getirilmesine sebebiyet verir, (bkz. Çolak ve Filizer § Türkiye, no. 32578/96 ve  
32579/96, § 30, 8 Ocak 2004; Seimouni - Fransa [BD], no. 25803/94, 87, AİHM 1999-V;  
Aksoy/Tüıkiye, 18 Aralık 1996 kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI, s. 2278, / 61; ve  
Ribitsch § AvusturyaB4 Aralık 1995 kararı, Seri A no. 336, s. 26, § 34.)  
44. Kanıtların değerlendirilmesinde, AİHM genel olarak, “makul şüpheciliğin ötesinde” kanıt  
ilkesini uygulamıştır  
§ Türkiye, no. 25657/94, § 282, AİHM 2001), Ancak bu tür bir  
kanıt, yeterince güçlü, açık ve bİrbiriyle bağlantılı çıkarımların veya kanıtlara ilişkin  
çürütülmemiş karinelerin bulunması halinde elde edilebilir {trionda § İngiltere, 18 Ocak 1978  
tarihli karar, Seri no: 25, ss. 64-65, §, 161). Dava olaylarının tamamının ya da bir kısmının,  
gözaltında bulundurulan şahıslara ilişkin bilgiler de dahil olmak üzere, yetkili makamların  
münhasır bilgileri dahilinde olduğu durumlarda, gözaltı sürecinde meydana gelen  
mağduriyete ilişkin maddi karineler söz konusu olacaktır. Bu hususta yetkili makamlarm  
yeterli ve inandırıcı açıklama yapma yükümlülüğü taşıdığı söylenebilir, (bkz. Salman §  
Türkiye [BD], no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VI1).  
45. Bu davada, AİHM alıkonulma süresinin başlangıcında sağlık muayenesinden  
geçirilmemiş olduğuna ve polis gözaltında bulunduğu sürede kendi iradesi ile bir avukat veya  
doktor seçemediğine işaret ctmiştir.Gözaltmdan alınıp nakledilmesinin akabinde, başvuran iki  
sağlık muayenesinden geçirilmiş, sağlık raporu alınmış, ayrıca bir tıbbi not cezaevi hasta  
muayene defterine işlenmiştir. Gerek rapor gerekse tıbbi not başvuranın vücudundaki yara,  
bere ve eziklere işaret etmiştir (bkz 13. ve 14. paragraflar). 1997, 2000 ve 2001 yıllarında  
bağımsız tıbbi uzmanlar tarafından hazırlanan tıbbi raporlarda adı geçen bulgular (bkz 19., 20,  
22, ve 23, paragraflar) başvuranın kötü muamele iddiaları ile uyumludur. Bu bağlamda,  
AİHM, Hükümet’in başvuranın vücudunda tespit edilen izler ve hasar karşısında makul bir  
açıklama getirmemiştir.  
46. Bir bütün olarak ele alındığında, davanın olayları vc Hükümet’in makul bir açıklama  
sunamaması göz önünde bulundurulduğunda, sağlık raporunda ve cezaevi hasta defterine  
işlenen notta bahsi geçen yaraların Hükümet’in sorumlu olduğu kötü muamelenin bir sonucu  
olduğu kanısını taşımaktadır,  
47. Kötil muamelenin içeriği ve derecesi ile, bu muamelenin, PKK ile bağlantısı olduğu  
iddiası hakkında Abdülsamet Yaman’dan bilgi almak amacıyla yapılmış olduğu kanıtından  
yola çıkarak AİHM, bu kötü muamelenin ancak işkence olarak tanımlanabilecek derecede  
ciddi ve acımasız bir muamele olduğu kanaatine varmıştır (diğerlerinin yanı sıra, yukarıda  
anılan Salman veAksoy kararları, sırasıyla § § 64. ve 115.).  
