Bu davada AİHM, Türk hukukunda mütekabiliyet ilkesinin uygulanış şeklinin AÎHS ile in
abstracto bağdaşıp bağdaşmadığını incelemenin değil, başvuranları etkileme şeklinin AÎHS’yi
ihlal edip etmediğini araştırmanın gerekli olduğuna kanaat getirmektedir.
AIHM, Şişli Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 15 Haziran 2001 tarihli kararında, mütekabiliyet
koşulunun yerine getirilmediği kanaatine vararak sözkonusu taşınmazlara ilişkin
başvuranlann mirasçı sıfatım tanımayı reddettiğini gözlemlemektedir. Konuyla ilgili olarak
davaya bakan hakim Adalet Bakanlığı’nın raporunda belirtilen sonuçlara dayanmıştır. Oysa
bu raporda, Yunanistan’da veraset yoluyla bir taşınmazın edinilmesi konusunda Türk uyruklu
vatandaşlar için bir kısıtlama bulunduğu ortaya konulmamıştır. Bu rapora göre, murisin vefat
ettiği tarihte Yunanistan’da yürürlükte olan yasa metni, sınır bölgelerinde taşınmaz
edinilmesine ilişkin 1990 tarihli yasa idi. Bu yasa sözkonusu bölgelerde taşınmaz edinilmesini
Savunma Bakanlığı’nın iznine tabi kılmaktadır. Bu bölgelerin dışında kalan yerler için
herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır.
Her halükarda, raporda, veraset yoluyla taşınmaz edinilmesine ilişkin kısıtlama bulunmadığı
açıkça belirtilmiştir. Bu hususta AİHM, Adalet Bakanlığı’nın raporunda, bu tip mal
ediniminin farklı yollardan engellendiği yönündeki bilgilere yer verildiğini not etmektedir.
Bununla birlikte sözkonusu bilgiler somut delillere dayandınlmamıştır.
AİHM, Yunan Hükümeti tarafından sunulan iki belgeden Türk vatandaşlarının 1990 tarihli
kanunda getirilen kısıtlamaya konu olan bölgelerde bulunan taşınmazlan miras edinebildiğini
tespit etmektedir. Burada, Yunan mahkemeleri tarafından geçerli sayılmış noter belgeleri
sözkonusudur. Birincisinde miras, 1990 tarihli yasanın yürürlüğe girmesinden önce 6 Ocak
Î978 tarihinde açılmıştır. İkincisinde ise miras, 1990 tarihli yasanın yürürlükte olduğu 10
Mayıs 2001 tarihinde açılmıştır.
Olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’de yürürlükte olan mevzuata ilişkin olarak ise
AİHM, Türk mevzuatında, mütekabiliyet olması kaydıyla Yunan vatandaşlarının taşınmaz
mal edinilmesi konusunda bir engel bulunm adığını not etmektedir. Konuyla ilgili olarak Türk
mevzuatında 3 Şubat 1988 tarihinde bir değişikliğe gidilmiştir. Bu tarihte, Bakanlar Kurulu,
Yunan vatandaşlannın taşınmaz mal edinmelerini yasaklayan 2 Kasım 1964 tarihli
kararnameyi yürürlükten kaldırmıştır. Dolayısıyla murisin öldüğü tarihte 3 Şubat 1988 tarihli
kararname yürürlükteydi. 3 Şubat 1988 tarihli kararnameye ek olarak kabul edilen 23 Mart
1988 tarihli kararname, 1964 yılı kararnamesinin getirdiği kısıtlama nedeniyle tapu siciline
gayrimenkullerini kaydettiremeyen mirasçıların durumunu iyileştirmeyi hedeflemekteydi.
AİHM, Türk Tapu Kanunu’nun 35. maddesinde yapılan yasa değişikliği ile mütekabiliyet
esası yerine getirilmemiş olsa dahi yabancı uyruklu vatandaşlara miras hakkı tanındığını not
etmektedir. Bu durumda miras yoluyla intikal eden taşınmaz malın değeri ödenerek
başvuranın zaran tazmin edilir.
Sözkonusu koşullarda, AÎHM, muris ile aralarında nesep bağı olduğu açıkça ortaya konulan
başvuranların, taşınabilir mallarda olduğu gibi taşınmaz mallar üzerinde de mirasçı sıfatlarının
tanınması için haklı olarak tüm koşulların yerine getirilmesini tasavvur ettikleri kanaatindedir.
Başvuranlann, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin mütekabiliyet esasına riayet edilmediği
düşüncesinde olduğu tahmininde bulunmaları pek mümkün değildi. Bu nedenle, başvuranlar,
murisin taşınmaz mallan üzerinde, AİHM içtihadında kabul edilen ve mülkiyet hakkı yaratan
anlamda “meşru bir beklenti” içindeydiler. O halde mevcut davaya, 1No’lu Ek Protokol’ün 1.
maddesi uygulanmaktadır.
7