kendi adlarına tescil edilmesini talep etme hakkına sahipti. Başvuranların muris ile olan
akrabalık bağına itiraz edilmediğinden, AİHM, başvuranların veraset ilamının geçerli olduğu
dönem boyunca 1 Nolu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, «mtilk» olarak
nitelendirebileceğimiz, Türk hukukunda da tanınan mülkiyet hakkına sahip olduklarına kanaat
getirmektedir (bakınız Inze, ilgili bölüm, prg. 38 ve Apostolid ve diğerleri, ilgili bölüm, prg.
67 ).
AÎHM, tapu sicilinde dava konusu malın başvuranlar adma tescil edilmesine dayanak teşkil
eden veraset ilamının iptal edilmesinin, başvuranların mülklerine saygı gösterilmesi hakkına
müdahale oluşturduğu sonucuna varmaktadır. AÎHM, bu müdahaleyi genel kurallar ışığında
incelemesi gerektiği kanaatim taşımaktadır.
2. Yasallık ilkesi hakkında
1Nolu Ek Protokol’ün 1. maddesi, hepsinden evvel ve Özellikle, idari makamlar tarafından
mülkiyetine saygı gösterilmesinden yararlanma hakkına yapılan müdahalenin yasal olmasını
gerektirmektedir. Demokratik toplumun genel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü,
AİHS’nin bütün maddelerinin ayrılmaz bir parçasıdır {Fransa aleyhine Amuur davası, 25
Haziran 1996, prg. 50, Karar ve hükümlerin derlemesi 1996-III, ve Yunanistan aleyhine
Iatridis davası [GC], n° 31107/96, prg. 58, CEDH 1999-11). Bu haliyle yasal dayanağın
bulunması « yasallık» ilkesinin yerine getirilmesi bakımından yeterli olmamaktadır ve
AÎHM, yasanın niteliği sorununa eğilmesi gerektiği kanaatindedir {İtalya aleyhine Pasculli
davası, n° 36818/97, prg. 84,17 Mayıs 2005). Yasallık ilkesi, iç hukukta yeterince ulaşılabilir,
kesin ve öngörülebilir kuralların bulunması anlamım taşımaktadır {Fransa aleyhine Hentrich
davası, 22 Eylül 1994, prg. 42, seri A n° 296-A, ve Birleşik Krallık aleyhine Lithgow ve
diğerleri davası, 8 Temmuz 1986, prg. 110, seri A n° 102). Bu ilkenin değerlendirilmesinde,
ulusal mahkemeler tarafından iç hukukun uygulanma şeklinin, AÎHS ilkelerine uygun
sonuçlar doğurup doğurmadığının kontrol edilmesi gerekmektedir.
Ulusal mahkemelerin veraset ilamım karşılıklılık ilkesine atıfta bulunarak iptal etmesiyle
ilgili olarak AİHM, klasik nitelikteki uluslararası sözleşmelerden farklı olarak, AİHS’nin
Sözleşmeci Devletler arasında basit karşılıklılık çerçevesini aştığım hatırlatmaktadır. AÎHS,
karşılıklı ikili taahhütler ağının ötesinde, önsözünde ifade edildiği şekilde « toplu
güvence »’den faydalanan nesnel yükümlülükler doğurmaktadır {Birleşik Krallık aleyhine
İrlanda davası, 18 Ocak 1978, prg. 239, seri A n°25). Sözleşmeci Devletler, AİHS’ni
akdederken, ulusal çıkarlanmn korunmasını sağlayan karşılıklı hak ve yükümlülüklerden
vazgeçmeyi değil, fakat, siyasi gelenekleri, idealleri, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğü gibi
ortak değerleri korumak amacıyla Avrupa Konseyi’nin hedef ve ideallerini gerçekleştirmeyi
ve Avrupa’nın özgür demokrasilerinde ortak kamu düzenim oluşturmayı istemişlerdir {İtalya
aleyhine Avusturya davası, n° 788/60, 11 Ocak 1961 tarihli Avrupa Komisyonu karan,
Kararlar ve raporlar (DR) 1961-4, s. 139).
Mevcut davada AİHM, Türk hukukunda karşılıklılık ilkesinin uygulanış şeklinin AÎHS ile
bağdaşıp bağdaşmadığını mücerret olarak incelemenin değil, başvuranlan etkileme şeklinin
AİHS’ni ihlal edip etmediğini araştırmanın gerekli olduğu kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla
AİHM, aşağıda belirtilen nedenlerle bu ilkenin başvuranlara uygulanmasının yasallık ilkesine
cevap vermediğini gözlemlemektedir.
AİHM, 9 Mart 2000 tarihli kararında Sulh Hukuk Mahkemesi’nin karşılıklılık ilkesinin
yerine getirilmediği sonucuna varmak ve başvuranların veraset ilamım iptal etmek için,
Addet Bakanlığı’nın raporunda belirtilen sonuçlara dayandığım gözlemlemektedir.
8