48. AİHM, Sözleşme’nin 3. maddesi’ııin ihlal edildiğini sonucuna varmıştır.  
49. AİHM, araştırma ile ilgili iddia edilen eksiklilere ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesi  
uyarınca ayrı bir karar almayı gerekli görmemektedir. Bu dununda, konunun 13. madde  
çerçevesinde incelenmesi daha uygundur (diğerlerinin yaııı sıra bkz. Mahmut Kaya - Türkiye,  
no: 22535/93, § 120, AİHM 2000-m),  
H. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
50. Başvuran, kötü muamele şikayetleri bağlamında etkili başvuru yapabilme hakkım  
arayamadığım ve bunun 13. maddeye aykırı olduğu iddia etmiştir:  
tBJ VPy,eİHSçke hmüTüH/İ S,mü nms De Py-Mv,Ms,evi zn,m, eki,eü nevse/) zn,m, :ii,i ve/Hi -PveD  
,mvm:Tükmü dJ /T:mh,mvTüm kmlmüT,mvms lm(T,HTİ km S,/m) J,J/m, div HmsmHm ehsi,i  
nmssTüm  
/mni(hivc  
51. Başvuran, uğradığı kötü muameleye ilişkin olarak Adana Cumhuriyet Başsavcılığına  
dilekçe verdiğini iddia etmiştir, Devlet’iıı, kendisinin ileri sürdüğü işkence iddialarım etraflı  
ve kapsamlı olarak incelemesi için her türlü adımı attığını ifade etmiştir. Ancak yetkili  
mercilerden alınan yanıtların tam anlamıyla yetersiz olduğunu ifade etmiştir. Başvuran ayrıca,  
Mayıs 1999’da başlatılan soruşturmanın etkili olmadığını da iddia etmiştir. Bu bağlamda, bir  
sonışturmamn etkili olabilmesi için, iddiaların sunulmasının hemen akabinde yapılması  
gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca başvuran, Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kendisinin  
nerede olduğunu tespit etmeye yönelik herhangi bir ciddi çaba göstermediğim belirtmiş, zira  
iltica talebi içiıı gittiği Almanya’da olduğunu saptayamadığım ifade etmiştir. Son olarak ise,  
hayatı ve özgürlüğünden endişe duymasından ötürü Türkiye’ye dönemediğiııi belirtmiştir.  
52. Hükümet, başvuranın tasarrufunda bulunan birkaç etkili başvurma hakkının olduğunu  
belirtmiştir. Ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak yaptığı şikayeti bağlamında,  
başvuranın önünde tazminat almak için yeterli iç hukuk yöntemleri bulunduğunu belirtmiştir.  
İddiaya göre Adana Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından kötü muamele gören başvuranın  
bu konuyla ilgili dava açtığım da ifade etmiştir. 26 Haziran 2002 tarihli bir görüşlerinde,  
Hükümet, davanın işlediğim ve işlemlerdeki gecikmenin yerel mahkemelerden  
kaynaklanamayacağını, zira gccikmenin, başvuranın ve şahitlerden birinin bulunmamasından  
kaynaklandığım ifade etmiştir.  
53. AİHM, 3. madde ile gözetilen hakkın 13. madde için de anlam taşıdığım tekrar  
vurgulamıştır. Bir bireyin Devlet görevlileri tarafından kötü muameleye veya işkenceye  
manız bırakıldığını iddia ettiği durumlarda, gereken hallerde tazminat ödenmesine ek olarak,  
“etkili başvuru hakkı” kavramı, sorumluların tanımlanması ve cezalandırılmasını sağlayacak  
kapsamlı, etkin, ve şikayet sahibinin bu soruşturma sürecine erişiminin olmasını sağlayacak  
bir soruşturma gerektirir (bkz. yukarıda anılan Aksoy kararı, § 98).  
54. Bu bağlamda, ivedilik ve süratiiliğin gerekli olduğu kesindir ( bkz. Yasa ~Türkiye, 2 Eylül  
1998 karan, Raporlar: 1998-VI, ss.2439-40, §§ 102-04; Çakıcı -Türkiye [BD], no. 23657/94,  
§ 105, AİHM 1999-1V §§ 80, 87 vc 106; ve yukarıda anılan Mahmut Kaya kararı, §§ 106-07).  
Bazı durumlarda bir soruşturmanın ilerlemesine sekte vuran engeller ve zorluklar olabileceği  
kabul edilmelidir. Ancak, yetkili mercilerin, işkence veya kötü muameleyi soruşturmadaki  
ivedi yaklaşımı, kamuoyunun, bu mercilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığım, yasal  
olmayan davranışlara hoşgörü gösterilmesinin ve hileli anlaşmalar olduğu görünümünün  
verilmesinin önlenmesini sağlamak açısından büyük önem arz etmektedir denilebilir.  
55. Bunun ötesinde, AİIIM, bir Devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleyle suçlandığı  
durumlarda “etkili başvurıı”ııun amaçları çerçevesinde, cezai işlemlerin ve hüküm verme  
sürecinin zaman aşımına uğramamasının; ve genel af veya affın mümkün kilınmamasıııın  
büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca, AİHM, soruşturması veya davası süren  
görevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men edilmesinin  
önemine dikkat çekmiştir ( bkz. Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi Nihai ve  
Tavsiye Kararlan: Tiirkiye, 27 Mayıs 2003, CAT/C/CR/30/5).  
56. Bu davada öne sürülen kanıtlar temelinde, AİHM, polis gözaltı süresinde başvuranın  
manız kaldığı kötü muamele sebebiyle, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak davalı Devleti  
sorumlu bulmuştur. Dolayısıyla bu bağlamda, başvuranın şikayeti, 3. madde ile bağlantılı  
olarak ele alındığında 13. maddenin maksadı açısından “savunulabilir” özellik göstermektedir  
( bkz. McGlinchey ve Diğerleri - İngiltere, no. 50390/99, § 64, 29 Nisan 2003 ve yukarıda  
anılan Yasa kararı, § 112).  
57. AİHM, başvuranın Adana Cumhuriyet Savcıhğı’na kötü muameleye ilişkin şikayette  
bulunduğunu belirtmiştir. Başvuranın ciddi iddialarına rağmen, Savcılık, hiçbir girişimde  
bulunmamış ve kötü muameleyi yapanlara karşı herhangi bir suçlamada bulunmamıştır. Bu  
bağlamda, ancak bir yıl dört ay sonra, yani Avrupa İnsan Haklan Komisyonu’ııuıı başvuruyu  
Hükümet*c iletmesinin akabinde, başvuranın İddiaları çerçevesinde yeni bir soruşturma  
başlatılmıştır. Bir yıl on bir ay sonra, Adana Cumhuriyet Savcısı, Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
bir iddianame yazmıştır. Ancak, Ağır Ceza Mahkemesi, işlemlerin başlamasından yaklaşık  
beş yıl, kötü muameleden ise dokuz yıl sonra polis memurlarına yönelik cezai işlemlere  
devam etmeme karan almıştır.  
58. Hükümet’in, işlemlerdeki gecikmenin, başvuran ve bir tanıklarından birinin  
bulunamamasında!! kaynaklandığı yönündeki görüşüne istinaden AİHM, başvuranın gerek  
Hükümet’e gerekse Mahkeme’ye 20 Şubat 2001 tarihinde Almanya’daki adresini bildirdiğini  
ancak, Adalet bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğünün bu bilgiyi Adana  
Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletmediğini ifade etmiştir. Tanıklardan birinin buluııamamasına  
ilişkin olarak, AİHM, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 10 Nisan 2001 tarihinde bu tanığın  
dinlenmesinden vazgeçmiştir. îlk derece mahkemesi» Adana Cumhuriyet Savcısı’mn, tanığın  
Almanyadaki adresinin belirlemesinin gereğine işaret eden talimatlar yayınlamaya devam  
etmiştir. Ancak, Cumhuriyet Savcısı tanığın adresine ilişkin detayları temin edememiştir.  
AİHM, yetkili makamların, başvuranın ve tanığın bulundukları yeri saptayamamasının  
başvurana yüklenemeyeceği kanısındadır.  
59. AİHM, temel olarak, davadaki gecikmeler ve yerel hukukta yer alan kanuni sınırlamaların  
uygulanması sebebiyle, söz konusu işlemlerden herhangi bir sonuç elde edilememesi  
karşısında şaşkınlığım ifade etmiştir.  
60. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, yukarıda anılan işlemlerin, Sözleşme’nin 13.  
maddesinin gerektirdiği şekilde, yani kapsamlı ve etkin olduğu kanısında değildir.  
61. Sözleşme’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI  
62. Başvuraıı, Sözleşmedin madde 5 §§ 3,4 ve 5iıı ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur:  
cc pc BJ Hmkkeüiü Fcî :Tsvm/Tükm Pü-PvM,eü sSİJ,,mvm JlmvTüîm lmsm,mümü Delm h  
dJ,Jümü nevse/ neHeü div lmv-TC Delm mk,i -PveD lm(Hmlm lm/ml,m lehsi,i sT,TüHTİ kirev div  
CTsmvT,TvG seüki/iüiü HmsJ, div /Mve iCiüke lmv-T,müHmlm Delm mk,i sSDJİhJvHm /Tvm/Tük  
nmssT DmvkTvc Vm,TDevi,He) i,-i,iüiü kJvJİHmkm nmyTv dJ,JüHm/TüT /mr,mlmîms div h  
Ac ömsm,mHm Delm hJhJs,J kJvJHkm dJ,JüHm üekeüil,e Py-Mv,MrMükeü lSs/Jü sT,Tüm  
Py-Mv,Ms sT/Th,mHm/TüTü lm/mlm Jl-Jü,JrJ nmssTükm sT/m div /Mve iCiüke smvmv DevHe/  
-PvM,He/i nm,iüke seüki/iüi /evde/h dTvmsHm/T iCiü div HmnseHele dmİDJvHm nms  
’c BJ Hmkke nMsMH,eviüe mlsTvT S,mvms lm(T,HTİ div lmsm,mHm Delm hJ,J,J s  
HmrkJvJ  
S,mü  
nevse/iü  
hmyHiümh  
z/heHele  
nmssT  
D
63. Hükümet, 15. madde uyarınca yaptığı 6 Ağustos 1990 tarihli derogasyona ve 5 Mayıs  
1992 tarihinde Genel Sekreterce gönderdiği mektuba atıfta bulunmuştur. Başvurana karşı  
alınan tedbirlerin olağanüstü hale ilişkin mevzuat uyarınca alındığını belirtmiştir.  
64. Dolayısıyla AİHM, öncelikle sözkonusu derogasyonun bu davaya uygulanabilirliğini  
belirlemelidir.  
A. Türkiye’nin Sözleşmedin 15. maddesine uyarınca ilan ettiği derogasyouun  
uygulanabilirliği  
65. Sözleşmedin 15. maddesi şöyledir:  
Y Fc VmDmYİ aDYemlmDYmnv,TrTüT henkih ekSü dmİsm div -eüe, hen,ise nm,iüke nev öMs/es VPy,eİHe  
müîms kJvJHJü -eveshivkiri P,CMke De J,J/,mvmvm/T nJsJshmü kSrmü dmİsm lMsMH,M,Ms,eve hev/ kM  
dJ  
VPy,eİHeke  
Pü-PvM,eü  
lMsMH,M,Ms,eve  
mlsTvT  
hekdiv  
4c öJsmvTkmsi nMsMH) HeİvJ /mDmİ :ii,,evi /SüJîJükm Helkmüm -e,eü P,MH nm,i kTİTükm) 4c H  
Hmkke,ev 9:Tsvm F2 De Ec Hmkkeli niCdiv /Jveh,e in,m,e  
H
pc BJ Hmkkele -Pve mlsTvT hekd0v,ev m,Hm nmssTüT sJ,,mümü nev öMs/es VPy,eİHeîi 1mvm:) m  
dJü,mvT -eveshiveü üekeü,ev nmssTükm KDvJ(m ğSü/eli Şeüe, Vesveheviçüe hmH di,-i Devivc BJ öMs/es V  
/PyM -eCeü hekdiv,eviü lMvMv,Msheü sm,shTrT hmvini ke KDvJ(m ğSü/eli Şeüe, Vesveheviçüe di,kivivct  
66. Başvuran derogasyon bildiriminin geçerli olmadığını ifade etmiştir. Bu bağlamda  
yukarıda anılan Aksoy kararına atıfta bulunmuştur (aynı yerde, § 86). Ayrıca, sözkonusu  
derogasyon geçerli olsa dahi bunun AdatıaMa uygulanamayacağını, zira Adanadın  
olağanüstü hal bölgesi kapsamında olmadığını belirtmiştir.  
67. Hükümet, silahlı terörist gruplara mensup şahısların alıkonulmasını düzenleyen usuli  
teminatlardan derogasyona gidilmesinin kesinlikle gerekli olduğunu ifade etmiştir. Terörist  
faaliyetleri soruşturma ve önlemedeki zorluklar sebebiyle, 5. madde uyarınca alıkoyma  
hususunda adlı denetleme sağlanması imkansız olmuştur.  
68. AİHM, 6 Ağustos 1990 tarihli derogasyon ve 3 Ocak 1991 tarihli mektubun anıldığı 424,  
425 ve 430 sayılı Legislative Decree lerin, ayrıntılı içerik özetleri dikkate alındığında,  
olağanüstü hal ilan edilmiş bölgelerde geçerli olduğuna, ancak derogasyona göre bunun  
Adana ilini kapsamadığına işaret eder. Fakat, başvuranın yakalanıp alıkonulması Adana  
Cumhuriyet Savcısının emri ile Adana’da gerçekleşmiştir.  
69. Bu davada AİHM, sözkonusu derogasyonun bölgesel kapsamını değerlendirirken, bu  
derogasyonun etkisini derogasyonun içeriğinde açıkça beyan edilmemiş bir bölgeyi de  
kapsayacak şekilde ele aldığı takdirde, 15. maddenin içeriği ve amacım zedelemiş olacaktır.  
Dolayısıyla, sözkonusu derogasyon, davanın olayları içiıı ratione loci geçerli değildir (bkz.  
Sakık ve Diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997,1997-VII Raporları, § 39).  
70. Sonuç itibarıyla, 15. maddenin gerektirdiklerini sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi  
gerekli değildir.  
B. AİHS Madde 5 § 3  
71. Başvuran, AÎHS madde 5 § 3e dayanarak, yargı yetkisini icra edebilecek bir yargıç veya  
diğer bir görevlinin huzuruna çıkarılmaksızın dokuz gün boyunca polis nezaretinde kaldığını  
ifade ederek şikayetçi olmuştur.  
72. Hükümet ise, başvuranın gözaltına alınmasının kendisinin, terör suçu işlemiş olma  
şüphesini oluşturacak makul dayanakîarm bulunması üzerine, polis nezaretine alınma emrinin  
yetkili bir makam tarafından verildiğini ve bu tedbirin sözkonusu tarihte geçerli olan  
kanunların gerektirdiği şekilde yetkili makam tarafından uygulandığım belirtmiştir.  
73. AİHM bundan önce birkaç vakada, terör suçlarının soruşturulmasını!! yetkili makamlara  
şüphesiz bazı özel sorunlar yaşattığını zaten kabul etmiştir (bkz. Brogan ve Diğerleri -  
İngiltere, 29 Kasım 1988 Kararı, Seri A no. 145-B, ss. 33-34, § 61; Murray - Ingiltere, 28  
Ekim 1994, Seri A no. 300-A, s. 27, § 58; Demir ve Diğerleri - Türkiye, 23 Eylül 1998 kararı,  
1998-VI Raporları, s. 2653, § 41; ve yukarıda anılan Aksoy kararı, § 78). Ancak bu,  
makamların, 5. maddeye dayanarak, mahkemelerin etkili denetiminden ve son aşamada da  
Sözleşmedin denetleyici içtihatından bağmışız bir şekilde, bir terör suçu işlendiği kanısında  
oldukları her vakit, şüphelileri yakalayıp polis nezaretinde alıkoymak için kayıtsız şartsız  
yetkiye sahip olduğu anlamına gelmez ( diğerlerinin yanı sıra bkz. yukarıda anılan Murray  
kararı» § 58).  
74. AİHM, başvuranın gözaltı süresinin dokuz gün olduğunu dikkate almıştır. Brogan ve  
Diğerleri davasında yargı denetimi dışında gerçekleşen dört gün altı saatlik gözaltı süresinin,  
amacı toplumu bir bütün olarak terörizme karşı korumak olmasına rağmen, AİHS madde 5 §  
3’te ifade bulan süreye ilişkin kısıtlamaların dışında tutulduğunu tekrar vurgular ( bkz.  
yukarıdan anılan Brogan ve Diğerleri karan, s. 33, § 62.)  
75. Başvuranın suçlandığı faaliyetlerin bir terörist tehditle bağlantısı olduğu varsayılsa dahi,  
AİHM, yargı müdahalesi olmaksızın, başvuranı dokuz gün gözaltında tutmanın gerekli  
olduğunu kabul etmemektedir.  
76. Dolayısıyla, Madde 5 § 3 ihlal edilmiştir.  
C. AİHS Madde 5 § 4  
77. Başvuran, gözaltında tutulmasının meşruiyetini sorgulayabileceği hiçbir iç hukuk yolunun  
bulunmadığını iddia etmiştir. AİHS madde 5 § 4’e atıfta bulunmuştur.  
78. Hükümet, cevaben, başvuranın gözaltında tutulduğu sürenin ulusal hukukla bağdaştığını,  
zira olayların vuku bulduğu tarihte Devlet güvenlik mahkemeleri içtihadı kapsamında olan  
suçlar için bu sürenin on beş güne kadar uzayabildiğini belirtmiştir.  
79. Madde 5 § 3 bağlamında ulaşılan sonuçla ilgili olarak (bkz74. ve 75. paragraflar), AİHM  
sözkonusu sürenin (dokuz gün) madde 5 § 4’tc ifade bulan “ivedilikle” ilkesine ters düştüğü  
kanaatindedir (bkz, İğdeli - Türkiye, no. 29296/95, § § 34 ve 35, 20 Haziran 2002; Van  
Droogenbroeck - Belçika, 24 Haziran 1982 kararı, Seri A no. 50, s. 29, § 53).  
80. AÎHM, bu davada, başvuranın gözaltı süresinin hukuken öngörülen süre limitini  
geçmediğini dikkate alır. Bu, aslen, başvuranın gözaltına alınmasını soruşturamamasınm  
sebebidir, zira dokuz günlük süre o tarihteki T'ürk yasalarıyla bağdaşmakta idi (bkz. yukarıda  
anılan İğdeli karan, § 35).  
81. Sonuç itibarıyla, madde 5 § 4 ihlal edilmiştir.  
D. AİHS Madde 5 § 5  
82. Başvuran, madde 5 § 5’e dayanarak Sözteşme’nin 5. maddesinin ihlali iddiasına ilişkin  
tazminat hakkının bulunmadığım ifade ederek şikayetçi olmuştur.  
83. Hükümet, kanunsuz alıkoyma hallerinde, kamına aykırı bir şekilde yakalanan veya  
alıkonulan kişilere ödenebilecek tazminata ilişkin 466 sayılı Kanun uyarınca, tazminat  
talebinin ilk derece mahkemesinin nihai kararım takiben üç ay içinde yapılabileceğini beyan  
etmiştir.  
84. AİHM, 466 sayılı Kanuna dayanarak yapılan bir tazminat talebinin yalnızca, Özgürlüğün  
kanunsuzca elden alınması halinde ortaya çıkan zararlar için gündeme getirilebileceğine işaret  
etmiştir. Başvuranın alıkonulmasının iç hukukla bağdaştığım ifade etmiştir. Dolayısıyla, 466  
sayılı Kanunun hükümleri uyarınca başvuranın tazminat hakkı bulunmamaktadır (bkz.  
yukarıda anılan Scıkık kararı, § 60),  
85. AÎHM, AİHS madde 5 § 5’in ihlal edildiği kararma varmıştır.  
IV. AİHSNİN 3., 5., 13. VE 18. MADDELERİ BAĞLAMINDA 14. MADDENİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI  
86. Başvuran, Kürt kökeni ve Kilitlerin ana siyasi partisi ve PKK’nın bir aracı olarak  
algılanan HADEP’le olan bağlantısı sebebiyle alıkonulup işkenceye maruz bırakıldığını iddia  
etmiştir. Atıfta bulunduğu 14. madde şöyledir:  
YBJ VPy,eİHeke hmüTümü nms De Py-Mv,Ms,evkeü lmvmv,müHm) îiü/ileh) Tvs) veüs) ki,) kiü) /  
smümmh,ev) J,J/m, Delm /S/lm, sPseü) J,J/m, div myTü,Trm Heü/J(,Js) /evDeh) kSrJH Delm nevnmü-i dm  
dmsTHTükmü niCdiv mlTvTHîT,Ts lm(T,Hmkmü /mr,müTvco  
87. Hükümet, Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak başvuran tarafından yapılan şikayetin  
temeli bulunmadığını savunmuştur.  
88. AİHM başvuranın iddiasını incelemiştir. Ancak, kendisine sunulan kanıtlarla, bu htiknıün  
ihlaline dair bir kararın alınamayacağım ifade etmiştir.  
V. AİHS’NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
89. Başvuran, Sözleşme haklarım kullanmasına yapılan müdahalelerin, Sözleşme’de kabul  
edilen amaçları teminat altına almaya yönelik olmadığını ileri sürmüştür. Atıfta bulunduğu 18.  
madde şöyledir:  
“BJ VPy,eİHeüiü nMsMH,evi -everiüîe) /PyM eki,eü nms De Py-Mv,Ms,eve -ehivi,eü /TüTv  
Pü-PvM,eü mHmC,mv :Ciü Jl-J,mümdi,ivct  
90. Hükümet bu şikayet hakkında herhangi bir görüş belirtmemiştir.  
91. AİHM, kendisine sunulan kanıtlarla, bu hükmün ihlaline dair bir kararın alınamayacağını  
ifade etmiştir.  
VI. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
92. Sözleşme’nin 41. maddesi şöyledir:  
çLmnseHe zİdJ VPy,eİHe De (vShSsS,,mvHTü in,m, eki,kiriüe smvmv Deviv/TeüDTSrkin,-i,i öMs/es VPy  
zCnJsJsJ dJ in,m,i müîms sT/Heü he,m:i ekedi,ilSv/m) LmnseHe) -eveshiri hmskivke) nmssmüilehe Jl-Jü div /  
-Pveü hmvm:Tü hmhHiüiüe nMsHekevco  
A. Maddi  
Tazminat  
93, Başvuran, 21,571.71 İngiliz Sterlini (34,044.477 Euro) maddi tazminat talep etmiştir.  
94. Hükümet, başvuranın iddialarını destekleyecek kanıt sunamadığını ve iddiaların  
mübalağalı olduğunu belirtmiştir.  
95. AİHM, başvuranın Sözleşme haklarının ihlali sonucunda maddi zarara uğradığını  
kanıtlayamadığım belirtmiştir. Dolayısıyla, bu başlık altındaki iddiayı reddetmiştir.  
B. Manevi Tazminat  
96. Başvuran, 25,000 İngiliz Sterlini (39,547 Euro) manevi tazminat talep etmiştir.  
97. Hükümet talep edilen miktarın çok yüksek olduğunu beyan etmiştir.  
98. AİHM, polis gözaltında kötü muamele ve ayrıca etkili îç hukuk yollarının  
bulunmamasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği kararma  
varmıştır. Davanın olaylarım dikkate alarak ve tarafsız bir değerlendirme neticesinde  
başvurana 15,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
99. Başvuranın polis gözaltında tutulmasına ilişkin olarak, AÎHM, AİHS madde 5 § §3, 4  
ve 5’in ihlal edildiğine işaret etmiştir. Başvuranın, verilecek bir ihlal kararıyla lam olarak  
tazmin edilemeyecek - yakalanmasının meşruiyetini sorgulama imkanından yoksun olarak  
geçirdiği dokuz günden kaynaklanan stres gibi - bir manevi zarara uğradığını kabul  
etmektedir. İçtihadını dikkate alarak ve tarafsız bir değerlendirme neticesinde AÎHM,  
başvurana 2,700 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir (bkz. İğdeli - Türkiye, no.  
29296/95, § 41, 20 Haziran 2002 ve Dalkılıç - Türkiye, no. 25756/94, § 36, 5 Aralık  
4””4 ).  
100. Toplam olarak, AÎHM, başvurana manevi tazminat başlığı altında 17,700 Euro  
ödenmesine karar vermiştir.  
C. Mahkeme Masrafları  
101. Başvuran mahkeme masrafları için 7,594.76 Sterlin (12,014 Euro) talep etmiştir.  
102. Hükümet, tazminat talebini çok yüksek ve asılsız bulmuş ve başvuranın iddialarını  
destekleyecek hiçbir belge sunmadığını belirtmiştir,  
103. AİHM, bu masraflar gerçekten ve gerekli olduğu için tahakkuk etmiş ve miktar  
açısından makul ise tazminat ödenmesine karar verecektir (bkz. Sawicka - Polonya, no.  
37645/97, § 54, 1 Ekim 2002). AÎHM, bu davada bütün masrafların gerekli olduğu  
hususunda ikna olmamıştır. Ancak, çeviriler, özetler ve idari masraflarla ilgili olarak  
yapılan taleplerin gerekli olduğu için tahakkuk ettiği ve miktarlarının da makul olabileceği  
görüşündedir.  
104. Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde, AÎHM, her türlü katma değer vergisi hariç olmak  
üzere ve Avrupa Konseyinden adli yardım olarak alınmış olan 725 Euro çıkarılmak  
suretiyle, başvuranın adil tazmin talebinde de ifade bulduğu gib, başvuranın vekilinin  
İngiltere’deki hesabına yatırılmak üzere 8,659 Euro’ııun sterlin üzerinden ödenmesine  
karar vermiştir.  
D. Gecikme Faizi  
105. AİIIM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasinın uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine,  
2. Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında 13. maddenin ihlal edildiğine,  
t
3. Madde 5 § 3’ün ihlal edildiğine,  
4. Madde 5 § 4’ün ililal edildiğine,  
5. Madde 5 § 5’in ihlal edildiğine,  
6. Sözleşmedin 14. maddesinin ihlal edilmediğine,  
7. Sözleşine’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,  
8. a) Sorumlu Devletin masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözieşme’nin 44 § 2  
maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren tiç ay içinde başvurana  
aşağıdaki meblağların ödenmesine,  
i)tahakkuk edebilecek her türlü verginin de eklenmesi suretiyle 17,700 Euro (on  
yedi bin yedi yüz Euro) manevi tazminat,  
ii) ödeme günündeki kur üzerinden ulusal para birimine dönüştürülerek ve her  
türlü katma değer vergisi hariç 8,659 Euro (sekiz bin altı yüz elli dokuz Euro), bu  
miktardan adli yardım olarak verilen 725 Euro’ııım (yedi yüz yirmi beş Euro)  
düşülmesine vc kalan miktarın ödeme tarihindeki kur üzerinden sterline çevrilerek  
başvuranın vekilinin İngiltere’deki banka hesabına yatırılmasına,  
b) üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez  
Bankasıdm uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın  
gecikme faizi olarak uygulanmasına,  
9.Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine,  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 vc 3. bentleri uyarınca 2 Kasım  
2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir  
J.-P. COSTA  
Başkan  
S. DÖLLE  
Sekreter